8. Hukuk Dairesi 2011/4268 E. , 2012/777 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Kemaliye Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 15.06.2010 gün ve 93/73 sayılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, kadastro çalışmaları sırasında dava konusu 180 ada 26 parsel sayılı taşınmazın 206.574,14 m2 olarak hali arazi niteliğinde Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, bu taşınmazın içerisinde tahmini 2000 m2"lik yerin kendisine ait olduğunu açıklayarak, bu kısmın belirlenerek adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, dava konusu yerin Hazineye ait olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kazanma koşulları davacı yararına gerçekleştiğinden bahisle davanın kabulüne, dava konusu 180 ada 26 nolu parselin tapu kaydının kısmen iptali ile 10.06.2010 tarihli fen bilirkişisi raporunda A harfiyle gösterilen 1259.63 m2"lik yerin aynı ada son parsel numarası verilerek davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Hüküm, süresi içerisinde davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dava konusu 180 ada 26 nolu parsele ilişkin kadastro tutanağı getirilmiştir. 206.574,14 m2 olarak hali arazi niteliğiyle senetsizden Hazine adına tespit görmüş ve itirazsız olarak 31.01.2008 tarihinde kesinleşmiştir. Kayıt halen Hazine üzerinedir. Mahallinde keşif yapılmıştır. Dinlenen yerel bilirkişiler dava konusu taşınmazın önceden davacının babasına ait iken ölümüyle davacıya kaldığını, davacının bu yeri üzüm bağı ve bahçe olarak kullandığını söylemişlerdir. Tutanak bilirkişileri dinlenmiştir. Bu kişiler özetle; çekişmeli yerin önceden davacının babasına ait olduğunu, ölümüyle davacının bahçe olarak kullandığını, bu yerin Hazine ile bir ilişkisinin bulunmadığını açıklamışlardır. Fen bilirkişi, kroki ve raporunu dosyaya sunmuştur. Ziraatçi bilirkişi, dava konusu yerin karışık kapama meyve bahçesi niteliğinde bulunduğunu, kadimden beri bu amaçla kullanıldığını rapor etmiştir. Bu yere ilişkin fotoğraflar dosya kapsamındadır. Açıklanan olgular tarafların ve mahkemenin bilgisi dahilindedir. Uyuşmazlık kadastro çalışmaları sırasında hali arazi niteliğiyle Hazine adına tespit ve tescil edilen taşınmaz içerisindeki bir kısım yerin davacıya babasından intikal etmesi nedeniyle zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve dava koşulunun bulunup bulunmadığında toplanmaktadır.
Somut olayla ilgili olarak, mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişiler ve tutanak bilirkişileri, ittifakla dava konusu yerin davacıya babasından kaldığını açıklamışlardır. Bir başka anlatımla, babasının sağlığında bu yeri davacıya özgülediğine ya da babasının ölümünden sonra mirasçıları arasında taksim yapılarak davacıya kaldığına ilişkin hiçbir açıklamada bulunmamışlardır. Davacı da, dava dilekçesinde ve yargılamalar aşamasında bu konuda herhangi bir beyan ve açıklamada bulunmamıştır. Bu durumda, taşınmazın murise ait olduğu, sağlığında davacıya özgülemediği ve ölümüyle mirasçıları arasında taksim edilmediğinin kabulü gerekir. Uyap üzerinden alınan murise ait nüfus aile kayıt tablosuna göre murisin davacı dışında başka mirasçılarınında olduğu anlaşılmıştır. Öyle ise, dava koşulu gerçekleşmemiştir.
Hal böyle olunca; davanın bu nedenle reddine karar vermek gerekirken, işin esasına girişilerek kabul kararı verilmesi doğru olmamıştır.
Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları tüm bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün sair yönler incelenmeksizin 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.02.2012 oybirliğiyle karar verildi. KARŞI OY
Davacı, yargılama oturumlarında da tekrar ettiği dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın kazandırıcı zamanaşamı zilyetliği hukuksal nedenine dayanarak tapu kaydının kısmen iptaliyle adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Keşifte dinlenen yerel bilirkişiler ve re"sen dinlenen tutanak bilirkişileri, taşınmazın muris ..."ten davacıya kaldığını bildirmekle birlikte intikal şekli hakkında bir açıklama yapmamışlardır. Bu husus tahkikat hakimi tarafından da sorulup belirlenmemiştir.
6100 sayılı HMK.nun 194/1. maddesinde; "...taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar..." hükmüne yer verilmiştir. Davanın doğru biçimde sonuçlandırılması için davanın ne olduğunun anlaşılması gerekir. Mahkemece, dilekçenin içeriğine göre davacının isteğini ve amacını belirleyip uyuşmazlığın ona göre çözüme kavuşturulması gerekir. Davanın niteliği anlaşılamadan hangi kanuni düzenlemeye göre sonuçlandırılacağı noktasına ulaşılamaz.
HMK.nun 33.maddesine göre, davanın esası olan maddi olayların ileri sürülmesi taraflara, bunların nitelendirilmesi ve uygulanacak kanun maddesini belirlemek hakime aittir. Hakim, tarafların yargılama oturumlarında ve dilekçesinde, kullandıkları nitelendirme ile bağlı değildir.
HMK.nun 31.maddesinde, hakimin uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabileceğini düzenlemiştir. Aynı Kanunun 147 ve 169.maddelerine göre de, tahkikat hakiminin iki tarafı veya vekillerini çağırarak davanın maddi olguları hakkında beyanlarını alabileceği belirtilmiştir.
Somut olaya gelince; iddianın ileri sürülüş şekline göre, davacı, dava konusu taşınmazın tereke malı olmaktan çıktığını, mülkiyetinin geçtiğini ileri sürerek; taşınmaz bölümünün adına tescili isteğinde bulunmuştur. Davacının bu açıklamasına göre, davanın tereke adına açılmadığında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Eldeki dava, mirasçılık sıfatı olmayan üçüncü kişiye (Hazineye) karşı açılmıştır. Uyuşmazlık konusu taşınmazın, muristen davacıya intikal şekli (taksim, bağış, satış vs.) üzerinde durulması dava şartı bakımından önemlidir. Dava şartı, kamu düzeni ile ilgili olduğundan taraflarca ileri sürülmese dahi taşınmazın davacıya geçiş şekli, mahkemece re"sen araştırılıp belirlenmelidir.
Mahkemece; belirtilen usul hükümleri uyarınca tereke adına dava açmayan davacıdan, bu devir hakkında açıklama istemesi, taksim, bağış, vs. gibi nedenlerden birine dayanması durumunda, bu hususu kanıtlaması için süre ve imkan verilmesi, bundan sonra iddianın ileri sürülüş şekline, toplanan delillere göre öncelikle dava şartı üzerinde durulması, çekişme konusu taşınmazın halen elbirliği mülkiyetinde olduğunun anlaşılması durumunda, davacı tereke adına dava açmadığından davanın, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi, aksi durumda ise dosya içeriğine ve toplanacak delillere göre uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, davacıya tanıklarını bildirmesi için süre ve imkan dahi verilmeden, yerel bilirkişi ve re"sen dinlenen tutanak imzalayıcılarının beyanları esas alınarak, belirsiz olan bu durum açıklığa kavuşturulmadan, taşınmazın elbirliği mülkiyeti hükmüne tabi olduğu varsayımından hareketle, davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi yönündeki sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmamaktayım.