Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakan Babaneleri Ş... T..."nun diğer mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak babaları İsfendiyar"ın ölümünden kısa bir süre sonra 438 ada 14 parsel sayılı taşınmazdaki payını satış göstererek davalıya devrettiğini, taşınmazın daha sonra imar görerek imar parsellerine gittiğini, mirasbırakanın daha bir çok taşınmazını aynı şekilde davalıya temlik ettiğini ileri sürüp imar parsellerinin mirasbırakandan davalıya intikal eden 1/4 pay oranında iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı,satışın gerçek olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapu memuru huzurunda resmi şekilde yapılan miras payının devri işleminin geçerli bulunduğu, muvazaa nedenine dayalı tapu iptali davasının koşulları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 7.7.2009 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs.vekili Avukat O... E... ile temyiz edilen vekili Avukat A...S... ,Av.O....T... geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli taşınmaz 1967 tarihinde ölen Ahmet"e ait iken eşi Şivazet"in 1/4 oranındaki kanuni miras payını 1.2.1989 tarihinde düzenlenen akit uyarınca 14.347.500-TL.bedelle davalı Cemal Tuğayoğlu"na temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar 1992 tarihinde ölen muris Ş..."in torunları olup Ş..."in yaptığı pay temlikinin kendilerinden mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirildiğini ve muvazaa ile iletli olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlar.Mahkemece mirasçıların birbirleriyle miraspayları yönünden yapacakları temliklerin geçerli işleme dayalı olduğu ve dolayısıyla 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 677.maddesi hükmü gereğince resmi olarak yapılan bu işlemin korunması gerekli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, gerçekten de Türk Medeni Kanununun 677.maddesi hükmü uyarınca mirasçılarının miras payları üzerinde birbirleriyle yapacakları pay temliklerinin yazılı olmak koşulu ile geçerli olacağı tartışmasızdır.
Somut olayda da muris Ş... kendi miras bırakanı A..."den gelen kanuni miras payını davalıya temlik etmiştir.O halde böylesi bir işlemin mirasçıdan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiğinin saptanması halinde olayda 1.4.1974 tarih 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına uygulama yeri bulacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere;uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Hal böyle olunca, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda gösterdikleri ve gösterecekleri tüm delillerin toplanması, toplanan ve toplanacak delillerin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi, miras bırakanın temlikdeki gerçek iradesinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açığa kavuşturulması, ayrıca aynı hukuki sebebe ve aynı mirasbırakandan intikal eden taşınmazlarla ilgili açıldığı dosya kapsamından anlaşılan davalar ile eldeki dava arasında fiili ve hukuki irtibat bulunduğu gözetilerek HUMK" nun 45.maddesi uyarınca birleştirilmelerinin düşünülmesi ve hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün HUMK" nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 19.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 625.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 7.7.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.