12. Ceza Dairesi 2015/2052 E. , 2015/19279 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.04.2014 tarihli, 2013/12-698 esas, 2014/201 sayılı kararında vurgulandığı üzere, basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamayacağından, neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür. Suçun bilinçli taksirle işlenip işlenmediğinin belirlenmesi açısından, olayda ölenin de kusurlu olup olmamasının ise hiçbir önemi bulunmamaktadır. Zira kusurun var olup olmadığının veya derecesinin tespiti, hakim tarafından manevi unsur saptandıktan sonra, temel cezanın belirlenmesi aşamasında yapılması gereken bir işlemdir.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; kazadan yaklaşık 5 saat sonra yapılan ölçümde 21 promil alkollü olduğu tespit edilen sanığın, yönetimindeki kamyonet ile sisli havada, gece vakti, aydınlatması mevcut meskun mahalde, bölünmüş, tek yönlü, asfalt kaplama, yüzeyi ıslak, virajlı ve eğimli caddenin sol şeridinde seyir halindeyken, gidiş istikametine göre yolun sağ tarafından, uygun ortamı beklemeyip, araçlara ilk geçiş hakkını bırakmayarak, karşıdan karşıya geçmek için kontrolsüzce taşıt yoluna giren ve yolun büyük kısmını kateden 246 promil alkollü yayaya, zeminde 24 metre düz fren izi bırakıp, aracının sağ ön kısmıyla çarparak, yayanın ölümüne neden olduğu ve görgü tanıklarının anlatımına göre kaza sonrası ayakta duramayacak şekilde sarhoş olduğunun gözlemlendiği olayda,
Meskun mahalde ve tek yönlü caddede, güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak miktarda alkollü olarak seyrederken, karşısına bir araç ya da insan çıkabileceğini ve çarparak araç sürücüsünün ya da yayanın ölümüne neden olabileceğini öngörmüş olan sanığın, şoförlük yeteneklerine ve şansına güvenerek sonucun gerçekleşmeyeceği yönünde yanlış düşünceyle hareket ettiği ve zamanında tehlikeyi fark edip, etkin tedbir almasını geciktirecek şekilde alkollü olarak araç kullanmak suretiyle öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek olan objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmadığı anlaşıldığından, meydana gelen trafik kazasında tali kusurlu olduğu tespit edilen sanığın eyleminde bilinçli taksirin koşullarının oluştuğuna dair yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin kusur durumuna, temel cezanın asgari hadden uzaklaşılarak tayin edilmiş olmasına, bilinçli taksir hükmünün uygulanmasına, takdiri indirim maddesinin uygulanmamasına, hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığa TCK"nın 85/1. maddesi gereğince tayin edilen 2 yıl 6 ay hapis cezasının, aynı Kanun"un 22/3. maddesi gereğince 1/3 oranında artırılması sonucu, sanık hakkında, 2 yıl 16 ay hapis cezası tayin edilmesi gerekirken, TCK"nın 61. maddesine aykırılık oluşturacak şekilde, ayların yıla dönüştürülüp, 3 yıl 4 ay hapis cezasına hükmolunması,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun"un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hükmün 2 numaralı paragrafındaki, “3 YIL 4 AY” ibaresinin, “2 yıl 16 ay” şeklinde değiştirilmesi ve netice cezanın 2 yıl 16 ay hapis cezası olarak belirlenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 16.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.