
Esas No: 2020/119
Karar No: 2021/318
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/119 Esas 2021/318 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 5. Hukuk Dairesince davanın esastan reddine karar verilmiştir.
2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili aleyhine Gemlik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/211 E. sayılı dosyası ile kamulaştırma bedelinin tespiti davası açıldığını, mahkemece 08.03.2016 tarihli ara karar ile bilirkişi tarafından tespit edilen kamulaştırma bedelinin Gemlik Halk Bankası Şubesine depo edilmesine karar verildiğini, gerekçeli kararın 04.05.2016 tarihinde verilmesine rağmen kamulaştırma bedelinin müvekkiline ödenmesi için bankaya müzekkere yazılmadığını ve mahkeme kararının infaz edilmediğini, 07.10.2016 tarihinde yazılı olarak UYAP üzerinden bankaya müzekkere yazılması yönünde talepte bulunulduğunu ancak bu konuda herhangi bir karar verilmediğini, müvekkilinin kamulaştırma bedeline ancak 26.02.2019 tarihinde ulaşabildiğini, Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verileceğinin ve bu kararın tapu dairesi ile paranın yatırıldığı bankaya bildirileceğinin düzenlendiğini, ihbar olunan hakim tarafından Kanun’a ve mahkeme kararına uyulmayarak kamulaştırma bedeline ulaşmalarının engellendiğini, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46. maddesinde düzenlenen farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı uygulama yapıldığını ve hakkın yerine getirilmesinden kaçınıldığını, bu nedenle müvekkilinin faiz geliri kadar maddi zararının bulunduğunu, kamulaştırma bedeli vadeli hesaba yatırılsaydı (bankalarca mevduatlara fiilen uygulanan azami faiz oranları dikkate alındığında) müvekkilinin 51.615,07TL faiz geliri elde edeceğini ileri sürerek fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 51.615,07TL maddi tazminatın 26.02.2019 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; HMK’nın 46. maddesinin şartlarının oluşmadığını, hatalı olduğu ileri sürülen kararda, özel amaç ile davranıldığı yönünde bir delil bulunmadığını, HMK’nın 48. maddesine göre dayanılan sorumluluk nedenlerinin delillerinin açıkça belirtilmesi gerektiği halde, sorumluluğu ispata yarayacak yeterli delil sunulmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
6. İhbar olunan hakim yargılamaya katılmamış ve beyanda bulunmamıştır.
Özel Daire Kararı:
7. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 19.12.2019 tarihli ve 2019/2 E., 2019/4 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı vekili 27/03/2019 tarihli dava dilekçesinde özetle Gemlik 2. Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2015/211 Esas sayılı dosyası ile müvekkili hakkında kamulaştırma bedelinin tespiti davasının açıldığını, mahkemece yapılan keşif sonucu kamulaştırma bedelinin tespit edildiğini, mahkemesi tarafından bu bedelin Gemlik Halk Bankası Şubesine depo edildiğini, dava dosyasının 04/05/2016 tarihinde karara çıkmasına rağmen kamulaştırma bedelinin ödenmesi için bankaya müzekkere yazılmadığına, müvekkilinin kamulaştırma bedeline ancak 26/02/2019 tarihinde ulaşabildiğini, bu durumun Kamulaştırma Kanununun 10.maddesine aykırılık teşkil ettiğini, farklı bir anlam yüklenmeyecek kadar açık olan bu kanun hükmünün ihlal edildiğini, mahkemece kamulaştırma bedelinin ödenmesi için yapılan başvurularının sonuçsuz kaldığını, bu durumda müvekkilinin faiz gelirinden de mahrum kaldığını bildirerek 51.615,07 TL"nin 26/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
Dosyaya cevap veren Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın zamanaşımına uğradığını, olayda HMK"nun 46.maddesinin şartlarının oluşmadığını, hatalı olduğu ileri sürülen kararda özel bir amaç güdülmediğinden davanın reddini talep etmiştir.
Dava dilekçesi ihbar olunan hakim ..."a tebliğ edilmiş, davaya karşı herhangi bir cevap dilekçesi sunmamıştır. Tazminat isteminin delili olarak sunulan Gemlik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/211 Esas 2016/333 Karar numaralı dava dosyasının tasdikli fotokopisi dosya arasına getirtilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinde kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davanın 04/05/2016 tarihinde karara çıktığı aynı celse davalı ... vekili tarafından dosyaya mazeret dilekçesi sunulduğu, verilen karara uygun olarak tapu hissedarlarından Nafiz Delibaş"a 132.040,40 TL"nin ödenmesi için Halk Bankası Şubesine müzekkere yazıldığı, keza diğer hissedarlardan Rıdvan Yalçın"a 33.154,25 TL"nin ödenmesi için 14/06/2016 tarihinde müzekkere yazıldığı, hissedarlardan Nihal Öztop"a 132.040,00 TL"nin ödenmesi için 22/06/2016 tarihinde müzekkere yazıldığı anlaşılmıştır.
Diğer yandan davacı ... vekilinin 20/06/2016 tarihinde temyiz başvurusunda bulunduğu, buna rağmen müvekkili adına yatırılan paranın ödenmesi için herhangi bir müracaatının olmadığı anlaşılmıştır. Davacı vekilinin UYAP üzerinden yapmış oldukları başvuruya istinaden delil olarak dosyaya sunduğu 07/10/2016 tarihli dilekçeye ise bedel tespiti dosyasında rastlanmamıştır. Temyiz incelemesi için Dairemize gelen dosya gerekçeli kararın hüküm fıkrasının her bir hissedara ödenecek paraların hesaplanarak düzeltilerek onandığı dava dosyasının mahkemesine gittikten sonra davacı vekili tarafından verilen dilekçe üzerine 26/02/2019 tarihinde Halk Bankasına müzekkere yazıldığı anlaşılmıştır.
Hakimin hukuki sorumluluğunu düzenleyen HMK 46.maddesinde sorumluluk sebepleri tek tek sıralanmıştır.
Bunlar:
a)Kayırma veya taraf tutma taraflardan birine olan kin ve düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması,
b)Sağlanan veya vaadedilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması,
c)Farklı anlam yüklenmeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması,
ç)Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanarak hüküm verilmiş olması,
d)Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması,
e)Hakkın yerine getirilmekten kaçınılmış olması,
Olarak sıralanmıştır.
Davacı taraf bu sebeplerden 46/1-c maddesine dayanmıştır. Hakimlerin görevleri sırasında vermiş oldukları zararlardan dolayı devletin sorumluluğuna başvurulabilmesi için Türk Borçlar Kanunundaki gibi zarar, kusur ve illiyet bağının aranması gerekir.
Somut olayda ihbar olunan hakimin diğer hissedarların paylarını hesaplayarak bankaya müzekkere yazdığı, davacının vekilinin son celse mazeretli olması nedeniyle başvuruda bulunmadığı, dosyanın Yargıtay"dan döndükten sonra talep yazılarının bulunduğu, delil olarak gösterilen 07/10/2016 tarihli dilekçeye ise dosya kapsamında rastlanmadığı, kaldı ki hakimin diğer hissedarlara ödeme yaparken davacıya yapmamak gibi bir kastının da bulunmadığı anlaşıldığından açılan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.
G.D:
1-HMK"nun 46. maddesindeki koşullar oluşmadığından davanın esastan REDDİNE,
2-Takdiren disiplin para cezasının verilmesine yer olmadığına,
3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca davalı yararına takdir olunan 3.300,00 TL maktu avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,” karar verilmiştir.
Kararın Temyizi:
8. Özel Daire kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. ÖN SORUN
9. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; dava ve temyiz dilekçeleri birlikte değerlendirildiğinde, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 51.615,07TL maddi tazminatın 26.02.2019 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte tahsilinin istenmesi ve davanın esastan reddine karar verilmesi karşısında, davacı vekili tarafından temyize konu edilen kararın miktar itibari ile temyizi kabil olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir.
10. Bu aşamada istinaf ve temyize ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.
11. Bölge adliye mahkemeleri 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete geçmiş olup, bu tarihten itibaren 6100 sayılı HMK’nın istinaf ve temyiz hükümleri uygulanmaya başlanmıştır.
12. 6100 sayılı HMK’nın istinaf yoluna başvurulabilen kararları düzenleyen 341. maddesi:
“(1) İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.
(2) Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen mal varlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir (Ek cümle: 24/11/2016-6763/41 md.). Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir…” düzenlemesini içermektedir.
13. İlk derece mahkemeleri tarafından verilen ve miktar veya değeri 3.000 (yeniden değerleme oranlarına göre hesaplandığında 2019 yılı için 4.400) Türk Lirasını geçmeyen mal varlığına ilişkin davalardaki kararlar kesindir. Kesinlik sınırı bakımından manevi tazminat istemleri için bir istisna getirilmiş ve miktarı ne olursa olsun manevi tazminata ilişkin kararlara karşı istinaf yoluna başvurunun mümkün olduğu belirtilmiştir.
14. Aynı Kanun’un temyiz edilemeyen kararları düzenleyen 362. maddesinde:
“(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:
a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar…” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
15. HMK’nın 341/2. maddesi gereğince manevi tazminat davaları yönünden kesinlik sınırı olmaksızın istinaf yoluna başvurulabilmesine rağmen temyize ilişkin olarak bu şekilde bir istisna yer almadığından manevi tazminat açısından temyiz kesinlik sınırı göz önüne alınarak temyizin mümkün olup olmadığı değerlendirilecektir.
16. Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise ona bağlı kalınmalıdır.
17. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 02.01.2017 tarihli ve 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilen (08.03.2018 tarihli ve 7072 sayılı Kanun ile kanun hükmü olarak kabul edilen) “Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri” başlıklı 15. maddesinin 3. fıkrasında:
“İlk derece mahkemesi olarak ilgili dairelerce verilen hükümlerin temyiz yoluyla incelemesini yapmak” hükmü yer almaktadır.
18. Bu hükümde özel dairelerce ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği ve Hukuk Genel Kurulunun bu kararları temyiz yoluyla inceleyeceği belirtilmektedir.
19. Yargıtay ilgili hukuk dairesinin tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir; temyiz incelemesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır (Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, 2. Baskı, Kasım 2018 s. 645).
20. Öte yandan bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla veya istinaf incelemesi sonucu verdiği kararlar için dahi ayrım yapılmaksızın HMK’nın 362. maddesinde belirtilen kırk bin Türk Liralık temyiz kesinlik sınırı uygulandığından Yargıtay hukuk dairelerince ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen kararların temyizi için de bu parasal sınırın esas alınması ve bu miktarı geçen kararlara karşı temyiz yolunun açık olduğunun kabul edilmesi gerekir. Aksinin kabulü hâlinde Kanun’un bölge adliye mahkemesi için ilk derece mahkemesi veya istinaf incelemesi yapan mahkeme olarak tanıdığı kırk bin Türk Liralık parasal sınır dâhilinde kesin karar verme yetkisini Yargıtay hukuk dairelerine tanımadığı gibi bir sonuç ortaya çıkar ki kanun koyucunun bunu amaçladığı mümkün görülmemektedir.
21. Yukarıda belirtildiği üzere miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar temyiz edilemez. HMK’nın Ek madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir. Bu hükümlere göre hesaplama yapıldığında 2019 yılı için temyiz kesinlik sınırı 58.800,00TL’dir.
22. HMK’nın 366. maddesinin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. maddesi uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak bu hükme rağmen temyiz edilen karar kesin olduğu hâlde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiş ise de, 01.06.1990 tarihli ve 1989/3 E., 1990/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Hukuk Genel Kurulu tarafından temyiz talebinin reddine karar verilebilecektir. Bu İçtihadı Birleştirme Kararı mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri nedeniyle verilmiş olsa da HMK’daki benzer düzenlemeler de aynı yorum ve sonucu doğurduğu için HMK hükümlerine göre temyiz yönünden de uygulanması gerekir.
23. Tüm bu açıklama ve yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; somut olayda, davanın dayanağı olan Gemlik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.05.2016 tarihli ve 2015/211 E., 2016/333 K. sayılı kararı ile davacı ve dava dışı kişilere ait olan taşınmazın kamulaştırılmasına ve tespit edilen kamulaştırma bedelinin taşınmaz maliklerine ödenmesine karar verilmiş, kararın temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 19.12.2018 tarihli ve 2017/16905 E., 2018/25424 K. sayılı kararı ile düzeltilerek onanmıştır. Kararın kesinleşmesi üzerine mahkemece, davacı hissesine isabet eden kamulaştırma bedelinin davacı vekiline ödenmesine ilişkin olarak ilgili bankaya müzekkere yazılmıştır.
24. Davacı vekili HMK’nın 46. maddesi kapsamındaki bu davada, kamulaştırma bedelinin geç ödendiği iddiasıyla müvekkilinin faiz geliri kadar maddi zararının bulunduğunu, kamulaştırma bedeli vadeli hesaba yatırılsaydı (bankalarca mevduatlara fiilen uygulanan azami faiz oranları dikkate alındığında) müvekkilinin 51.615,07TL faiz geliri elde edeceğini ileri sürerek fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 51.615,07TL maddi tazminat talep etmiştir. Dolayısıyla, davacının tespiti mümkün fazlaya ilişkin başka bir hakkı olmayıp uyuşmazlık konusu miktar 51.615,07TL’dir. Bu durumda dava değeri 2019 yılı itibariyle temyiz kesinlik sınırı olan 58.800,00TL’nin altında kalmakta olup, anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması miktar itibariyle mümkün bulunmadığından davacı vekilinin temyiz isteminin miktar itibarıyla reddine karar vermek gerekmiştir.
25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, maddi tazminat istemiyle açılan eldeki davada, Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verildiği, bu nedenle HMK’nın 341. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiği, HMK’nın 341/2. maddesi gereğince maddi tazminat isteminin 2019 yılı itibarıyla temyiz kesinlik sınırı olan 4.400,00TL’nin üzerinde olduğu, kararın kesin olmadığı ve temyiz incelemesinin yapılması gerektiği görüşleri ile, davacı vekilinin kamulaştırma bedelini gecikmeli olarak aldıklarını belirterek müvekkilinin bu döneme ilişkin faiz gelirinden mahrum kaldığı gerekçesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 51.615,07TL maddi tazminat talebinde bulunduğu ve dava dilekçesinde zarar hesabı yönünden bilirkişi incelemesine dayandığı, davacının haklı bulunması durumunda, davacı tarafından hesaplanmış olan tazminata hükmedilmesi söz konusu olmayıp, mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak zarar miktarının tespit edileceği, dosya kapsamına göre talepten daha azına hükmedilebileceği gibi fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması sebebiyle, dilekçede belirtilen miktardan daha fazla bir zarara uğranıldığının tespiti hâlinde bu miktara da hükmedilebileceği, bu durumda; fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması ve zarar miktarının mahkemece hesaplattırılmasının gerekmesi karşısında, dava dilekçesinde bildirilen miktarın temyiz talebinin kesinlik yönünden değerlendirilmesinde dikkate alınamayacağı, kararın kesin olmadığı ve temyiz incelemesinin yapılması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
26. Hâl böyle olunca, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi gerekir.
III. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 23.03.2021 tarihinde yapılan görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
Dava yargısal faaliyetten dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesine dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda davanın esastan reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunca yapılan temyiz incelemesinde dava konusu talebin miktar itibariyle temyiz kesinlik sınırının altında kalıp kalmadığı ön sorun olarak tartışılmış ve davacının 51.615,07TL olan talebinin, kararın verildiği 19.12.2019 tarihinde HMK 362. maddesi gereğince uygulanması gereken 58.800,00TL’lik kesinlik sınırının altında olduğu ve karara karşı temyiz yasa yoluna gidilmesinin miktar itibariyle mümkün olmadığı gerekçesi ile miktar itibariyle ret kararı verilmiş olup, aşağıda açıkladığım gerekçe ile bu görüşe katılamıyorum.
Şöyle ki;
Davacı vekili; Gemlik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/211 esas sayılı davasında müvekkili lehine hükmedilen kamulaştırma bedelinin ödenmesi konusunda taleplerine rağmen bankaya zamanında yazı yazılmaması sebebiyle kararın infaz edilemediğini ve bu nedenle kamulaştırma bedelini gecikmeli olarak aldıklarını belirterek, müvekkilinin bu döneme ilişkin faiz gelirinden mahrum kaldığı gerekçesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 51.615,07TL maddi tazminat talebinde bulunmuş ve dava dilekçesinde zarar hesabı yönünden bilirkişi incelemesine dayanmıştır.
Davacının haklı bulunması durumunda davacı tarafından hesaplanmış olan tazminata hükmedilmesi söz konusu olmayıp, mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak zarar miktarı tespit edilecek ve dosya kapsamına göre talepten daha azına hükmedilebileceği gibi, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması sebebiyle, dilekçede belirtilen miktardan daha fazla bir zarara uğranıldığının tespiti hâlinde bu miktara da hükmedilebilecektir. Başka bir deyişle, mevcut dava dilekçesine göre davacı vekilinin tazminat talebine konu miktarı hesaplamış olması yargılamayı yapan mahkeme için bağlayıcı değildir.
“Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa’nın 36. maddesine “adil yargılanma” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme’yi yorumlayan AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir” (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. B. No: 2014/13156, 20/04/2017 § 34).
“Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkin güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynasuh, B.No:2013/8896, 23.2.2016,§33).
Öte yandan mahkemeye erişim hakkı ilk derece mahkemesine dava açma hakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını içerir (Ali Atlı, B. No:2013/500, 20103/2014, § 49).” (Anayasa Mahkemesi Bülent Özer, B. No: 2018/36896, 25.02.2021, § 33,34).
Bu durumda; tazminata hükmedilmesi söz konusu olduğunda zarar miktarının mahkemece hesaplattırılması gerektiğinden, dava dilekçesinde bildirilen miktar, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması karşısında temyiz talebinin kesinlik yönünden değerlendirilmesinde dikkate alınamaz. Zarar miktarı bilirkişi incelemesi ile belirleneceğinden ve bu aşamada bilinmesi mümkün olmadığından; sayın çoğunluğun, dava dilekçesinde belirtilen 51.615,00TL’lik miktarın karar tarihindeki kesinlik sınırı olan 58.800,00TL’nin altında olduğu ve bu nedenle temyiz talebinin miktar bakımından reddine ilişkin görüşüne katılamıyorum.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.