
Esas No: 2015/9192
Karar No: 2015/9192
Karar Tarihi: 2/12/2015
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
VEYSEL KAPLAN BAŞVURUSU (2) |
(Başvuru Numarası: 2015/9192) |
|
Karar Tarihi: 2/12/2015 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh KALELİ |
|
|
Nuri NECİPOĞLU |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Raportör |
: |
Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI |
Başvurucu |
: |
Veysel KAPLAN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan
başvurucunun göndermek istediği mektupların cezaevi idaresi tarafından
gönderilmemesi nedeniyle haberleşme ve ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/2/2013 tarihinde Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı
vasıtasıyla yapılmıştır. 19/12/2012 tarihinde Kocaeli Cumhuriyet
Başsavcılığınca başvuru dilekçesi, şeklî unsurlarının tamamlanması için
başvurucunun bulunduğu infaz kurumuna iade edilmiştir. Başvurucu tarafından eksiklikler
giderilerek 1/3/2013 tarihinde önceki başvuruya konu olan mektup dışında bir
mektubun gönderilmemesi kararı da eklenmek suretiyle toplam beş mektupla ilgili
bireysel başvuru yapılmıştır.
3. 2013/1830 numaralı başvuru dilekçesi ve eklerinin idari yönden
yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve
başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin
bulunmadığı tespit edilmiştir.
4. Başvurucu tarafından yapılan 4/2/2013 tarihli ilk başvuru ile
1/3/2013 tarihli ikinci başvuru, süreçleri ile olay ve olguları farklı
olduğundan söz konusu dört mektupla ilgili 4/2/2013 tarihli ilk başvuru,
2013/1830 No.lu başvuru dosyasından tefrik edilerek bu bireysel başvuru
numarasına kaydedilmiştir.
3. Başvurucu,
bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını
belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur
4. Birinci
Bölüm Üçüncü Komisyonunca 16/6/2015 tarihinde, adli yardım talebinin kabulüne
ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına
karar verilmiştir.
5. Bölüm
Başkanı tarafından 26/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas
incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş
için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
6. Başvuru
konusu olay ve olgular 26/6/2015 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık,
tanınan ek süre sonunda görüşünü 18/8/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine
sunmuştur.
7. Bakanlık
tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 31/8/2015 tarihinde
tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/9/2015 tarihinde bu görüşe karşı beyanda
bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru
dilekçesi, ekleri ile başvuruya konu dosya içeriğinden tespit edilen ilgili
olaylar özetle şöyledir:
9. Malatya
3. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/11/2005 tarihli E. 2005/61, K. 2005/120 sayılı
kararıyla başvurucunun “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan müebbet hapis
cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
10. Başvurucu,
bulunduğu Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz
Kurumu), Sn.K., S.G., Ö.A. ve Sr.K.
isimli arkadaşlarına ayrı ayrı dört mektup göndermek istemiştir.
11. Başvurucunun
Sn.K.ya hitaben yazmış
olduğu bir sayfalık mektupta “ … KUH(?)
süreci devam ediyor. Söze gerek yok. Süreç tıkalı, nereye varacağı bilinmiyor.
Her şeye hazırlıklı olmak şarttır. Haliyle seyirci kalamayacağımızı
söylemiştik. Biz de dörde bölündük süresiz dönüşümlü ag’ye
(70) yetmişinci günde başlıyoruz. İlk başta biz, siz, Ö.ler,
Adıyaman ile birlikte (7) yedişer gün gideceğiz. Sonra Ş., A. ve H. y’lar oradan da biraz memlekete doğru gideceğiz. Ö., E. ve
Malatya derken Karadeniz’le tamamlayacağız gezintiyi.Olur da bir iki gün geç olsa da yine de ona
göre başlanır. Çavémin faksımı alınca bana dön olur
mu? Sanırım sen yanlış haber almışsın. E. y. aynı yerde. Sen bir sevk çıkarıp
gelemedin buraya. Ama olacak bir gün. Başka olumsuz bir durum yok. Bize agden dolayı ceza kestiler. …” ifadeleri yer
almaktadır.
12. Başvurucunun
S.G.ye hitaben yazmış olduğu bir sayfalık mektupta “ … KUH(?)’nin
mevcut süreci ilerliyor. Haklı, meşru taleplere sessiz kalınamazdı. Biz de
genel olarak dörde bölündük süresiz dönüşümlü ag’ye
(70) yetmişinci günde başlıyoruz. (7) yedişer gün gideceğiz. İlk başta biz,
siz, S., Ö.’lerle gideceğiz. Sonra Ş., H. derken
biraz da Malatya, Elbistan, Ö.’ler yol alacak. Oradan
da Karadeniz’le devir tamamlanacak. Böylece epey gezmiş olacağız. Senden hiç
ses çıkmıyor yoldaş. … Öngörmek hazırlıklı olmak bakımından diyorum. Yoldaşlar
pek ketum olunca insanoğlu pek rahat olamıyor. …” ifadeleri yer
almaktadır.
13. Başvurucunun
Ö.A.ya hitaben yazmış olduğu
bir sayfalık mektupta “ … Bu süreç uzayacağa
benziyor. Biz üç günlük ag yapmıştık, ama süreç
tıkalı, haklı meşru taleplere seyirci kalınmaz. Biz de dörde bölündük süresiz
dönüşümlü ag’ye (70) yetmişinci günde başlıyoruz. İlk
başta biz, siz, Sincan, Adıyaman ile birlikte (7) yedişer gün gideceğiz. Sonra
Tekirdağ hattı, oradan da E’ler, Ö.’ler derken son
olarak da Karadeniz’le durağı tamamlayalım. Sen hiç dönmedin yoldaş. … Halbuki
bir süreç başlayınca insan der ki ‘ ne olacak bu
dünyanın hali’ değil mi? . Bazı yoldaşlar çok duyarsız hiç ses vermiyorlar.
Neyse hem işimizi yapacağız, hem de eleştireceğiz. Bu ag’lerde halkımız bir iki gün gecikse de sonuçta böyle
ilerleyecekler. Sonra bakılır artık. … Hevallerin
sürecine bir çok eleştiri olabilir ama esas mesele
talepler ve tabi ki bu uğurdaki direniştir. …” ifadeleri yer
almaktadır.
14. Başvurucunun
Sr.K.ya hitaben yazmış
olduğu üç sayfalık mektupta “İstek ve iyi
niyetle savaşı durdurmak mümkün mü? … Ortada bir savaş
varsa tarafları vardır. Çoçgerî isyanından –
1920’lerden beri faş. Türk devleti Kürt ulusuna karşı savaş sürdürmektedir.
1920’nin 1937-38 arası Kürt isyanlarını soykırımla bastıran devlet 21. Yüzyılda
halen gerilla savaşına tutuşan Kürt hareketini ezmek ve yok etmeye, Kürt
ulusunun siyasal olarak inkar etmeye devam ediyor.
Özlü ifadeyle savaş sürüyor. Şayet savaş varsa, süren bu savaşın son bulmasını
isteyenler olduğu gibi daha şiddetle sürdürülmesini isteyenler de vardır. …
Barış istemek insanın en doğal hakkıdır. Fakat insancıl istekler ile savaşın
son bulmayacağı çok açıktır. Hele ki gerçekleri bir kenara bırakarak sınıfların
varlığını unutarak içi boş vaatlerde bulunanlar arasında devrimci hareketin bir
kısmı varsa ve bu yaklaşımlar Marksizm maskesiyle savunuyorsa burjuva sapmanın
boyutu çok daha ciddi demektir. Açıktır ki bir tarafın isteğiyle savaş
durdurulamaz. Kürt ulusunun haklı, meşru, demokratik haklarının bir kısmının
kabul edilmesi isteğini sürekli dile getirmekle savaş sonlanamaz. … Sürdürülen
savaşın zorbalığı altında inleyen Kürt ulusunun, ezilen Kürt halkının barış
arzusu, bütün iyi niyetli açıklamalarla karşılanmayacağı gün gibi açıktır.
Anlaşılıyor ki reformist legal partiler, küçük burjuva devrimci hareketlerin
bir kısmı Türk devletinin neredeyse yüzyıllardır Kürtlere karşı sürdürdüğü
savaşın siyasal ve toplumsal niyetiyle pek ilgilenmemektedirler. … Diğer yandan
sürdürülen savaşın özü sadece silahlı ayaklanma dönemiyle asla açıklanamayacağı
için devletin belli hakların tanınması karşılığında da PKK’ nin
silahsızlandırılması Kürtler açısından asla bir barış anlamına gelmez. …
Savaşın sonlandırılmasının iki yolu vardır: f. Türk devletinin K. K…n
üzerindeki hâkimiyetinin parçalanması anlamına gelen Kürt ulusunun savaşarak
bağımsızlığını kazanmasıdır. … Kürtler açısından da bu, sakatlanmış bir
özgürlük olacaktır. Bu durumda Kürt ulusu da dünyada bir avuç tekelci emperyal devletin baskısı altında yaşayan bağımlı ezilen
uluslara katılmış olacaktır. … İkinci yolu ise: Türk ,
Kürt ve çeşitli azınlıklardan işçi,köylü geniş halk
kitlelerinin proleter devrim yoludur. Emperyalist güçlerin yerel ve bölgesel
egemenliğini kıracak ve gerçekten ezilen sınıflara barış getirecek tek yol
budur. Bu anlamıyla iyi niyetli barış temennileri, devrimci kitlelerin
silahsızlandırılmasını değil, komünist hareketin her bakımdan Türk ulusal
hâkimiyetinin Kürtler üzerinden kalkması için savaşması gerekir ve propaganda
etmesi zorunluluğunu unutmamalıdır. … Savaş PKK ile başlamadı; bu nedenle PKK ‘nın uzlaşması ve silahsızlandırılmasıyla da son bulmaz. …
Hakimiyet ve sömürüyü yöneten emperyalizm ve ezen ulus Türk hakim
sınıflar, savaşın bir tarafıdır. Diğer tarafı ise kan ve gözyaşıyla tarihi
yoğrulan, soykırıma uğrayan, yok edilen yağmalanan Kürt ulusudur. … Tarihsel
deneyim bizlere emperyalistlere ve işbirlikçi sınıfların pohpohlanmalarına,
barış ve huzur vaatlerine kanmamayı öğretmiştir. Barışı sağlamak için savaş
sürdüren gerici hakim sınıfların iktidarını yıkmak
için savaşmak gerekir. … Kürt ulusunun kendi devletini kurma hakkının dışındaki
tüm gerici engeller ve zincirler kırıldıktan sonra güncel olarak sürdürülen
savaşın sonlandırılmasının toplumsal, siyasal karşılığı olabilir. … Çünkü savaş
sadece silahlı örgüte karşı değil, tarihsel olarak Kürt ulusuna karşı
verilmektedir. Bu nedenle gerçekten barış isteyenler ‘savaşa karşı olanlar’
Türk ulusal ayrıcalığına karşı, emperyalist işbirlikçi Türk hakim
sınıflarının Kürt ulusu üzerindeki hakimiyetini kırmak için savaşmalıdırlar. …
Aksine kitlelerin silahlanması ve kendi demokrasilerini inşa etmeleri tarihsel
zorunluluktur. Bu tarihsel doğru Kürt ulusunun kendi devletini kurma hakkının
eline alması için savaşmaktan başka yolunun olmadığını da göstermiştir. Mkp ’nin T. Ve KK devrimi için
silahsızlanma yolunu değil de silahlanma ve savaşma yolunda ısrar etmesi sınıf
savaşımının zorunlu sonucudur. … D.Ark
ne zaman çıkıyor? Fazlaca gecikmedi mi? Bu konuda merakta kaldık. N.D.(Bayburt M tipi hapishanesi)’e H.G. yollamanızı rica
etsem. Bir diğer mevzu D.Ark’ın
fazla geciktirilmemesidir.” ve benzeri ifadeler yer almaktadır.
15. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik
Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı fıkrası
uyarınca söz konusu mektupları inceleyen İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu; üç
mektup (bkz. §§ 11, 12, 13) yönünden sırasıyla 16/11/2012 tarihli ve 2012/370
sayılı, 16/11/2012 tarihli ve 2012/371 sayılı, 16/11/2012 tarihli ve 2012/372
sayılı kararlarla mektupların alıkonulmasına karar vermiştir. Anılan kararların
gerekçesi aynı olup ilgili bölümü şöyledir:
“… Terör örgütüne destek vermek amacıyla açlık
grevine girmeleri gerektiğini ve bunun diğer cezaevlerinde kalan kendi örgüt
elemanları içerisinde sıraya koyarak yapmaları konusunda planlama yaptığı, bu
şekilde örgüt elemanlarını eylem yapmaya teşvik ettiği anlaşıldığından …”
16. İnfaz Kurumu, Sr.K.ye gönderilmek istenen mektup (bkz. §
14) yönünden 2/10/2012 tarihli ve 2012/54-53 sayılı kararıyla mektubun
alıkonulmasına karar vermiştir. Anılan kararın gerekçesi şöyledir:
“İlgili mektubun içeriğinde Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin bölünmez bütünlüğünü zedeleyici, bölücü ve ayrımcı
unsurların yer aldığı ve yine kurum ve kuruluşları paniğe yöneltecek yalan
yanlış örgüt propagandası şeklinde örgütsel haberleşmeye yönelik yorum ve
ifadeler bulunmaktadır.”
17. Başvurucu bu kararlara karşı Kocaeli İnfaz Hâkimliği
nezdinde şikâyet başvurularında bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği sırasıyla
7/12/2012 tarihli ve E.2012/2195, K.2012/2330 sayılı, 7/12/2012 tarihli ve
E.2012/2196, K.2012/2333 sayılı, 7/12/2012 tarihli ve E.2012/2197, K.2012/2331
sayılı, 7/12/2012 tarihli ve E.2012/2139, K.2012/2337 sayılı kararlarla İnfaz
Kurumu Disiplin Kurulu kararlarına atıfta bulunarak başvurucunun şikâyetlerini
reddetmiştir.
18. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararlarına karşı itiraz
yoluna başvurmuştur. İtirazı inceleyen Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesince;
sırasıyla 15/1/2013 tarihli ve Değişik İş 2013/23 sayılı, 15/1/2013 tarihli ve
Değişik İş 2013/21 sayılı, 15/1/2013 tarihli ve Değişik İş 2013/18 sayılı,
15/1/2013 tarihli ve Değişik İş 2013/22 sayılı kararlarla İnfaz Hâkimliğinin
kararlarındaki gerekçeye atıf yapılarak kararın usul ve yasaya uygun olduğundan
bahisle başvurucunun itirazlarının reddine karar verilmiştir.
19. Anılan karar başvurucuya 21/1/2013 tarihinde tebliğ
edilmiş, başvurucu 4/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
20. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesi şöyledir:
“(1)Hükümlü, bu
maddede belirlenen kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve
telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme
hakkına sahiptir.
(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine
gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu
komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.
(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye
düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya
diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya
kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti
içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından
yazılmış ise gönderilmez.
(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya
savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi
değildir.”
21. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak çıkarılan
6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının
Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün
(İnfaz Tüzüğü/Tüzük) 91. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye
düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya
diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden
olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit
ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü
tarafından yazılmış ise gönderilmez.”
22. İnfaz Tüzüğü’nün 122. maddesi şöyledir:
“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve
gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve
telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür
başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru
tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve
gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde
sakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf
içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.
(2) Resmî makamlara veya savunması için
avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü
uygulanır.
(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp
incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve
telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”
23. İnfaz Tüzüğü’nün 123. maddesi şöyledir:
“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline
gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmi
dört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun disiplin kurulu tarafından
kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde, mektup aslı çizilmeden veya
yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna kadar muhafaza edilir.
Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı idarede tutularak
fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde çizilerek disiplin
kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir. Mektubun tamamının
sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı tebliğ edilir.
Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için gereken süre
beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise, disiplin kurulu
kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise, infaz hâkimliği
kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz hâkimliği kararına
itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise mahkemenin kararına
göre işlem yapılır.
(2) Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğ
tarihinden itibaren on beş gün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının
kullanılmaması veya infaz hâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren
bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin
kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalı görülen kısımlarının
okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun
verilmeyeceği bildirilir.
(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen
mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması
durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”
24. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
298. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Hükümlü ve tutukluların beslenmesini
engelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlü
ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya
da bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvurucunun 4/2/2013 tarihli ve 2015/9192 numaralı bireysel başvurusu
incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu; yazmış olduğu mektupların Cezaevi İdaresince
haksız gerekçelere dayanılarak sakıncalı bulunduğunu; mektupların teorik,
felsefi, kültürel, hukuki, ahlaki analizler içerdiğini ifade ederek haberleşme
ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat
talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
27. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun
haberleşme ve ifade hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmış ise
de bu iddiaların özü, göndermek istediği mektupların İnfaz Kurumunca
gönderilmemesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin kısıtlanmasıyla ilgilidir.
Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi
ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §
16). Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamında
değerlendirilmiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de
haberleşme alanında ifade özgürlüğünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
(Sözleşme/AİHS) 8. maddesi ile güvence altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.
No: 5947/72…, 25/3/1983, §107; Fazıl Ahmet
Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02, 5/12/2006, § 33; Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015,
§ 23).
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Başvurucunun, göndermek istediği mektupların sakıncalı
olduğuna karar verilmesi nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkin
şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul
edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Başvurucu ve Bakanlık Görüşleri
29. Başvurucu; yazmış olduğu mektupların Cezaevi İdaresince
haksız gerekçelere dayanılarak sakıncalı bulunduğunu; mektupların teorik,
felsefi, kültürel, hukuki, ahlaki analizler içerdiğini ifade ederek haberleşme
ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Bakanlık görüşünde AİHM’in
içtihatları hatırlatılarak başvurucunun iddialarının bu kararlar doğrultusunda
değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.
31. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında; başvuru
dilekçesindeki ifadelerini tekrar ederek mektupların siyasi, felsefi analizler
içerdiğini, Cezaevi güvenliğini tehdit edecek bir içerik taşımadıklarını,
mektuplarla hiç kimsenin açlık grevi ve ölüm orucuna teşvik edilmediğini ve
onlara talimat gönderilmediğini, mektuplarda buna yönelik bir ifadenin yer
almadığını belirtmiştir.
b. Genel İlkeler
32. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:
“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.
Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin
önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak
usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin
yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.
Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur.
Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden
kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve
kuruluşları kanunda belirtilir.”
33. Sözleşme’nin “Özel ve
aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve
haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,
kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,
genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin
korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda
gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale
yapılamaz.”
34. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri Sözleşme’nin
8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte Sözleşme’nin 8.
maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır. Başvurucunun
iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22. maddesinde
düzenlenmiştir.
35. Anayasa’nın 22. maddesinde herkesin haberleşme özgürlüğüne
sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır.
Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesini
isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak
koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra, içeriği ve biçimi ne olursa
olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır. Haberleşme
bağlamında, bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve görsel iletişimlerine
konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir. Posta, elektronik
posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan haberleşme
faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği kapsamında
değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 49).
36. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve
haberleşmesinin gizliliğine keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,
Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.
Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla
haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte
haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru birtakım sınırlamalara
tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin
ikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında
sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, § 50).
37. Anayasa’nın “Temel hak ve
hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler,
özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,
Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
38. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve
güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak
ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde
bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın
bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun
genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması
zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama
kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 22. maddesinde yer
verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki,
B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 35).
39. AİHM kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan
müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını
oluşturan mevzuatın, “ulaşılabilir”, yeterince açık ve belirli bir eylemin
gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinci olarak söz
konusu sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalı olmalıdır, bunun yanı sıra
müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§
85-90; Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71,
6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88,
25/3/1992, § 34).
40. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen
müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var
olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
c. İlkelerin Olaya Uygulanması
i. Müdahalenin Varlığı
41. Somut olayda başvurucunun bulunduğu İnfaz Kurumu Disiplin
Kurulu kararlarıyla başvurucunun göndermek istediği mektupların; yukarıda (bkz.
§ § 11, 12, 13) içeriğine yer verilen üçü bakımından açlık grevi yapmaya teşvik
ettiği, dördüncüsü (bkz. § 14) bakımından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
bölünmez bütünlüğünü zedeleyici, bölücü ve ayrımcı unsurların yer aldığı ve
yine kurum ve kuruluşları paniğe yöneltecek örgüt propagandası şeklinde
örgütsel haberleşmeye yönelik yorum ve ifadeler bulunduğu gerekçesiyle
tamamının sakıncalı olduklarına karar verilmiştir. Dolayısıyla anılan işlem ile
kamu makamları tarafından başvurucunun haberleşme özgürlüğüne bir müdahalede
bulunulmuştur.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
42. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci
fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve
Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe
Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanın
Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili
maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme; Anayasanın sözüne
ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve
ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının
belirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz,
§ 36).
Kanunilik
43. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle kanunla
öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen kanunla
öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel prensibi içermektedir. İlk olarak
müdahale teşkil eden eylem mevzuatta yer alan bir düzenlemeye dayanmalıdır.
İkinci olarak müdahalenin dayanağını teşkil eden düzenleme ilgili kişi
açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son olarak söz konusu
düzenlemenin, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona göre
yönlendirme ve belli koşullar çerçevesinde, eylemler neticesinde meydana
gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta olması
gerektiğidir (Silver ve diğerleri/Birleşik
Krallık, §§ 86-88).
44. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıkları
yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını oluşturan 5275 sayılı
Kanun (68. maddesi) ile İnfaz Tüzüğü (91., 122. ve 123. maddeleri) Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir
olduğuna kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler;
cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,
buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık ve
anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetimi ile
birlikte, mektubun kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde başvurulacak
tedbirler ile bu yöndeki işlemlere karşı hükümlünün başvurabileceği dava
yollarının da düzenlendiği, bu hâliyle ilgili düzenlemenin yeterince açık,
anlaşılabilir ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda 5275
sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı
değerlendirilmiştir (Ahmet Temiz,
§§ 38-46).
Meşru Amaç
45. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalelerin meşru kabul
edilebilmesi için bu müdahalelerin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci
fıkrasında sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin
önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.
46. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da
haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukuka uygun ve demokratik
toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik
refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın
korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılmış
olması aranmakta olup bu şartlar altında yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.
47. Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşmenin
gizliliğine yönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde
olabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen
amaçlara dayalı olarak ve hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir. Bununla
birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ile istisna
tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna; hâkim
kararı alınması şartına yönelik olarak anlaşılmalı, 22. maddenin ikinci
fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklinde
yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngören
Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların
dar yorumlanması gereği karşısında, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci
fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlama
sebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunla
genişletilmesi mümkün değildir (Ahmet Temiz,
§ 49).
48. Yukarıda da belirtildiği gibi cezaevlerinin Anayasa’nın 22.
maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğu kabul
edilmekle birlikte bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı alınması
şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem tesis
edilebileceği anlamına gelmektedir. Ayrıca bu kurumların haberleşme hürriyetine
müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için mutlaka Anayasa’nın 22.
maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma sebeplerine dayalı olması
gerekmektedir (Ahmet Temiz, §
50).
49. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,
görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç
örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları
paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,
faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği, hükümlü tarafından
yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir. Burada belirtilen sebeplerin,
Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış olan kamu düzeni ve suç
işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde cezaevinde güvenliğin ve
disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.
50. Somut olayda, başvurucunun göndermek istediği mektupların
sakıncalı bulunmasına yönelik Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararları; ilk
üçü bakımından açlık grevi yapmaya teşvik ettiği, dördüncüsü bakımından Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğünü zedeleyici, bölücü ve ayrımcı
unsurların yer aldığı ve yine kurum ve kuruluşları paniğe yöneltecek yalan
yanlış örgüt propagandası şeklinde örgütsel haberleşmeye yönelik yorum ve
ifadeler bulunduğu gerekçesine dayandırılmıştır.
51. 5237 sayılı Kanun’un 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası
uyarınca hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya
ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi suçtur.
52. Bu kapsamda başvurucunun mektuplarının, İnfaz Kurumunca
denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalelerin; kamu
düzeni, cezaevlerinde güvenliğin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi
amaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa"nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22.
maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna
varılmıştır.
Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve
Ölçülülük
53. Başvurucu; yazmış olduğu mektupların Cezaevi İdaresince
haksız gerekçelere dayanılarak sakıncalı bulunduğunu; mektupların teorik,
felsefi, kültürel, hukuki, ahlaki analizler içerdiğini, Cezaevi güvenliğini
tehdit edecek bir içerik taşımadıklarını, mektuplarla hiç kimsenin açlık grevi
ve ölüm orucuna teşvik edilmediğini ve onlara talimat gönderilmediğini,
mektuplarda buna yönelik bir ifadenin olmadığını ifade ederek haberleşme
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
54. Bakanlık görüşünde; AİHM kararlarında, ceza infaz
kurumlarında bulunan kişilerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı
başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceğinin belirtildiği ifade
edilmiş; başvuruya konu mektupların gönderilmemesinin Anayasa’nın 22. maddesi
ile AİHS’in 8. maddesi çerçevesinde
değerlendirmesinin gerekli olduğu vurgulanmıştır.
55. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda
zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan
kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını
içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik
Krallık, § 97).
56. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin
demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediği
kararlarda, öncelikle ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin yazışmalarının
belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet
vermeyeceğini, ceza infaz kurumunun olağan ve makul gereksinimleri dikkate
alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, §
51; Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık,
§ 98).
57. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının bu değerlendirmeyi
yaparken mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarında bulunan
hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile bağlantısında en önemli araçlardan
olduğunu göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 45).
58. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru
birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa"nın 22.
maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa"nın 13.
maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük
ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmektedir
(Yasemin Çongar ve diğerleri, B.
No: 2013/7054, 6/1/2015, §§ 57, 58).
59. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir
anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik toplum düzeninin gerekleri"
ölçütü, Anayasa"nın 13. maddesi ile AİHS"in 8., 9.,
10. ve 11. maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla
demokratik toplum ölçütü; çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde
yorumlanmalıdır (Fatih Taş, B.
No: 2013/1461, 12/11/2014, § 92).
60. Nitekim Anayasa Mahkemesinin sıklıkla vurguladığı üzere
demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence
altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle
kullanılamaz hâle getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle
uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle temel hak ve özgürlükler, istisnai olarak ve
ancak özüne dokunulmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için
zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler. (AYM,
E.2006/142, K.2008/148, 24/9/2008). Başka bir ifadeyle yapılan sınırlama hak ve
özgürlüğün özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede
güçleştiriyorsa, etkisiz hâle getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak
sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum
düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, 28/4/2011; AYM,
E.2006/142, K.2008/148, 17/4/2008; Fatih Taş,
§§ 92, 93).
61. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak
ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.
Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak
için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında
yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin
elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,
20/2/2014, § 84; Fatih Taş, §§
92, 93).
62. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edilebilmesi için temel
hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine
getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, §
183).
63. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa"nın 19. maddesi kapsamında
hukuka uygun olarak "bir mahkûmiyet
kararına bağlı olarak tutma" biçiminde değerlendirilebilecek
kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (İbrahim
Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa"nın ve
Sözleşme"nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına
genel olarak sahiptirler (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No:
74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz
sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin
sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda
sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan
Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, §
35).
64. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan gönderilen
yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek yukarıda
belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi dâhilinde
objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna
edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi
gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra
yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve
mahkûmiyet sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§
98, 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010,).
65. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak
değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin
kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşme özgürlüğünü kısıtlama
bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne
uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat Tuncel, § 87).
66. Öncelikle somut olayda, hükümlü olan başvurucunun göndermek
istediği mektupların benzerliği ve sakıncalı bulunma gerekçeleri dikkate
alınarak yapılan müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olup
olmadıkları Sn.K. (bkz. § 11) ,
S.G. (bkz. § 12) ve Ö.A.ya (bkz. § 13) yazılan
mektuplar ile Sr.K.ya yazılan mektup yönünden iki
kısımda incelenecektir.
Sn.K., S.G. ve Ö.A.ya Yazılan Mektuplar Yönünden
67. Başvurucunun Sn.K. (bkz. § 11),
S.G. (bkz. § 12) ve Ö.A.ya
(bkz. § 13) yazmış olduğu mektupların içerikleri birbirinin benzeri olup
neredeyse aynı ifadelere yer verildiği görülmektedir. “Silahlı terör örgütüne
üye olma” suçundan mahkûm olan başvurucu, İnfaz Kurumunda bulunduğu esnada
başka infaz kurumlarında bulunan arkadaşlarına eş zamanlı olarak göndermek
istediği birer sayfadan oluşan mektuplarda, kendisinin de bulunduğu bir grubun dörde
bölünerek “süresiz dönüşümlü ag’ye (70) yetmişinci günde” başlayacaklarını
açıkladıktan sonra isimlerini zikrettiği bir kısım insanların belirlenen bir
sırayla “(7) yedişer gün gideceklerini” ifade
etmiştir.
68. Mektuplarda geçen isimlerin bulunduğu grubun dışından biri
tarafından okunması hâlinde rahatlıkla anlaşılamayacak şekilde kapalı bir dille
çeşitli kısaltmalar kullanan başvurucunun, kimler tarafından hangi tarih ve
süreyle yapılacağı planlanmış bir davranış biçiminden bahsettiği kuşkusuzdur.
Anlatımlarda geçen “ag”
kısaltmasının açlık grevi; “(7) yedişer gün
gitme” ifadesinin açlık grevi eylemi yapma olduğu anlaşılmaktadır.
İnfaz Kurumu, mektuplarda başvurucunun “Terör
örgütüne destek vermek amacıyla açlık grevine girmeleri gerektiğini ve bunun
diğer cezaevlerinde kalan kendi örgüt elemanları içerisinde sıraya koyarak
yapmaları konusunda planlama yaptığı, bu şekilde örgüt elemanlarını eylem
yapmaya teşvik ettiği” gerekçesine istinaden mektupların
sakıncalı olduğuna karar vermiştir.
69. 5237 sayılı Kanun’un 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası
uyarınca hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya
ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi suçtur.
70. Haberleşmenin farklı infaz kurumlarında bulunan kişiler
arasında gerçekleşmesinin istendiği hatırda tutulmalıdır. Ayrıca başvurucu
tarafından mektubun gönderilmek istenildiği dönemde, PKK terör örgütüne destek
vermek amacıyla ülke genelindeki infaz kurumlarında açlık grevi eylemlerinin
devam ettiği, eylem yapan veya ileride yapması muhtemel hükümlü/tutuklular
arasındaki eyleme yönelik iletişimin, söz konusu eylemleri
yaygınlaştırabileceği veya var olanların süresini uzatabileceği öngörülebilir
bir olgudur.
71. Açlık grevi yapma eylemi ile ilgili bilgi ve haberlerin
tutuklu/hükümlüler arasındaki iletişime konu olmasına infaz kurumlarınca
temkinle yaklaşılması ve bu haberleşmenin daha sıkı denetime tabi tutulması
kurumların asayiş ve güvenliğini sağlamaya yönelik kabul edilebilir mahiyettedir.
72. Yasa dışı silahlı örgüt üyeliği nedeniyle hükümlü olan
başvurucunun, yine hükümlü/tutuklu olan bazı kişilere kapalı ifade ve
kısaltmalar kullanarak açlık grevini yapacakları tarihi, sırayı ve süreyi aynı
anda bildirmek istediği mektupların, bu eylemleri yapmaya teşvik ettiğini
değerlendiren ve bu doğrultuda ülke genelindeki eylemleri de nazara alarak
haberleşmenin örgütsel gayeli olabileceği kanaatine varan İnfaz Kurumunca kamu
düzeni, cezaevinde disiplinin ve güvenliğin sağlanması, suçun önlenmesi
amaçlarıyla mektupların gönderilmemesi şeklinde tedbir alınması makul
görülmüştür. (Atilla ve diğerleri/Türkiye)
73. Buna göre başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yönelik
kısıtlamanın, Anayasa’nın 22. maddesi anlamında demokratik toplumda kamu düzeninin
korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli olan demokratik toplum
düzenin gereklerine aykırı olduğu düşünülemez.
Bununla birlikte mektuplarda geçen yukarıdaki (bkz. §§ 11, 12, 13)
ifadelerin mektupların neredeyse tamamını oluşturduğu dikkate alındığında Tüzük’ün 123. maddesi uyarınca bu ifadelerin okunamaz hâle
getirilerek bahse konu mektupların gönderilmesinin bir anlamı olmayacaktır.
74. Sonuç olarak İnfaz Kurumunun gerekçesi dikkate alındığında
başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin Anayasa’nın 22. maddesi
anlamında demokratik toplumda kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin
önlenmesi için gerekli olan demokratik toplum düzenin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olduğu söylenemez.
75. Açıklanan nedenlerle söz konusu mektuplar bakımından
getirilen kısıtlamanın bir ihlal içermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 22.
maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edilmediğine
karar verilmesi gerekir.
Sr.K.ya Yazılan Mektup
Yönünden
76. Başvurucu, Sr.K.ya
(bkz. § 14) göndermek üzere yazmış olduğu üç sayfa mektupta “İstek ve iyi niyetle savaşı durdurmak mümkün mü?”
başlığı altında birtakım siyasi ve ideolojik görüşlerini açıklamıştır. “Türk Devleti” ile “Kürt Ulusu” arasında 1920’lerde bir “savaşın” bulunduğunu ifade eden metin
yazarı, bu “savaşın” devam
ettiğine işaret ederek “tek tarafın
isteğiyle savaşın sonlandırılamayacağını, Kürt halkının meşru ve demokratik haklarının bazılarının kabul
edilmesinin savaşı durdurmaya yetmeyeceğini, ancak bu halka kendi devletini
kurma hakkının tanınmasıyla savaşın bitmesinin toplumsal ve siyasal
karşılığının olabileceğini” vurgulamış; PKK terör örgütünün
silahsızlandırılmasının “Kürtler açısından
asla barış anlamına gelmediğinin” altını çizmiştir. “Savaşın sonlandırılmasının” iki yolu
olduğunu belirten başvurucu; ilkinin “Kürtlerin
savaşarak bağımsızlığını kazanması”, ikincinin -Ki kendisince bu,
ezilen sınıflara barış getirecek tek yoldur.-
“Türk, Kürt ve çeşitli azınlıklardan oluşan geniş halk kitlesinin proleter devrimi”
olduğunu, bunun için ise “devrimci
kitlelerin silahsızlandırması değil savaşması gerektiğini” öne
sürmüştür.
77. “Aksine kitlelerin
silahlanması ve kendi demokrasilerini inşa etmeleri tarihsel zorunluluktur. Bu
tarihsel doğru Kürt ulusunun kendi devletini kurma hakkının eline alması için
savaşmaktan başka yolunun olmadığını da göstermiştir. Mkp
’nin T. Ve KK devrimi için silahsızlanma yolunu değil
de silahlanma ve savaşma yolunda ısrar etmesi sınıf savaşımının zorunlu
sonucudur.” ifadesiyle metnini tamamlayan başvurucunun, yasa dışı
eylemleri meşrulaştırarak Kürt halkının devlet kurma hakkı olduğunu ve bu hakkı
sadece “silahlanma ve savaşma yolu” ile
elde edebileceklerini belirtmek suretiyle şiddete teşvik ettiği açıktır. Bu
yönde, içeriğinde “Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin bölünmez bütünlüğünü zedeleyici, bölücü ve ayrımcı unsurların ve
örgüt propagandası şeklinde örgütsel haberleşmeye yönelik yorum ve ifadelerin
bulunduğu” değerlendirilen mektubun,
kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçları çerçevesinde İnfaz Kurumunca
alıkonulması şeklinde tedbir alınması makul görülmüştür.
78. Buna göre başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yönelik
kısıtlamanın, Anayasa’nın 22. maddesi anlamında demokratik toplumda kamu
düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli olan demokratik
toplum düzenin gereklerine aykırı olduğu düşünülemez. Bununla birlikte mektubun
tamamıyla yukarıda (bkz. § 14) yer verilen anlatıma benzer nitelikteki
ifadelerden oluştuğu dikkate alındığında Tüzük’ün
123. maddesi uyarınca bu ifadelerin okunamaz hâle getirilerek mektubun
gönderilmesinin bir anlamı olmayacaktır.
79. Sonuç olarak İnfaz Kurumunun gerekçesi dikkate alındığında
başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin Anayasa’nın 22.
maddesine göre demokratik toplumda kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin
önlenmesi için gerekli olan demokratik toplum düzenin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olduğu söylenemez.
80. Açıklanan nedenlerle söz konusu mektup yönünden getirilen
kısıtlamanın bir ihlal içermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 22. maddesinde
güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edilmediğine karar
verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme
özgürlüğünün ihlaline ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan
haberleşme özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Adli yardım talebinin kabulüyle geçici muafiyet sağlanan
yargılama giderlerinin tahsilinin, başvurucunun mağduriyetine neden olacağı
anlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun
339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun yargılama
giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
D. Kararın bir örneğinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.
maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığına ve Kocaeli İnfaz
Hâkimliğine gönderilmesine
2/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.