Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2019/497
Karar No: 2021/452
Karar Tarihi: 08.04.2021

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2019/497 Esas 2021/452 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2019/497 E.  ,  2021/452 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

    1. Taraflar arasındaki “rücuan tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 27. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair karar davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    2. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
    3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

    I. YARGILAMA SÜRECİ
    Davacı İstemi:
    4. Davacı ... (SGK/Kurum) vekili dava dilekçesinde; dava dışı sigortalı ...’ın 18.10.2009 tarihinde geçirdiği trafik iş kazasında vefat ettiğini, müfettiş raporunda ve ... 2. İş Mahkemesinin 2010/168 Esas sayılı davasında alınan bilirkişi raporunda davalıya ait aracı kullanan sürücünün kusurlu olduğunun tespit edildiğini, ölen sigortalının eş ve çocuklarına toplam 56.687,35TL peşin sermaye değerli gelir bağlandığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 21.257,76TL’nin gelir bağlama onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsilini talep etmiştir
    Davalı Cevabı:
    5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; trafik kazasının meydana gelmesinde müvekkillerinin murisinin kusuru bulunmadığını, tarafı olmadıkları davada alınan kusur raporunun bağlayıcı olmadığını, kazanın olduğu kavşakta kaza tarihi ve saatinde trafik ışıklarının çalışıp çalışmadığı, çalışıyor ise ne şekilde çalıştığı ve varsa kamera kayıtları getirtilerek keşif yapıldıktan sonra kusur raporu alınması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
    Mahkemenin Birinci Kararı:
    6. ... 5. İş Mahkemesinin 20.01.2014 tarihli ve 2011/945 E., 2014/6 K. sayılı kararı ile; ... 2. İş Mahkemesinin kesinleşen 2010/168 E. sayılı dosyasında vefat eden sigortalı ...’ın (sigortalı) %25, davalıların murisi ...’ın (sürücü) %75 oranında kusurlu olduklarının belirlendiği, bu davada alınan ilk kusur raporunda ise sigortalının %40, sürücünün %60 oranında kusuru olduğunun belirtildiği, davalıların ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/472 E. sayılı davasında düzenlenen raporu sunarak kusur oranlarına itiraz ettiği, çelişkinin giderilmesi için alınan 01.07.2013 tarihli raporda sigortalıya %25, sürücüye %75 oranında kusur izafe edildiği, 2. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davada Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından düzenlenen ve sigortalının %30, sürücünün %35 ve sinyalizasyondan sorumlu kuruluşun %35 oranında kusurlu olduğunun bildirildiği, uzman kuruluş olması nedeniyle ATK’nın 27.12.2012 tarihli raporunun hükme esas alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve davalılar murisinin %35 oranındaki kusuruna denk gelen 9.920,28 TL Kurum zararının davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
    Özel Dairenin Kararı:
    7. ... 5. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 30.11.2015 tarihli ve 2014/15439 E., 2015/20868 K. sayılı kararı ile; (1) numaralı bentte mahkemece, davalıların murisi ...’ın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu"nun (5510 sayılı Kanun) 21. maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesi kapsamına giren sigortalı niteliğine sahip olup olmadığı ve bu hâlde kusurlu sigortalının hak sahiplerine rücu edilip edilemeyeceği hususunun irdelenmemesi isabetsiz ise de, temyiz edenin sıfatına göre bu hususun bozma nedeni yapılmadığı belirtildikten sonra, (2) numaralı bentte aynı olay hakkında çelişkili kusur raporlarının varlığı nedeniyle, hak sahibi dosyasında alınan kusur raporunun hükme esas alınamayacağı, bu nedenle alanında uzman bilirkişi yada bilirkişi heyeti vasıtasıyla zararlandırıcı sigorta olayının meydana gelmesinde kusurun aidiyeti ve oranının tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenerek raporlar arasındaki çelişki giderilmek suretiyle varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    Mahkemenin İkinci Kararı
    9. Bozma sonrası dosyanın tevzi edildiği ... 27. İş Mahkemesinin 11.10.2016 tarihli ve 2016/877 E., 2016/500 K. sayılı kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu bozma kararı doğrultusunda alınan 18.07.2016 tarihli bilirkişi kurulu raporunda sürücünün %75, sigortalının %25 oranında kusurlu olduklarının belirtilmesi nedeniyle diğer raporlarla birlikte tüm dosya kapsamı göz önüne alınarak yapılan değerlendirmeye göre hak sahibi dosyasındaki kusur raporundaki tespitleri en son alınan raporun teyit ettiği, bu nedenle bozmadan önce hazırlanan ve sürücünün %75 kusuruna göre hesaplama yapılan 15.02.2013 (15.05.2013) bilirkişi raporuna itibar edildiği belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Özel Dairenin İkinci Kararı
    10. ... 27. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararını süresi içinde taraf vekilleri temyiz etmiştir.
    11. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 06.02.2017 tarihli ve 2016/18643 E., 2017/646 K. sayılı kararı ile; "...Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak karar verilmiş ise de, bozma ilamının gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. Davaya konu somut olayda, sigortalının 18.10.2009 tarihinde işverene ait araç ile seyir halinde iken, ışıklı kavşakta davalıların murisinin kullandığı araç ile çarpışması sonucu vefatı ile sonuçlanan iş kazasının meydana geldiği anlaşılmaktadır.
    Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Kanunun 21. maddesinin 4. Fıkrası olup anılan maddede, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edileceği belirtilerek kusurlu davranışı bulunan üçüncü kişinin sorumluluğu, ödemelerin tümü yönünden kabul edilmesine karşın gelir bakımından başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile sınırlandırılmıştır. Bu tutarlara ayrıca, davalı yada davalıların kusur oranlarının da uygulanması gerektiği açıktır.
    Mahkemece, hak sahibi dosyasında Adli Tıp Kurumundan alınan kusur raporu esas alınarak, davalıların sorumluluğuna hükmedilmiş ise de; davalılar tarafından açılan tazminat davasında alınan bilirkişi raporunda, ...’ın %75, sigortalının %25 oranında kusurlu olduğunun bildirilmesi, hak sahibi dosyasında hükme esas alınan rapordan önce sunulan bilirkişi raporunda, ...’ın %25, sigortalının %50, kavşağın düzenlenmesinden sorumlu belediye başkanlığının %25 oranında kusurunun bulunduğunun bildirilmesi, eldeki davada bozma sonrası alınan raporda ise, davalıların murisi ...’ın %75, sigortalının %25 oranında kusurlu olduğunun ve sinyalizasyon sorumlusu kuruluşun kaza tarihinden sonra sinyalizasyon düzenlemesi yapıp yapmadığı bilinmediğinden kazada sinyalizasyon hatasının kesin olmadığını bildirilmesi karşısında, anılan raporun kazada sinyalizasyon hatasının etkisi yönünden somut veriye dayanmadığı görülmekle, hüküm kurmaya elverişli olmadığı gözetilerek, öncelikle, kaza mahallinde kaza tarihindeki sinyalizasyondan sorumlu kuruluş belirlenerek, kaza tarihinden sonra anılan kavşakta sinyalizasyon düzenlemesi yapılıp yapılmadığı sorularak, hak sahibi dosyasında kaza mahallinde yapılan keşifteki tespit edilen hususlar da göz önünde alanında uzman bilirkişi yada bilirkişi heyeti vasıtasıyla, zararlandırıcı sigorta olayının meydana gelmesinde kusurun aidiyeti ve oranı tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenerek, raporlar arasındaki çelişki giderilerek, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz araştırma ve inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, tarafların vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..." gerekçesi ile karar bozulmuştur.

    Direnme Kararı
    12. ... 27. İş Mahkemesinin 05.10.2017 tarihli ve 2017/187 E., 2017/359 K. sayılı kararı ile; ... 2. İş ve 2. Asliye Hukuk Mahkemelerinde alınanlar da dahil olmak üzere toplam altı bilirkişi heyetinden kusur raporu alındığı, 2. İş Mahkemesinde alınan 06.06.2011 ve eldeki davada alınan 07.01.2013 ile 18.07.2016 tarihli raporlarda aynı yönde değerlendirme yapılarak sürücünün %75, sigortalının %25 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, her üç raporu düzenleyen bilirkişilerin konusunda uzman, ehil bilirkişiler olduğu, olay ayrıntılarıyla incelenip değerlendirme yapıldığı, denetime elverişli ve fenne uygun olduğu, aksi durumun sürekli birbiriyle çelişen raporlar alınmasına ve bu şekilde yargılamanın sürüncemede kalmasına yol açacağı, kaldı ki daha önceki bozma kararında değinilmeyen ve bozma nedeni yapılmayan sinyalizasyonla ilgili araştırma yapılmasına ilişkin ikinci bozma kararının davacı Kurum açısından usuli kazanılmış hakkın ihlali sonucunu doğurabileceği, bu nedenlerle mahkemenin vardığı kanaatin dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
    13. Direnme kararını süresi içinde taraf vekilleri temyiz etmiştir.

    II. UYUŞMAZLIK
    14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu (HGK) önüne gelen uyuşmazlık; Özel Dairenin birinci bozma kararı ile davacı Kurum lehine usuli kazanılmış hak oluşup oluşmadığı ile mahkemece itibar edilen raporun hüküm kurmaya yeterli olup olmadığı; burada varılacak sonuca göre kazanın oluşumuna sinyalizasyonun etkisi yönünden öncelikle kaza tarihinde sinyalizasyondan sorumlu kuruluş belirlenerek kaza tarihinden sonra kavşakta sinyalizasyon düzenlemesi yapılıp yapılmadığı sorulup hak sahibi dosyasında kaza mahalinde yapılan keşifteki tespit edilmiş hususlar da gözönünde tutularak uzman bilirkişi heyetinden kusur oranı ve aidiyeti konusunda rapor alınması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

    III. GEREKÇE
    A.Davacı Kurum vekilinin temyizi yönünden
    15. 6217 sayılı Kanun"un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"na (HMK) eklenen geçici 3. madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 429. maddesinin 2. fıkrasında, “…Mahkeme, temyiz edenden 434. madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.” hükmü bulunmaktadır.
    16. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere hâkim kural olarak bozma kararına uyup uymamak konusunda tarafların düşünce ve istekleri ile bağlı olmayıp uyma ya da direnme kararı verme konusunda serbestiye sahiptir.
    17. Ancak Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre, bozma nedenleri kamu düzenine ilişkin ve dolayısıyla hâkimin kendiliğinden göz önünde bulundurması gereken hususlara ilişkin değilse ve her iki taraf ya da vekilleri bozmaya uyulmasını istemişlerse artık mahkemece önceki kararda direnilemez. Bu durumda bozma kararına uyulması gerekir (HGK"nın 23.10.2018 tarihli ve 2017/12-734 E., 2018/1488 K. ile 21.02.2019 tarihli ve 2017/2-2293 E., 2019/190 K. sayılı kararları).
    18. Ne var ki, bu kural tarafların veya vekillerinin direnme kararı verilmesini talep etmeleri hâlinde uygulanamaz. Çünkü hâkim yukarıda belirtildiği üzere tarafların bu konudaki düşünce ve istekleri ile bağlı değildir.
    19. Diğer taraftan hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, dava açılmasında olduğu gibi, mahkemeye yapılan her talep için, talepte bulunanın hukuki yararının varlığı şarttır. Aksi hâlde mahkeme, böyle bir talebi inceleyip yerine getiremez (Kuru, B.: Medenî Usul Hukuku El Kitabı, Cilt I, Yetkin Yayınları, Mart 2020, s.390).
    20. Gelinen bu noktada belirtilmelidir ki; kanun yolu davanın taraflarına tanınan bir hukuki yoldur ki; bununla yanlış olan kararların (daha doğrusu yanlış olduğu iddia edilen kararların) tekrar incelenmesi ve değiştirilmesi sağlanır.

    21. Hüküm mahkemelerinin karar verirken yanlış yapmaları ihtimali bulunduğundan, verilen kararların daha yüksek bir mahkeme tarafından kontrol edilmesi için, her hukuk sisteminde kanun yolları kabul edilmiştir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, ... 2001, Cilt III, s. 4483).

    22. Kanun yollarından biri de temyiz kanun yolu olup nihai bir karar, kanunda öngörülen süre içinde, harca tabi ise harcı yatırılarak temyiz edilebilir. Bunlara ilaveten nasıl ki, davacının dava açmakta hukuki menfaatinin bulunması gerekiyorsa, temyize başvuranın da hukuki menfaatinin bulunması gerekir.
    23. Nitekim HGK"nın 02.04.2014 tarihli ve 2013/19-627 E., 2014/439 K. ile 07.03.2019 tarihli ve 2015/21-2228 E., 2019/256 K. sayılı kararları da aynı yöndedir.
    24. Buna göre temyiz yoluna başvuran tarafın temyiz ettiği kararın kaldırılması ya da değiştirilmesinde korunmaya değer bir menfaati olmalıdır. Davada haklı çıkmış olan tarafın da hukuki menfaati bulunmak kaydıyla hükmü temyiz etmesi mümkündür.
    25. Somut olayda mahkemece verilen ikinci karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece kusurun aidiyeti ve oranı konusunda çelişkiyi giderecek rapor alınması gerektiği belirtilerek bozulmuş; 05.10.2017 tarihli duruşmada mahkemece taraf vekillerinin bozmaya karşı diyecekleri sorulmuş olup, davacı Kurum vekili "önceki kararda direnilsin" şeklinde beyanda bulunmuş, davalılar vekili ise bozmaya uyulmasını talep etmiştir.
    26. Şu hâlde davacı Kurum vekili önceki hükümde direnilmesi talep ettiği, mahkeme tarafından da direnme kararı verildiğine göre, davacı vekilinin artık direnme kararını temyiz etmekte hukuki menfaatinin bulunmadığı açıktır.
    27. Hâl böyle olunca davacı Kurum vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
    B.Davalılar vekilinin temyizi yönünden

    ÖN SORUN
    28. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce davalılar vekilinin 12.03.2021 havale tarihli dilekçesinde 7256 sayılı Kanun kapsamında dava konusu borcun yapılandırılarak ödendiğini, davanın konusuz kaldığını ileri sürerek bu konuda karar verilmek üzere mahkeme kararının bozulmasını talep ettiği dikkate alındığında; direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
    29. Dava açıldıktan sonra ortaya çıkan bir olay nedeniyle artık dava konusu edilen talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesine gerek bulunmuyor ise, burada davanın konusuz kalmasından söz edilebilir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda mahkemenin yargılamaya devam etmesine gerek yoktur. Bu durumda mahkemenin bir tespit hükmü niteliğinde olmak üzere esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermesi gerekir. Dava konusu hakkın davacıya ödenmesi, verilmesi ya da müdahalenin kaldırılması, davacı ve davalı sıfatının birleşmesi, yeni çıkan bir kanun veya Anayasa Mahkemesi kararı ile ya da kişiye sıkı sıkıya bağlı ve mirasçılara geçmeyen bir hakka ilişkin davalarda taraflardan birinin ölümü gibi nedenlerle dava konusuz kalabilir.
    30. Bununla birlikte, bir davada davacının talebi asıl talep ve yardımcı talepler olmak üzere iki bölümden oluşabilir. Bundan başka objektif dava birleşmelerinde, birden fazla asıl talep vardır. Bu taleplerden yalnız birinin ya da birkaçının veya asıl talebin bir bölümünün konusuz kalması hâlinde, diğer talepler hakkında yargılamaya devam olunup karar verilmesi gerekir.

    31. Öte yandan 17.11.2020 tarihli ve 31307 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (7256 sayılı Kanun) ile bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait alacaklar yapılandırılarak borçlulara borçlarını ödeme konusunda kolaylıklar sağlanmıştır. Bu kapsamda 7256 sayılı Kanun"un "Diğer hükümler" başlığını taşıyan 4. maddesinde; "...(4) İşverenlerin ve üçüncü şahısların, 5510 sayılı Kanunun 14 üncü, 21 inci, 23 üncü, 39 uncu ve 76 ncı maddeleri, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun mülga 10 uncu, 26 ncı, 27 nci ve 28 inci maddeleri, 1479 sayılı Kanunun mülga 63 üncü maddesi ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun mülga 129 uncu maddesi gereğince iş kazası ve meslek hastalığı, malullük, adi malullük ve ölüm hâlleri ile genel sağlık sigortalısına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere yönelik fiiller nedeniyle ödemekle yükümlü bulundukları her türlü borçları ile bu borçlara kanuni faiz uygulanan sürenin başlangıcından bu Kanunun yayımı tarihine kadar geçen süre için Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın, bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde ödenmesi hâlinde bu borçlara uygulanan kanuni faizin tahsilinden vazgeçilir..." hükmü bulunmaktadır.
    32. Somut olayda direnme kararında 21.257,76TL alacağın onay tarihi olan 26.04.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı Kuruma verilmesi yönünde hüküm kurulmuş olup direnme kararının HGK"da temyiz incelemesi için beklediği sırada davalılar vekili 12.03.2021 havale tarihli dilekçesinde 7256 sayılı Kanun kapsamında borcun yapılandırılarak ödendiğini ve davanın konusuz kaldığını belirtmiştir. Dilekçe ekinde davalı Kurum tarafından davalı ..."a hitaben yazılan ve yapılandırılan borca ilişkin ödeme planının ekte gönderildiğine ilişkin 20.12.2020 tarihli yazı ile yapılandırılan borcun Yİ/ÜFE dahil 22.567,30TL olduğuna ve bir taksit hâlinde en son 01.03.2021 tarihine kadar ödenmesi gerektiğine ilişkin bilgileri içeren yapılandırma ödeme planı ve 25.02.2021 tarihli "7256 yapılandırma tevkifat 1. Taksit olarak" açıklamasını içeren 22.567,30TL ödendiği ile ilgili... Bankasına ait dekont sunulmuştur.
    33. Şu hâlde davalılar vekili tarafından hüküm altına alınan borcun 7256 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yapılandırılarak ödendiği ve davanın konusuz kaldığı ileri sürüldüğüne göre, davanın konusuz kalıp kalmadığının değerlendirilmesi için direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerekir.

    IV. SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1-Davacı ... vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, (III-A)
    2-Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, (III-B)
    İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
    Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 08.04.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.


    ...



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi