
Esas No: 2017/83
Karar No: 2019/308
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/83 Esas 2019/308 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 692-1103
Nitelikli hırsızlık suçundan sanık ..."un beraatine ilişkin Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 13.06.2007 tarihli ve 754-508 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 13.12.2012 tarih ve 17736-23727 sayı ile;
“Olay tarihinde katılana ait iş yerinin çelik kapı ve kasasına zarar verilerek 1.500 TL ve tabancanın çalındığı, sanık olaydan yaklaşık 2 ay sonra suça konu tabancayla birlikte yakalandığı, tabancayı sanığın Erdoğan’dan satın aldığını savunduğu, sanık Erdoğan’ın suçlamayı kabul etmediği, ayrıca suç tarihini de kapsayacak biçimde 14.09.2004 tarihinden beri cezaevinde olduğu ve sanık ...’in savunmasının doğrulanmadığının anlaşılması karşısında; sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, yazılı biçimde beraatına karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 09.10.2013 tarih ve 692-1103 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.09.2014 tarihli ve 355603 sayılı "düşme" istekli tebliğnamesi ve Yargıtay 22. Ceza Dairesinin 13.01.2016 tarihli ve 17320-140 sayılı kararıyla Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 152-904 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 01.02.2017 tarih ve 22-173 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı nitelikli hırsızlık suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
20.02.2005 tarihli görgü tespit tutanağında; 20.02.2005 tarihinde saat 11.00 sıralarında hırsızlık suçu işlendiğinin ihbar edilmesi üzerine söz konusu iş yerine gidildiğinin, iş yerinin çelik kapısının kilit kısmında zorlama izleri olduğunun, kapının alt ve üst kilit dillerinin dışarıda ve eğilmiş vaziyette bulunduğunun, iş yerinin muhasebecisi olduğunu beyan eden İbrahim isimli kişinin “19.02.2005 tarihinde saat 18.30 sıralarında iş yerini kapattıklarını, ertesi gün saat 10.45 sıralarında iş yerinde hırsızlık yapıldığının bildirilmesiyle iş yerine geldiklerini” beyan ettiğinin, iş yerinde yapılan görgü tespitte; iş yerinde sırt üstü vaziyette iki kapılı çelik kasa bulunduğunun, kasanın kapaklarının açık ve alt kapağın anahtarının üzerinde takılı olduğunun, üst kapağın alt ve üst orta kısımlarında ise iki ayrı yerden sert bir cisimle yaklaşık 2x1 cm ebatlarında delik açıldığının tespit edildiğinin belirtildiği,
Sanık hakkında, katılana ait iş yerinin kapısını zorlayarak içeri girdikten sonra burada bulunan kasadaki silahı alarak nitelikli hırsızlık suçunu işlediği iddiası ile 765 sayılı TCK’nın 493/1 ve 522. maddeleri uyarınca kamu davası açıldığı,
Ulusal Yargı Ağı Projesi Sistemindeki (UYAP) kayıtlardan; 19.02.2015 tarihinde Ankara ili, Çankaya ilçesinde güneşin saat: 17.33"de battığı, 20.02.2015 tarihinde ise saat 06.38"de doğduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ...; Kaldırımoğlu İnşaat isimli iş yerinin sahibi olduğunu, 18.02.2005 tarihinde sabah saatlerinde Ankara ilinden ayrılarak Bayburt iline gittiğini, 20.02.2005 tarihinde saat 23.00 sıralarında Ankara"ya döndüğünde iş yerinden hırsızlık yapıldığını öğrendiğini,
Tanık İbrahim Özyurt; 20.01.2005 tarihinde saat 11.30 sıralarında muhasebeciliğini yaptığı ve aynı zamanda sorumlusu olduğu Kaldırımoğlu İnşaat isimli iş yerine geldiğinde polisleri görünce iş yerinden hırsızlık yapıldığını anladığını, yaptığı incelemede iş yerindeki çelik kasanın kilit kısmından uğraşılmak suretiyle açılarak kasadan 1.500 TL ve katılana ait silahın alındığını tespit ettiğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; katılana ait iş yerinden hırsızlık yapmadığını ve üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.
Ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında ana kural fail hakkında fiili işlediği tarihte yürürlükte bulunan kanunun uygulanmasıdır. Ancak sonradan yürürlüğe giren kanun failin lehine ise bu kanun uygulanacak ve infaz edilecektir. Anayasa’nın 38/2. maddesi uyarınca dava ve ceza zamanaşımına ilişkin kanunların uygulanması bakımından da aynı kural geçerlidir. Bu bakımdan zamanaşımı süresini kısaltan kanun, failin lehine olduğundan geçmişe etkili olacak iken, zamanaşımı süresini uzatan kanun faailin aleyhine olduğundan geçmişe etkili olmayacaktır. (Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Ankara, 2012, s.134.)
Zamanaşımına ilişkin kanunlar bakımından da geçerli olan lehe kanunun belirlenmesinde başvurulacak yöntemi belirleyen 23.02.1938 tarihli ve 23-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu karara paralel olarak düzenlenen 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 3. fıkrası uyarınca; lehe olan hüküm; “Önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” Bu itibarla, Ceza Genel Kurulunun 13.11.2007 tarihli ve 225–233 sayılı kararı başta olmak üzere pek çok kararında da vurgulandığı üzere, lehe kanun tespit edilirken, sabit kabul edilen somut olaya her iki kanunun ilgili tüm hükümleri birbirlerine karıştırılmaksızın uygulanmalı ve bu suretle ortaya çıkan sonuçlar birbirleriyle karşılaştırılmalıdır. Başka bir anlatımla, karma uygulama yapılarak, söz gelimi ceza süresinin sonraki, tâbi olunan zamanaşımı süresinin ise önceki kanun esas alınarak dava zamanaşımının hesaplanması mümkün değildir.
Bu noktada direnme kararına konu suçlar bakımından suç ve karar tarihlerine göre; Kanun"da öngörülen cezalar ve bu cezalara ilişkin zamanaşımı sürelerine değinmek faydalı olacaktır.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun’un 493. maddesinde;
" Hırsızlık:
1- Hırsızlığı işlemek veya çalınmış malı başka yere kaldırmak için duvar, kapı, pencere, demir parmaklık, kasa ve sandık gibi şahısları veya malları muhafaza için sağlam maddelerle ve muhkem surette yapılmış şeyleri yıkmak, devirmek, kırmak, delmek veya mahvetmek veyahut suni vasıtalarla veya şahsi çeviklik sayesinde bertaraf edilebilen maniaları kaldırarak veya aşarak hane ve sair yerlere girmek suretiyle işlenirse;
2- Cürmü işlemek veya çalınmış eşyayı başka yere kaldırmak için taklit anahtar yahut sair aletler kullanarak veya sahibinin terk veya kaybettiği anahtarı elde ederek yahut haksız yere elinde bulundurduğu asıl anahtarla bir kilidi açarak işlenirse;
3- Kıyafet değiştirerek işlenirse;
4- Salahiyeti olmaksızın resmi sıfat takınarak yapılırsa;
Cezası üç seneden sekiz seneye kadar hapistir" hükmüne yer verilerek hırsızlık suçunun nitelikli hallerinden bir kısmı sayılmış olup, bu hallerden birinin gerçekleşmesi halinde öngörülen ceza üç seneden sekiz seneye kadar hapis cezası olduğundan, aynı Kanun’un 102/3. maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı 10 yıl, 104/2. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımı ise 15 yıldır.
Sanığın eyleminin suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’un 142/1-b maddesi kapsamındaki hırsızlık suçunun yanı sıra aynı Kanun’un 116/1 ve 151/1. maddeleri kapsamındaki iş yeri dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarını da oluşturmaktadır.
Suç ve karar tarihi itibarıyla uyuşmazlık konusu hırsızlık suçuna ilişkin 5237 sayılı TCK"nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi;
"(1) Hırsızlık suçunun;
...
b) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında,
İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur...", şeklinde iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 62. maddesiyle TCK"nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış, ilga edilen bendin metni korunmak suretiyle aynı maddenin ikinci fıkrasına (h) bendi olarak eklenmiş, birinci fıkradaki “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “beş yıldan on yıla kadar hapis”, olarak değiştirilmiştir. Suçun gece vakti işlenmesi ise aynı Kanun"un 143. maddesinde; "Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte birine kadar artırılır." biçiminde düzenlenmiş, 06.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun"un 6. maddesiyle TCK"nın 142. maddesine 4. fıkra olarak “Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.” hükmü eklenmiştir.
TCK"nın "Konut dokunulmazlığının ihlali" başlıklı 116. maddesi;
“1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
3) Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.
4) Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlenmiştir.
TCK’nın “Mala Zarar Verme” başlıklı 151. maddesinin birinci fıkrasında ise;
“Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hâle getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” biçiminde düzenlemeye yer verilmiştir.
Söz konusu bu suçların gündüz vakti işlendiğinin kabulü halinde 5237 sayılı Kanun’un 66/1-e maddesi gereğince asli dava zamanaşımı 8 yıl, 67/4. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımının 12 yıl olacağı ve bu hâliyle 5237 sayılı TCK’nın sanığın lehine olacağı, suçun gece vakti işlendiğinin kabulü hâlinde ise nitelikli hırsızlık suçunun asli dava zamanaşımının 15 yıl, 67/4. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımının ise 22 yıl 6 ay olacağı ve 765 sayılı TCK’nın sanık lehine olacağı anlaşılmaktadır.
Somut olayda dava zamanaşımının tespitinde hangi Kanun’un uygulanacağının belirlenmesi bakımından hırsızlık suçunun gece mi yoksa gündüz vakti mi işlendiği önem taşımaktadır. Bu kapsamda TCK"nın 6. maddesinin 1. fıkrasının “e” bendi incelendiğinde “Gece vakti deyiminden; güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi,... anlaşılır.” şeklinde düzenlemeye yer verildiği görülmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İş yerinden hırsızlık suçunu işlediği iddia olunan sanık hakkında yapılan soruşturma sırasında düzenlenen 20.02.2005 tarihli görgü tespit tutanağında; nitelikli hırsızlık suçunun 19.02.2005 ile 20.02.2005 tarihleri arasında 18.30 ile 10.45 saatleri arasında gerçekleştirildiğinin belirtilmesi, katılan ... ve tanık İbrahim Özyurt’un ise suçun saat kaçta gerçekleştirildiğine dair herhangi bir beyanda bulunmamaları, UYAP sisteminden tespit edilen verilere göre suç tarihinde kış saati uygulaması devam eden Ankara ili Çankaya ilçesinde güneşin saat 06.32"de doğduğu ve TCK"nın 6/1-e maddesi uyarınca gündüz vaktinin saat 05.32 itibariyle başladığının anlaşılması karşısında, suç saatinin net olarak belirlenemediği, bu konuda oluşan şüpheden yararlanması gereken sanığın eylemini gündüz vakti gerçekleştirdiğinin kabulü gerekmektedir.
Daha ağır başka suçları oluşturma ihtimali bulunmayan ve hakkında beraat hükmü kurulan sanığın 20.02.2005 tarihinde gerçekleştirdiği iddia edilen eylem ile ilgili olarak sanık ...’un sorgusunun 13.07.2006 tarihinde yapıldığı fakat TCK"nın 67. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendindeki zamanaşımı sürelerini kesen sebeplerden "Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi," hükmü gözetildiğinde zamanaşımını kesen en son işlemin inceleme dışı sanık Erdoğan"ın 21.07.2006 tarihli sorgusu olduğu, anılan tarihlerden sonra zamanaşımını kesen veya durduran hiçbir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK"nın 66/1-e maddesindeki sekiz yıllık zamanaşımı süresinin Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce 21.07.2014 tarihinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK"nın, 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık ... hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK"nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK"nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.10.2013 tarihli ve 692-1103 sayılı direnme kararına konu beraat hükmünün, dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK"nın, 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK"nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK"nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.