Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2019/3
Karar No: 2019/94

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/3 Esas 2019/94 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2019/3 E.  ,  2019/94 K.

    "İçtihat Metni"



    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 147-333

    Dolandırıcılık suçundan sanıklar ..., ... ve ..."in beraatlerine ilişkin İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.11.2011 tarihli ve 385-1520 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesince 11.02.2016 tarih ve 7105-1197 sayı ile;
    "Sanıkların, farklı adlarla katılandan mal satın alıp parasını vermeden kaçmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia olunduğu olayda;
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 27.11.2007 tarihli ve 248/251 sayılı kararı ile uyum gösteren Genel Kurul ve Daire kararlarında açıklandığı üzere; mahkemeye gelmemiş sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnalarından biri olarak öngörülen ve 1412 sayılı CMUK"nın 223/son maddesine paralel bir hüküm içeren 5271 sayılı CMK"nın 193/2. maddesinin ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağı ve derhal beraat kararı verilebilecek hallerle sınırlı olarak uygulanabileceği "iddianamede tarif edildiği şekli ile fiilin suç teşkil etmemesi ve fiilin suç olmaktan çıkarılması halleri" dışında dosyadaki deliller takdir edilerek beraat kararı verilebilmesi için mutlaka sanığın sorgusunun yapılmasının gerektiği gözetilmeden, sanıkların sorgusu yapılmadan toplanan deliller takdir edilerek beraatine hükmolunması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesi ise 26.04.2016 tarih ve 147-333 sayı ile ile bozma kararına direnerek önceki hükümlerdeki gibi sanıkların beraatlerine karar vermiştir.
    Direnme kararına konu hükümlerin de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.01.2017 tarihli ve 296704 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesiyle değişik CMK"nın 307. maddesi uyarınca, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.12.2016 tarihli ve 398 sayılı kararı ile kararına direnilen Yargıtay 23. Ceza Dairesinin kapatılması nedeniyle bu Daireye ait işlerin devredildiği Yargıtay 15. Ceza Dairesine gönderilmiş, Yargıtay 15. Ceza Dairesince 12.12.2018 tarih ve 14953-9424 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanıkların sorguları yapılmadan beraat kararı verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle;
    1- Sanık ... hakkında direnme kararına konu beraat hükmü kurulduktan sonra, Yerel Mahkemece, sanığın hüküm tarihinden önce vefat ettiğinden bahisle verilen 16.06.2016 tarihli ve 147-333 sayılı ölüm nedeniyle düşme kararının hukuki değerden yoksun olup olmadığının, kararın hukuki değerden yoksun olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde; direnme kararının tebliği için çıkarılan tebliğ mazbatasında sanığın vefat etmiş olduğu yönünde şerh bulunması, güncel nüfus kaydında da, sanığın direnme kararı verilmeden önce 24.03.2016 tarihinde öldüğü hususuna yer verilmesi karşısında, yapılması gereken işlemin belirlenmesi,
    2- Diğer iki sanık yönünden, aleyhe olan bozma kararına karşı sanıkların beyanları alınmadan direnme kararı verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi,
    Gerekmektedir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığınca; fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıklar ..., ... ve ..."in kendilerini farklı isimlerle tanıtıp, kiraladıkları bir iş yerine..... Tekstil ve Türkoğlu Tekstil isimli şirket tabelalarını astıkları, katılan ...den kısa zaman aralığında ve değişik tarihlerde aldıkları 465.000 TL tutarındaki suni derileri değerinin altında piyasaya sattıktan sonra iş yerini boşaltıp ortadan kayboldukları, böylece paravan olarak kurdukları şirket vasıtasıyla oluşturdukları itimat neticesinde kendi menfaatlerine ve katılan şirket zararına haksız kazanç temin ettikleri iddiasıyla haklarında dolandırıcılık suçundan kamu davası açıldığı,
    Yerel Mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılamada, sanıklar adına Yargıtay bozma ilamı ile duruşma gün ve saatini bildirir davetiyenin sanık ..."e tebliğ edildiği, diğer sanıklar ... ve ..."e çıkarılan tebligatların iade edilmesi üzerine başkaca herhangi bir araştırma ve tebligat yapılmadan yokluklarında yargılamaya devam edilerek sanıklardan aleyhe olan bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verildiği,
    Katılan vekilinin, yüzüne karşı verilen direnme kararına konu hükümleri 02.05.2016 havale tarihli dilekçesi ile temyiz ettiği,
    Direnme kararının tebliği aşamasında sanık ..."in öldüğünün anlaşılması üzerine Yerel Mahkemece 16.06.2016 tarihli ve 147-333 sayılı ek karar ile adı geçen sanık hakkında ölüm nedeniyle düşme kararı verildiği,
    Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılarak alınan güncel nüfus aile kayıt örneğinde, sanık ..."in Yerel Mahkeme direnme kararından önce 24.03.2016 tarihinde öldüğü bilgisinin yer aldığı,
    Anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
    1- Sanık ... hakkında direnme kararına konu beraat hükmü kurulduktan sonra, Yerel Mahkemece, sanığın hüküm tarihinden önce vefat ettiğinden bahisle verilen 16.06.2016 tarihli ve 147-333 sayılı ölüm nedeniyle düşme kararının hukuki değerden yoksun olup olmadığı;
    Mahkemenin duruşma sonunda verdiği ve uyuşmazlığı çözen, birinci derecede yargılamayı sona erdiren "Karar"dır. Kanun, bu karara "Hüküm" demektedir. Bu husus, 5271 sayılı CMK"nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin birinci fıkrasında, "Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir" biçiminde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin aynı fıkrasında, "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı"nın birer hüküm oldukları da belirtilmiştir. Mahkemece, CMK"nın 223. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hükümlerden birisinin verilmesiyle duruşma ve dolayısıyla yargılama bitecektir. Diğer bir ifadeyle hükmün bildirimi, duruşmanın ve birinci derece yargılamanın son işlemidir. Mahkemenin hükmü mutlaka yazılı biçimde saptanmalıdır. Bunun amacı, hükmü ve gerekçesini ilgililerin öğrenmesini sağlamak ve bunun değiştirilmesinin önüne geçmektir.
    Hüküm, yargı organı adına varılan yargıyı ve bundan sonra o mahkemenin davaya devam edemeyeceğini ifade eder. Mahkemenin, hükmü verip bunu kanunda gösterildiği biçimde bildirdikten sonra, o işten elini çekmesi gerekir. Mahkeme artık kendi kararının üzerinde değişiklik yapamayacaktır. Ancak yargılamanın tarafları bu kararın değiştirilmesini istediklerinde, kanunun kendilerine tanıdığı "Kanun yollarından" yararlanmaları gerekir. Kanun yolları, bir karara karşı bunun denetlenmesi, değiştirilmesi ve düzeltilmesi isteminin gerçekleştirilmesi için tanınmış yasal çarelerdir. CMK"nın "Kanun yollarına başvurma hakkı" başlıklı 260. maddesinin birinci fıkrasında "Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır" denilmek suretiyle, mahkemenin vermiş olduğu ve yargılamayı bitiren hükme yönelik kanun yollarına başvurma yetkisi tanınan sujeler belirtilmiştir. Kanun yoluna başvurmak yetkisinden söz edebilmek için, mahkemenin veya hâkimin kararını vermiş ve işten el çekmiş olması gerekir. (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, İstanbul 1986, s. 349-362)
    Esas olan duruşmada okunmuş bulunan hüküm fıkrası olduğu için gerekçe ile birlikte hüküm fıkrası tekrar yazılırken, duruşmada yazılıp okunmuş olan hüküm fıkrasında, yani kısa kararda hiçbir değişiklik yapılamaz. Bir çelişki hâlinde, ister sanığın lehinde, isterse aleyhinde olsun, "Okunmuş bulunanın" esas alınması gerekir. Mahkemenin hatasını düzeltmek için de olsa, sonucu değiştirme yetkisi yoktur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun "Hükmün tashihi" başlıklı 304. maddesinin birinci fıkrasında bulunan "Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir" biçimindeki maddi hataların doğrudan hükmü veren mahkemece düzeltilmesini öngören bir hükme 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nda yer verilmemiştir. Bu konuda, 5271 sayılı CMK"da açık hüküm bulunmadığı için uygulamada, düzeltme kabul edilmemekte ve kanun yolları ile hatanın giderilmesi kabul edilmektedir. (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2018, s. 813-815)
    Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
    Yerel Mahkemece, direnme kararına konu hükümlerin katılan vekili tarafından temyiz edilmesinden sonra taraflara tebliği aşamasında sanık ..."in direnme kararından önce öldüğünün anlaşıldığı, bunun üzerine dosyanın yeniden ele alınarak ölüm nedeniyle 16.06.2016 tarihli ve 147-333 sayılı ek karar ile düşme kararı verildiği anlaşılan olayda, Yerel Mahkemenin temyiz kanun yoluna tabi olan 26.04.2016 tarihli ve 147-333 sayılı direnme kararına konu sanık ... hakkındaki beraat hükmünün bu sanık hakkındaki yargılamayı sona erdirdiği, bu nedenle mahkemenin davadan elini çekmesi gerektiği, söz konusu beraat hükmünün kanunun kendisine tanıdığı yetki kapsamında katılan vekili tarafından temyiz edilmesi nedeniyle hükmün temyiz inceleme mercii tarafından denetlenmesinin ardından bozma kararı verilmesi durumunda değiştirilmesi veya düzeltilmesinin mümkün olduğu, hukuk yargılamasının aksine ceza yargılamasında hükümdeki maddi hataların düzeltilmesi için dahi hükmü veren mahkemeye imkân tanınmadığı, sanık hakkındaki bir hükmün aynı mahkemece sonradan başka bir hüküm verilmek suretiyle değiştirilmesinin kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağında kuşku bulunmadığı hususları birlikte gözetildiğinde, Yerel Mahkemece yargılamayı sona erdiren hükümden sonra temyiz incelemesini ortadan kaldıracak şekilde bir karar verilemeyeceği ve sanık ... hakkında verilen 16.06.2016 tarihli ve 147-333 sayılı ölüm nedeniyle düşme kararının hukuki değerden yoksun olduğu kabul edilmelidir.
    2- Direnme kararının hukuki değerden yoksun olduğu sonucuna ulaşılmakla, direnme kararının tebliği için çıkarılan tebliğ mazbatasında sanığın vefat etmiş olduğu yönünde şerh bulunması, güncel nüfus kaydında da, sanığın direnme kararı verilmeden önce 24.03.2016 tarihinde öldüğü hususuna yer verilmesi karşısında, yapılması gereken işlemin belirlenmesi;
    5237 sayılı TCK"nın 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tâbi olan eşya ve yararlar hakkında yargılamaya devam edileceği, hükümlülerin ölümü halinde ise, cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilmekle birlikte, müsadere ve yargılama giderine ilişkin hükmün infaz olunacağı belirtilmek suretiyle sanık ile hükümlünün ölümüne farklı sonuçlar yüklenmiştir.
    Buna göre, kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi durumunda kovuşturma imkânının bulunmaması sebebiyle "Kovuşturmaya yer olmadığına", kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi halinde ise mahkemece "Davanın düşmesine" karar verilecektir. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen açısından sona erdirmesi nedeniyle iştirak halinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecek, sanığın ölümü, niteliği itibarıyla müsadereye tâbi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine bir engel teşkil etmeyecektir. Sanığın ölümü, ceza ve infaz ilişkisini düşürürken, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş hükümlünün ölümü yalnızca hapis ve infaz edilmemiş adli para cezalarının infaz ilişkisini ortadan kaldıracaktır. Buna bağlı olarak, ölümden önce tahsil edilmiş para cezaları mirasçılarına iade edilmeyecek, buna karşın tahsil edilmemiş olan para cezaları mirasçılarından istenmeyecek, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin hükümler ise ölümden önce kesinleşmiş olmak kaydıyla infaz olunacaktır.
    Görüldüğü gibi, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail ile devlet arasında doğan ceza ilişkisi, fiili gerçekleştiren sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle başkası sorumlu tutulamayacağından düşmektedir. Ölüm, suçu tamamen ortadan kaldırmayacak, ancak suçtan sorumlu tutulacak kişi bulunmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluk ve yetkisini sona erdirecektir.
    Temyiz incelemesi aşamasında sanığın öldüğüne ilişkin bir iddianın ortaya çıkması, UYAP vasıtasıyla alınan güncel nüfus kaydında öldüğü bilgisinin yer alması veya temyiz davası açıldıktan sonra tebliğnamenin tebliğ edilmesi için çıkarılan evrakın, sanığın öldüğünden bahisle iade edilmesi gibi hâllerde, ölümün kamu davasının düşmesini gerektiren bir neden olduğu nazara alınarak, ölüm nedeniyle düşme kararının temyiz mercii tarafından dosya üzerinden yapılan inceleme sırasında verilmesi yerine, sanığın öldüğüne ilişkin bilgi göz önünde bulundurularak sair yönleri incelenmeyen hükmün bozulması ve mahkemesince mahallinde yapılan araştırma neticesinde sanığın öldüğünün kesin olarak belirlenmesinden sonra düşme kararı verilmesi daha isabetli olacaktır.
    Nitekim Ceza Genel Kurulunun 26.01.2016 tarih ve 581-34, 05.03.2013 tarih ve 1560-81 ile 05.03.2013 tarih ve 131-75 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
    Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
    UYAP sistemi üzerinden alınan güncel nüfus aile kayıt örneğinden, sanığın direnme kararı verilmeden önce 24.03.2016 tarihinde öldüğü bilgisinin yer aldığı anlaşıldığından, Yerel Mahkemece, bu konuda gerekli araştırmanın yapılarak sonucuna göre 5237 sayılı TCK"nın 64 ile 5271 sayılı CMK"nın 223. maddeleri uyarınca hüküm kurması gerekirken sanığın beraatine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, sanık ... hakkındaki direnme kararına konu beraat hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
    3- Sanıklar ... ve ... yönünden aleyhe olan bozma kararına karşı sanıkların beyanları alınmadan direnme kararı verilip verilemeyeceği;
    1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafinin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesinin ikinci fıkrasında da yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.
    Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup Yerel Mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin üçüncü fıkrasına göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK"nın 308. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.
    Bu itibarla, Yerel Mahkemece verilen sanıklar ... ve ... hakkındaki direnme kararına konu hükümlerin, aleyhe olan bozmaya karşı sanıkların beyanları alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.04.2016 tarihli ve 147-333 sayılı direnme kararına konu sanık ... hakkında beraat hükmü kurulduktan sonra sanığın hüküm tarihinden önce vefat ettiğinden bahisle verilen 16.06.2016 tarihli ve 147-333 sayılı ölüm nedeniyle düşmeye ilişkin ek kararın HUKUKİ DEĞERDEN YOKSUN OLDUĞUNA,
    2- İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.04.2016 tarihli ve 147-333 sayılı direnme kararına konu sanık ... hakkındaki beraat hükmünün, güncel nüfus kayıt örneğinde sanığın direnme hükmünden önce 24.03.2016 tarihinde öldüğü bilgisinin yer alması karşısında, bu konuda gerekli araştırmanın yapılarak, sonucuna göre 5237 sayılı TCK"nın 64 ve 5271 sayılı CMK"nın 223. maddeleri uyarınca hüküm kurulması gerekirken sanığın beraatine karar verilmesi ve sanıklar ... ve ... hakkındaki beraat hükümlerinin ise aleyhe olan bozma kararına karşı sanıkların beyanları alınmadan direnme kararı verilmesi isabetsizliklerinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
    3- Dosyanın, mahalline iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 12.02.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi