
Esas No: 2017/525
Karar No: 2019/307
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/525 Esas 2019/307 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 21. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 386-341
Kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve görevi kötüye kullanma suçlarından sanık ..."un beraatine ilişkin İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.10.2011 tarihli ve 71-278 sayılı hükümlerin, katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesince 30.09.2015 tarih ve 2953-3389 sayı ile;
"İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 09.02.2011 tarihli iddianamesi ile sanığın zimmetinde bulunan telsizlerinin sayımı sırasında bir adet telsizin bulunamaması üzerine söz konusu telsizi katılana teslim etmiş gibi gerçeğe aykırı 27.10.2008 tarihli teslim-tesellüm belgesi tanzim edip buna dair de 20.02.2009 tarihli gerçeğe aykırı rapor düzenlediği iddiasıyla sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarından ayrı ayrı açılan kamu davalarında, katılanın aşamalarda değişmeyen anlatımları, tanık ...’ın beyanı, olay nedeniyle katılan ve sanık hakkında kurumlarınca yapılan ön inceleme neticesinde düzenlenen raporlar ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, sanığın eyleminin bir bütün halinde kamu görevlisinin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı ve suçun subüta erdiği gözetilmeden yazılı şekilde sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarından ayrı ayrı karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 15.12.2015 tarih ve 386-341 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hükümler gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2016 tarihli ve 245119 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 1046-1054 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesince 28.02.2017 tarih ve 11313-1017 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığa atılı eylemin sabit olup olmadığının,
2- Sabit olduğunun kabulü hâlinde sanığın eyleminin, sadece kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunu mu yoksa hem kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunu hem de görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturduğunun,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan ... İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 26.05.2010 tarihli şikayet dilekçesiyle; 05.09.2008-12.01.2009 tarihleri arası Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğünde görev yaptığını, yıl sonunda yetkili makamca rutin bakım ve sayım kontrollerinin yapılıp bildirilmesinin istenmesi üzerine sanığın, hakkında 20.02.2009 tarihli raporu düzenlediğini, bu raporda 106 seri numaralı telsizi 27.10.2008 tarihli teslim tesellüm belgesiyle kendisine teslim etmiş gibi gösterdiğini, Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğünden ayrılırken üzerinde zimmetli malların sanık tarafından teslim alınıp ilişik kesme belgesi tanzim edilerek ilişiğinin kesildiğini ve Bayraklı İlçe Emniyet Müdürlüğünde göreve başladığını, daha sonradan hakkında ilişik keserken zimmetinde olan bu telsizin düşümünü yaptırmadığı ve telsizi zayi ettiği iddiası ile soruşturma başlatıldığını, bu olayla ilgili 12.05.2009 tarihinde görevlendirilen idari soruşturma amirince ifadesi alındığı sırada hakkında isnat edilen suçlamayı duyduğunda kendisine böyle bir telsiz verilmediğini belirtip buna ilişkin teslim tesellüm belgesini görmek istediğini söylediğini, bunun üzerine gösterilen belgedeki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını ve sahte olduğunu anladığını, bu olay nedeniyle görev yerinin değiştirildiğini, teslim tesellüm belgesindeki imza üzerinde yapılan incelemede söz konusu imzanın kendisine ait olmadığının ve bu telsizin Ankara"ya tamir için gönderildiği zaman kendisinin o büroda çalışmadığının anlaşıldığını, İzmir Valiliği İl Disiplin Kurulu tarafından hakkında ceza tayinine gerek olmadığına karar verilerek bu kararın kendisine tebliğ edildiğini, sanık ile hiçbir husumetinin bulunmadığını bildirerek İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına müracaatta bulunduğu,
Sanık hakkında Bornova Kaymakamlığı tarafından "resmî belgede sahtecilik ve suç uydurma" suçlarından soruşturma izni verildiği, bu soruşturma iznine sanık tarafından yapılan itirazın İzmir Bölge İdare Mahkemesince 12.10.2010 tarih ve 326-337 sayı ile reddine karar verildiği,
İzmir Valiliği İl Polis Disiplin Kurulunun 30.12.2009 tarihli ve 216-959 sayılı kararı ile katılan hakkında ceza tayinine mahal olmadığına karar verildiği,
İl emniyet müdür yardımcısı tarafından soruşturmacı komiser Bayram Doğru"ya hitaben yazılan 07.05.2009 tarihli tahkikat konulu yazıda; Bornova Asayiş ekipler amirliği muhabere hizmetlerinde kullanılan Aselsan marka 4415 model 00106 seri numaralı el telsizinin 24.06.2008 tarihli resmî yazı ile tamir ve bakım için kendilerine geldiğini, bu işlemin evrak kayıt defterine 24.06.2008 tarihinde 1504 sayı ile kayıt edildiğini, 25.06.2008 tarihinde görevlendirilen teknisyenlerin iş takip formuna cihazın tamir için Ankara"ya gitmesinin uygun olacağını belirtmesi üzerine aynı gün 25.06.2009 tarihli geçici görev makam oluru ile cihazın Haberleşme Daire Başkanlığına gönderildiği ve yine 26.04.2009 tarihli geçici görevle Ankara iline giden görevlilerce 29.04.2009 tarihinde arızası giderilmiş olarak teslim alınarak getirildiğinin ve telsizin hâla cihaz kabul kısmında beklediğinin bildirildiği,
İl emniyet müdür yardımcısı tarafından soruşturmacı komiser Bayram Doğru"ya hitaben yazılan 25.06.2009 tarihli tahkikat konulu yazıda; 4015 marka 008511 seri numaralı el telsizinin ... tarafından 27.10.2008 tarihli resmî yazı ile getirildiğinin, 04.11.2008 tarihli ve 2692 sayılı evrak kayıt numarası ile bu telsizin tamiri yapıldıktan sonra aynı gün ... tarafından faal olarak teslim alındığının belirtildiği,
27.10.2008 tarihli katılan tarafından düzenlenen raporda; 008511 seri numaralı Aselsan marka el telsizinin batarya cihaz şarj bağlantı çubuğunun birisinin kırık olduğunun, açma/kapama düğmesinin arızalı olduğunun ve telsizin bataryasının şarj etmediğinin yazıldığı,
İzmir Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen 20.07.2009 tarihli ekspertiz raporunda; suça konu teslim tesellüm belgesindeki cihazı teslim alan imzasının katılanın eli mahsulü olmadığının tespit edildiği,
04.10.2011 tarihli bilirkişi raporunda; teslim tesellüm belgesi aslında bulunan tüm yazıların ve rakamların sanığın eli ürünü olduğunun, teslim eden adına atılı imzanın sanığın eli ürünü olduğunun, teslim alan kısmındaki imzanın katılanın eli ürünü olmadığının, teslim alan kısmındaki imza ile sanığın imzaları arasında ise grafolojik yönden bir ilişki bulunmadığının belirtildiği,
10.10.2011 tarihli oturumda Yerel Mahkemece suça konu belge üzerinde yapılan incelemede; ikinci zarf içinde teslim tesellüm matbu yazısı olan, cihazın markası, tipi, seri nosu, şarj ve bataryası düşünceler hanesi olan, altında cihazı teslim eden ve alan matbu yazıları bulunan ve tükenmez kalemle doldurulmuş belge olduğunun, cihazı teslim edenin ... teslim alanın ise ... olduğunun ve imzalar bulunduğunun görüldüğünün belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... kollukta; ekip ile kendisine zimmetli olan 008511 seri numaralı Aselsan 4015 marka el telsizinin arıza yaptığını, bu nedenle telsiz ile birlikte düzenlediği raporu sanığa götürdüğünü, telsizi sanığa göstererek raporu ona verdiğini ve aynı gün telsizi kademeye götürmek istediğini, ancak sanığın kendisine "Bugün işleri çok yoğun, bugün gitme." dediğini, bununla ilgili kayıt işlemlerinin yapıldığını ancak telsizi ona bırakmadan bir hafta kadar süreyle kullanmaya devam ettiğini, bir hafta kadar sonra aracın telsizi değişeceğinden sanığın kendisine önceki raporu da vererek "El telsizini de tamir ettir, bir taşla iki kuş vur." dediğini, bunun üzerine telsizin kademeye gittiğini, 04.11.2008 tarihinde ekip aracının telsizinin değiştiğini, el telsizinin de tamirinin yapıldığını, bunların giriş çıkış kayıtlarının bulunduğunu, 4415 model el telsizinin kendisine teslim edilmediğini, daha sonradan bu telsizin tamir için Ankara"ya gönderildiğinin ve tamir edildikten sonra iade edildiğinin, sonuç olarak herhangi bir kayıp telsiz olmadığının anlaşıldığını, teslim tesellüm belgesindeki imzanın kendisine ait olmadığını, yıl sonunda yapılan sayımlarda 4415 sayılı telsizin bulunamaması nedeniyle sanığın böyle bir yola başvurmuş olabileceğini,
Mahkemede; Asayiş Büro Amirliğinde görevli olduğu sırada 008511 seri numaralı telsizin anteninde bir arıza oluştuğunu, bu arızayı tamir ettirilmesi amacıyla telsizi idari büroda görevli olan sanığa götürdüğünü, bununla ilgili rapor da yazdığını, sanığın "Şimdi Asayiş Ekibi çok yoğun çalışıyor, kademeye gidildiğinde hepsiyle birlikte bu telsizi de götürebilirsin, bu arada telsizi kullanabilirsin." dediğini, on gün kadar telsizi kullandıktan sonra kademeye gidilmesi gerektiğinden dolayı raporla birlikte telsizi kademeye götürüp teslim ettiğini, aynı gün telsizin tamir edilip tekrar kendisine iade edildiğini, sonradan sanığın düzenlediği sahte imzalı belge ile amirler tarafından kullanılan farklı bir telsizin kendisine zimmetlendiğini öğrendiğini, bu telsizi iade etmediği gerekçesiyle hakkında idari soruşturma açıldığını, kendisinin bu telsizle bir ilgisinin olmadığını ve bu telsizi kendisinin teslim almadığını, öğrendiği kadarıyla göreve başlamadan bir süre önce kendi adına zimmetlenmiş gözüken telsizin arızalanmış olduğunu ve tamir için Ankara"ya gönderildiğini, bu telsizin uzun süre Ankara"dan geri dönmemesi ve sanığın da buna ilişkin kayıtları kaybetmiş olması nedeniyle sanığın bu telsiz açığını kapatabilmek için resmî evrak düzenleyerek telsizi kendi zimmetindeymiş gibi gösterdiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Tanık ...; ilçe mutemedi olarak çalıştığını, bütün demirbaşların ve telsizlerin kendi zimmetinde bulunduğunu, altı ayda bir telsiz zimmetlerinde güncelleme yaptığını, zimmetleme yapacağı sırada sanığa elindeki telsizleri sorduğunda dokuz tane telsiz olduğunu söylediğini, kendisinin ise on tane telsiz olması gerektiğini söyleyerek buna yönelik zimmet belgelerini gösterdiğini, karşılaştırma yaptıklarında sanığın 106 numaralı telsizin olmadığını fark ettiğini ve birlikte telsizi aramaya başladıklarını, telsizi tamir ettirdikleri yerlere de sorduğunu, kayıp telsizi iki aya yakın zaman içinde bulamadıkları için durumu yetkili müdürlerine ilettiklerini, bunun üzerine kendilerine bu telsizin zimmette kimin olduğuna dair rapor tutmaları gerektiğini söylediklerini, bunun üzerine sanığın da telsiz kayden kendi üzerine göründüğü için buna ilişkin rapor tuttuğunu, daha sonra yine araştırma yaparken sanığın "Hatırladım, bu telsizi Nihat Beye verdim." dediğini, kendisinin de "Bu durum doğrudan beni ilgilendirmiyor buna göre rapor tutarsın." dediğini ve bununla ilgili rapor tutulduğunu, bir veya iki ay sonra muhabereden telefon edilerek telsizin bulunduğunun söylendiğini, bunun üzerine kendisinin de soruşturmaya bakan kişiye telefon açarak telsizin bulunduğunu söylediğini, katılana “Telsizin zimmeti sende görünüyor.” dediğinde katılanın bir kelime kullandığını ancak ne dediğini şu an tam hatırlamadığını, "O benim imzam değil, ben sahte imza atacak kadar salak değilim." gibi kelimeler kullandığını, bunu ne amaçla söylediğini bilmediğini, muhabereden suça konu olan telsizi aldığında kırık olduğundan tamir görmüş olduğunu, kimin tarafından yapıldığını bilmediğini, muhabereye teslim eden polis memuru olarak Muharrem Özbakır"ın isminin geçtiğini, suça konu olan telsizin kayıp olmadığını, sanığın söz alarak, tanığın kendisine bu durumu anlattığında katılan ..."ın kendisine hitaben "Ben gerçek imzamı atacak kadar salak değilim." şeklinde söylediğini belirtmesi üzerine tanıktan sorulduğunda; net olarak hatırlamadığını, sanığa söylediği şekilde de söylemiş olabileceğini,
Tanık Eylem Ebru Ergezer; aradan uzun zaman geçtiği için olayı net olarak hatırlamadığını, ortada zimmette olan bir telsizin kaybolduğu konuşmalarının geçtiğini, bu konuyu katılandan ve sanıktan duyduğunu, sonradan yapılan araştırmada da telsizin kayıp olmadığının anlaşıldığını, teslim tesellüm tutanağındaki imzada farklılık bulunduğunun ama katılana ait olduğunun söylendiğini, kendisinin görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, sorulması üzerine; suça konu telsiz arızalı olduğu için üst kademeye gönderilmesini istediklerini, sanığın olmadığı esnada telsiz değişiminin olduğunu, ancak hangi numaralı telsizin değiştiğini bilmediğini,
Tanık Recep Coşkun: telsizlerin zimmetiyle ilgili konuyu bilmediğini, büro amirinin telefonla kendisini yanına çağırarak Atatürk Mahallesinde radyo televizyon tamiri yapan bir kişinin yanına giderek telsiz tamiri yapıp yapmadığını sormasını istediğini, bunun üzerine sanıkla birlikte belirtilen adrese giderek kendilerini tanıtıp herhangi bir telsizin tamire gelip gelmediğini sorduklarını, onun da on beş gün kadar önce eşkâl bilgilerini verdiği bir kişi tarafından telsizin tamire getirildiğini söylediğini, verdiği eşkâlin katılan ..."a benzediği için onun getirmiş olabileceğini düşündüklerini, ancak telsizi getirenin o olup olmadığını sormadıklarını,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; asayiş büroda adli idari büro memuru olarak görev yaptığını, büroda kullanılan telsizlerin, silahların, mermilerin, araç ve gereçlerin kendi üzerine zimmetli olduğunu, ihtiyaç hâlinde kullanılacak olan bu malzemeleri zimmet karşılığında personele verdiğini, katılanın 27.10.2008 tarihinde yanına gelerek 4015 marka 008511 seri numaralı el telsizinin arka batarya telsiz temas iki çubuğundan birisinin kırıldığını ve telsizin çalışmadığını söylediğini, kendisinin de buna yönelik "Rapor yaz, kademeye götürürüz." dediğini ve günlük rutin işler için odadan ayrıldığını, katılanın da bilgisayarın başına geçerek raporu yazdığını, kendisinin de bu raporu amirine söylediğini, onun da üst yazıyla tamire gönderelim dediğini, bunun üzerine odasına dönüp üst yazıyı yazdığını, katılana boşta bulunan telsizlerden birisini almasını söylediğini, katılanın da “Olimpiyatlardan gelen telsizlerin bataryaları bozuk, sağlam bataryalı bir telsiz ver.” dediğini, kendisinin de odadaki bölmenin diğer tarafında bulunan masayı göstererek oradan telsiz seçmesini söylediğini, bu sırada kendisinin de zimmet belgesini çıkartıp isimleri yazdığını, katılana seçtiği telsizin seri numarasını bildirmesini söylediğini ve üst yazıyı imzalatmaya amirinin yanına gittiğini, döndüğünde katılanın bölmenin diğer tarafından “Olimpiyatlardan gelen bu telsizi alıyorum, bataryasını diğer telsiz ile değiştiriyorum.” dediğini, katılandan seçtiği telsizin son üç dört rakamını söylemesini istediğini, katılanın da 106 numaralı telsizi seçtiğini söylediğini, kendisinin de teslim tesellüm belgesine öyle yazdığını ve katılandan imzalamasını isteyerek üst yazıyı ilçe müdürüne imzalatmak üzere masadan kalktığını, odadan çıkarken katılanın mavi tükenmez kalemle isminin olduğu yere tersten imza attığını, katılanın bozuk olan Aselsan 4015 marka 008511 seri numaralı el telsizi ve yerine almış olduğu faal hâldeki Aselsan 4415 marka 106 seri numaralı el telsizi ile birlikte odadan çıkıp gittiğini, aradan on gün kadar geçtikten sonra başka memurların elinde kademeye gönderdiği telsizi gördüğünü, kendisinin de bunun kademede olması gerektiğini, onlara nasıl geçtiğini sorduğunda Muharrem Özbakır"ın önceki ekipten grup değişmesi esnasında aldıklarını söylediğini, kademeyi arayarak bu durumu sorduğunda kademeye gitmesi gereken telsizin gitmediğini öğrendiğini ve bunun üzerine katılanı arayıp telsizin neden gitmediğini sorduğunda katılanın "Çekmeceye koydum, dışarıda bozuk olanı yaptırdım." diye cevap verdiğini, kendisinin de bunların dışarıda yapımının yasak olduğunu, telsizin kademeye gitmesi gerektiğini söylediğini, çekmeceye koyduğu telsizi kontrol ettiğinde kendisinin verdiği telsizin değil 256 numaralı telsizin olduğunu gördüğünü, ekiplere sorarak telsizin hangi tamircide yapılabileceğini öğrenip bu tamirciye gittiğinde katılanın telsizi burada yaptırdığını tespit ettiğini, yanında bulunan polis memuru Recep Coşkun"un tamirciye telsizi göstererek "Bu telsiz size geldi mi?" diye sorduğunda "Bu telsizi katılan getirip tamir ettirdikten sonra geri götürdü." şeklinde cevap verdiğini, bu durumu katılana sorduğunda ise ısrarla telsizi kademeye yaptırdığını söylediğini, kendisi büroda yokken Ebru Eylem Akbaş isimli polis memurunun çekmecedeki kayıp olduğu iddia edilen 106 seri numaralı telsizi ekibe zimmetleyerek verdiğini, teslim ettiği dosya suretini bürosunda bırakması gerekirken aslını ve suretini telsiz kademeye gönderdiğini, kendisi bu yazıyı görünce çekmecedeki 106 ile 256 numaralı telsizlerin karıştığını fark ettiğini, katılanın aldığı telsizin 106 değil 256 olduğunu anladığını, katılan telsiz numarasını söylerken yanlış yazmış olabileceğini, yazıyı kademede görünce 106 numaralı telsizin daha önceden Ankara’ya gittiğini öğrendiğini, bu durumu telsiz tamirden geldikten sonra öğrendiğini, bu bilgilerden sonra katılana verdiği telsizin 106 değil 256 numaralı telsiz olduğunun farkına vardığını, telsiz bulunmadan önce kayıp diyerek üst birime bildirdiğini ve bununla ilgili raporun işleme konularak hakkında idari soruşturma başlatıldığını, katılanın imza benim değil demesinden sonra, bürodaki tutanakların bazılarını incelediğinde katılanın sekiz on tane ayrı ayrı imzalarının olduğunu tespit ettiğini, ..."ın da katılanın kendisine "Ben zimmetime aldığım telsizin evrakına gerçek imzamı atacak kadar salak değilim." şeklinde söz söylediğini öğrenmesi üzerine katılanın sorumluluk almamak için sahte imza atmış olabileceğini düşündüğünü, katılanın düzenlediği rapor incelendiğinde katılanın kullandığı el telsizinin çalışamaz hâlde olduğunun anlaşıldığını, ekibin el telsizi olmadan görev yapmasının mümkün olmadığını, bunun için katılanın bozuk olan el telsizinin yerine bir telsiz almış olmasının gerektiğini, bu nedenle bozuk olan telsiz yerine başka bir telsizin verildiğinin gerçek olduğunu, sahte belge düzenlemediğini, suça konu teslim tesellüm belgesi gösterildiğinde; düzenlediği teslim tesellüm belgesinin bu olduğunu, teslim eden imzasının kendisine; sağ taraftaki imzanın ise katılana ait olduğunu savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi bakımından öncelikle “resmî belgede sahtecilik” ve “görevi kötüye kullanma” suçları üzerinde durulması gerekmektedir.
Resmî belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde;
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup, resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması gerektiği belirtilmiştir.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmî belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde "Görevi kötüye kullanma" suçu ise 257. maddede;
"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)" şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin, uyuşmazlıkla ilgili birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır.
Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanun veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevi dolayısıyla yetkili bulunmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması gerekmektedir.
Anılan maddenin gerekçesinde; suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar, “Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir.” şeklinde vurgulanmış, öğretide de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.769; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974.)
Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle “mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat” kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp, bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyeceği, mağduriyet kavramının ekonomik zarar kavramından daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974.)
Bu aşamada “asli norm” ve “tali norm” üzerinde de durulmasında fayda vardır.
Yardımcı (tali) normlar, asli normlarla benzer hukuki yararları koruyan normlardır. Bu tür normlar, asli normların tatbik edilemeyeceği durumlarda kanunda boşluk oluşmasını engellemek amacıyla getirilmiş düzenlemelerdir. Asli-yardımcı norm ilişkisinin olduğu durumda fiile yardımcı norm değil asli norm uygulanacaktır. Bir normun yardımcı norm mu asli norm mu olduğunun, asli normun uygulanamadığı yerlerde başvurulan bir norm olmasından anlaşılması bir yana, düzenleme içinde, "fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde", "kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında" ve "eylemin başka bir suç oluşturmaması hâlinde" gibi ifadelerin yer alıp almamasına göre de belirlenmekte, bu gibi ifadelerin yer aldığı normların yardımcı norm olduğu kabul edilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;
Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğünde mutemet olarak görev yapan tanık ..."ın altı ayda bir telsiz zimmetlerinde güncelleme yapmak amacıyla gerçekleştirdiği sayım sırasında Aselsan marka 4415 model 58204415400/A106 seri numaralı telsiz bulunamayınca sanığın söz konusu telsizi katılana teslim etmiş gibi 27.10.2008 tarihli teslim tesellüm belgesini ve bu belgeye dayanarak 20.02.2009 tarihli Asayiş Büro Amirliğine başlıklı raporu gerçeğe aykırı şekilde düzenlediğinin iddia olunduğu olayda; sanık aşamalarda, telsizi arızalanan katılanın yanına gelerek bununla ilgili rapor yazdığını, bu nedenle katılana kullanmak üzere telsiz seçmesini ve seçtiği telsizin numarasını bildirmesini istediğini, katılanın bir telsiz seçerek bunun numarasını söylediğini, kendisinin de bu numaraya göre teslim tesellüm belgesi düzenlediğini ve katılanın bu belgeyi imzaladığını savunmuş ise de katılanın, Aselsan 4015 marka el telsizinin bozulması üzerine sanığa giderek buna ilişkin düzenlediği raporu verdiğini, sanığın kademenin şu an yoğun olduğunu ve bu telsizi kullanmaya devam etmesini söylemesi üzerine telsizi kullanmaya devam ettiğini, daha sonra ise bu telsizi kademeye götürerek tamir ettirip aynı gün teslim aldığını, bu sırada sanıktan suça konu 106 numaralı telsizi almadığını ve teslim tesellüm belgesini imzalamadığını, bu belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını beyan etmesi, düzenlenen 04.10.2011 tarihli bilirkişi raporunda suça konu teslim tesellüm belgesindeki teslim alan kısmındaki katılan adına atılı imzanın katılanın eli ürünü olmadığının tespit edilmesi, 4015 marka 008511 seri numaralı el telsizinin katılan tarafından 04.11.2008 tarihinde kademeye götürülerek tamir edildikten sonra aynı gün geri teslim alındığının ve 106 numaralı telsizin ise katılan henüz Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğünde göreve başlamadan önce 24.06.2008 tarihinde başka bir polis memuru tarafından kademeye gönderildiğinin anlaşılması, tanık Murat’ın da zimmetlemelerde güncelleme yapacağı sırada sanığa elindeki telsizleri sorduğunda sanığın kendisinde dokuz tane telsiz olduğunu söylediğini, kendisinin ise on tane telsiz olması gerektiğini söyleyerek buna yönelik zimmet belgelerini gösterdiğini, karşılaştırma yaptıklarında sanığın 106 numaralı telsizin olmadığını fark ettiğini ve birlikte telsizi aramaya başladıklarını, kayıp telsizi iki aya yakın aradıklarını fakat bulamadıkları için durumu yetkili müdürlerine ilettiklerini, müdürlerinin kendilerine bu telsizin kimin zimmetinde olduğuna dair rapor tutmaları gerektiğini söylediğini, bunun üzerine sanığın da telsiz kendi üzerine göründüğü için buna ilişkin rapor tuttuğunu, daha sonra yine araştırma yaparken sanığın "Hatırladım, bu telsizi Nihat Beye verdim." dediğini beyan etmesi karşısında; sanığın suça konu 27.10.2008 tarihli teslim tesellüm belgesini ve 20.02.2009 tarihli Asayiş Büro Amirliğine başlıklı belgeyi sahte olarak düzenlediğinin sabit olduğu ve bu eylemlerinin bir bütün hâlinde asli norm niteliğindeki TCK’nın 204. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunu oluşturması nedeniyle ayrıca tali norm niteliğindeki aynı Kanun’un 257. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacağı kabul edilmelidir.
Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.12.2007 tarihli ve 245-264 sayılı kararına göre; "...Başvuru tarihinde yürürlükte bulunup, 11.05.2007 gün ve 26519 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği’nin 11. maddesi ile yürürlükten kaldırılan, Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği’nin 5. maddesi uyarınca, diploma denklik komisyonunca, belgelerin orijinal olup olmadığının araştırılması zorunludur. ...İlgili ülke nezdinde, Yönetmeliğin 5. maddesine uygun bir araştırma yapılmış olsa idi, böyle bir diplomanın belirtilen üniversiteden verilmediği kolaylıkla anlaşılacak, diploma denklik belgesinin verilmesi de söz konusu olmayacaktı, idarenin yönetmelik hükümlerini farklı veya eksik uygulamasının sonuçları sanık aleyhine yorumlanamayacağı gibi, bu şekilde eksik inceleme sonucu verilen denklik belgesine de hukuki sonuç bağlanamaz." şeklinde karar verildiği, somut olayımızda ise suça konu teslim tesellüm belgesinin gerçek olup olmadığına yönelik mutat araştırma yükümlülüğünün bulunmadığı, faydasız sahteciliğin ise sahtecilik eylemi yapılmadan da gerçekleştirilebilecek bir sonucun bilgisizlik ya da gerekli olduğuna inanılarak herhangi bir zarara neden olmayacak şekilde işlenmesi durumunda söz konusu olabileceği, bu bağlamda somut olayımızda, sanığın suça konu belgelerle katılan hakkında idari soruşturma yapılmasına neden olması nedeniyle faydasız sahtecilikten söz edilemeyeceği, ayrıca resmî belgede sahtecilik suçlarında suçun oluşması için, genel kast yeterli olup failin eyleminin haksız ve hukuka aykırı olduğunu bilerek hareket edip TCK"nın 204. maddesinde sayılan hareketlerden birini gerçekleştirmesinin yeterli olacağı, bunun yanında bir zarar veya tehlikenin doğmasının gerekmeyeceği göz önünde bulundurulduğunda; sanığın, katılana 106 seri numaralı el telsizini teslim etmediğini bildiği hâlde teslim etmiş gibi suça konu teslim tesellüm belgesi ve buna yönelik tutanak düzenlemesi nedeniyle sanığın suç işleme kastının mevcut olduğu, yine Ceza Genel Kurulunun 29.04.2014 tarihli ve 221-214 sayılı kararına göre; kendisini soruşturmadan kurtarmak amacıyla kimliği konusunda gerçek dışı beyanda bulunan sanığın, sahtecilik suçunu oluşturabilecek şekilde 765 sayılı TCK"nın 339 ve 342. maddeleri ile 5237 sayılı TCK"nın 204. maddesinde sayılan bir hareketinin ya da bu hareketlere yönelik kastının bulunmadığının belirtildiği, somut olayımızda ise sanığın TCK"nın 204. maddesinde düzenlenen bir eyleminin söz konusu olduğu ve yukarıda açıklandığı gibi sahte olarak suça konu belgeleri düzenlediği anlaşılmakla muhalefet şerhinde belirtilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ile somut olayımızın bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükümlerinin, sanık hakkında, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması gerekirken yazılı şekilde kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve görevi kötüye kullanma suçlarından beraat hükümleri kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Birinci uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi; Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin isabetli olduğu görüşüyle,
Birinci uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu üyesi de; sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun sabit olmadığı düşüncesiyle,
İkinci uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"Resmi belgede sahtecilik suçlarında kast, gerçeğin değiştirildiğini "bilme" ve bunu "isteme" şeklinde oluşmalıdır. Düzenleme, değiştirme veya taklit iradesi yeterli değildir. Failde başkalarına zarar verme bilinci olmalı ve bu bilinçle hareket etmelidir.
Diğer yandan sahtecilik suçlarından söz konusu olan genel kast ise de kastın varlığı için gerçeğe aykırı belge düzenleme fiilinden bir zarar doğabileceğini failin öngörmüş olması lazımdır. Ancak, belge düzenlenirken maddi bir hatanın düzeltilmesi veya bir unutkanlığın giderilmesi ya da görevi ihmalle beyanın gerçeğe uygunluğu araştırılmaksızın haraket edilmesi halinde failde sahtecilik kastının bulunduğu söylenemez.(Erman/Özek Kamu Güvenine Karşı İşlenen Suçlar s. 279)
Somut olayda Bornova Emniyet Müdürlüğü asayiş büro idari kısımda çalışan ve ekiplere telsiz dağıtma görevide bulunan polis memuru olan sanığın Aselsan marka 4415 model 106 seri numaralı telsizin kademeye tamire gönderilmiş olduğu halde bunu unutup katılan polis memuruna teslim ettiğini düşünerek gerekli araştırmayı yapmadan dikkatsiz ve özensiz davranarak suç konusu teslim tesellüm belgesini düzenlemek biçiminde gelişen eylemde, sanığın sahtecilik bilinciyle haraket etmediği, katılanın disiplin soruşturması geçirmesi nedeniyle zarar gördüğü gözönüne alındığında eylemin bir bütün halinde TCK"nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu düşüncesiyle eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu yönündeki Sayın Çoğunluğun kararına katılmıyorum." düşüncesiyle,
İkinci uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"Sanık ... hakkında; resmi evrakta sahtecilik ve görevi kötüye kullanmak suçlarından İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda beraat kararı verilmiş, anılan kararın Cumhuriyet Savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Yüksek 21. Ceza dairesinin 30/09/2015 tarihli kararı ile eylemin kül halinde resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğundan bahisle yerel mahkemece verilen beraat kararının bozulmasına karar verilmiş, yerel mahkemece bozma kararına direnilerek her iki suçtan beraat kararı verilmiş, anılan direnme kararının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Yüksek 21. Ceza Dairesinin 28/02/2017 tarihli kararı ile direnme kararı yerinde görülmeyerek dosya Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kuruluna gönderilmiş, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından, sanığın eyleminin kül halinde TCK"nın 204/2 maddesindeki suçu oluşturduğundan bahisle, direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun, direnme kararının bozulmasına ilişkin kararına aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.
Uyuşmazlığa konu somut olayımızda; zimmetinde bulunan telsizlerinin sayımı sırasında bir adet telsizin bulunamaması üzerine söz konusu telsizi katılana teslim etmiş gibi gerçeğe aykırı 27.10.2008 tarihli teslim-tesellüm belgesi tanzim edip buna dair de 20.02.2009 tarihli gerçeğe aykırı rapor düzenlediği iddia edilen sanığın bütün aşamalardaki savunmasında; katılana teslim ettiği telsiz yerine yanlışlıkla kademeye gönderilen telsiz için teslim-tesellüm tutanağı ve buna ilişkin rapor düzenlediğini iddia edip ileri sürmüş olmasına karşın, dosya içeriğine göre sanığın gerçekte arızalı olan telsizi tamir için kademeye göndermesine rağmen kayıtlara zamanında işlemediği için aradan geçen süre içerisinde katılan ile aralarında geçen diyaloğu hatırlayarak arızalı telsizi katılana teslim ettiğini düşünerek buna ilişkin belge düzenlediği, kademeye gönderilen arızalı telsizin Ankara iline gönderilerek tamiri yapıldıktan sonra geriye gönderilmesi nedeniyle herhangi bir zararın doğmadığı, ancak ilk aşmada düzenlenen teslim-tesellüm tutanağına istinaden katılan hakkında idari soruşturmanın başlatıldığı dosya içeriğinden anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle yargılamaya konu edilen teslim-tesellüm belgesi ile buna ilişkin raporun somut olayımızda düzenlenmesinin zorunlu olup olmadığı, sanık ile katılan açısından idari soruşturmanın seyrini etkilemesinin dışında resmi evrakta sahtecilik suçunun olmazsa olmazını teşkil eden herkese karşı hukuki sonuç doğurma özelliğinin mevcut olup olmadığı, suça konu belgelerle hakkında idari soruşturma başlatılan katılan tarafından suça konu belgelerin düzenlenmediğinin bilindiği gibi imza incelemesi ile gerçek durumun rahatlıkla ispat edileceği dikkate alındığında iğfal yeteneğine haiz olup olmadığı açıklanarak TCK"nın 204/2 maddesindeki resmi evrakta sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşup oluşmadığının yargı kararları ışığında öğretideki görüşlerden de yararlanılarak ortaya konması gerekmektedir.
Yeşim DAĞOĞLU tarafından, Prof. Dr. Veli Özer ÖZBEK danışmanlığında düzenlenen yüksek lisans tezinde;
Bu, sahtecilik yapılmasa dahi arzu edilen sonucun gerçekleşeceği durumlar için söz konusudur. Bu nedenle bu tür sahtecilik fiillerine doktrinde "gereksiz(faydasız, lüzumsuz) sahtecilik" adı verilmektedir. Gereksiz sahtecilikte failin istediği sonuç aslında gerçekleşmiştir; ancak fail bunu bilmediği için belgede sahtecilik yaparak o sonucu elde etmeye çalışmaktadır.
32 Kaylan, s. 8; Aşıcıoğlu, s. 229; İsmail Malkoç, Memur Yargılaması 4483 Sayılı Kanun, Malkoç Kitabevi, Ankara, 2006, (Memur Yargılaması), s. 120. 33 Gökcan, Resmi Belge, s. 94; Yaşar, Gökcan ve Artuç, Cilt IV, s. 5619; Erem, s. 103. 34 Bakıcı ve Yalvaç, s. 701; Esen, s. 471; Ekinci ve Esen, ss. 250, 278; Gündel, s. 810. "…İdil Noterliğinde yeminli noter katibi olarak görev yapan sanık M. Y. un, suç tarihinde izinsiz olarak ilçe dışında bulunan İdil Noteri sanık G. K. nun telefon talimatıyla, sanık G. K. un görev mahalli dışında olduğunun anlaşılmaması için 28.04.2008 tarihli bir kısım evraklara sanık G. K. un adını yazarak imzasını atmaktan ibaret eylemlerinde, sanık M. Y. ya, İdil Noteri sanık G. K. tarafından 20.10.2006 tarihinde imza yetkisi verilerek İdil Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.10.2006 tarihli işlemiyle yemini yaptırmış olması ve tüm noterlik işlemlerini yapma yetkisinin bulunması, bu tarihte düzenlenen belgelerin tarafların isteklerine uygun ve içerik itibariyle gerçeği yansıtması, noter olan G. K. un Özel Eybek Polikliniğinin 28.04.2008 gün ve 40 protokol no.lu raporuna göre de dört gün istirahatli olması ve böyle bir işlem yaptırma ihtiyacının bulunmaması karşısında, yüklenen eylemlerin sübuta ermesi halinde dahi sahteciliğin gereksiz olarak yapıldığı ve yüklenen suçun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden, sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi yasaya aykırı olup, …hükmün bozulmasına…" 11. CD. 23.11.2011 tarih, E. 2011/11193, K. 2011/22134
(Erhan Günay, Dolandırıcılık ve Belgede Sahtecilik Davalarında Yargılama Süreci, Seçkin Yayıncılık, Haziran 2012, s. 111)."...Medeni Kanundan doğan velayet hakkını kaybetmeden veli sıfatıyla çocuğunun okulunu kendi adı ile de değiştirmesi mümkün bulunan sanığın, karısının adını kullanarak yaptığı müracaatın gereksiz ve icapsız bir işlem olması karşısında sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hükümlülüğüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiş…" 6. CD. 27.12.1990 tarih, E. 1990/8619, K. 1990/ 10498, Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı, (09.08.2015).
"…Avukat olan sanığın, katılan tarafından kendisine verilen vekaletnamede ahzu kabz yetkisi olmadığı halde bu ibareyi sahte olarak ekleyerek Dışişleri Bakanlığı"na sunduğunun iddia olunması, sanığın suçlamayı kabul etmemesi, katılanın aşamalarda, sanığa vekaletname verdiğini ancak ahzu kabz yetkisi verip vermediğini hatırlamadığını beyan etmesi, Dışişleri Bakanlığı"nın 05.05.2010 gün ve 2010/618881 sayılı yazısında, katılanın AİHM"e yaptığı başvuru kapsamında sanığın, 23.11.1994 ve 11.08.1995 tarihli iki adet vekaletname sunduğunun belirtilmesi, dosyada fotokopisi bulunan ancak dava konusu yapılmayan 11.08.1995 tarihli vekaletnamede sanığın katılan tarafından ahzu kabza yetkili kılındığının anlaşılması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi için; 11.08.1995 tarihli vekaletnamenin gerçek olup olmadığı ilgili noter ve katılandan sorularak, gerçek olduğunun tespiti halinde suç tarihinde sanığa ahzu kabz yetkisi tanıyan gerçek bir vekaletname bulunacağından, eylemin gereksiz olarak yapılmış olacağı ve sahtecilik suçunun oluşmayacağı gözetilmeden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, yasaya aykırı…" 11.CD. 13.05.2014 tarih, E. 2012/26149, K. 2014/9290, Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı
"Sanık, resmi belgede sahtecilik suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık, suça konu belgenin aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamından, sanığın yurt dışındaki bir üniversiteden aldığı diploma için denklik işlemi yapılmasını talep ettiği ve neticede denklik belgesi verildiği, daha sonradan söz konusu diplomanın sahte olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Başvuru tarihinde yürürlükte olan bu husustaki yönetmeliğe göre, belgelerin orijinal olup olmadığının araştırılması zorunludur. Bu araştırma ise belgeyi veren kurum nezdinde yapılabilir. Somut olayda, bu hususta bir inceleme yapılmamıştır. İnceleme yapılmış olsaydı, suça konu diplomanın sahte olduğu kolaylıkla anlaşılacak, denklik belgesinin verilmesi de söz konusu olmayacaktı. İdari görevin gerektirdiği araştırma yapılması halinde belgenin sahteliği anlaşılabilecek ise bu durumda belgenin aldatıcılık niteliğine sahip olduğu kabul edilemez. Açıklanan nedenlerle resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı berat kararı verilmesi usul ve yasaya uygundur.(Yargıtay Ceza Kurulu 2007/11-245, 2007/264K)
Açıklanan şu hale ve sanığın sözü edilen parayı edinmesinin düzenlediği belgelerin aldatıcı nitelikte olmalarından ileri gelmeyip, saymanlık görevlilerinin görevlerini savsayıp bordrolardaki dikey toplamları kontrol etmemelerinden kaynaklandığına ve sanığın yaptığı sahte işlemlerin saymanlıkça yapılacak olan basit bir kontrolle kolayca ve kesin bir biçimde meydana çıkacağından, suça konu olan maaş bordrolarında aldatıcılık yeteneği olmadığı (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 12.06.1989 tarihli, 1989/161 E. ve 1989/226 K. sayılı kararı)
Resmi belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nun 204. maddesinde;
(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre, resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olup, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi, resmi belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamu güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç olarak düzenlenmiş ve yaptırıma bağlanmıştır.
Sahteciliği konu edilen belgenin unsurları,
1-)Yazılı Olma
Hasan Tahsin GÖKCAN • Resmi Belgede Sahtecilik Suçu (TCK m. 204) kendine özgü varlığının bulunabilmesi için, yazının üzerine yazılmasına, taşınmasına ve devredilmesine elverişli bir şey üzerine tespit edilmesi de lazımdır. Dolayısıyla, bir kağıda veya bez, parşömen, deri, levha veya metal plakaya harf veya rakamın elle ya da baskı yöntemiyle iz şeklinde basılması halinde yazı koşulu gerçekleşmiştir.
2-)Hukuki değer taşıyan bir içeriğinin bulunması,
Erman/Özek, Kamu Güvenine Karşı İşlenen Suçlar, s.306. Aynı doğrultuda madde gerekçesinde de, belgenin hukuki bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerektiği belirtilmiştir.
Yazılı evrakın belge olarak kabul edilebilmesi için; hukuken korunmaya değer bir içeriğinin bulunması gerekir.30 Yoksa, hukuki bir değeri bulunmayan yazının belge değeri yoktur. Belgenin belirli bir düşünce veya olayın aktarımını ya da bir hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğunu gösterme gibi bir irade beyanını içermesi halinde hukuken korunduğu, delil niteliğinin bulunduğu kabul edilir.
Yazılı bir evrakın belirli bir fikri veya maddi bir olayı içermesi tek başına belge olması için yeterli değildir.
Bu yazının delil olarak kullanılabilir olması halinde hukuken korunması söz konusu olur. Bu nedenle, delil değerinden yoksun (hukuken anlamı olmayan bir yazıyı içeren) yazılı bir kağıt üzerinde yapılacak değişikliğin, herhangi bir zarar olasılığı da olmadığından, eylem sahtecilik olarak kabul edilemeyecektir.
Bazı belgeler özellikle bir konuda delil olmak üzere oluşturulur; örneğin bir suç tutanağı, ilam, vekaletname veya borç senedi ya da sözleşme bu şekildedir. Bu tür belgelere ‘mahsus evrak’ denilmektedir. Buna karşın bazı belgeler böyle bir maksatla oluşturulmadıkları halde, hal ve şartlardaki değişiklikler nedeniyle delil niteliği kazanabilirler ki bunlara da ‘tesadüfi evrak’ denilir.
Şu halde, bir irade açıklamasının hukuki bir sonuca yol açacak içerikte olması halinde, belgenin içerikle ilgili ögesinin gerçekleştiği düşünülmelidir. Örneğin tesadüfi evraktan sayılan bir aşk mektubu da içerdiği düşünceler bakımından boşanma davasında kanıt olarak kullanılabilir ve özel belge sayılır.
Hasan Tahsin GÖKCAN • Resmi Belgede Sahtecilik Suçu (TCK m. 204)
‘Belge’nin hukuki değer taşıyan varaka olduğundan hareketle, belgede yapılan sahteciliğin de bu hukuki değeri etkileyecek nitelikte olması aranmalıdır. Önemsiz hususlardaki sahtecilik, delil niteliğini etkilemediğinden, suç oluşturmaz. Dolayısıyla, sahteciliğin delil niteliğini etkileyen önemli hususlara ilişkin olması gerekir.
3-)Düzenleyenin bilinmesi:
Yazılı materyalin belge olarak kabul edilebilmesi için, kim tarafından düzenlendiğinin belli olması gerekir. Kimin düzenlediği bilinmeyen yazıların belge niteliği bulunmamaktadır. Kimin düzenlediğinin bilinmesi demek, fiilen yazıyı yazanın (örneğin sekreterin) değil, kim adına düzenlendiğinin bilinmesi anlamına gelmektedir. Düzenleyenin bilinir kılınması, düzenleyen kişinin adının metin içinde yazılması ile veya imza, remz, işaret gibi diğer bir unsur sayesinde gerçekleştirilebilir.
4-)Yazının okunabilir olması,
Sahteciliğe konu edilen belgenin unsurlarını yukarıdaki şekilde özetledikten sonra sahtecilik suçunun unsurlarını şu şekilde sıralamak mümkündür.
1-)Zarar Verme Olasılığının Bulunması,
Sahtecilik eyleminin somut bir zarara yol açması zorunlu bulunmamakla birlikte, doktrinde zarar verme olasılığının bulunmaması durumunda suçun oluşmayacağı kabul edilmektedir. Fakat, sahteciliğin icrasıyla kamu güveni bozulup sarsıldığı veya tehlikeye düşürüldüğü için, zararın gerçekleştiğinin araştırılması veya ispat edilmesi gerekli değildir. Esasen sahtecilik suçunun kamu güvenine karşı suçlardan olması nedeniyle, fiilin suçla korunan kamu güveninin ihlal edilmesine elverişli biçimde işlenmesi gerekir. Ancak suçla tali olarak kişilerin belgede somutlaşan kişilik hakları da korunmaktadır. Dolayısıyla belgede sahtecilik suçunun kamu güvenini bozma veya kişilerin haklarına zarar verme tehlikesi yaratması gerekir ki cezalandırılabilirsin. Bu nedenle, hiçbir zarar verme olasılığı bulunmayan sahtecilikler cezalandırılmaz. Hatta bu husus, bir ilke olarak kanunların yapılmasında gözetilmiştir.
2. Aldatma Yeteneğinin Varlığı
Kamu güvenine karşı işlenen bir suç olarak kabul edilen belgede sahtecilik suçlarının oluşması için, sahtecilik fiilinin zarar tehlikesini doğurmaya elverişli olarak işlenmesi zorunlu görülmektedir. Zira, işlenen sahteciliğin herhangi bir zarara yol açma kabiliyetinin bulunmaması halinde suçun oluşmayacağı kabul edilmektedir. Dolayısıyla, sahtecilik kimseyi aldatamaz nitelikte ise, zarar verme yeteneği bulunmayacağından suç oluşmayacaktır.
Sahtecilik suçu ile ilgili kanuni düzenlemeler ışığında; suça konu belge ile suçun unsurları konusunda teorideki görüşlerin açıklanmasından sonra; somut olayımızın benzeri olan olayların Yargıtay içtihatlarında nasıl karşılık bulduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
Yargıtay Yüksek 11.CD. 4.12.2006, 2005/5417-2006/9811 sayılı kararında;
"Avukat yanında çalışan sanığın, mal beyanında bulunmamak ve taahhüdü ihlal suçlarından hapis cezası bulunan M.G.nin cezasını düşürmek için sahte olarak düzenlenmiş şikayetten vazgeçme dilekçelerini hakimlere havale ettirerek sahte mahkeme ilamları düzenlettirdiği tanık beyanları ile sabit ise de, suça konu dilekçelerin hukuki sonuç doğurup doğurmayacağını tespit açısından icra dosyalarında yer alan vekaletnamelerde vekile icra takibinden vazgeçmeye ilişkin yetki verilip verilmediği araştırıldıktan sonra sonucuna göre hukuki durumun tayini gerekir."
Yargıtay Yüksek 11.CD. 15.5.2007, 6384/3382 sayılı ilamında;
"İzmir Büyükşehir Belediyesi E... Hastanesi"nde göz doktoru olarak çalışan sanığın, Emekli Sandığı"na tabi hastalara, sağlık karnelerini alarak hastanedeki resmi işlemlerini onlara gerek olmadan yaptırmak suretiyle kolaylık sağladığı intibaını yaratıp, bu şekilde gelen birçok hastayı, özel muayenehanesinde muayene ettikten sonra anılan hastanede gerekli kayıt işlemlerini yaptırıp ancak hastaları muayene etmeden, daha önce yaptığı özel muayene sonuçlarına göre reçetelerini düzenleyerek resmi işlemlerini onlar olmadan yaptırmaktan ibaret eylemlerinin, zincirleme görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, kanuna aykırıdır.
Görüldüğü üzere yazılı bir varakanın hukuki sonuç doğurması ve belge sayılabilmesi, onun ispat gücünün bulunmasına bağlıdır. İspat gücü olmayan yazılar üzerindeki değişiklikler veya sahtecilikler, belge ögesinin (ve dolaylı olarak zarar olasılığının) bulunmaması nedeniyle belgede sahtecilik suçunu oluşturmaz. Belgenin ispat gücü bulunması gerektiği hususu bir çok kararda vurgulanmıştır. Belgenin hukuki sonuç doğurur nitelikte bulunmaması halinde sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturamayacağı bir kararda şu ifadelerle açıklanmıştır;
"Özel belgede sahtecilik suçunun oluşması için o belgenin doğrudan hukuki sonuç doğurucu nitelikte olması gerekir. Belediyenin yeterli görüp işleme koymadığı ve içeriğinin gerçeğe uygunluğunu araştırdığı belgenin belediyeye verilmesiyle hemen hukuki sonuç doğurmadığı açıktır. Saptanan bu durum ve uygulamaya göre tanzim ve tevdi ile hukuki sonuç doğurmaları olanaksız olan bu belgelere dayanılarak sanığın mahkumiyetine karar verilmesinde isabet yoktur.
Yargıtay Yüksek 11 . Ceza Dairesinin 2014/17209 K
Sanığın, İçişleri Bakanlığı KİHBİD Başkanlığı bilgi toplama yönergesi uyarınca GBT kaydında yeralan mahkumiyet hükmüne ilişkin bilgi formunun iptali istemiyle Antalya Emniyet Müdürlüğüne verdiği 25.07.2007 tarihli dilekçe ekinde sunduğu beraate ilişkin mahkeme ilamının sahte olduğu iddiasıyla açılan kamu davasında; KİHBİD Başkanlığı sisteminden yapılan sorgulamada, ibraz edilen ilamda adı geçen mahkemeye ait aynı esas ve karar no"sunda yeralan sanık hakkındaki hükmün mahkumiyet hükmü olduğu anlaşılarak işlem yapılmadığı gibi sahte olarak ibraz edilen ilamın incelenmesinde ilam formatına uygun olarak yazılmadığının görüldüğü, ibraz edildiğinde doğruluğunu teyit bakımından yapılacak sorgulamada sahte olduğu anlaşılacağından hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmadığı, bu nedenle iğfal kabiliyetinin de bulunmadığı gözetilmeden, suça konu belgenin iğfal kabiliyetinin ne şekilde oluştuğu karar yerinde tartışılmadan eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,
Yargıtay Yüksek 11 Ceza Dairesinin 2019/564 K sayılı ilamı;
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın, Çiftçi Kayıt Sistemine Dahil Olan Çiftçilere Mazot, Gübre ve Toprakanalizi Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair 2011/15 numaralı Tebliğ’in 15. maddesi gereğince, ilgili Bakanlığın Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişlerince destekleme ödemelerinden faydalanmak amacıyla yapılan başvuruların gerçeğe aykırı olup olmadığı konusunda örnekleme yöntemiyle ön denetim yapma zorunluluğunun olması; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13.11.2018 tarihli 2017/15-335 Esas ve 2018/524 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, ilçe tarım müdürlüğünün daha önce ilan edilen tarihlerde ilgili köye gidip ürün henüz tarlada iken, hasat yapılmış ise anızı görmek suretiyle tespit yapma yetkisinin bulunması, arazi bilgileri formundaki beyanların tek başına hukuki sonuç doğurucu nitelik arz etmeyip, destekleme prim ödemelerinde ilçe tarım müdürlüğünün tespit ve denetimi sonucu belirlenecek parseller ve miktarların esas alınacak olması, dolayısıyla arazi bilgileri formunun aldatma niteliğinin bulunmaması karşısında, belgede sahtecilik suçunun yasal unsurları oluşmadığı gibi sanığın fiilinin kanunda suç olarak tanımlanmadığı dikkate alınarak, sanık hakkında beraat yerine yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması,
Yargıtay Yüksek 11 Ceza Dairesinin 2017/5991 K- 2017-1057 K sayılı ilamlarında da aynı şekilde sahtecilik suçunun oluşabilmesi için şekli sahtecilik ile yetinilmeyip düzenlenen belgenin mutlaka hukuki sonuç doğurması gerektiği vurgulanmıştır.
Yargıtay Yüksek 11 Ceza Dairesinin 2015/26671 K sayılı ilamı ile Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2014/214 K sayılı içtihatlarında da Yargıtayın uzun yıllara dayanan yerleşik uygulamaları desteklenmiş, somut olayımıza benzer bir şekilde yalan beyana istinaden oluşan içerik itibariyle sahte ilamlardan, yalan beyanda bulunun kişi sorumlu tutulmayarak, yalan beyanda bulunma veya iftira suçlarının oluşacağına karar verilmiştir.
Yargıtay Yüksek 11 Ceza Dairesinin 2015/26671 K sayılı ilamı;
31.03.2012 günlü iddianamede; sanığın hırsızlık suçundan yakalandığında üvey kardeşi Yiğit Demir adına temin ettiği sahte nüfus cüzdanını ibraz ederek bu kimlik bilgileri ile açılan kamu davasında yargılanıp mahkum olduğundan bahisle TCK"nun 204/1, 268/1 delaletiyle 267/1, 267/5, 142/1-a maddeleri uyarınca resmi belgede sahtecilik, başkalarının kimlik bilgilerini kullanmak ve hırsızlık suçlarını işlediğinin iddia olunması ve iddianamede TCK"nın 204. maddesinin 3. fıkrası kapsamında resmi belgede sahtecilik suçu tavsif edilerek açılmış bir kamu davası bulunmadığı gibi ayrıntısı Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 29.04.2014 gün ve 2013/221 esas, 2014/214 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanığın kimliği konusunda yalan beyanda bulunması üzerine adını verdiği kişi ile ilgili olarak yapılan yargılama neticesinde kişi hakkında mahkumiyet kararı verilmesi halinde eylemin resmi belgede sahtecilik değil gerçekte var olan bir kişinin kimlik bilgilerinin kullanılması halinde TCK"nın 267/1. maddesinde düzenlenen iftira suçunu oluşturacağı ve tebliğnamenin de dosyanın Yargıtay 2. Ceza Dairesi"nde bulunan 2013/26601 esas sayılı dosya ile irtibatlı olduğundan bahisle anılan Daireye düzenlendiği cihetle; tebliğname tarihine, iddianamedeki tavsife, temyizin kapsamına göre dosyanın temyiz inceleme görevinin Yüksek 2. Ceza Dairesi"ne ait olduğu anlaşıldığından Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/214 K sayılı ilamı;
Buna göre, işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını önlemek amacıyla kendi kimliğini saklayıp bir başka kişiye ait kimlik bilgilerini kullanması ve onun hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasına neden olması halinde sanığın fiili, 5237 sayılı TCK"nun 268. maddesinde düzenlenen suç tipine uyacak ve maddedeki hüküm gereğince 267. fıkradaki iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılacaktır. Sanık hakkında herhangi bir soruşturmanın başlatılmadığı, aranan kişilerden olmadığı, bir başka kişinin kimlik bilgilerini vermesiyle o kişi hakkında soruşturma yapılmadığı, sanığın kendi kimliğini saklayıp hayali bir isim verdiği hallerde ise TCK"nun 206. maddesiyle cezalandırılmasına karar verilecektir. 765 sayılı TCK hükümleri incelendiğinde ise failin eylemi yalnızca 343. maddedeki yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Bir suç ihbarı üzerine yakalanan sanığın kendisini soruşturmadan kurtarmak maksadıyla adını önce "Zeki Dağ", ardından "Mahmut Durdu" olarak söyleyip gerçek kimliğini gizlediği, beyanı üzerine "Mahmut Durdu" hakkında açılan kamu davasının yargılaması sonucunda yalan beyanda bulunmak ve sahte nüfus cüzdanı kullanmak suçlarından adı geçen hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğu, bu mahkumiyet hükmünü de "Mahmut Durdu" kimliği ile sanık Mehmet Doğan Durdu"nun infaz ettiği anlaşılan olayda, kendisini soruşturmadan kurtarmak amacıyla kimliği konusunda gerçek dışı beyanda bulunan sanığın, sahtecilik suçunu oluşturabilecek şekilde 765 sayılı TCK"nun 339 ve 342. maddeleri ile 5237 sayılı TCK"nun 204. maddesinde sayılan bir hareketinin ya da bu hareketlere yönelik kastının bulunmadığı, dolayısıyla sanığın yalan beyanda bulunduktan sonra "Mahmut Durdu" isimli kişi hakkında mahkumiyet hükmü kurulması nedeniyle eyleminin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturmayacağı kabul edilmelidir.
Sanığın kimliği konusunda yalan beyanda bulunması üzerine adını verdiği kişi ile ilgili olarak yapılan yargılama neticesinde kişinin hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğunun ileri sürülmesi, 5237 sayılı TCK"nun 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile 765 sayılı TCK"nun 343. maddesindeki resmi bir varakanın düzenlenmesi esnasında yalan beyanda bulunma suçunun işlenemez hale gelmesi sonucunu doğuracaktır. Her iki maddede tarif edilen eylemlerin de resmi evrak tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 765 sayılı TCK"nun 343 ve 5237 sayılı Kanunun 206 ya da 268. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir.
Bu nedenle, gerçekte var olan bir kişinin kimlik bilgilerinin kullanılmış olması halinde 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 268/1. maddesi delaletiyle 267/1. maddesinde düzenlenen iftira suçunun oluşacağı 765 sayılı TCK hükümlerine göre ise eylemin 343/2. maddede düzenlenen yalan beyanda bulunmak olarak nitelendirilmesi gerekeceği kabul edilmelidir.
Teoride ve uygulama da benimsenen ve yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan görüşler ışığında; somut olayımıza baktığımızda; zimmetinde bulunan arızalı telsizin prosedüre uygun olarak tamire gönderilmesine karşın, zamanında bu işlemi kayıt altına almadığı için telsizin kaybolduğunu düşünen sanık tarafından düzenlenen teslim-tesellüm belgesinin, sanık açısından hakkında yapılması muhtemel adli yada idari soruşturmadan kurtulma, katılan açısından ise hakkında idari soruşturmanın başlatılmasına neden olmanın dışında herkese karşı hüküm ifade edecek şekilde hukuki sonuç doğurma ihtimalinin mevcut olmadığı açıktır. Esasında sanığında, zarar verme bilinciyle hareket ettiğine dair herhangi bir iddia dahi ileri sürülmediği gibi zamanında düzenli bir şekilde kayıt altına almadığı için kademeye gönderdiği telsizi bulamaması nedeniyle sorumluluktan kurtulmak amacıyla düzenlediği teslim-tesellüm tutanağının katılan açısından iğfal yeteneğinin bulunmadığı hususunda gerek uygulama da gerekse öğretide herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Zira teslim-tesellüm tutanağını imzalamadığını bilen katılanın, hakkında başlatılan idari soruşturma da imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek teknik inceleme ile imzanın kendisine ait olmadığını ispat ederek idari soruşturmadan rahatlıkla kurtulma olanağı mevcut iken, idarenin imza incelemesi yapmadan katılanın görev yerini değiştirmesinin gerçekte hukuki sonuç doğurması mümkün olmayan belgeye hukuki sonuç doğurma özelliği kazandırmayacağı da bilinen bir gerçektir. Ayrıca zarar verme bilinciyle hareket etmediği dosya içeriğinden anlaşılan sanığın suça konu belgeden hakkındaki yapılacak olan soruşturmayı engelleme dışında yarar elde etme ihtimalinin mevcut olmadığı gibi savunma amaçlı düzenlenen belgenin görevli memurun görevi gereği düzenlemesi gereken zorunlu belgelerden olmadığı kanaatimizce tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Oysa TCK"nın 204/2 maddesindeki suçun oluşabilmesi için görevli memurun görev gereği düzenlemek zorunda olduğu belgeyi hukuki sonuç doğuracak ve iğfal yeteneğine haiz olacak şekilde sahte olarak düzenlemesi gerekmektedir. Somut olayımızda zorunlu olarak düzenlenmesi gereken bir belge yoktur. Hiç belge düzenlenmemiş olsaydı, gerçekte tamir için gönderilen arızalı telsizin prosedüre uygun bir şekilde kullanımda olduğu ortaya çıkacak, sanığın yada katılanın herhangi bir şekilde zarar görmesi de mümkün olmayacaktı. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2014/214 K sayılı ilamında özetlendiği üzere; hırsızlık yada başka bir suçtan yakalandığında; başkasının kimlik bilgileri kullanan kişi, başka birisi adına mahkumiyet hükmünün oluşmasına sebebiyet vermesine karşın, sahte ilamdan sorumlu tutulmayarak 765 sayılı kanun döneminde TCK" 343/2 maddesinden, 5237 sayılı kanun döneminde ise iftira suçundan sorumlu tutulurken, yine mutat araştırma görevinin bulunması halinde ibraz edilen resmi belgelerin hukuki sonuç doğurmayacağından bahisle resmi evrakta sahtecilik suçunun oluşmayacağı hususundaki içtihatlar yerleşik uygulamaya dönüşürken, uyuşmazlığa konu somut olayımızda kendisini sorumluluktan kurtarmak için zamanında düzenli bir şekilde kayıt altına almadığı için bulamadığı telsiz için suça konu belgeyi düzenleyerek katılan hakkında idari tahkikat başlatılmasına neden olan sanığın eyleminin kül halinde TCK"nın 257/1 maddesinde yazılı bulunan görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu kabul edilerek yerel mahkemece verilen beraat kararının bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekirken, TCK"nın 204/2 maddesindeki suçun oluşacağından bahisle yerel mahkemece verilen direnme kararının BOZULMASINA karar veren Yargıtay Yüksek 21. Ceza Dairesinin incelemeye konu bozma kararının kanaatimizce resmi evrakta sahtecilik suçu konusunda bu güne kadar gerek Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun gerekse özel dairelerin içtihatlarına aykırı olacağı ve buna bağlı olarak hukuki güvenlik ilkesi ile birlikte TCK"nın 3 maddesindeki orantılılık ve hakkaniyet ilkelerinin de zedeleneceği açıktır.
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, sanık ... hakkında yerel mahkemece verilen beraat kararının, eylemin kül halinde görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğundan bahisle BOZULMASINA, karar verilerek zaman aşımı süresinin inceleme tarihi itibariyle sona erip ermediğinin belirlenmesi gerekirken, sanığın eyleminin TCK"nın 204/2 maddesindeki resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturacağından bahisle BOZULMASINA dair Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak edilmemiştir." açıklamasıyla,
İkinci uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Benzer gerekçelerle, sanığın eyleminin kül hâlinde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu düşüncesiyle,
Karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.12.2015 tarihli ve 386-341 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, sanığın eylemlerinin sübut bulduğu ve kül hâlinde kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde beraat hükümleri kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.