Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2016/1402
Karar No: 2019/297

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1402 Esas 2019/297 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2016/1402 E.  ,  2019/297 K.

    "İçtihat Metni"



    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 45-310

    Silahla tehdit suçundan sanık ...’in, TCK’nın 106/2-a, 29/1, 62, 50/1-a ve 52/4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.04.2012 tarihli ve 45-310 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 4. Ceza Dairesince 21.04.2016 tarih ve 1195-7967 sayı ile;
    "Müştekiler ... ve ..."un sanığın mülkiyetindeki araziye rızası dışında gece vakti piknik yapmak amacıyla girdiği, sanığın arazinin kendisine ait olduğu ve çıkmaları gerektiğine yönelik ikazlarını dinlemeyerek araziyi terk etmemeleri ve evlerine doğru gelmeleri üzerine, evde eşiyle birlikte yaşayan sanığın kendisine ve arazisine yönelik saldırıyı orantılı olarak defetmek amacıyla havaya ateş etmekten ibaret eyleminin TCK"nın 25. maddesi kapsamında olduğu gözetilmeksizin, sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,
    Daire üyeleri M. K. Semercioğlu ve A. Alçık;
    "Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi"nin 12.04.2012 tarihli 2012/45-310 E-K sayılı ilamı ile sanıklar ... ile ... haklarında tehdit ve hakkı olmayan yere tecavüz suçlarından beraatlarına, katılan sanık ... hakkında ise tehdit suçundan mahkûmiyetine dair kararın temyiz incelemesi sonucunda sanıklar ... ile ... haklarında tehdit ve hakkı olmayan yere tecavüz suçlarından verilen berat kararlarının onanmasına dair daire kararma katılmaktayız. Ancak katılan sanık ... hakkında ise tehdit suçundan mahkumiyetine dair kararın TCK 25 kapsamında kaldığından sanığın berati gerektiğinden bahisle bozulmasına dair sayın çoğunluğun bozma yönündeki kararma muhalifiz. Şöyleki;
    Sanıklar ...ile ...birlikte ..."in annesinin evinden dönerken katılan sanık ...’in dosyadaki krokiye göre Çanakkale yolu üzerinde bulunan evine yaklaşık 80 m uzaklıkta yol kenarında ateş yakıp sucuk pişirmek ve bira içmek amacıyla durdukları, olay saatinin 21.00 sıraları olduğu, katılan sanık ..."in mahkemede alman savunmasında belirttiği üzere sanıkların oradan gitmelerini istediği, sanıkların kendisini tehdit etmeyerek sadece "Buraya gel" dedikleri sanığın evinin köy dışında olması ve gece olması nedeniyle sanıkları korkutmak amacıyla havaya iki el ateş ettiği sabittir.
    Mahkeme sanıklar ...ve ...yönünden üzerlerine atılı tehdit ve hakkı olmayan yere tecavüz suçlarından beratlarına, katılan sanık ... hakkında ise tehdit suçundan mahkumiyetine dair hüküm kurmuş ve katılan sanık lehine haksız tahrik indirimini 2/4 oranında uygulamıştır.
    MK 981 maddesindeki zilyedin savunma hakları başlıklı düzenlemesinde zilyet her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir derken, saldırının zilyetliğe yönelmesi, eylemin taşınmazı işgal, sınırın bozulması veya hak sahibinin taşınmazdan yararlanmasına engel olunması biçimlerinde gerçekleşmesi gerekmektedir.
    Sanıklar ...ve ..."in eylemleri ise katılan sanık ..."e ait evine 80 m uzaklıkta bulunan etrafı çevrili olmayan ve yolun kenarında bulunan taşınmazından kısa bir süreliğine yemek yemekşeklinde faydalanmaktan ibarettir. Burada katılan sanık hoşgörülü davranmalı ve kendisine ve taşınmazına yönelik tehdit içeren bir eylemde bulunmayan sanıklara Müsaade etmeliydi.
    Kararın bu haliyle sayın çoğunluk kendi içinde de çelişkiye düşmüştür. Madem sanıklar tehdit ve hakkı olmayan yere tecavüz suçundan berat edip beratlerinin onanmasına karar verdikleri halde hangi eylemleri haksız saldırı içermektedir ki katılan sanığın bu haksız saldırıyı defetmek için silah kullanmasını yasal savunma sınırları içerisinde kabul etmişlerdir. Sanıklar tarafından katılan sanığa yönelik bir saldırı yoktur ki sanığın eylemi TCK 25 kapsamında kalsın. Verilen bozma kararı bu hususu açıklayamamakta ve çelişki içermektedir." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.06.2016 tarih ve 152304 sayı ile;
    "İtiraza konu uyuşmazlık sanık ... hakkında, katılan sanıklar ... ve ..."un sanığın mülkiyetindeki araziye rızası dışında gece vakti piknik yapmak amacıyla girdiği, sanığın arazinin kendisine ait olduğu ve çıkmaları gerektiğine yönelik ikazlarını dinlemeyerek araziyi terk etmemeleri ve evlerine doğru gelmeleri üzerine, evde eşiyle birlikte yaşayan sanığın kendisine ve arazisine yönelik saldırıyı orantılı olarak defetmek amacıyla havaya ateş etmekten ibaret eyleminin TCK"nın 25. maddesi kapsamında bulunup bulunmadığına ilişkindir.
    Meşru savunma, gerek 765 sayılı Kanunun 49/2. maddesinde, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinde bir "Hukuka uygunluk nedeni" olarak düzenlenmiştir. Meşru savunmanın şartlarına ilişkin olarak 765 ve 5237 sayılı Kanunlar arasındaki en önemli fark, ‘Meşru savunma yoluyla korunan hakkın niteliğine’ ilişkindir. Bunun dışındaki şartlar açısından her iki düzenleme ile yerleşik uygulamalar arasında ciddi bir fark bulunmamaktadır.
    765 sayılı TCK"nın 49/2. maddesindeki düzenleme; "Gerek kendisinin, gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız bir taarruzu filhal def’i zaruretinin bâis olduğu mecburiyetle işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde olup, anılan düzenleme ile meşru savunmanın, kişinin kendisinin veya başkasının sadece nefsine veya ırzına yönelik saldırılarda söz konusu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada en geniş yorumla maddenin "diğer kişilik haklarına yönelik saldırılarda" dahi uygulanabileceği kabul edilmiş ise de mal varlığına yönelik saldırıları önlemek maksadıyla işlenen fiiller bu kapsamda değerlendirilmemiştir.
    Buna karşılık, 5237 sayılı TCK"nın 25/1. maddesinde; ‘Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez’ şeklinde daha geniş bir hükme yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru müdafaanın kabulü için saldırının ‘Korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması’ yeterli görülmüştür.
    Gerek öğretide gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCK’nın 49/2 ve 5237 sayılı TCK’nın 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
    1- Saldırıya ilişkin şartlar:
    a) Bir saldırı bulunmalıdır.
    b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
    c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
    d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.
    2- Savunmaya ilişkin şartlar:
    a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmamasıdır.
    b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
    c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
    Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, ‘Sınırın aşılması’ söz konusu olabilmektedir.
    Bu açıklamalar çerçevesinde, maddi olayda, katılan sanıklar ...ve..."nın saat 21.00 sıralarında, Salihler köyüne geldikleri ve sucuk pişirmek ve bira içmek için diğer katılan sanık ..."in özel mülkü olan araziye girip ateş yaktıkları, bu durumu gören ve arazinin içindeki evlerinde oturan katılan sanık ..."in ‘Arazime girmeyin burası benim mülküm’ şeklindeki uyarısına rağmen sanıkların araziden çıkmadıkları, katılan sanıklar ...ve..."nın kendilerini uyaran, diğer katılan sanık ..."e birlikte ‘Sen buraya bir gel seninle bir görüşelim’ tarzında tehdit içeren sözler sarf ettikleri, bunun üzerine katılan sanık ..."in av tüfeği ile diğer katılan sanıklar ...ve..."nın yanlarına gelerek araziden çıkmalarını sağlamak amacıyla iki el havaya ateş ettiği ve arazisinden çıkmaları konusunda katılan sanıklar ...ve..."yı tehdit etmek şeklinde gerçekleşen eylemde,
    Katılan sanıklar ...ve..."nın başlamış ve devam eden katılan ..."in yaşama hakkına ya da yakınlarına yönelik ciddi tehlike oluşturacak bir saldırısı bulunmamaktadır. Katılan sanıklar ...ve..."nın, kendilerine araziden çıkmaları konusunda yapılan uyarıyı dikkate almayıp, katılan sanık ..."in oturduğu eve yönelerek ancak eve çok yaklaşmadan, ‘Gel gel bakalım, seninle görüşelim’ şeklindeki sözler ve umursamaz tavırları sonrasında, katılan sanık ..."in havaya iki el ateş ettiği, katılan sanık ..."in niyeti, fiilin icra tarzı, ruh haline göre, ciddi ve muhakkak nitelikte bir saldırının söz konusu olmadığı, ancak katılan sanık ..."in kendi arazisinden çıkmayan sanıklar ...ve..."ya duyduğu öfke ve kin duygusunun tatmin etmek amacıyla ateş etmesinin, meşru savunma sınırları içinde olmayıp haksız tahrik niteliğinde bulunduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 23.09.2016 tarih ve 13736-12732 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    İnceleme dışı katılan sanıklar ... ve ... hakkında birden fazla kişi tarafından birlikte tehdit ve hakkı olmayan yere tecavüz suçlarından verilen beraat hükümleri Özel Dairece onanarak kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında silahla tehdit suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın silahla tehdit eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Jandarma görevlileri tarafından tanzim edilen 08.09.2011 tarihli tutanağa göre; olay günü saat 21.45 sıralarında Çanakkale Merkez Salihler Köyü’nde ikamet eden sanık ...’in jandarma ihbar hattını arayarak evinin etrafında bulunan iki şahsın kendisini ve eşini rahatsız ettiğini, tehdit edip bağırdıklarını bildirmesi üzerine jandarma görevlilerince saat 22.30 sıralarında olay yerine ulaşıldığı, olay yerinde sanık ile sanığın eşi ...’in bulunduğu, sanık ...’in kendisine ait olduğunu söylediği araziye inceleme dışı katılan sanıklar ...ve...’nın girerek alkol aldıklarını ve nara attıklarını bildirmesi üzerine belirtilen araziye girildiği, söz konusu yerde küçük bir ateşin yakılmış ve etrafında iki adet alkol şişesi olduğunun görüldüğü,
    Sanık ... tarafından temyiz dilekçesinin ekinde sunulan ve olay yerini gösteren krokiye göre; 112 ada 86 parsel üzerinde bulunan sanığa ait evin köye 600 metre uzaklıkta olduğu, ev ile köy asfaltı arasında 30 metre ve sanığın evi ile inceleme dışı sanıkların ateş yakıp içki içtikleri 129 ada 1 parseldeki yer arasında 70 metre mesafe bulunduğu,
    UYAP Tapu Kadastro verilerine göre; Çanakkale ili Salihler köyünde 112 ada 86 parsel, 129 ada 1 parsel ve 130 ada 1 parsel de bulunan tarla niteliğindeki taşınmazların sanığın eşi olan katılan ... adına kayıtlı olduğu,
    Dosyada içerisindeki nüfus kayıt örneklerine göre; olay tarihinde sanık ve eşinin 65, inceleme dışı sanıklardan...’nın 58, ...’in ise 51 yaşını tamamlamış oldukları,
    Anlaşılmıştır.
    Katılan ... aşamalarda; olay günü saat 21.00 sıralarında katılanlar ...ve..."nın yaklaşık 30 metre mesafeden evlerine doğru geldiklerini, şahıslara doğru el feneri ile ışık tutarak kim olduklarını görmeye çalıştığını, yanında bulunan ve eşi olan sanığın, katılanlar ...ve..."ya hitaben "Burası benim, özel mülküme girmeyin, burası benim mülküm." dediğini, ancak katılanlar ...ve..."nın alaycı bir tavırla "Sen buraya bir gel, seninle görüşelim." dediklerini, sanığın ise gelmeyeceğini belirttiğini, şahıslar evlerine doğru yürümeye devam edince sanığın uyarı amacıyla havaya doğru iki el ateş açtığını, bunun üzerine inceleme dışı sanıkların araçlarına dönerek kendisine ait olan araziye doğru gittiklerini, arazide bulunan kuyunun başında ateş yakıp içki içtiklerini, ellerine ateş alıp havaya doğru tutarak sanığa "Gel, gel, seninle görüşeceğiz." dediklerini, burada yaklaşık bir saat kadar oturduklarını ve jandarma görevlileri gelmeden önce araçlarına binerek köye doğru uzaklaştıklarını,
    Katılanlar ... ve ..."un aşamalarda; katılan ...’in Salihler Köyünde ikamet eden annesini ziyaret etmek amacıyla katılan ..."ya ait araçla olay günü saat 21.00 sıralarında köye gittiklerini, saat 22.00 sıralarında köyden Çanakkale iline dönüş istikameti olan Çamaşırlık mevkiinde bulunan küçük su pınarı başında sucuk pişirip birer tane bira içmek amacıyla ateş yaktıklarını, o sırada sanık ile sanığın eşi olan katılan ..."nın ellerinde projektör lambası ile gelerek tapulu arazilerini terk etmelerini istediğini, kendilerine "Tamam gideceğiz, ama şu sucuklar pişsin, karnımızı doyuralım hemen kalkacağız." dediklerini, ancak daha kalkmadan av tüfeği ile yapılan iki el atış sesi geldiğini, hatta saçmaların üzerlerine düştüğünü, bunun üzerine birer bira içip pişirdikleri sucukları ekmeğin arasına koyup kalktıklarını, sanığa "Niye bize ateş ediyorsun, biz sana ne yaptık, bizle ne alıp veremediğin var? Burası dedelerimizden kalan köyümüzün çamaşırlığıdır, koyun arazisidir, senin olduğunu bilmiyorduk." dediklerini, sanığın "Jandarmaya sizi şimdi şikâyet edeceğim, defolun gidin arazimi terke edin!" diye karşılık verdiğini, kendilerinin de oradan uzaklaşarak köy meydanına gittiklerini,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık ... soruşturma aşamasında; Salihler Köyü"nün yaklaşık 600 metre dışında bulunan evinde ikamet ettiğini, evden 30 metre uzaklıkta ise köye giden asfalt bir yol bulunduğunu, olay günü saat 21.00 sıralarında bu yoldan evine doğru katılanlar ...ve..."nın geldiğini, katılan ...’in güvenilir bir şahıs olmadığını daha önceden bildiğini, eşi olan katılan ...’nın şahıslara doğru el feneri ile ışık tutarak kim olduklarını gördüğünü, katılanlar ...ve..."ya "Özel mülküme girmeyin, burası benim mülküm." dediğini, ancak katılanların alaycı bir tavırla "Bir gel seninle görüşelim." dediklerini, kendisinin ise onlara gelmeyeceğini söylediğini, ...ve ...evine doğru 15 metre kadar yaklaşınca havaya iki el uyarı ateşi açtığını, bunun üzerine inceleme dışı sanıkların araçlarına dönerek katılan ..."ya ait olan araziye doğru gittiklerini, arazide bulunan kuyunun başında ateş yakıp alkol aldıklarını ve kendisine "Sen buraya gel görüşelim." dediklerini, olayı jandarmaya ihbar ettiğini, katılanlar ...ve..."nın yaklaşık bir saat kadar burada oturduktan sonra görevliler gelmeden önce araçlarına binerek köye doğru uzaklaştıklarını,
    Kovuşturma aşamasında ise; olay tarihinden önce suça konu yerle ilgili olarak köy muhtarlığı ile aralarında ihtilaf bulunduğunu, bundan dolayı tedirginlik yaşadığını, olay günü de katılanlar ...ve..."yı görünce yine bu şekilde geldiklerini düşünerek havaya iki el ateş ettiğini katılanlar ...ve..."nın kendisini tehdit etmediğini, ancak "Buraya gel" şeklinde söz söylediklerini savunmuştur.
    Meşru savunma, 5237 sayılı TCK"nın 25. maddesinin 1. fıkrasında;
    "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının "Korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
    Hükmün gerekçesinde; "…Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir.
    Esasen, kanunlarımızda mala karşı saldırılarda da meşru savunmayı kabul eden hükümlere yer verilmiş olması kurumun bu şekilde düzenlenmesini gerekli kılmaktadır.
    Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir…" açıklamalarına yer verilmiştir.
    Öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364.); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307.); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697.) şeklinde, 765 sayılı TCK"nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.
    Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere;
    TCK"nın 25. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
    1- Saldırıya ilişkin şartlar:
    a) Bir saldırı bulunmalıdır.
    b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
    c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
    d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
    2- Savunmaya ilişkin şartlar:
    a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
    b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
    c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
    Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "Sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
    Sınırın aşılması TCK’nın 27. maddesinde;
    "(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
    (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" şeklinde düzenlenmiştir.
    Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddesinin ikinci fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde "Beraat" kararı değil, anılan maddenin birinci fıkrasına göre indirimli ceza veya ikinci fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek "Ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilecektir.
    TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
    TCK’nın 27. maddesinin ikinci fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
    1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
    2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
    3- Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
    4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
    Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "Heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru savunmada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Eşi ... ile birlikte Çanakkale ili, Salihler köyüne yaklaşık olarak 600 metre uzaklıkta bulunan evlerinde ikamet etmekte olan sanık ..."in olay günü güneşin batış saatinden sonra saat 21 sularında eşine ait 70 metre mesafede olan araziye girerek ateş yakıp içki içmek isteyen katılanlar ...ve Süreyyayı ellerindeki projektör vasıtasıyla görerek tanıdıktan sonra özel mülküne girmemeleri konusunda uyarıda bulunmasına rağmen, uyarılara aldırış etmeyen katılanların konutunun önündeki sanığa doğru yaklaşarak alaycı bir ifadeyle "Sen buraya gel, seninle görüşelim" şeklinde sözler söyleyerek eve doğru yaklaşmaya devam etmeleri üzerine elindeki tüfekle iki el havaya ateş açan sanığın, haklı savunmasında aşırılığa kaçmadan taarruzu defetmekten gayri bir gayesinin bulunmadığını göstermiş olması, ateş yaktıkları arazinin sanığa ait olduğunu bilmediklerini beyan eden katılanların, kendilerine yapılan uyarıya rağmen, alaycı bir ifadeyle sanığın evine doğru yürümeye devam ettikleri gibi uyarı atışına rağmen yine sanığa ait arazide ateş yakarak içki içmeye devam ettikten bir saat sonra araçla köye doğru uzaklaştıkları olayda;
    Köyün dışında, ıssız sayılabilecek bir yerde, güneşin batmasından yaklaşık olarak yarım saat sonra evlerinin yakınında bulunan arazilerine izinsiz giren katılanları projektör vasıtasıyla tanıdıktan sonra iyice tedirgin olan sanık ile eşinin uygun bir şekilde araziden çıkmaları konusunda uyarıda bulunmalarına rağmen, katılanların araziyi terk etmedikleri gibi alaycı bir ifade ile sanığı yanlarına çağırarak eve doğru yaklaşmaları üzerine elindeki tüfekle iki el havaya uyarı ateşi açan sanığın, haklı savunmasında aşırılığa kaçmadan taarruzu defetmekten gayri bir gayesinin bulunmadığını göstermiş olması, sanığın eşi tarafından tanınan katılan ..."e karşı olumsuz bir izleniminin bulunması, yaşları nedeniyle daha korunmasız durumda olan sanık ile eşinin olayın meydana geldiği yer ve zaman dikkate alındığında; tedirginlik duymalarının hayatın olağan akışına uygun olması, katılanların saldırıları henüz suç boyutuna ulaşmamış ise de; başlamamış ancak başlaması kesin olan ve başladığında savunmayı olanaksız, ya da çok güç hale getirecek bir tecavüze karşı yapılan savunmanın meşru olduğu konusunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eylemi, konut dokunulmazlığına yönelmesi muhakkak bir saldırıyı, o anki hal ve şartlara göre, savunma amacına matuf ve orantılı bir şekilde defetme niteliğinde olduğundan, olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "İtirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 09.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.










    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi