
Esas No: 2018/435
Karar No: 2021/253
Karar Tarihi: 11.03.2021
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2018/435 Esas 2021/253 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacılar İstemi:
4. Davacılar vekili; müvekkillerinin kök murisi...’ın 21.12.1991 tarihinde vefat ettiğini, ölümünden bir gün önce ise dava konusu taşınmazı torunu olan davalı ..."a satış suretiyle devrettiğini, gribe yakalanan murisin ömrünün son günlerini yaşadığını düşünerek taşınmazı oğlu ... ...’a devretmek istediğini ancak oğlunun isteği üzerine hasta yatağında iken torununa temlikte bulunduğunu, borcu bulunmayan ve satıştan gelecek paraya ihtiyacı olmayan mirasbırakanın bu devri mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yaptığını, davalının da herhangi bir taşınmaz satın alacak maddi durumunun olmadığını, kaldı ki aynı gün para alış verişi de yapılmadığını, satıştan bir gün sonra ölen murisin terekesinden para çıkmadığını, tüm bunların yapılan devrin gerçekte bağış olduğunu gösterdiğini ileri sürerek, davacıların miras payları oranında tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde ise mahfuz hisseleri oranında tasarrufun tenkisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili; taşınmazın devrinden sonra yirmi yıla yakın süre geçmesine rağmen davacıların herhangi bir talepte bulunmadıklarını, iddia edildiği gibi murisin oğlu ... ...’a bir teklifte bulunmadığını, davalının 1977 yılından beri dedesine bakması ve her türlü ihtiyacını karşılaması nedeniyle taşınmazı temlik ettiğini, ayrıca davalının bu devir nedeniyle Türk Ticaret Bankasına bir miktar para yatırdığını ve paranın tüm mirasçılar adına ... tarafından çekildiğini, yine murisin devir işlemini hasta yatağında değil tapuya giderek bizzat yaptığını, ölümün de ani bir kalp krizi sonucunda vuku bulduğunu, hastalıktan istifade edilerek alınan bir ferağ bulunmadığını, 135 m2 büyüklüğünde ve üzerinde kerpiç bir ev bulunan taşınmazın 1991 yılındaki değerinin oldukça düşük olduğunu, davalının o yıllarda kadrolu futbol antrenörlüğü yaptığını ve bankaya cüzi bir miktar para yatırdığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.09.2013 tarihli ve 2012/37 E., 2013/463 K. sayılı kararı ile; murisin ölmeden bir gün önce taşınmazı torunu olan davalıya devrettiği, davacı tanıklarının yapılan satış işleminin muvazaalı olduğunu ve gerçekte mirasbırakan..."ın bu satıştan para almadığını beyan ettikleri, davalı tanıklarının ise farklı beyanda bulunarak satışın gerçek olduğunu belirttikleri, ancak satışın yapılmasından bir gün sonra murisin ölmesine karşın davalı tanığı ..."ın murisin evi sattıktan sonra aldığı para ile bir kısım tadilatlar yaptırdığını, kalan parayı da bankaya yatırdığını beyan ettiği, bu beyanın samimi ve inandırıcı görülmediği, ömrünün son anlarına gelen bir kişinin bu şartlar altında evini satmasının da hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bir gün sonra ölümün gerçekleştiği dikkate alındığında satış işleminin çok acele yapıldığı ve maksadın gerçek satış olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 06.04.2015 tarihli ve 2014/3310 E., 2015/4847 K. sayılı kararı ile;
“...Türk Medeni Kanununun 6. maddesinde düzenlendiği üzere "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür."Yine 6100 sayılı HMK"nın 190/1 maddesi gereğince "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."
Somut olaya yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca bakıldığında; mirasbırakanın mirasçılardan hiçbirisiyle probleminin olmadığı, dolayısıyla temliki mal kaçırmak amacıyla yaptığı iddiasının kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davacıların temlikin muvazaalı olduğu iddiasını ispatlayamadıkları gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir...” gerekçesi ile yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.05.2016 tarihli ve 2016/4 E., 2016/161 K. sayılı kararı ile ilk hükümdeki gerekçeler tekrar edilerek; murisin ölmeden bir gün önce taşınmaz satmasının satışın makul ve normal olmadığına karine oluşturduğu, uzun zamandır malını satmayan murisin hasta hali ile işlem yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, satıştan elde edilen paranın kime verildiği ve murisin mal varlığında satıştan dolayı bir artış olduğuna dair hiç bir delilin mevcut olmadığı, diğer anlatımla satıştan elde edilen paranın bulunmadığı, ayrıca davanın reddi gerektiğinden bahisle karar bozulmuş olmasına karşın tenkis talebinin hiç değerlendirilmediği, bozma kararının bu yönü ile de yerinde olmadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda mirasbırakan tarafından ölümünden bir gün önce davalı torununa satış suretiyle yapılan temlikin, mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak yapıldığı iddiasının davacı tarafça ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir.
13. Hemen belirtilmelidir ki; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede;
“Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır” hükmüne yer verilmiştir.
14. Buna göre muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir.
15. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.
16. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.
17. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve “muris muvazaası” olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır. Muvazaa davalarının büyük bölümü muris muvazaasına ilişkin bulunmaktadır.
18. Az yukarıda açıklanan Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır.
19. 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararı ile; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu"nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” karar verilmiştir.
20. 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.
21. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda “tam muvazaa” özelliği de taşınmaktadır.
22. Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.
23. Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır.
24. Miras hakları, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engellenen mirasçılar saklı pay sahibi olsun ya da olmasın yukarıdaki İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek iptalini isteyebilirler. Ancak, muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hüküm ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hüküm uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bundan dolayı kendi lehine hak çıkaran taraf ispat etmelidir.
25. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.
26. Davayı açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür.
27. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.
28. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
29. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir.
30. Eldeki somut olaya gelindiğinde ise mirasbırakan... 01.07.1900 doğumlu olup, 21.12.1991 tarihinde ölmüştür. Geride eşi ... ve oğlu ... ile kendisinden önce vefat eden kızı ...’nin çocukları mirasçı olarak kalmışlardır. Murisin eşi 2002 yılında, oğlu ... ise 2011 yılında vefat etmişlerdir. Dava konusu 136 m2 büyüklüğündeki kerpiç ev ve avlu vasfındaki 7 parsel sayılı taşınmaz ise mirasbırakana aitken oğlu ...’dan olma torunu ...’a 20.12.1991 tarihinde 8.000.000TL (8,00 YTL) bedelle satış suretiyle temlik etmiştir. Ancak, taşınmazın gerçek değerinin belirlenmesi için mahkemece keşif yapılmış ve devir tarihindeki serbest piyasa koşullarına göre taşınmazın değeri 75.000.000,00TL (75,00 YTL) olarak saptanmıştır.
31. Mahkemece dinlenen davacı tanıkları ise mirasbırakan...’ın emekli maaşı aldığını, dava konusu taşınmazda bulunan evde oturduğunu ve herhangi bir borcunun bulunmadığını beyan etmişlerdir. Bu beyanlardan devir tarihinde oldukça ileri yaşta olan murisin içinde oturduğu evini satmasını gerektirir makul bir sebep ve ihtiyacının olmadığı anlaşıldığı gibi davalı tarafından satış karşılığında cüzi miktarda yapıldığı ileri sürülen ödemeye dair bir belge de sunulmamıştır. Kaldı ki, devirden bir gün sonra ölen murisin terekesinden herhangi bir para çıkmamış, geride kalan eşi ...’da ölümüne değin söz konusu evde oturmaya devam etmiştir. Belirtilen tüm bu olgular yanında taşınmazın gerçek değeri ile tapuda gösterilen bedeli arasında fahiş bir fark bulunduğu da dikkate alındığında; mirasbırakanın diğer mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla dava konusu taşınmazı tek erkek evladının oğlu olan davalıya satış suretiyle temlik ettiği, ancak resmi akitte satış olarak gösterilen işlemin gerçek bir satış olmayıp, bedelsiz olarak yapılan devrin bağış niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
32. Diğer yandan, satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir bedel karşılığında yapılacağı açık olmakla birlikte, bedelin mutlaka para olması şart olmayıp, Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2010 tarihli ve 2010/1-295 E., 2010/333 K.; 23.05.2019 tarihli ve 2017/1-1263 E., 2019/603 K.; 23.01.2020 tarihli ve 2017/1-1247 E., 2020/47 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, ebeveynin normal bakımın ötesinde özel bir ihtimam ve bakıma muhtaç olduğu ve görev sınırının aşıldığı durumlarda yapılan bakım ve hizmetin semen olarak değerlendirilmesi mümkündür. Böyle bir durumda temlik ivazlı sayılır ise de somut olayda davalının uzun yıllar boyunca dedesine bakıp hizmet ettiği yönündeki savunmasını ispat eder nitelikte bir delil bulunmamaktadır.
33. O hâlde, yerel mahkemece mirasbırakan tarafından yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu kabul edilerek verilen direnme kararı yukarıda açıklanan ilke ve esaslar ile yasal düzenlemelere uygun olup, yerindedir.
34. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanmasına karar verilmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.