Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2018/1090
Karar No: 2021/337
Karar Tarihi: 25.03.2021

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2018/1090 Esas 2021/337 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2018/1090 E.  ,  2021/337 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


    1. Taraflar arasındaki “Kurum İşleminin İptali ve Tespit” davasının yapılan yargılaması sonucunda, Bakırköy 2. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair 16.02.2017 tarihli 2015/289 E., 2017/38 K., sayılı kararın davalı ... Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK/Kurum) vekilince temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

    I. YARGILAMA SÜRECİ
    Davacı İstemi:
    2. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı...Tekstil San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.’nin imalat sorumlusu olarak çalıştığını, şirketin ödenmeyen prim borçlarından dolayı usul ve yasaya aykırı olarak 34 BJ 0322 plaka sayılı aracına haciz konulduğunu, Kurum tarafından ödeme emri ve haciz bildirisi tebliğ edilmediğini, 18.12.2002 tarihli imza sirküleriyle iki imza ile birlikte müdür olarak yetkili kılınmış ise de şirketin imalat bölümü sorumlusu ve yetkilisi olarak çalıştığını, şirketin mali konuları ve sigorta prim tahakkuk ödemeleri ile ilgili görev ve yetkisi bulunmadığını, müvekkilinin işyerinden 26.06.2003 tarihinde istifa ederek ayrıldığını, sigorta prim borcunun ise bu tarihten sonra 2003 yılı 9 ila 12. aylar ile 2004 yılı 1 ila 4. aylara ilişkin olduğunu, şirketin 09.02.2004 tarihli ortaklar kurulu kararı ile de istifa nedeniyle yeni müdürler atadığını belirterek müvekkilinin sigorta primleri nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, ödeme emrinin iptali ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı:
    3. Davalı ... Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde; Kurumda işlem gören...Tekstil San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ye ait bulunan işyeri ile ilgili olarak davacının 19.03.2001 tarihli ve 5255 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlanan 21.02.2001 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirketin üst düzey yetkilisi olarak görev yapmaya başladığını, davacının istifası ile prim borcundan kurtulacağı kabul edilse dahi istifanın buna dair ortaklar kurulu kararının Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandıktan sonraki dönem için 3. kişiler açısından etkili olacağını, Jan Tekstil San. Ve Dış Tic. Ltd.Şti’ nin icraya intikal eden ve hâlen derdest olan 2004/13340 sayılı dosyası ile icra takibine konu edilen 1.157.082,80TL prim ve gecikme zammı borcu ve 2004/13341 sayılı dosya ile takibe konulan 102.847,69TL işsizlik sigortası primi ve gecikme zammı borcu bulunduğunu, %10 tazminata hükmedilmesine karar verilmesini belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.

    İlk Derece Mahkemesi Birinci Kararı:
    4. Bakırköy 2. İş Mahkemesinin 21.09.2010 tarihli ve 2007/510 E., 2010/600 K. sayılı kararı ile; davacıya ödeme emrinin tebliğine dair tebligat parçası mevcut olmadığından 7 günlük yasal süre içinde davanın açılıp açılmadığını incelemenin mümkün olmadığı, dosyada mevcut 18.12.2002 tarih ve 5699 sayılı Ticaret Sicil gazetesinde yayınlanan 20.11.2002 tarihli ortaklar kurulu kararında şirketi tek başına temsil ve ilzama 10 yıl süre ile yetkili olan kişinin Kenan Can Küçükkutlu olduğu, genel müdür durumunda olan bu kişinin sorumluluğunun söz konusu olacağı, davacı ve dava dışı üç kişinin ise anılan şahıs himayesinde müdür olarak atanmış olup, yetkilerinin ise ancak çift imza ile olduğu, zira diğer üç müdürden biri imza atmadığı takdirde davacının ödeme yapmasının mümkün olmadığı, davacının şirket içinde hizmet akdi ile çalışan sigortalı durumunda olduğu, nitekim beyanındaki gibi 26.05.2003 tarihinde bu görevinden ayrıldığı 06.10.2004 tarihinde başka işyerinde çalışmaya başladığı, yönetim kurulunun müdür değişikliği ile ilgili kararını ise ibraz edilen 01.03.2004 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı üzere 09.02.2004 tarihinde aldığı, üçüncü kişilere duyuru mahiyetinde olan Ticaret Sicil ilanından evvel 26.05.2003 tarihinde fiilen biten görevin, aradaki süre içerisinde bir sorumluluk getirmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
    5. Bakırköy 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    6. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 11.04.2013 tarihli ve 2013/2998 E., 2013/7337 K. sayılı kararı ile; “ ...Dava, nitelik itibariyle, davacının dava dışı ... Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti."nin 2003/9-2004/4 dönemi prim ve işsizlik sigortası primi borcunun tahsiline yönelik, davacı aleyhine düzenlenen ödeme emirlerinin ve adına kayıtlı ... plaka sayılı araç üzerine konulan haczin iptali istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Davacının, prim borçlusu Limited şirketin ortağı olmayıp 20.11.2002 tarih ve 2002/4 nolu ortaklar Kurulu kararı ile en az iki imza ile şirketi ilzama yetkili müdür olarak atandığı 9.2.2004 tarih ve 2004/1 sayılı ortaklar Kurulu kararı ile de davacının şirketteki görevinden ayrılması nedeniyle şirket müdürlüğünün iptal edildiği davalı şirketteki hizmet bildiriminin 10.1.2004 tarihine kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.
    Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Yasa"nın 80. maddesi hükmüne göre, Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, süresi içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri Kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Hal böyle olunca, 506 sayılı Yasa"nın 80. maddesi hükmüne göre, 20.11.2002-9.2.2004 döneminde işveren limited şirketin müdürlüğünü yapmış olan davacı, işveren şirketin bu dönemdeki prim ve gecikme zammından oluşan tüm borcundan dolayı Kuruma karşı işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunmaktadır.
    Açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, davacının 2003/9-12 ayları ve 2004/1-2 aylara ilişkin prim borçlarından sorumlu olacağı gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
    İlk Derece Mahkemesi İkinci Kararı:
    7. Bakırköy 2. İş Mahkemesinin 27.05.2014 tarihli ve 2013/682 E., 2014/193 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararına uyularak davanın reddine karar verilmiştir.
    Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
    8. Bakırköy 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    9. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 12.05.2015 tarihli ve 2014/20494 E., 2015/10598 K. sayılı kararı ile; “Dava nitelikçe dava dışı limitet şirketin ödenmeyen 2003 yılı 9, 10, 11, 12. aylar ile 2004 yılı 1, 2, 3, 4. aylarına ait prim ve işsizlik sigortası pirim ve gecikme zammı borçları nedeniyle, üst düzey yönetici olduğundan bahisle davacıya gönderilen ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
    Dairemizin “Davacının, prim borçlusu Limited şirketin ortağı olmayıp 20.11.2002 tarih ve 2002/4 sayılı ortaklar Kurulu kararı ile en az iki imza ile şirketi ilzama yetkili müdür olarak atandığı 9.2.2004 tarih ve 2004/1 sayılı ortaklar Kurulu kararı ile de davacının şirketteki görevinden ayrılması nedeniyle şirket müdürlüğünün iptal edildiği davalı şirketteki hizmet bildiriminin 10.1.2004 tarihine kadar devam ettiğinden davacının 2003/9-12 ayları ve 2004/1-2 aylara ilişkin prim borçlarından sorumlu olacağına “ ilişkin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Yasa"nın 80. maddesi hükmüne göre, Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, süresi içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri Kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.
    Davacının 2002 yılında limitet şirkette müşterek imza ile şirketi temsil ve ilzama yetkili müdür olarak atandığı, şirkette hizmet akdi ile çalışmakta iken 10.01.2004 tarihinde şirketten ayrıldığı davacının şirket ortağı olmaması nedeniyle Ticaret Sicil Memurluğunda tescil ve ilan koşulu gerekmeksizin anılan tarihler arasında davacının şirketi temsil ve ilzamla yetkili üst düzey yönetici olduğu ve bu durumunun devamı süresince şirketin borçlarından işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık temsil ve ilzam yetkisinin işten ayrıldığı 10.01.2004 tarihinden giderek ödeme emirlerinin dayanağı borcun doğumundan önce sona erip ermediğine ve 10.01.2004 tarihinde sona ermesi durumunda da ödeme emrine konu borçtan sorumluluğun sınırlarına ilişkindir.
    Davacının şirketteki görevinden 26.06.2003 tarihinde ayrıldığını iddia etmiş olup bu savunmanın üzerinde durulmadan sonucu gidilmesi hatalıdır. Her ne kadar Kurum kayıtlarından da, davacının 10.01.2004 tarihinde şirketteki çalışmalarının sona erdiğinin anlaşılmakta ise de bu durum şirketteki çalışmasının sürdüğüne karine olup temsil ve ilzam yetkisinin devam ettiğinin göstergesi değildir. Hal böyle olunca davacının temsil ve ilzama yetkili olduğu müdürlük görevinden istifa ettiğine ilişkin dilekçesi dava dışı şirketten getirtilip, görevden ayrıldığını iddia ettiği tarihten sonra imza yetkisini kullanarak şirket adına tasarrufta bulunup bulunmadığı araştırılmadan sigorta kayıtlarına göre iş akdinin sona erdiği tarihin temsil ve ilzam yetkisinin sona erdiği tarih olarak kabulünün hatalı olduğu ortadadır. Davacının müdürlük görev ve yetkilerinden istifasının 506 sayılı yasanın 80. Maddesindeki borçtan sorumluluğu ortadan kaldıran “haklı sebepler” kavramı içinde bulunduğu ve bu nedenle istifa tarihinden sonra doğan borçlardan sorumlu olmayacağı açıktır.
    Davacının 10.01.2004 tarihine kadar temsil ve ilzam görevinin devam ettiğinin belirlenmesi durumunda da, 2003 yılı 12 ay ile 2004 yılı 1, 2, 3, 4. aylarına ait prim ve işsizlik sigorta primlerinden sorumlu tutulması hatalıdır. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 80/1 maddesi olup anılan düzenleme gereğince “İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur.” 2003 yılı 12. Ayına ait primlerin son ödeme tarihinin 31.01.2004 olduğu dikkate alındığında, davacının 10.01.2004 tarihinde işten ayrıldığının kabulü durumunda, ancak 2003 yılı kasım ayı ve öncesinde ve temsil ve ilzam yetkisinin bulunduğu dönemde sorumluluğunun söz konusu olacağı, diğer bir deyişle temsil ve ilzam yetkisinin 10.01.2004 tarihinde sona erdiğinin kabulü halinde, dava konusu takip bakımından sorumluluğunun 2033 yılı 9, 10, 11. aylarla sınırlı olduğunun kabulünün gerekeceği açıktır.
    Mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemiz bozma ilamının davalı yararına usuli kazanılmış hak teşkil edip etmeyeceğine gelince; Davacının davalı şirketteki hizmet bildiriminin 10.1.2004 tarihine kadar devam ettiğinden, davacının 2003/9-12 ayları ve 2004/1-2 aylara ilişkin prim borçlarından sorumlu olacağına ilişkin bozma konusu değerlendirmenin maddi hataya dayalı olduğu açıktır. Maddi hataya dayalı olarak hak elde etmek evrensel evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (Hukuk Genel Kurulu’nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E., 2004/19 K.). Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001). Hal böyle olunca da maddi hataya dayalı olduğu anlaşılan Dairemiz bozma ilamı ile davalı yararına usuli kazanılmış haktan söz etmek mümkün değildir.
    Kaldı ki maddi hataya dayalı bozma ilamında davacının 2003/9-12 ayları ve 2004/1-2 aylara ilişkin prim borçlarından sorumlu olacağı belirtilmesine rağmen, mahkemece davanın tümden reddinin de isabetsiz olduğu ortadadır.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazalı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.”gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    İlk Derece Mahkemesi Üçüncü Kararı:
    10. Bakırköy 2. İş Mahkemesinin 16.02.2017 tarihli ve 2015/289 E., 2017/38 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararına uyularak yapılan araştırma sonucu davacının şirketin ortağı, üst düzey yöneticisi olmadığı, şirket adına yaptığı işlem bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    11. Kararın davalı Kurum vekilince temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece 23.10.2018 tarihli ve 2017/2322 E., ve 2018/7698 K. sayılı kararı ile ; “..Dava, nitelik itibariyle, dava dışı şirketin 2003/9-2004/4 dönemi prim ve işsizlik sigortası primi borcunun tahsiline yönelik, davacı aleyhine düzenlenen ödeme emirlerinin ve adına kayıtlı 34 BJ 0322 plaka sayılı araç üzerine konulan haczin iptali istemine ilişkin olup , Mahkemenin kararı Dairemizin 12/05/2015 tarihli 2014/20494 E. 2015/10598 K. Sayılı bozma ilamı ile , Dairemizin 11/04/2013 tarihli 2013/2998 E 2013/7337 K. Sayılı bozma ilamı gerekçesinden farklı gerekçe ile bozulduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 373/6. maddesi gereğince temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılması gerektiği anlaşılmıştır, …dava dosyasının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na sunulmak üzere Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmesine…” karar verilmiştir.

    II. UYUŞMAZLIK
    12. Davacının dava dışı limited şirketin ödenmeyen 2003 yılı 9, 10, 11, 12. aylar ile 2004 yılı 1, 2, 3 ve 4. aylarına ait prim ve işsizlik sigortası primi ve gecikme zammı borçlarından üst düzey yönetici olduğundan bahisle sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    III. ÖN SORUN
    13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce mahkeme kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak ele alınmıştır.

    IV. GEREKÇE
    14. 17.04.2013 kabul tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK/6100 sayılı Kanun) 373. maddesinin beşinci fıkrasından, 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun/HUMK) 439. maddesinin beşinci fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun"un 16. maddesi ile değiştirilmeden önceki 429. maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra: “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” şeklinde düzenlenmiştir.
    15. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı halde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtayın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir. “Kesin Bozma” denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkeme kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği hâlde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir.…” denilmektedir.
    16. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür.
    17. Öte yandan, Hukuk Genel Kurulunun görevi davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır.
    18. Bu nedenle, nihai karar kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.
    19. HMK"nın 294/1. maddesinde mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Nihai kararlar, usule ilişkin nihai kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Usule ilişkin nihai kararlar, davanın esasıyla ilgili olmayan kararlar olup, başka bir ifade ile mahkemenin maddi hukuk bakımından değil de usul hukuku bakımından verdiği kararlardır. Bu nedenle, mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları (HMK m. 115/2) da, usule ilişkin nihai kararlardır.
    20. Esasa ilişkin kararlar ise hâkimin uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HMK m. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir (HMK m. 303) (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C.III, s. 3005).
    21. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacı tarafından dava dışı borçlu limited şirketin 2003 yılı 9 ila 12. ayları ile 2004 yılı 1 ila 4. aylarına ait borçlarından dolayı borçlu olmadığının tespiti ve haczin kaldırılması istemli açılan davada, davanın kabulüne dair verilen karar, davalı Kurum vekilinin temyizi üzerine Özel Daire tarafından 11.04.2013 tarihli karar ile, davacının 2003 yılı 9 ila 12. ayları ile 2004 yılı 1 ile 2. aylarına ilişkin prim borçlarından sorumlu olacağı gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece verilen ikinci kararda bozma ilamına uyulmasına rağmen davanın tümden reddine karar verilerek Özel Daire bozma kararında sorumlu tutulmayan dönem borçlarından da davacının sorumluluğuna karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine bu kez Özel Dairenin 12.05.2015 tarihli kararı ile, davacının şirketteki görevinden 26.06.2003 tarihinde ayrıldığını iddia etmiş olup bu savunmanın üzerinde durulmadan sonucu gidilmesinin hatalı olduğu, davacının temsil ve ilzama yetkili olduğu müdürlük görevinden istifa ettiğine ilişkin dilekçesinin dava dışı şirketten getirtilip görevden ayrıldığını iddia ettiği tarihten sonra imza yetkisini kullanarak şirket adına tasarrufta bulunup bulunmadığının araştırılması, davacının istifasının 506 sayılı Yasanın 80. maddesindeki borçtan sorumluluğu ortadan kaldıran “haklı sebepler” kavramı içinde bulunduğu ve bu nedenle istifa tarihinden sonra doğan borçlardan sorumlu olmayacağı, davacının 10.01.2004 tarihine kadar temsil ve ilzam görevinin devam ettiğinin belirlenmesi durumunda ise dava konusu takip bakımından sorumluluğunun 2003 yılı 9, 10, 11. aylarla sınırlı olduğunun kabulünün gerekeceği ve maddi hataya dayalı bozma ilamında davacının 2003/9 ila 12. ayları ve 2004/1. ve 2. aylara ilişkin prim borçlarından sorumlu olacağı belirtilmesine rağmen, mahkemece davanın tümden reddinin de isabetsiz olduğu belirtilerek karar bozulmuştur.
    22. Az yukarda belirtildiği üzere 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle usul yasalarına eklenen fıkra uyarınca davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Değişiklik gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunca temyiz incelemesi yapılabilmesi için; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyma kararı verilerek tesis olunan kararların, mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir.
    23. Yine gerekçede “kesin bozma” kavramından kanun koyucunun neyi kastettiği açıklanmış; bu kavramın “ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini ön gören bozmadan” olduğu belirtilmiştir.
    24. Maddenin farklı şekilde yorumlanması, Yargıtay dairelerinin mahkemeyi araştırmaya yönelten birden fazla bozma kararı vermiş olduğu tüm hâllerde temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı sonucunu doğurur ki, bu da HMK’nın 373/6. maddesinin ruhuna aykırıdır. Özel Dairece verilen 12.05.2015 tarihli ikinci kararın yukarıda açıklanan madde gerekçesinde belirtilen “..birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi..” gerekçesine uymadığı ikinci bozma kararının kesin bozma niteliğinde olmayıp araştırmaya yönelik bozma niteliğinde olduğu anlaşıldığından, mahkemece verilen son kararın temyiz inceleme görevinin Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye ait olduğu sonucuna varılmıştır.
    25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında Özel Dairenin 11.04.2013 tarihli davacının 2003 yılı 9 ay ila 12. ayları ile 2004 yılı 1 ile 2. aylarına ilişkin prim borçlarından sorumlu olacağı yönünde tesis edilen bozma kararının kesin bozma niteliğinde olduğu, 12.05.2015 tarihli ikinci bozma kararının ise davacının istifasına yönelik yapılacak araştırma sonucuna göre kabul veya ret sonucunu içerdiği, bu hâliyle 2013 tarihli bozma kararında belirlenen sonucun 2015 tarihli bozma kararı ile kaldırıldığı, davanın kısmen reddini öngören 2013 tarihli bozma kararına aykırı sonuç içeren 2015 tarihli bozma kararının önceki bozmayı ortadan kaldıracak nitelikte olmasının yeterli olduğu, kesin nitelikte olması gerekmediği, bu nedenlerle yerel mahkemece verilen kararın temyiz inceleme görevinin Özel Daireye değil, Hukuk Genel Kuruluna ait olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

    V. SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    Davalı Kurum vekilinin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 25.03.2021 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi