
Esas No: 2019/31
Karar No: 2019/309
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/31 Esas 2019/309 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 337-64
Kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan TCK’nın 204/2, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca sanık ..."un 12 yıl, sanık ..."nın 10 yıl 6 ay, sanıklar ..., ..."nın 9 yıl 9 ay, sanık ...’ın ise 7 yıl 6 ay hapis cezası ile; aynı Kanun"un 38. maddesi delaletiyle 204/2, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca sanıklar ... ve ...’in 10 yıl 6 ay, sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın 9 yıl 9 ay, sanık ...’nın 9 yıl, sanık ...’nın ise 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin Siverek Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.04.2012 tarihli ve 212-84 sayılı hükümlerin sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafileri ile sanıklar ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 30.05.2013 tarih ve 28378-8958 sayı ile;
"... Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak:
a- 5237 sayılı TCK"nun 61. maddesi uyarınca hakim somut olayda; suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını ve failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. 5237 sayılı TCK"nun "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3/1. maddesi uyarınca suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur. Bu itibarla; kanunda öngörülen alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirlemek hâkimin takdir ve değerlendirme yetkisi içindedir. Ancak, Anayasa"nın 141, 5271 sayılı CMK"nun 34, 230 ve 289. maddeleri uyarınca hükümde bu takdirin denetime olanak sağlayacak biçimde, hak ve nesafet kurallarına uygun, dosya içeriği ile uyumlu yasal ve yeterli gerekçesinin gösterilmesi zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece gösterilen gerekçeler cezanın asgari haddin üzerinde makul bir düzeyde artırılması için yeterli ise de, düzenlenen veya kullanılan sahte reçetelerin sayısı ve miktarı, suçtan meydana gelen zarar ve sanıklardaki suç kastının yoğunluğu gözetilerek, her bir sanık yönünden, düzenlenen veya kullanılan sahte reçetelerin sayısı, miktarı, düzenlendiği veya kullanıldığı zaman dilimi ile buna bağlı olarak sanıklardaki suç kastının yoğunluğu, suçun işleniş şekli suçtan meydana gelen zarar ayrı ayrı değerlendirilip, her bir sanığa özgülenerek adalete hakkaniyete uygun ve eylemleriyle orantılı bir cezaya hükmolunması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler tesisi,
b- Kararın gerekçe bölümünde; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesi uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nunu ile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe Yasanın tespiti gerektiği gözetilmeden, bu ilkelere uyulmadan ve her bir sanık yönünden ayrı ayrı uygulamalı karşılaştırma yapılmadan gerekçeden yoksun olarak denetime olanak vermeyecek şekilde 5237 sayılı TCK hükümlerinin lehe olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hükümler kurulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 27.09.2013 tarih ve 176-271 sayı ile; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan TCK’nın 204/2, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca sanıklar Abdülkadir Ersoy ve ...’nın 9 yıl, sanık ..."nın ise 7 yıl 15 ay hapis cezası ile; aynı Kanun"un 38. maddesi delaletiyle 204/2, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca sanıklar ... ve ...’nın 7 yıl 15 ay hapis cezası ile; TCK’nın 204/2, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca sanık ..."nın 5 yıl 22 ay 15 gün, sanık ...’ın ise 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası ile; aynı Kanun"un 38. maddesi delaletiyle 204/2, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca sanıklar ... ve ...’in 7 yıl 6 ay, sanıklar ..., ..., ... ve ...’ın 5 yıl 22 ay 15 gün, sanık ... Özağaçhanlı’nın 5 yıl 15 ay, sanık ...’nın ise 2 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, bu hükümlerin de sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafileri ile sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 18.11.2015 tarih ve 4853-31028 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.02.2016 tarih ve 2599 sayı ile;
"Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 27/09/2013 gün ve 2003/176 Esas, 2013/271 Karar sayılı ilamı ile; Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 9 yıl hc, Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 9 yıl hc, Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 7 yıl 15 ay hc, Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 5 yıl 22 ay 15 gün hc, Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 5 yıl 2 ay 15 gün hc, Sanıklar ..., ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 7 yıl 6 ay hc, Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 7 yıl 15 ay hc, Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 5 yıl 22 ay 15 gün hc, Sanık Şehmus sarı hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 7 yıl 15 ay hc, ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 5 yıl 22 ay 15 gün hc, ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 7 yıl 15 ay hc, ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 5 yıl 22 ay 15 gün hc, ..... ..... Özçehanlı hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 5 yıl 15 ay hc, ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 5 yıl 15 ay hc, ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 2 yıl 13 ay 15 gün hc verildiği, hükmün Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından onandığı anlaşılmıştır.
1)Yerel mahkemenin 27/09/2013 gün ve 2013/176 Esas, 2013/271 Karar sayılı kararında; Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30/05/2013 gün ve 2012/28378 Esas, 2013/8958 Karar sayılı bozma ilamına konu Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 05/04/2012 gün ve 2006/212 Esas, 2012/84 Karar sayılı ilamının tırnak içerisinde alındığı, akabinde Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin bozma ilamından bahsedildiği, iddia makamının mütalaasına yer verildiği, 61. maddedeki kıstaslar ile 62. maddenin uygulanmasına işaret edilip, 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK hükümlerinin karşılaştırıldığı, ancak sanıklar hakkında mahkumiyete ilişkin gerekçeye yer verilmediği anlaşılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. maddesinde; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." Buna paralel hüküm içeren 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun 34. maddesinde de "Hakim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil gerekçeli yazılır." hükümleri yer almaktadır.
Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve maddi olaya uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde; geçerli, yasal ve yeterli olması gerekir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmez ve uygulamada keyfiliğe yol açar.
Anayasa"nın 141, 5271 sayılı CMK’nun 34, 230, 232 ve 289. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde açık olması ve Yargıtay"ın bu işlevini yerine getirebilmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, sanıkların eylemlerinin ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması, dayanaklarının gerekçeleriyle kararda açıklanıp gösterilmesi gerekirken gerekçe gösterilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.
2)Yerel mahkemece, temel cezanın belirlenmesi sırasında alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi olarak; "sanığın amacı, suçun işleniş biçimi ve suç konusunun önem ve değeri, sanığın kastının ağırlığı" hususlarının gösterildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanıklara atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçu, 5237 sayılı TCK’nun 204/2 maddesinde 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasını gerektirecek şekilde yaptırıma bağlanmış, temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise 5237 sayılı TCK’nun 61/1. maddesinde, 765 sayılı TCK’nun 29. maddesine benzer olarak;
"(1) Hakim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler" şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nun "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki; "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" biçimindeki hüküm ile de, işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında "orantı" bulunması gerektiği vurgulanmıştır.
Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin TCK’nun 61/1. maddesine uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,
Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30/05/2013 günlü bozma ilamına uyulmasına rağmen, temel ceza belirlenirken, adalet ve hakkaniyet kurallarına bağlı kalınması, 61. maddedeki unsurlar gözönünde bulundurularak, cezanın adil ölçüler içinde ve dosya içeriğine uygun şekilde tayin edilmesi gerektiği, CGK ile Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yerleşmiş içtihatlarında vurgulandığı üzere, hapis cezasının makul olmayacak şekilde üst hadde yakın belirlenmesinin dosya içeriğine uygun olmayacağı, Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30/05/2013 günlü bozma ilamında belirtildiği gibi her bir sanık yönünden düzenlenen veya kullanılan sahte reçetelerin miktarı, sayısı, suç kastının yoğunluğu, zarar miktarları ayrı ayrı değerlendirilip, her bir sanığa özgülenerek adalete ve hakkaniyete uygun ve eylemleriyle orantılı bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler kurulmasının yerinde olmadığı tüm bu nedenlerle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 20.04.2016 tarih ve 1335-3481 sayı ile, itirazın kabulüne, onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükümlerinin;
"Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141, 5271 sayılı CMK.nun 34/1, 230 ve 1412 sayılı CMUK.nun 308/7. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesinin belirtilmesi, delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerektiği gözetilmeden gerekçesiz hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 02.03.2017 tarih ve 337-64 sayı ile;
“...Mahkememizin bozma öncesinde vermiş olduğu 2006/212 esas 2012/84 karar sayılı ilamı aşağıda şekilde ortaya çıkmıştır;
"...
Ulaşılan Kanaat :
Tüm dosya kapsamı, dosya içerisinde bulunan deliller ile sanık savunmaları, tanık beyanları, Bağkur Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen raporlar ile soruşturma aşamasında düzenlenen tutanaklar ve yargılama aşamasında İstanbul adli Tıp Kurumu ile Ankara Ağır Ceza Mahkemesi aracılığı ile alınan bilirkişi raporları hep birlikte göz önünde bulundurulduğunda; her ne kadar sanıklar ......, ......, ....., ......, ....., ....., Alattin Edip Yazgan isimli sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından dolayı cezalandırılmaları istemi ile mahkememize kamu davası açılmış ise de; bu sanıkların savunmalarında üzerlerine atılı bulunan suçları işlemediklerini suçsuz olduklarını savundukları, bu sanıklardan bazılarının suça konu olan eczaneleri kendilerinin işletmediğini, bu eczaneleri muvazaalı olarak başka kişilere devrettiklerini, yalnızca görünüşte eczanenin sahibi olarak gözüktüklerini, savundukları, bir kısmının ise eczanelerin bizzat kendilerinin işlettiklerini ancak üzerlerine atılı bulunan suçları işlemediklerini savundukları, tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurulduğunda bu sanıkların tümünün eczacı oldukları, eczacılık diplomasına sahip kişiler oldukları ancak bu sanıkların suç tarihinde dava dosyasına konu olan eczaneleri bizzat kendilerinin işletmedikleri, bu hususun bu sanıklardan bazısının ikrar ettiği, diğer bazı sanıkların da eczanelerin muvazaalı olarak devrinin eczacılık kanununda yasak olması ve ceza hükmü ile yaptırıma bağlandığını bilmesi nedeniyle eczacı devretmesine rağmen eczacılık kanuna göre yaptıkları eylemin suç olduğunu düşünerek bu eczaneleri ısrarla kendilerinin çalıştırdıklarını savunduklarını, tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurulduğunda bu sanıkların hiçbirisinin bizzat suça konu eczaneleri işletmedikleri, görünüşte eczanelerin sahibi olarak gözüktükleri, diplomalarını kiraya verdikleri ve bu şekilde bu eczanelerden gelir elde ettikleri, hatta bu sanıkların çoğunun siverek ilçe merkezinde oturmadıkları farklı il ve ilçelerde oturdukları bu hususun tüm dosya kapsamı, dosya içerisinde bulunan deliller ile sabit olduğu anlaşıldığından bu sanıkların üzerlerine atılı bulunan müsnet suçları işlediklerine dair yani bizzat suç tarihinde suça konu olan eczaneleri diğer sanıklarla birlikte işlettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediği bu sanıkların iddianamede belirtilen suçları diğer sanıklarla birlikte hareket ederek işledikleri hususunun sabit olmadığı, şüpheden sanık yararlanır evrensel hukuk ilkesi dikkate alındığında bu sanıkların üzerlerine atılı bulunan müsnet suçlardan ayrı ayrı delil yetersizliğinden dolayı beraatlerine karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığı,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., Hiza Nur Bucak, .... Erel (Toğa) ve ..."ın üzerlerine atılı bulunan müteselsilen kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçu bakımından değerlendirme yapıldığında; tüm dosya kapsamı ve dosyaya konu olan Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianame dikkate alındığnıda sanıkların üzerlerine atılı bulunan dolandırıcılık suçunun işlendiği tarih göz önünde bulundurulduğunda bu suçun suç tarihi itibariyle 765 Sayılı TCK"nun 504/7 maddesinde düzenlenen kamu kurumunun aleyhine dolandırıcılık suçu kapsamında kaldığı, bu kapsamda değerlendirme yapıldığında suç tarihi göz önünde bulundurulduğunda, bu suç bakımından 765 Sayılı TCK7nun 102/4 ve 104/2 maddesinde düzenlenen olağan ve olağan üstü zamanaşımı sürelerinin her ikisinin de dolduğu, bu itibarla sanıkların üzerlerine atılı bulunan bu suç bakımından dava zaman aşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan dolayı açılan davanın dava zaman aşımı nedeniyle 765 sayılı TCK"nun 102/4 ve 104/2 maddeleri uyarınca düşürülmesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varıldığı,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., Hiza Nur Bucak, .... Erel (Toğa) ve ..."ın üzerlerine atılı bulunan müteselsilen Sahte Resmi Evrak tanzim Etme suçu bakımından değerlendirme yapıldığında; her ne kadar bu sanıkların tümü savunmalarında üzerlerine atılı bulanan suçları işlemediklerini, suçsuz olduklarını, savunmuş iseler de, sanıkların savunmalarının doğru olmadığı, sanıkların savunmalarının aksinin tüm dosya kapsamı, dosya içerisnide bulunan deliller ile birlikte Bağkur Genel Müdürlüğü teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen rapor ve Mahkememizce alınan bilirkişi raporları ve tanık beyanları ile sanıkların çelişkili beyanları ve hayatın olağan akışına uymayan savunmalarından anlaşıldığı ve kanıtlandığı, tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurulduğunda; sanıklar ..., .... Erel (Toğa), ..., ... ve Hiza Nur Bucak"ın suç tarihinde Siverek ilçesinde doktor olarak görev yaptıkları, sanık Hiza Nur Bucak dışındaki sanık doktorların suç tarihinde Siverek devlet Hastanesinde görevli oldukları, sanık ..."un dahiliye uzmanı olduğu ve suç tarihinde aynı zamanda Siverek devlet Hastanesinin Başhekimlik görevini yaptığı, doktor ..., .... Erel Toğa ve ..."ın da Siverek Devlet Hastanesinde çalıştıkları, acil polikliniğine baktıkları yine .... Erel Toğa"nın polikliniklerde de nöbetçi olarak görev yaptıkları, sanık Hiza Nur Bucak"ın ise suç tarihinde Siverek 1 Nolu Sağlık Ocağında doktor olarak görev yaptığı, sanık olan doktorların tümünün suç tarihinde aynı zamanda özel muayenehanelerde çalıştıkları, sanık ... ile Hiza Nur Bucak"ın suç tarihinde gayri resmi nikahla evli oldukları ve birlikte yaşadıkları bu kişilerin suç tarihinde MED-LİNE isimli özel bir sağlık polikliniklerinin bulunduğu, doktor .... Erel Toğa ile doktor ..."un özel muayenehanelerinin olduğu yine sanık ..."ın da özel kliniklerde ücret karşılığı çalıştığı, bir dönem MED-LİNE isimli poliklinikte çalıştığı, bu şekilde doktor olan sanıkların tümünün aynı zamanda özel iş yerlerinde çalışma yaptıkları, diğer sanıklar ... ve ..."ın Zaman Eczanesinin, ..."ün Abbasoğlu Eczanesinin, ..."nın Büşra Eczanesinin, Ferit ve ..."in Kaleboğazı Eczanesinin, Yılmaz ve ..."in Sıhhat Eczanesinin, ..."nın Sevgi Eczanesinin, ..."nun Gül Eczanesi, ..."nın ise Halk Eczanesinin işleteni konumunda oldukları, ..."nun bizzat eczacı olduğu ve suç tarihinde belirli bir dönem bu eczaneyi bizzat işlettiği, yine sanık ..."nın da bizzat eczacı olduğu ve suç tarihinde belirli bir dönem bu eczanenin başında durduğu ve bizzat bu eczaneyi işlettiği, diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., Zeki Alişer, ..., ... isimli sanıkların ise eczane diplomalarının bulunmadığı, bu kişilerin eczacılık fakultesini bitirmedikleri, bu kişilerin yukarıda isimleri belirtilen ve beraatlerine karar verilen eczacı olan sanıklarla irtibata geçtikleri ve bunun neticesinde bu kişilerin diplomalarını kiraladıkları ve bu kişilerin ruhsatlarını kullanarak suça konu olan eczaneleri bizzat kendi adlarına işlettikleri, bu sanıkların eczanelerde kalfa olarak gözükerek denetimleri atlattıkları, kalfa olarak gözükmelerine rağmen bu sanıkların eczanelerin asıl sahipleri oldukları, bizzat eczanelerini kendilerinin işlettiği, bunun karşılığında diplomasını kullandıkları eczacılara aylık bir bedel ödedikleri, bunu bu şekilde suça konu olan eczaneleri işlettikleri, gerçek eczacılardan yani diploma sahiplerinden vekaletnameler aldıkları, bu kişilerin adlarına tüm işlemleri kendilerinin yaptıkları, bazılarının ise işlem gereken durumlarda eczacıları bulundukları yerden çaığırarak işlemleri yaptırdıkları daha sonra eczacıların tekrardan ikamet ettikleri yere gittikleri, yani bu muvazaalı eczane işleten şahısların iki şekilde işlem yaptıkları, birincisinde doğrudan doğruya vekaletname alarak bazı eczaneleri işlettikleri, bazılarının ise vekaletname almadan eczacıların zaman zaman haftada bir veya ayda bir eczaneyi uğradıkları dönemlerde veyahutta gerekli dönemlerde gerçek diploma sahipi eczacıların çağırılarak gerekli işlemleri yaptıkları, daha sonra diğer tüm işlemleri kendilerinin yürüttükleri bu şekilde bu sanıkların bu muvazaalı eczaneleri yürüttükleri bu hususun tüm dosya kapsamında açık bir şekilde anlaşıldığı, Bu şekilde doktor olan sanıklar ..., ..., Hiza Nur Bucak, .... Erel (Toğa) ve ... ile muvazaalı olarak eczaneleri devralan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile bizzat eczaneyi işleten eczacılar ... ve ..."nun kendi aralarında anlaştıkları, eczacılar ile sanık doktorların kendi aralarında anlaşma yaptıkları, bu anlaşma karşılığında eczacıların haksız surette ele geçirdikleri, sağlık karnelerinin sanık olan doktorlara gönderdikleri ve sanık olan doktorlarında maddi menfaat karşılığında veya eczacıların kendilerine yani özel muayenehanelerine müşteri göndermesi karşılığında usulsuz olarak elde edilen sağlık karnelerine hastaları görmeden usulsüz bir şekilde ilaç yazımı yaptıkları, eczanelerin bazı hastalardan ücret karşılığı bu sağlık karnelerini kiraladıkları, bu sağlık karnesi sahibi kişilere belli bir ücret ödedikleri bunun karşılığında bu sağlık karnelerinin uzun bir süre bu kişilerin yanında kaldığı, yani eczanelerde kaldığı, eczanelerin bu sağlık karnelerini yanlarında çalışan küçük çocuklar ve işçiler aracılığıyla toplu olarak sık sık Siverek 1 nolu sağlık ocağı ve Devlet Hastanesine göndererek sanık olan doktorlara ilaç yazdırdıkları, bu şekilde eczacıların haksız menfaat temini yoluna gittikleri, bu konuda diğer sanıkları yani doktor olan sanıkları suç işlemeye azmettirdikleri, temin etmiş oldukları sağlık karnelerini doktorlara göndererek sahte reçete yazmalarını sağladıkları, eczanelerin haksız olarak yani ücret karşılığı veyahutta ilaç alımı sonucu kesmeleri gereken belli miktardaki payı kesmeme karşılığı, hastalardan temin ettiği sağlık karneleri ile yine zaman zaman bizzat ilaç almaya gelen hastalara o an ilaç olmadığını söyleyerek sağlık karnesini bırakmasını, daha sonra gelmesini söyleyerek hastaya ait sağlık karnelerini temin ettikleri, veyahutta sağlık karnelerinin işlem göreceğini bazı bahanelerini ileri sürerek bu sağlık karnelerini ellerinde tuttuklarını daha sonra bu sağlık karnelerini doktor olan sanıklara göndererek haksız bir şekilde yani sahte bir şekilde reçete düzenlettikleri ve sağlık karnelerine ilaç yazdırdıkları, bu sağlık karnelerini ve yazılan reçetelerin resmi evrak niteliğinde olduğu, bu sanıkların bizzat doktor olan sanıkları sahte reçete düzenleme hususunda azmettirdikleri, bu şekilde sanık olan eczacıların sağlık karnesine ilaç yazım karşılığında belli bir oranda doktorlara pay verdikleri veyahutta doktorların özel muyanehanelerine müşteri gönderdikleri, Siverek ilçesinde veyahutta genel olarak Güney Doğu Anadolu Bölgesinde hasta olan kişilerin hastaneye gitmeden veyahutta özel muayenehaneye gitmeden önce doktor araştırmaları yaptıkları, genellikle de sık sık ilaç alınan yerler olan eczacılara kime gidebileceklerini danıştıklarını, eczacıların da bu şekilde yönlendirme yaparak hastaları doktora gönderdikleri suça konu olayda da maddi menfaatin yanı sıra bizzat sanık olan eczacıların sanık olan doktorların özel muyanehanelerine müşteri gönderdikleri, bunun neticesinde de sanık olan doktorların da sahte olan reçeteleri düzenledikleri bu şekilde sanık olan eczacıların toplu bir şekilde zaman zaman sağlık karnelerini gönderdikleri, bu karnelerin aynı anda sanık olan doktorlar tarafından hangisinin nöbetine denk gelmiş ise bu doktorca düzenlendiği ve daha sonra bunlharın işleme konulduğu hastane ve sağlık ocağının kayıtlarına geçtiği daha sonradan sanki bu ilaçlar hastalara verilmiş gibi eczaneler tarafından Bağkur"a fatura edildiği ve bu şekilde kamudan çok büyük oranda para vurgunu yapıldığı suç tarihi itibariyle 204.441.857.434 TL bu şekilde kamunun zarara uğratıldığı, bu belirtilen zararın yalnızca tespit edilen zarar olduğu, tespit dışında da kamunun büyük zararının mevcut olduğu dosyamıza konu olan reçetelerinin yalnızca 250 TL ve üstü reçeteler olduğu, diğer sanık olan doktorlar tarafından düzenlenen reçetelerin incelenemediği, mevcut yapı dikkate alındığında sanık olan doktorların görev yaptıkları dönemlerin tüm reçetelerin fiziki olarak incelenmesi ve yine tüm hastaların tanık olarak dinlenmesinin mümkün olmadığı bunun neticesinde Bağkur Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulunca sondajlama yapılarak ve yine meblağı yüksek olan yani 250 TL ve üzeri olan bir kısım reçetelerin incelendiği ve bu incelenen reçetelerin sonucunda kamunun 204.441.857.434 TL zarara uğradığı hususunun tespit edildiği diğer kısımların inceleme dışı bırakıldığı, bu şekilde eczacılar ve eczacıların azmerttirmesi neticesinde sahte resmi evrak niteliğinde olan reçetelerin yanı sıra sanık olan doktorların ayrıca bizzat birçok reçetelerin de kendilerinin sahte olarak düzenledikleri, hiç hastayı görmeden reçete düzenledikleri, özel muayanehanelerinde muayene etmiş oldukları kişilerin daha sonra hastaneye göndererek sanki hastanede muayene etmiş gibi hastanenin kaydına girdikleri, hastanenin protokolüne geçirdiklerini ve klinik defterine kaydettikleri bu şekilde sahte işlem yaptıkları, yine muyaene etmiş oldukları hastaları hastalıklarla uyumlu olmayan ilaçları bilinçli olarak yazdıkları, teşhisle hiç ilgisi olmayan ilaçlar yazdıkları, daha sonra bu hastaları yine dosyada ismi geçen eczanelere yönlendirdikleri bu şekilde yine hem sahte resmi evrak tanzim ettikleri hem de eczaneler yoluyla haksız menfaat temin edildiği, yine ayrıca sanıkların görevli olmadıkları dönemlerde zaman zaman hastaneye veyahutta sağlık ocağına giderek özel muayennahenelerinde yapmış oldukları hastaları bizzat hastanede veya sağlık ocağında muayene etmiş gibi doğrudan doğruya kayıt altına aldıkları bunun dışında sanık olan doktorların birbirleri yerine reçete yazdıkları, sanık doktor ..."nın eşi olan Hiza Nur Bucak yerine reçete yazdığı, bu şekilde sanıkların sahte resmi evrak tanzim ettikleri, sanıklarnı tümünün bu şekilde üzerlerine atılı bulunan müsnet suçları işledikleri, sanıkların bu suçları zincirleme bir şekilde işledikleri, yani birçok kez müteselsilen sahte resmi evrak tanzim ettikleri, tüm dosya kapsamı dosya içerisinde bulunan tüm delillerden anlaşıldığı bu itibarla sanıkların savunmalarının doğru olmadığı, tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurulduğunda sanıkların üzerlerine atılı bulunan müsnet suçu işledikleri hususunun bizzat sanıkların çelişkili savunmaları mahkememizce alınan bilirkişi raporları, müfettiş raporu ve tanık beyanlarından anlaşıldığı, Mahkememizce Adli Tıp Kurumu 5. ihtisas kurulundan alınan raporda; açık bir şekilde sanık olan doktorlar tarafından düzenlenen ve yine sanık olan eczacılar olan işlem gördürülen reçetelerin büyük bir çoğunluğunun usulüne uygun olarak düzenlenmediği, usulsüz bir şekilde bu reçetelerin düzenlendiği, teşhis ve tanılar ile yazılan ilaçların uyumsuz olduğu, bazen yapılan teşhis ile hiç ilgisi olmayan veyahutta teşhise konu dal olan hiç ilgisi olmayan ilaçların yazıldığı, sık sık benzer şekilde uygulama yapıldığı, tüm doktorların aynı şekilde tanı ile uyumsuz ilaçlar yazdıkları, bu hususun Adli Tıp Kurumunun raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği, adli tıp kurumunun raporunda tek tek reçetelerin ele alındığı ve bizzat bu reçetelerde tanı ile uyumsuz olan ilaçların siyahlatılarak gösterildiği, Adli Tıp Kurumunun bu raporunun dosyamız bakımından delil niteliğinde olduğu, Adlı Tıp Kurumunun vermiş olduğu bu raporun hazırlanmasına ve adli tıp uzmanlarının yanı sıra farmakoloji uzmanının da katıldığı, bunun neticesinde bu raporun hazırlandığı, yine Mahkememizce Ankara Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla aldırılan raporda da bu raporun bizzat eczacı olan bilirkişiler tarafından düzenlendiği, bu raporda da sürekli olarak sanık olan doktorlar tarafından aynı tertip ilaçların tekrar edilerek sık sık yazıldığı, bir kısım reçetelerde aynı aileden kişilerin aynı ilaçların sıklıkla yazıldığı, reçetelerin gerçeği yansıtmadığı, reçetelerin tedaviye yönelik olmadığı kanaatine varıldığı hususunun tespit edildiği ve bunun neticesinde toplamda kamunun bu sahte reçetelerden dolayı 372.252.789.837 TL zararının bulunduğunun bizzat eczacı bilirkişi tarafından düzenlenen rapordan anlaşıldığı, bu rapor hazırlanırken de eczacı bilirkişilerin tüm reçeteleri tek tek inceledikleri ve ayrıntılı olarak dökümünü delil olarak eklendikleri, bu raporun da dosyamız bakımından delil niteliği taşıdığı, yine Bağkur genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu başkanlığı tarafından düzenlenen rapor da dikkate alındığında, Teftiş Kurulu tarafından ayrıntılı bir şekilde soruşturmanın yürütüldüğü, bunun neticesinde tüm reçetelerin (250 TL ve üstü olan reçeteler) incelendiği, bu reçete sahiplerinden bir çoğunun dinlendiği, yine sanıkların beyanlarının alındığı ve bunun neticesinde, çok ayrıntılı bir şekilde 97 sayfalık raporun hazırlandığı ve ekinde de birçok belgenin delil olarak sunulduğu, bu rapor dikkate alındığında, açık bir şekilde raporu hazırlayan müfettişin tecrübesi dahilinde elde edilen verilere göre sanıkların açık bir şekilde birbirleri ile iş birliği yaptıkları, usulsüz olarak sağlık karnelerinin temin edildiği ve usulsüz olarak reçetelerin tanzim edildiği, özel muayahanede yapılan işlemlerin sanki Devlet Hastanesi veya Sağlık ocağında yapılmış gibi reçete düzenlendiği, düzenlenen reçetelerin sahte olduğu ve bu eylemler neticesinde kamunun toplamda 204.441.857.434 TL zararının incelenen reçetelerden anlaşıldığı hususunun belirtildiği, bu raporun dosyamız bakımından önemli bir delil olduğu, raporu hazırlayan müfettiş her ne kadar katılan kurum bünyesinde çalışan bir kişi dahi olsa sanıkların hiçbirisi ile husu..... bulunmadığı, bu nedenle bu raporu hazırlarken mevcut delillere göre raporu hazırladığı, bu itibarla bu raporun usulüne uygun olarak elde edilmiş bir delil niteliğinde olduğu, bir kurumda çalışan müfettişin taraflı rapor yazması için hiçbir sebebinin olmadığı, kaldı ki ihbar yazısında Siverek"te birçok eczane ile ilgili ihbarın yapıldığını, müfettişin bu sanıklarla ilgili olarak usulsüzler tespit ettiği, bunun sonucunda bu raporu hazırladığı, bu itibarla teftiş kurulunca hazırlanan bu raporun dava dosyamız bakımından önemli bir delil niteliğinde olduğu ve hükme esas olarak alınan belgelerden olduğu, yine sanıkların bizzat beyanları dikkate alındığında, sanık ... ve ... bizzat beyanlarında, ..."nın nöbetçi olmadığı günlerde Hizan Nur Bucak ile birlikte çalıştığı, kendisine yardım amacı ile hastalara baktığı ve reçete düzenlediğini beyan ettiği, bu hususun sanık ... tarafından da kabul edildiği, sanık ... Erel ve sanık ..."ın beyanları da dikkate alındığında, bizzat kendilerinin müfettiş huzurundaki beyanlarında teşhisle ilgisi olmayan ilaçlar yazdıklarını, bunun amacının diğer yazdıkları ilaçların yan etkilerini azaltmak amacı ile olduğunu belirterek bu şekilde tanı ile uygun olmayan ilaçlar yazdıklarını ikrar ettikleri, sanık ... her ne kadar sanık ... ve Hizan Nur Bucak"ın yanında çalışmadığını belirtmiş ise de, bizzat Hizan Nur Bucak ve ..."nın beyanlarına göre sanık ..."ın bu sanıklara ait MED-LİNE isimli özel polikliniğinde çalıştığını beyan ettikleri, bu şekilde bu sanık ile diğer sanıkların özel muayahanede yapmış oldukları işlevleri daha sonra hastane kayıtlarına geçirdikleri, yine sanık ..."un kendi beyanları dikkate alındığında, ekonomik olarak çok zor durumda olduğu, yüklü bir şekilde borçlu olduğunu beyan ettiği, bu beyan dikkate alındığında, bu beyanının tanık beyanları ile örtüştüğü, bu sanığın bu yüklü borçtan kurtulmak amacı ile eczacılarla iş birliği yaptığı ve suça konu olan işlemleri gerçekleştirdiği, sanık ..."nın beyanı dikkate alındığında, eczaneyi açtığında ..."un ve Hizan Nur Bucak"ın eczacıya hayırlı olsuna geldiklerini beyan ettiği, eczacı ile doktor arasında bir ilişki olmaması gerektiği, Siverek"te bir çok eczanenin bulunduğu, Başhekim olan sanık ..."un yeni açılmış bir eczaneye sırf hayırlı olsun amacı ile gitmesinin doğru olmadığı, tamamen yeni açılan eczane ile iş birliği sağlama amacı ile gittiği, yine özel poliklinik sahibi olan Hizan Nur Bucak"ın da aynı şekilde belirtilen amaçlarla gittiği ve bunun neticesinde de iş birliğini gerçekleştirdiği, yine bizzat suça konu olay nedeni ile bu eczanelerin ve doktorların usulsüzlük yaptıklarına dair Sağlık Bakanlığına bu çevreyi iyi bilen bir kişinin durumu mektup yazarak bildirdiği, bu kişinin mevcut hususları görmeden bu kişileri şikayet etmesinin mümkün olmadığı, mevcut hususlar tespit edildikten sonra durumu Genel Müdürlüğe bildirdiği ve bunun sonucunda işlemlerin yapıldığı ve bu kişinin belirtmiş olduğu hususların doğruluğunun anlaşıldığı, bu itibarla ihbara yönelik dilekçenin de delil niteliğinde olduğu, yine sanık olan ve beraatine karar verilen eczacılardan bazılarının bizzat kendi beyanları dikkate alındığında, eczanelerin muvazaalı şekilde devirlerinin yapıldığı ve bu belirtilen sanıklar tarafından da eczanelerin kullanıldığı hususunun belirlendiği, bu eczaneleri muvazaalı olarak alan kişilerin bizzat bu eczaneleri işlettikleri, ancak kimisinin orada kalfa olarak çalıştığını belirterek kendisini işçi olarak göstermeye çalıştığı, tümünün gerçek eczane diploması sahibi kişiler ile irtibatlı oldukları ve bizzat bu kişilerin eczaneleri kendilerinin çalıştırdığı, yine yanlarında tutmuş oldukları işçiler vasıtasıyla çalıştırdıkları, örneğin; Zaman Eczanesinin sanıkları olan Celal ve ..."ın soyadından esinlenerek isminin dahi Zaman Eczanesi olduğu, yine ..."ün kendi beyanında oğlunun eczanede işçi olarak kalfa olarak çalıştığını beyan ettiği, yine suça konu olaya ilişkin olarak tanık sıfatıyla dinlenen ve bunlardan bazısının hastanede çalışan, bazısının ise bizzat reçetede ismi geçen tanıklar olduğu, bizzat hastanede çalışan tanık Ayfer Yapıca (Kamer), Mehmet Dede, Vahit Bardakçı, Gülden Dağlı, Remzi Sağanda ve Mehmet Nuri Konca"nın beyanları dikkate alındığında, sanık olan doktorların tümünün özel muayahanede çalıştıkları, özel muayahanede muayene ettikleri kişileri sanki hastanede muayene etmiş gibi hastane kayıtlarına işlettikleri ve yine zaman zaman toplu bir şekilde eczanede çalışan kalfaların sağlık karnesini getirdikleri ve bu sağlık karnelerinin de hastane kayıtlarına işlendiği ve resmi işleme tabi tutulduğu ve doktorlar tarafından bu sağlık karnelerine ilaç yazımı yapıldığı bu sırada hastaların olmadığı hususundaki beyanları ile yine gerek müfettiş huzurunda, gerekse C. Savcılığı ve Mahkememizde dinlenen tanıklar.... Özbaşaran, Şeyhmus Akdağ, Muzaffer Kızılelma, Kemal Yuvanç, ..., Fethi Eloğlu, Hadi Azgınkılıç, Rabiha Altınsulu, Eyyüp Oktay Fırat, Mehmet Sun, Mehmet Heşe, Fahri Yakar, Harun Gelgör, Şeyhmus Özağaç, Fatma Özağaç, Mehmet Açal, Nihat kuzucu, Ali Özavcı, Murat Tamses, Mevlüt Kaç, Sefer Yenigün, Şeyhmus Balsatan, Abdulkadir Düşünekli, Bayram Laçin, Şükrü Altundal, Cemil Budacı, Mustafa Hivi Abikoğlu, Mehmet Kurt, İhsan Yaşit, Neziha Özağaç,.... Özbaşaran .... Altundal, Nazim Alişer, Mulla Tüysüz, Zerrin Hamidanoğlu, Emine İlhan, Rojbin Özbülbül Akçiçek, ..... Türk isimli tanıkların beyanları dikkate alındığında, bu tanıkların bir kısmının kendilerinin sağlık karnelerinin zaman zaman eczanede kaldığını beyan ettikleri, bir kısmının adlarına tanzim edilen reçetelerdeki ilaçları kullanmadıklarını, bu ilaçlarla bir ilgilerinin olmadığını belirtilen ilaçlarla ilgili hastalıklarının olmadığını, yine belirtilen eczanelerin bir kısmının ismi geçen sanıklar tarafından kullanıldığını, muvazaalı bir şekilde devir olduğunu beyan ettikleri, özellikle de bu tanıkların müfettiş huzurunda beyanda bulunurken ki beyanlarının Mahkememizce delil olarak kabul edildiği, bu kişilerin olayın sıcağı sıcağına ve daha sanıkların haberi olmadan yani kendilerinin dinlendiğini bilmeden rahat bir şekilde müfettiş huzurunda beyanda bulundukları, bu itibarla bu ilk ifadelerinin doğru olduğu, daha sonra yargılama aşamasında ve Savcılıkta ise sanıklardan çekinmeleri nedeni ile ifadelerinden döndükleri, Siverek ilçesinin genel yapısı dikkate alındığında, tarafsız tanık bulmanın zor olduğu, tanıkların olaydan sonra alınan ilk ifadelerinde genellikle olayı doğru bir şekilde anlattıkları, daha sonra gerek Siverek"te bulunan aşiret yapısı, gerekse baskı nedeni ile tanıkların korktukları ve daha sonra ifadelerinden döndükleri, suça konu olayda bazı tanıkların Mahkeme huzurunda ilk ifadelerinden döndükleri, Mahkememizce müfettiş huzurunda hiçbir baskı altında kalmadan beyanda bulunan bu tanıkların beyanlarının doğru olduğu ve Mahkememizce hükme esas alınan delil niteliğinde kabul edildiği, tüm bu belirtilen deliller hep birlikte göz önünde bulundurulduğunda, sanıkların savunmalarının doğru olmadığı, sanıkların savunmalarının aksinin belirtilen bu deliller ile açık bir şekilde anlaşıldığı, bu şekilde sanık olan eczacılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ..."nun suç tarihlerinde azmettirmeleri ve yönlendirmeleri sonucunda sanık olan doktorlar ..., ..., Hiza Nur Bucak, .... Erel (Toğa) ve ..."ın üzerlerine atılı bulunan müteselsilen Sahte Resmi Evrak tanzim Etme suçunu işledikleri, bu itibarla sanıkların bu suçtan cezalandırılmaları yoluna gidilmesinin gerektiği, sanıkların bu suçtan dolayı ceza tayin edilirken suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK"nun 339 ve 80. Maddeleri ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK"nun 204/2 ve 43/1. Maddelerinin bir bütün olarak karşılaştırıldığında, ön Görülen cezayi müeyyideler bakımından açık bir şekilde suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK"nun 204/2 ve 43/1. Maddelerinin sanıklar lehine olduğu anlaşıldığından, sanıkların eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK"nun 204/2. maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları yoluna gidilmesinin gerektiği, sanıklara bu madde uyarınca ceza tayin edilirken sanıkların amaçları, suçun işleniş biçim ve şekli, suç konusunun önem ve değeri, sanıkların kasıtlarının ağırlığı (sanıkların tümünün suç tarihlerinde doğrudan doğruya bu suçu işleme amaç ve kastı ile hareket ettikleri, bu amaç ve kasıtları doğrultusunda bu suçu işledikleri, sanık olan eczacılar ile eczaneyi muvazaalı olarak alan sanıkların doğrudan bu suçu işleme amacı ile hareket ettikleri, sanık ... ve sanık ..."nın Siverek"te oturmadıkları, sırf Siverek"e aşırı oranda kar yapmak ve yüklü bir kazanç elde etmek amacı ile gelerek eczane açtıkları, bu kişilerin normal de Siverek"li olmadıkları ve Siverek"te oturmadıkları, Siverek ilçesinde bu tür işlemlerin rahat ve kolay bir şekilde yapabildiğini belirledikleri için gelerek burada eczane açtıkları, örneği, ..."nun eşinin Adana"da eczacı olduğu, rahatlıkla kendisinin de Adana gibi büyük bir şehirde eczane açabileceği, buna rağmen Siverek"in bu şekilde büyük kazanç sağladığını bildiği için gelerek Siverek ilçesinde eczane açtığı, aynı şekilde ..."nın da Siverek ilçesine doğrudan doğruya bu amaçla eczane açtığı, yine eczaneyi muvazaalı olarak alan sanıkların da doğrudan doğruya bu suçu işlemek amacı ile hareket ettikleri, bu kişilerin eczacılardan diplomalarını kiraladıkları, bu şekilde bu iş yerlerine açtıkları, bu kişilerin hem eczanenin masraflarını hem diploma sahibi eczacıların masraflarını hem de bunun dışında kar etmek amacı ile doğrudan bu suçu işlemek amacı ile hareket ettikleri bu kişilerin diploma sahibi eczacılara yüksek miktarda para vererek diplomaları kiraladıkları, bunun sonucunda tüm bu masraflarını çıkarmalarının gerektiği, bu şekilde bu amaçla doğrudan doğruya hareket ettikleri, yine sanık olan doktorların da aşırı oranda yüksek menfaat temin etmek amacı ile bu suçu işledikleri, Siverek ilçesi ve genel olarak Güney Doğu Anadolu"da bulunan eczanelerde birçok işçinin çalıştırıldığı, bu işçilerin tamamen çoğunun sağlık karnesini temin etme ve bunları sürekli olarak hastaneye götürülüp ilaç yazmak amacı ile çalıştırıldığı, bu çocuklar aracılığıyla sağlık karnelerinin doktorlara götürüldüğü ve doktorlar tarafından yazıldığı, bu hususun bilinen bir durum olduğu, rahatlıkla bu yörelerdeki eczanelere bakıldığında, bu durumun hemen anlaşıldığı, sanıklarında bu amaçla bir çok işçi çalıştırdığı ve bu suçu işledikleri, sanıkların kasıtlarının ağır olduğu, sanıkların bu suçu işlemek amacı ile hastalar ile irtibata geçtikleri, hastaların sağlık karnelerini maddi menfaat karşılığında kiraladıkları veyahutta hastaların normalde aldıkları ilaçtan almaları gereken katkı payı karşılığında bu payı almama karşılığında sağlık karnelerini aldığı veya hastalara o an ilaç olmadığını söyleyerek, karnesini bırakmasını ve sonra gelip almasını söyleyerek hastaları kandırdıkları bu şekilde temin edilen karneleri sanık olan doktorlara gönderdikleri ve sanık olan doktorların da bu karnelere yüksek meblağlı ve luzümsuz ilaçları yazdıkları, bu itibarla sanıkların suç işleme yönündeki kasıtlarının ağırlığı, sanıkların bu suçu bir plan dahilinde ve organize bir şekilde gerçekleştirdikleri, eczacı olan sanıkların veyahutta muvazaalı olarak eczaneyi devir alan sanıkların bu şeklide organize oldukları, ilçeye gelen doktorlar ile irtibata geçtikleri ve bu şekilde birçok kez sahte reçete tanzim ettirdikleri ve bunun neticesinde kamunun ağır bir şekilde zarara uğratıldığı, bu itibarla sanıkların kasıtlarının ağır olduğu, yine sanık olan doktorların özel muayahanelerinde muayene ettiği kişilerin sanki hastanede yada sağlık ocağında muayene etmiş gibi işleme koydukları, bu şekilde hem özel muayahenede para kazandıkları, hemde bu kişilerin hastane kayıtlarında gözükmeleri neticesinde bakılan hasta sayısına göre belirlenen döner sermayeden de ayrıca pay aldıkları, bu şekilde aşırı bir şekilde kazanım sağladıkları, hem de özel muayahanelerinde müşteri çektikleri ve bunu ısrarla ve birçok kez yaptıkları, suç konusunun önem ve değeri bakımından değerlendirme yapıldığında; suça konu olayın çok önemli olduğu, ülkemizde özellikle de Güney Doğu Anadolu Bölgesinde bu suçların çok sık bir şekilde işlendiği, Mahkememizde benzer bir çok davanın açıldığı, bir kısmının karara bağlandığı, bir kısmının halen devam ettiği, bu bölgede bulunan tüm büyük Adliyelerde de benzer davaların bulunduğu, bu yörede bu suçu işlemenin normal bir vakaa olarak görüldüğü, eczacıların veya doktorların bunu suç olarak görmedikleri ve çok rahat bir şekilde ve pervasız bir şekilde bu suçu işledikleri, suça konu olayda da sanıkların hiçbir tereddüt geçirmeden ve acımasız bir şekilde kamuyu zarara uğratacak şekilde bu suçu işledikleri, bunun neticesinde ülkede yaşayan tüm kişilerin bu suçtan etkilendiği, ülkede yaşayan tüm kişilerin yani en küçüğünden en büyüğüne kadar ülkede yaşayan fertlerin haklarının bu şekilde haksız bir şekilde sanıklar tarafından yenildiği, sanıkların bu şekilde ülkede yaşayan tüm kişilere zarar verecek şekilde kamunun aleyhine bu suçu işledikleri, sanıkların maddi durumlarına bakıldığında, tümünün maddi yönden belli bir maddi refaha sahip olduğu, özellikle de doktor olan sanıkların maddi yönden belli bir refah seviyesine sahip oldukları, ülkenin koşulları dikkate alındığında, maddi olarak en rahat yaşayan kesimlerden bir kesimin doktorlar ile eczacıların oluşturduğu, buna rağmen bu maddi refaha sahip olan kişilerin daha fazla kazanmak amacı ile ve acımasız bir şekilde ülkede yaşayan tüm kişilerin haklarını yiyecek şekilde bu suçu işlemeleri, yine TCK"nun 1. maddesindeki amaçları dikkate alındığında, TCK"nun 1. maddesindeki amaçlarından birisinin kişi haklarını koruma, birisinin kamu düzenini koruma ve yine birisinin de suç işlenmesini önlenme amacı olduğu, bu suçun kamu düzenine karşı işlendiği ve ülkede yaşayan tüm kişilerin haklarına karşı işlendiği, bu amaçla Ceza Kanunun 1. maddesindeki bu amaçlar ile suç işlenmesinin önlenmesi amacı hep birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde) dikkate alındığında, tüm sanıklar bakımından ve sanıkların dosyadaki eylemleri ve eylemlerinin boyutları, kamuyu uğrattıkları zarar, düzenledikleri evrak sayıları dikkate alınarak, tüm sanıklar yönünden ayrı ayrı alt sınırdan uzaklaşılarak, sanıkların cezalandırılmaları yoluna gidilmesinin gerektiği kanaatine varıldığı, sanıkların tümünün üzerlerine atılı bulunan müsnet suçu zincirleme bir şekilde işledikleri, bir çok sahte reçete düzenlendiği, bu itibarla sanıkların eylemlerini zincirleme suç şeklinde işledikleri anlaşıldığından, sanıklara verilen cezanın TCK"nun 43/1. maddesi uyarınca artırılması yoluna gidilmesinin gerektiği, bu madde uyarınca artırım yapılırken sanıkların olaydaki konumları, düzenlenen belge sayısı, bu belgelerin düzenlenmesindeki etkileri dikkate alınarak her bir sanık yönünden ayrı ayrı artırım yoluna gidilmesinin gerektiği, bazı sanıklar yönünden bu hususlar dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak artırım yapılması, bazı sanıklar yönünden ise alt sınırdan uzaklaşılmadan TCK"nun 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılması yoluna gidilmesinin gerektiği, sanıkların geçmişleri, sosyal ilişkileri, kişilik özellikleri ve suçtan sonraki davranışları (sanıkların tümünün kişilik olarak suç işlemeye meyilli bir kişiliğe sahip oldukları, sanıklardan bazılarının daha önceden de suç işledikleri, sanıkların tümünün suç tarihinde hiçbir tereddüt geçirmeden müsnet suçu zincirleme bir şekilde işledikleri, sanıkların sosyal ilişkiler bakımından zayıf bir kişiliğe sahip oldukları, toplum için konulan kurallara uyamadıkları, toplum, huzur ve düzenini bozacak şekilde tüm toplumu etkileyecek biçimde müsnet suçu işledikleri, bu itibarla sanıkların sosyal ilişkiler bakımından zayıf birer kişiliğe sahip oldukları, sanıkların suçtan sonraki davranışları dikkate alındığında, sanıkların alınan beyanları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, sanıkların suçtan pişmanlıklarını gözlemlenemediği ve dava dosyasına yansımadığı, sanıkların tümünün suçu inkara yönelik savunmalarda bulundukları) tüm bu hususlar dikkate alındığında, sanıklar hakkında TCK"nun 62. maddesi uyarınca takdiri indirim yapılmasına yer olmadığına, sanıklardan ... dışındaki diğer sanıklara verilen cezaların miktarı, yine sanıkların üzerlerine atılı bulunan suçun vasıf ve mahiyeti dikkate alındığında, sanıkların bu suçu karşılığında alınan cezaları öğrenmeleri halinde kaçma, saklanma ve bir daha yakalanmama imkanlarının bulunduğu, sanıkların maddi durumları dikkate alındığında, rahatlıkla yurt dışına kaçma ve bir daha hiç yakalanmama ihtimallerinin bulunduğu, bu durumda verilen cezanın infazının sağlanamama durumunun söz konusu olduğu anlaşıldığından, sanık ... dışındaki diğer sanıkların tümünün CMK"nun 100 ve devamı maddeleri uyarınca Hükmen Tutuklanmalarına ve hükmen tutuklanmalarına yönelik olarak bu sanıklar hakkında yakalama emri çıkartılmasına karar verilmesinin gerektiği kanaatine varılarak, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." denilmiştir.
Mahkememizin bu kararının sanık müdafilerinin temyizi neticesinde Yargıtay incelemesinden geçerek bozulmasına dair karar verildiği anlaşılmıştır.
...
Mahkememizce dosyanın zamanaşımına uğrama tehlikesinin bulunması nedeni ile Yargıtay bozma ilamı içeriğinde eksik araştırma nedeni ile haklarında kurulan hükümlerin bozulmasına karar verilen sanıklar açısından dosya tefrik edilerek, ayrı bir esastan yargılamanın devamına karar verilmiştir.
Bozma sonrası yapılan yargılamada tüm tarafların bozmaya karşı diyecekleri sorulmuş olup, mahkeme tarafından usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmayan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ve Yargıtay bozma içeriğinde geçen eksiklikler incelenerek değerlendirilmiş ve sonuca gidilmiştir.
Yargıtay bozma ilamı incelendiğinde, bu dosyanın sanıkları açısından bozma konusu iki hususa temellendirilmektedir, bunlardan birincisi, TCK"nun 61. maddesinde belirtilen kıstaslar nazara alınarak, sanıklar hakkında suçun işleniş şekli, meydana getirdiği sonuçlar ve kastın yoğunluğu kriterleri birlikte değerlendirilerek hükmedilen ceza miktarının aşağıya çekilmesi noktasındadır. İkincisi ise Ceza Genel Kurulunun değişik kararlarında da belirttiği üzere lehe yasanın belirlenmesinde değerlendirme yapılırken her iki yasa hükümlerinin açık bir şekilde tatbik edilmesinin gerekeceği noktasındadır, mahkememizce bozma içeriği dikkate alınarak, sanıkların üzerlerine atılı eylem nedeni ile ortaya çıkan reçete sayısı, sanıkların kasıtlarının yoğunluğu, meydana gelen zarar boyutu, miktarı, doğan mağduriyetin derecesi ve TCK"nun 61. maddesinde belirtilen diğer kıstaslar gözönünde bulundurularak, sanıklar hakkında her bir sanığın hukuki durumu ayrı ayrı değerlendirmek suretiyle hakkaniyete uygun, oluş ile örtüşen orantılı bir miktar ile ceza tayin edilmiştir.
Sanıklar hakkında TCK"nun 62. maddesinin uygulanmaması noktasındaki bozma öncesindeki mahkeme gerekçesine ise iştirak edilmemiştir. Nitekim mahkeme kararında 62. maddesinin uygulanmamasına gerekçe olarak sanıkların olumsuz kişiliklerini geçmişteki sabıkalarına ve suçlarını inkara yönelik beyanlarına gerekçe göstermiştir, dosya kapsamın bakıldığında, birçok sanığın sabıkasız olduğu görülebilecektir, ayrıca sanıkların TCK"nun 147. maddesi kapsamında kanunun kendilerine bahşetmiş olduğu susma hakkı dikkate alındığında savunmalarında inkara yönelik beyanlarının 62. maddenin uygulanmamasına gerekçe gösterilebilmesi imkansızdır, gerçekten Susma hakkı "insanlık onuruna saygı temeline dayalı hukuk devleti düşüncesinin" bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Susma hakkı, CMK 147/1-e maddesinde şüpheliye yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir şeklinde Anayasa"nın 38/5 inci maddesinde ise hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz biçiminde ifade edilmiştir.
Bu ilke aynı zamanda sanığın üzerine atılı suç dolayısıyla ortaya çıkan olayları ispat yükümlülüğünün bulunmaması ilkesinin de bir sonucudur. Susma hakkının bir yansıması olarak şüpheli/sanığın olayları doğru anlatma ya da kendisini suçlamasını gerektirecek şekilde konuşma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla susma hakkı nedeniyle sanığın yalan konuşmasının herhangi bir müeyyidesi kalmamaktadır.
Ceza muhakemesi siteminde şüpheli delillerin sanık yararına yorumlanması ilkesi söz konusudur. Aslında bu ilke susma hakkının klasik anlamda bir yansıması olma özelliğine sahiptir. Ceza yargılamasında sanığa medeni yargılamada olduğu üzere iddia ettiği hususları ispata davet biçiminde bir rol tayin edilmiş değildir. Muhakeme hukukunda sanığın doğru konuşması gerekmemekle birlikte bu sadece ahlaki bir yükümlülük olmadan öteye geçmeyen bir argüman olma özelliğini sergilemektedir.
Şüpheli ya da sanığın susma hakkını kullanması aleyhine delil oluşturmaz. Mesela sanığın susma hakkını kullanması nedeniyle hakkında TCK m. 62 inci madde kapsamında takdiri indirim nedenlerinin uygulanmaması ya da cezanın ertelenmemesi ve ya da verilen kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmemesi dürüst yargılanma hakkı ile bağdaşmaz. Nitekim Yargıtay bu yöne açıkça değinen bir kararında "CMUK nın 135 inci maddesine göre susma hakkı bulunan sanık hakkında inkâr ettiğinden bahisle yasal olmayan gerekçelerle takdiri indirim nedeninin uygulanması yasaya aykırı görülmüştür" demiştir. Kanaatimizce de susma hakkının cezaya etki eden bir unsur olarak nitelendirilmesi kanunun bir hükmü ile verilen bir hakkın sanık yararına getirilmiş bir başka hükmü ile bertaraf edilmesi anlamını açığa çıkarır tarzda görülmelidir.
Diğer yandan belirtelim ki, susma, şüpheli ya da sanığın suçunu ikrar ettiği anlamına gelmez. Susma hakkının iki yönü vardır. Birinci yönü sanığın yargı mercii önünde kendini suçlayacak beyanda bulunmaması ya da bu nitelikli bir delili vermemesidir. İkinci yönü ise sanığın sorulan sorulara susma ile karşılık vermesinin aleyhine sonuç doğurmamasıdır. Yani mahkeme sanığın susması dolayısıyla aleyhte bir çıkarımda bulunamaz. Çünkü sanığın susması kişilik özelliklerinin kötü olduğu dolayısıyla yeni bir suç işleyebileceği anlamını taşımayacağı gibi, duruşmadaki tutum ve davranışlarının da kötü olduğu anlamına gelmeyecektir.
Ceza Muhakemesinde, "ne pahasına olursa olsun delil elde etme yöntemi" kabul edilmemektedir. Anayasa’da da "hiç kimse kendini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz" denilerek bu söylenenler güvence altına alınmıştır. (1982 An.m.38/5). Yasalarla sanığa verilen bir hakkın kullanılması dolayısıyla sanık hakkında uygulanacak diğer kanun hükümlerinin aleyhe sonuç doğuracak şekilde değerlendirilmesi muhakeme ilkeleriyle bağdaşmaz. Öte taraftan iddianın ispatı için kuvvetli bir delil bulunmamasına rağmen sanığın olay hakkında açıklama yapmaktan kaçınması nedeniyle başka bazı soyut durumlardan hareketle sanık hakkında olumsuz bir değerlendirme biçimi oluşturulması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ‘ıncı maddesine de aykırılık oluşturur.
Ayrıca bu durum aynı zamanda sanığın muhtemel fail (mutmassliche Taeter) olarak kabul edilmesi anlamını da doğurur. "Konuşmak istemeyen yahut sorgusu esnasında yalan söyleyen sanığı cezalandırmak lazım geldiği fikri, sanığa gerçeğe uygun beyanda bulunma mecburiyetini yükleyen ‘engizisyon’(inquisitorial) sistemin son izlerindendir"
Öncelikle hemen belirtelim ki, sanığın istinaf mahkemesinde susma hakkını kullanması durumunda istinaf duruşmasında sanığın ilk dereceli mahkemede vermiş olduğu savunmasının okunmasında ve dolayısıyla hükme esas alınmasında bir sakınca doğmaz. Zira burada sanığın ilk dereceli mahkemede yapılan duruşmada susma hakkını kullanmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Susma hakkının genel çerçevesini, şüphelinin dosya içeriğini öğrenme hakkı, duruşmada hazır bulunma, duruşma sırasında soru yöneltme, tercümandan yararlanma, savunmasını hazırlamak için gereken uygun zamana sahip olma hakları oluşturur. Buna karşın şüphelinin teşhisi işlemleri nedeniyle parmak incelemesi yapma ya da fotoğraf alma susma hakkı kapsamında değerlendirilmez.
Belirtelim ki, susma hakkının içeriğine sanığın sorulan soruların bazılarına cevap verip bazılarını ise cevapsız bırakma şeklinde tezahür eden kısmi susma hakkı da dâhildir. Dolayısıyla susma hakkı ifade alma işleminin başında kullanılabileceği gibi ifade vermeye başlanmasından sonra da kullanılabilir. Kişinin susma hakkını kullandığını beyan etmesi halinde derhal ifade alma ya da sorguya çekme işlemine son verilir. Susma hakkı kişinin aleyhine "delil karinesi" ya da "suçluluk karinesi" olarak kullanılamaz. Zira susma hakkı anayasa ve uluslararası belgelerle güvencelenen düşünce hürriyetinin bir gereğidir.
Görüleceği üzere sanıkların inkara yönelik beyanlarının susma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekecektir.
Bu nedenler göz önünde bulundurularak, sabıkasız olan sanıklar açısından TCK"nun 62. maddesi uygulanmıştır.
Geçmişinde benzer suçlardan mahkumiyetleri bulunan sanıklar ile yine sabıkaları dolayısı ile olumsuz kişilik ortaya koyun sanıklar açısından ise TCK"nun 62. Maddesi takdiren uygulanmamıştır.
Ayrıca mahkememizde aynı şekilde reçete dolandırıcılığı suçlaması ile haklarında açılan kamu davası devam etmekte olan sanıklardan Hizan Nur Bucak (mahkememizin 209/248 ve 2012/49 esas sayılı dava dosyalarında sanık olarak yargılanmaktadır ve bu dosya içeriklerinin heyetimizce ayrıntısı ile bilinmektedir), ... (mahkememizin 209/248 ve 2012/49 esas sayılı dava dosyalarında sanık olarak yargılanmaktadır ve bu dosya içeriklerinin heyetimizce ayrıntısı ile bilinmektedir) ve ... (mahkememizin 209/248 esas sayılı dava dosyasında sanık olarak yargılanmaktadır ve bu dosya içeriklerinin heyetimizce ayrıntısı ile bilinmektedir) açısından ise heyetimizce incelenen bu dosya içerikleri nazara alınarak ve sanıkların suçtan pişmanlıkları ve suç dolayısı ile ortaya koydukları olumsuz kişilikleri birlikte değerlendirilerek, bu sanıklar açısından takdiren TCK"nun 62. maddesi uygulanmamıştır.
Her ne kadar bir kişi hakkında devam etmekte olan bir yargılama dosyası masumiyet ilkesi nedeni ile cezanın bireyselleştirilmesine esas alınamayacağı ileri sürübilecekse de bu fikrin kabulü mümkün değildir, çünkü gerek öğretide gerekse de uluslararası hukuksal belgelerden kabul edildiği üzere masumiyet ilkesinden hareketle hakkında kamu davası açılan bir kişinin kesin olarak masum olduğu ileri sürülemeyecektir, farklı bir yaklaşım ile hakkında kamu davası açılan bir kişi hakkında ne masum denebelir ne de suçludur denebilir, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına bakıldığında masumiyet ilkesinden anlaşılması gereken budur. (Sibel İnceoğlu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları hakkında)
Bir kısım sanık müdafilerinin tensiben tefrik kararı verilemeyeceği, verilse bile tefrik edilen dosya kapsamında belirtilen araştırmalar bu dosya sanıklarının hukuki durumlarını etkileyeceği noktasındaki iddiaları ise anlaşılamayan bir hukuki muamma olarak kabul edilmiştir. Zira tefrik edilen dosyadaki sanıkların hukuki durumlarının bu dosya sanıkların hukuki durumlarını etkilemesi Yargıtay bozma içeriği nedeni ile kesinlikle kabul edilemez, zira Yargıtay bozma içeriğine bakıldığında Yargıtay zaten esasa yönelik tüm itirazları red etmiştir, Yargıtay"ın bu reddinden sonra tekrar esas değerlendirilmesine gidilmesi ve bunun yapılmasının iddia edilmesi anlaşılamaz bir durumdur, esasen mahkeme bozmaya uyduktan sonra artık bozma dışına çıkarak bir araştırmaya gitmesi bir karar vermesi mümkün değildir, burada Yargıtay"ın bozmasına teslimiyetçi bir mantık ile yaklaşılması gibi bazı savunmalarda ileri sürülmüş olup, bu savunmaların ise hukukilik değeri kesinlikle yoktur, çünkü mahkeme isteseydi zaten Yargıtay"ın kararına direnebilirdi, Yargıtay kararına direnilmediğine göre ve uyulduğuna göre artık burada mahkemeye düşen Yargıtay bozma ilamı çerçevesinde eksiklikleri gidererek hüküm kurmaktır.
Açıklanan tüm bu nedenlerle Yargıtay bozma ilamı çerçevesinde belirtilen eksiklikler yukarıdaki şekilde giderilerek sanığın lehine olan 5237 sayılı yasa kapsamında sanıkların cezalandırılmasına gidilmiştir.
...
Öncelikle belirtmek gerekirki; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. maddesinde; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." Buna paralel hüküm içeren 5271 sayılı CMK"nın 34. maddesinde de "Hakim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil gerekçeli yazılır" hükümleri yer almaktadır.
Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve maddi olaya uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde; geçerli, yasal ve yeterli olması gerekir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmez ve uygulamada keyfiliğe yol açar. Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde gösterilmesi gereken noktalar ise CMK"nın 230. maddesinde düzenlenmiştir.
Buna göre sırayla; a) İddia ve savunma, bunların dayandırıldığı ve mahkemece toplanan kanıtların neler olduğu, b) Kanıtların tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenleri, c)Tüm bunların ışığında ulaşılan kanı; sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi, bunun yasal unsurları ve nitelendirmesi, uygulanacak kanun maddesi, d) Cezayı ağırlatan ve hafifleten yasal ve değerlendirmeye bağlı nedenlerle cezayı kaldıran yasal nedenlerin bulunup bulunmadığı, bunlara ilişkin istemlerin kabul veya reddiyle temel cezanın belirlenmesine ilişkin nedenler, e)Cezanın ertelenmesine, tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik veya bu konulardaki istemlerin kabul veya reddine ilişkin dayanaklar gösterilecektir.
Tüm yukarıdan beri anlatıldığı üzere,
Mahkememizin 2006/212 esas sayılı dava dosyası üzerinden dosyadaki sanıkların tamamının cezalandırılmasına karar verildiği, temyiz üzerine dosyanın Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderildiği, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30/05/2013 tarih 2012/28378 esas, 2013/8958 karar sayılı ilamı ile; "sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... .... Erel, ..., ..., ..., ..., ..., Hiza Nur Bucak Batı ve ... hakkındaki resmi belgede sahtecilik suçu yönünden;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre; sanık ... müdafiinin; eksik soruşturma yapıldığına, iğfal kabiliyeti hususunun değerlendirilmediğine, reçete sahiplerinin dinlenmediğine, müfettiş tarafından alınan yeminsiz beyanların delil olarak kabul edildiğine, mahkumiyete yeter delil bulunmadığına, suç kastının bulunmadığına, subjektif değerlendirme yapıldığına, yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak hüküm kurulduğuna, sanığın menfaat temin etmediğine, reçete sayısı ile ilgili çelişkinin giderilmediğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın savunma hakkının kısıtlandığına, suç vasfının tayininde hataya düşüldüğüne, lehe hükümlerin uygulanmadığına, sanık ... müdafilerinin; eksik inceleme yapıldığına, karne sahipleriyle ilgili araştırma yapılmadığına, 2003 yılı bütçe uygulama talimatının dosyaya celp edilmediğine, küpürlerin sahte olmadığına, müfettiş raporunun taraflı olduğuna, reçetelerin sahte olmadığına, sanığın suçu işlemediğine, bilirkişi kurulunun uzman olmadığına, mahkumiyete yeter delil bulunmadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına, sanıklar ... ve ... müdafiinin; eksik inceleme yapıldığına, taleplerin karşılanmadığına, savunma hakkının kısıtlandığına, Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğine, müfettiş raporunun yersiz ve hukuka aykırı olduğuna, mahkumiyete yeter delil bulunmadığına, sanık ... müdafilerinin; bilirkişi raporları ile Adli Tıp raporunun yetersiz olduğuna ve düzenleyenlerin uzmanlığının bulunmadığına, eksik inceleme yapıldığına, reçete sahiplerinin dinlenmediğine, önkabullerle ceza kurulduğuna, mahkumiyete yeter delil bulunmadığına, dava zamanaşımı süresinin dolduğuna, sanığın suç işlemediğine, lehe hükümlerin uygulanmadığına, sanık ..."ün; suçu işlemediğine, aleyhinde delil bulunmadığına, 765 sayılı TCK"nun 347 ve 5237 sayılı TCK"nun 211. maddelerinin tartışılmadığına, imza incelemesi yaptırılmadığına, eksik inceleme yapıldığına, sanıklar ..., ... ve ... müdafiinin; sanıkların mahkumiyetlerine yeter delil bulunmadığına, şüphe üzerine mahkumiyet kararı verildiğine, eczanelerin sanıklarca işletilmediğine, sanık ... Erel (.....) müdafîlerinin; hükmün Gerekçesiz olduğuna, müfettişin dinlenmesi gerektiğine, eksik inceleme ve subjektif değerlendirme yapıldığına, sanığın yüklenen suçu işlemediğine, bir kısım tanıklarla sanık arasında ihtilaf bulunduğuna, suç vasfının hatalı tayin edildiğine, iğfal kabiliyeti hususunun Değerlendirilmediğine, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafiinin; eksik inceleme yapıldığına, Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğine, suç tarihlerinde teşhis yazılma zorunluluğu bulunmadığına, rapor düzenleyenlerin uzman olmadığına, sanıkların mahkumiyetlerine yeter delil bulunmadığına, ..."nın eczaneyi işletmediğine, ..."nın suç işlemediğine, ..."in sakat olduğu ve eczanede çalışmasının mümkün olmadığına, işyerinin eczacı ....."ya kiraya verildiğine, Alişer"lerin kira sözleşmesi dışında hukuki bir bağının bulunmadığına, ... ve ..."nın aleyhinde delil bulunmadığına, para ve çıkar ilişkisinin bulunmadığına, soyut iddiadan ibaret olduğuna, ... aleyhinde delil bulunmadığına, ..."nın suç tarihlerinde başka bir işte çalıştığına, buna dair vergi kayıtları bulunduğuna, eczane ile ilgisinin bulunmadığına, savunma hakkının kısıtlandığına, sanık ..."nın; eczanenin sadece 4 ay faal olduğuna, lehe delillerin dikkate alınmadığına, SGK ile yapılan sözleşme hükümlerinin dikkate alınmadığına, mağdur olduğuna, lehe hükümlerin uygulanmadığına, aleyhinde delil bulunmadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına, sübjektif değerlendirme yapıldığına, iddia edilen usulsüzlüğün toplam değerinin bile 1.714 TL olduğuna, bu parayı da hemen yatırdığına, ancak asla bir usulsüzlüğün bulunmadığına, sanık ..."nın; eczane ile ilgisinin bulunmadığına, ilgisinin olduğuna dair hiçbir delilin olmadığına, bulgur fabrikası ve köyde arazi işlettiğine, sanıklar ..., ... ve ... müdafiilerinin; menfaatleri çatışır konumda olan sanıkların aynı avukat tarafından savunulduğuna, aynı avukat tarafından savunulan bir kısım sanıkların beraat ettiğine, Adli Tıp raporunun yetersiz ve uzman olmayanlarca hazırlandığına, sanıkların söz konusu eczaneleri işletmediklerine, Dairemizde icra edilen duruşma sırasında ise, sanık ... müdafilerinin; eksik inceleme yapıldığına, sanık lehindeki delillere itibar edilmediğine, subjektif değerlendirme yapıldığına, soyut kabullerle mahkumiyet hükmü kurulduğuna, ek savunma hakkı tanınmadığına, sanıklar ... ve ... müdafiinin; eksik inceleme yapıldığına, menfaatleri çatışan sanıkların aynı avukat tarafından savunulması nedeniyle adil yargılama ilkesine aykırı hareket edildiğine, sanık ... müdafiinin; soyut kabullerle mahkumiyet hükmü kurulduğuna, delil toplanmadığına, müfettişin topladığı delillerin hükme esas alındığına, eksik soruşturma yapıldığına, sübjektif değerlendirme yapıldığına ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak:
a-5237 sayılı TCK"nun 61. maddesi uyarınca hakim somut olayda; suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını ve failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. 5237 sayılı TCK"nun "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3/1. maddesi uyarınca suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur. Bu itibarla; kanunda öngörülen alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirlemek hâkimin takdir ve değerlendirme yetkisi içindedir. Ancak, Anayasa"nın 141, 5271 sayılı CMK"nun 34, 230 ve 289. maddeleri uyarınca hükümde bu takdirin denetime olanak sağlayacak biçimde, hak ve nesafet kurallarına uygun, dosya içeriği ile uyumlu yasal ve yeterli gerekçesinin gösterilmesi zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece gösterilen gerekçeler cezanın asgari haddin üzerinde makul bir düzeyde artırılması için yeterli ise de, düzenlenen veya kullanılan sahte reçetelerin sayısı ve miktarı, suçtan meydana gelen zarar ve sanıklardaki suç kastının yoğunluğu gözetilerek, her bir sanık yönünden, düzenlenen veya kullanılan sahte reçetelerin sayısı, miktarı, düzenlendiği veya kullanıldığı zaman dilimi ile buna bağlı olarak sanıklardaki suç kastının yoğunluğu, suçun işleniş şekli suçtan meydana gelen zarar ayrı ayrı değerlendirilip, her bir sanığa özgülenerek adalete hakkaniyete uygun ve eylemleriyle orantılı bir cezaya hükmolunması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler tesisi," gerekçesi ile Mahkememiz kararının bozulduğu, bozma kararında özetle sanıkların ve sanıklar müdafinin eksik soruşturma yapıldığına, iğfal kabiliyeti hususunun değerlendirilmediğine, reçete sahiplerinin dinlenmediğine, delil olarak kabul edilmeyecek olan delillerin kabul edilmesine, suç kastının bulunmadığına, yetersiz bilirkişi raporu ile hüküm kurulduğuna, menfaat temin edilmediğine, reçete hususunda çelişki bulunduğuna, suçun unsurlarının oluşmadığına, savunma hakkının kısıtlandığına, sahte küpür olmadığına, müfettişlerin taraflı olduğuna, reçetelerin sahte olmadığına, bilirkişi kurulunun uzman olmadığına, taleplerin karşılanmadığına, ATK"dan rapor alınmadığına, alınan raporların yetersiz olduğuna, reçete sahiplerinin dinlenmediğine, imza incelemesi yapılmadığına ve diğer tüm temyiz itirazlarının reddedildiği, Mahkememizin kararının bu sanıklar yönünden sadece sanıkların düzenlenen kullanılan sahte reçete sayısı, miktarı,düzenlendiği ve kullandığı zaman dilimi ile buna bağlı olarak sanıkların kastının yoğunluğu, işleniş şekli, suçtan meydana gelen zarar ayrı ayrı değerlendirilerek her bir sanığa özgülenerek, adalate hakkaniyete uygun ve eylemleri ile orantılı cezalara hükmolunmadığından bozma kararı verildiği, sanıkların eylemlerinin sabit olduğuna ilişkin kararın ise bozulmayarak bu hususun bozma nedeni yapılmadığı, Mahkememizce Yargıtay 11. Ceza Dairesinin bu nitelikteki bozma kararına uyularak yeniden duruşma açıldığı ve haklarında kapsamlı araştırma gereken diğer sanıklar ......, ...... (Balkır), ....., ......, ....., ....., ..... hakkındaki dosya tefrik edilmiş sadece orantısızı şekilde bozma gerekçesi yapılan eldeki dosyanın sanıkları yönünden yeniden yargılama yapılarak sanıkların alt hadden ayrılarak ayrı ayrı Mahkememizin 2013/176 esas, 2013/171 karar sayılı ilamı ile cezalandırılmasına karar verildiği, yapılan temyiz üzerine dosyanın Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderildiği, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 18/11/2015 tarih, 2015/4853 esas,2015/1328 karar sayılı ilamı ile sanıklar.....Hakkında 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası yerine 5 yıl 22 ay 15 gün, ..... ..... ve ..... hakkında 6 yıl 3 ay hapis cezası yerine 5 yıl 15 ay hapis,.... hakkında ise 3 yıl 1 ay 15 gün yerine 2 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası verilerek eksik ceza tayini karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmadığı ve Mahkemenin bozmaya uyması neteicesinde toplanan deliller karar yerinde incelenip sanıklara yüklenen resmi belgede sahtecilik suçunun subütu kabul oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde tayin edilen vasıf cezayı artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılındığı, lehe ve aleyhe değerlendirmenin olaya uygulanarak çıkan sonucun denetime imkan verecek nitelikte olduğu, savunmaların inandırıcı derecede gerekçeler ile reddedildiği, hükümde isabetsizlik bulunmadığından hükmün onanmasına karar verildiği ve dosyanın Mahkememize gönderildiği, Mahkememizce dosyanın kesinleşme işlemlerinin yapıldığı, bu süreçte sanıklar müdafiler tarafından mahkememizden yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulduğu, Mahkememizce taleplerinin reddedildiği, yine Yargıtay C. Başsavcılığından sanıklar tarafından karara yönelik itirazda bulunulması hususunda verilen dilekçe neticesinde Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 18/11/2015 tarih 2015/4853 esas, 2015/31028 karar sayılı kararına yönelik itiraz başvurusunda bulunulduğu ve bunun neticesinde Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20/04/2016 tarih 2016/1335 esas, 2016/3481 karar sayılı ilamı ile Anayasa"nın 141. CMK"nın 34/1, 230 ve CMUK"nın 308/7 maddeleri uyarınca Mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak vercek şekilde açık ve gerekçeli olması, Yargıtay"ın bu işlemini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde iddia ve savunmada belirtilen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan rededdilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaat sanığın suç oluşturduğu sabit görünen fiili ve bunun nitelendirilmesinin belirtilmesi deliller ile sonuç arasında bağ kurulması gözetilmeden gerekçesiz hüküm kurulması suretiyle mahkememiz hükmünün bozulmasına karar verildiği, yukarıda da açıklandığı üzere CMK"nın 230 maddesinde gerekçeli kararda belirtilmesi gereken hususların ayrıntılı olarak açıklandığı bu maddede açıklanan hususların görüşe dayalı subjektif unsurlar olmadığı, mutlaka CMK"nın 230 daki hususların mahkeme gerekçeli kararında bulunmasının gerektiği,
Bu kapsamda: 1- iddia ve savunma bunların dayandırıldığı ve mahkemece toplanan kanıtların neler olduğunun gerekçeli kararda gösterilmesinin gerektiği, Mahkememizin gerekçeli kararının incelenmesinde; iddia olarak Siverek C. Başsavcılığının açmış olduğu davanın kimlere karşı hangi suçlardan ve kanun maddelerinden dolayı açıldığının yazıldığı, yine bütün sanıkların savunmalarının gerekçeli kararda bulunduğu,
2- Kanıtların tartışılması, değerlenderilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenlerinin neler olduğunun kararda belirtilmesinin gerektiği, Mahkememiz kararının incelenmesinde, Mahkememizde dinlenmiş olan tanıkların tamamının beyanlarının kararda bulunduğu, ayrıca soruşturma aşamasında toplanmış olan delillerin ihbar dilekçelerinin bağkur genel müdürlüğünün yazılarının teftiş kurulu başkanlığının ve teftiş kurulu başkanlığı tarafından düzenlenmiş olan raporların gerekçeli kararda belirtildiği, yine kovuşturma aşamasında toplanmış olan delillerin de yine gerekçeli kararda belirtildiği ve soruşturma aşamasında ve kovuşturma aşamasında alınan raporların tamamının gerekçeli karara işlendiği,
3- İddia ve toplanan deliller kapsamında ulaşılan kanı, sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi, yasal unsurları ve nitelendirilmesi ile uygulanacak kanun maddesinin gerekçeli kararda gösterilmesinin gerektiğ, Mahkememiz gerekçeli kararının ulaşılan kanaat kısmında sanıkların eylemlerinin nitelendirildiği, her sanık yönünden eylemlerin oluşup oluşmadığına ilişkin gerekçelendirildiği ve deliller ile ulaşılan kanaat arasında bağ kurulduğu, bu bölümde Yargıtay bozma ilamına da atıfta bulunulduğu,
4- Cezayı ağırlatan ve hafifleten yasal ve değerlendirmeye bağlı nedenler ile cezayı kaldıran yasal nedenlerinin bulunup bulunmadığının gerekçeli kararda bulunmasının gerektiği, yine Mahkememizin ulaşılan kanaat ve netice kısmında sanıkların lehine olan yasa hükümlerinin değerlendirildiği, hangi yasanın uygulanmasına yönelik araştırmanın yapıldığı ve neticede 5237 sayılı yasanın lehe olduğu kanaatine varılarak hüküm tesis edildiği, yani cezanın ağırlaştırılamsına veya hafifleştirilmesine ilişkin nedenlerin önceki Yargıtay bozması da göz önünde bulundurularak değerlendirildiği,
5- Cezanın ertelenmesine, tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına yönelik bu konudaki istemlerin kabul veya reddine ilişkin dayanakların gerekçeli kararda gösterilmesinin gerektiği, şu halde; Mahkememizin gerekçeli kararında sanıklar hakkındaki ceza miktarları nedeniyle erteleme ve diğer sanıkların lehine olabilecek hususların uygulanmadığına ilişkin gerekçe yazıldığı, bu durumun gerek kısa karar gerekse gerekçeli kararda bulunduğu tüm bunlarda ayrı olarak Mahkememizin 2006/212 esas, 2012/84 esas sayılı ilamındaki sanıklar hakkındaki gerekçeler ile Mahkememizin 2013/176 esas, 2013/271 karar sayılı ilamındaki gerekçelerin aynı olduğu, ancak Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30/05/2013 tarihli 2012/28378 esas, 2013/8958 karar sayılı kararının bozma ilamında sanıklar yönünden gerekçeli karar hususunda bozma yapılmadığı, yine 2013/176 esas, 2013/271 karar sayılı Mahkememiz ilamının onanmasına ilişkin Yargitay 11 Ceza Dairesinin 18/11/2015 tarih 2015/4853 esas, 2015/31028 karar sayılı ilamında da Mahkememizin kararının gerekçeli olmadığına ilişkin herhangi bir bozma hükmünün bulunmadığı, gerek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin ilk bozmasında gerekse de onanmasına ilişkin ikinci kararında gerekçeli karar yönünden bozma olmaması sebebiyle artık bu yönlerden bozma yapılmasının mümkün olmadığı, şu halde, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20/04/2016 tarih 2016/1335 esas, 2016/3481 karar sayılı yine aynı dairenin 18/11/2015 tarih 2015/4853 esas, 2015/31028 karar sayılı kararın kaldırılmasına mahkememiz kararının gerekçesiz olarak yazıldığına ilişkin kararının usul ve yasaya aykırı olduğu Mahkememiz kararının gerekçe olarak yazıldığı ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20/04/2016 tarih 2016/1335 esas, 2016/3481 karar sayılı bozma ilamına uyulmayarak Mahkememizin 2013/176 esas, 2013/271 karar sayılı ilamının usul ve yasaya uygun olduğu” gerekçesi ile önceki hükümlerde direnilmesine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanıklar ..., ..., ..., .... (Erel) ....., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri ile sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.07.2018 tarihli ve 47742 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesi uyarınca, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 27.12.2018 tarih ve 5166-11108 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yerel Mahkeme hükümlerinin, Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel Mahkemece 05.04.2012 tarih ve 212-84 sayı ile kurulan ilk hükümlerin, bozulmasından sonra bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda 27.09.2013 tarih ve 176-271 sayı ile, bozulmakla ortadan kalkan önceki hükümlerin gerekçe kısmı tırnak işareti içerisinde aynen alıntı yapılarak yalnızca bozmaya konu edilen hususlar irdelenip açıklandıktan sonra, sanıklara yüklenen suçun sübutuna ilişkin ayrıca bir gerekçe belirtilmeden veya tırnak işareti içerisine alınarak atıf yapılan önceki gerekçenin Mahkemece kabul edildiğine dair bir ibareye yer verilmeden sanıkların mahkûmiyetine yönelik hükümlerin kurulduğu, bu hükümlerin de Özel Dairece incelenerek gerekçesiz olması isabetsizliğinden bozulması üzerine Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, yine sanıklara yüklenen suçun sübutuna ilişkin ayrıca bir gerekçe belirtilmeden veya tırnak işareti içerisine alınarak atıf yapılan önceki gerekçenin Mahkemece kabul edildiğine dair bir ibareye yer verilmeden bozulmakla ortadan kalkan önceki hükümlerin gerekçesinin bulunduğu belirtilerek direnme kararı verildiği anlaşılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" şeklinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir",
"Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de;
"(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
(2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir",
"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise;
"(1) Hükmün başına, "Türk Milleti adına" verildiği yazılır.
(2) Hükmün başında;
a) Hükmü veren mahkemenin adı,
b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı,
Yazılır.
(3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
(4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
(5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.
(6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun Maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
(7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir",
Hükümlerine yer verilmiştir.
Buna göre, Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt katibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise; CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun’un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun’un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK"nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Öte yandan, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7 ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1-g maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
Diğer taraftan, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 230 ve 232. maddeleri uyarınca, aynı Kanun’un 223. maddesine göre hükmün ne olduğu herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmeli, bozulmakla tamamen ortadan kalkan ve infaz yeteneğini yitiren önceki hükme atıf yapılmasıyla yetinilmemeli, onandığı takdirde başka bir kararın varlığını gerektirmeden infaza esas alınabilecek nitelikte yeni bir hüküm kurulmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yerel Mahkemece 05.04.2012 tarih ve 212-84 sayı ile kurulan ilk hükümlerin, bozulmasından sonra bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda 27.09.2013 tarih ve 176-271 sayı ile, bozulmakla ortadan kalkan önceki hükümlerin gerekçe kısmı tırnak işareti içerisinde aynen alıntı yapılarak yalnızca bozmaya konu edilen hususlar irdelenip açıklandıktan sonra, sanıklara yüklenen suçun sübutuna ilişkin ayrıca bir gerekçe belirtilmeden veya tırnak işareti içerisine alınarak atıf yapılan önceki gerekçenin Mahkemece kabul edildiğine dair bir ibareye yer verilmeden sanıkların mahkûmiyetlerine hükmedildiği, bu hükümlerin de Özel Dairece incelenerek gerekçesiz olması nedeniyle bozulması üzerine Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, yine sanıklara yüklenen suçun sübutuna ilişkin ayrıca bir gerekçe belirtilmeden veya tırnak işareti içerisine alınarak atıf yapılan önceki gerekçenin Mahkemece kabul edildiğine dair bir ibareye yer verilmeden bozulmakla ortadan kalkan önceki hükümlerin gerekçe kısmının aynen alıntı yapılmasıyla yetinilerek ve önceki hükümlerin gerekçeli olduğu yönünde açıklamalarda bulunularak direnme kararı verildiği dikkate alındığında, Yerel Mahkemece, yargılama sonucunda ulaşılan kanaatin, iddia, savunma, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanıkların eylemlerinin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açıkça hükmün gerekçesine yansıtılması gerekirken, bu ilkelere uyulmaksızın ve sanıklara yüklenen suçun sübutuna yönelik ayrıca bir gerekçe gösterilmeksizin kurulan hükümlerin, Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, isabetli bulunmayan Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 02.03.2017 tarihli ve 337-64 sayılı sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin, Anayasa"nın 141, 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca usul ve kanuna uygun gerekçe gösterilmeden hüküm kurulması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.