Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları H..’nin torunu K...’e verdiği vekaletname ile, vekil tarafından 18 parsel sayılı taşınmazın akrabası davalıya satıldığı, miras bırakanın hukuki ehliyetinin bulunmadığı, temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ileri sürerek miras payları oranında iptal ve tescile karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, satışın gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, Dairece; “miras bırakın Hatice Dinç’in 25.04.1995 tarihli vekaletname ile torunu davalı K..’i vekil tayin ettiği, vekil K..’in de bu vekaletname ile dava konusu 18 parsel sayılı taşınmazla birlikte 285 parsel sayılı taşınmazları 26.05.1995 tarih 435 yevmiye nolu akitle dava konusu 18 parsel sayılı taşınmazı davalı İlyas’a 30.000.000.TL bedelle, 285 parsel sayılı taşınması ise yine aynı bedelle miras bırakınan torunun G... A...’a temlik ettiği görülmektedir. Özellikle miras bırakanın varlıklı bir kimse olup, mal satmaya ihtiyacının olmadığı, dava konusu taşınmazların dışında pek çok taşınmazının bulunduğu, bedeller arasında fahiş fark olduğu görülmektedir. Davalı her ne kadar iyiniyetli 3. kişi olduğunu savunmuşsa da davalının torun Gülsüm’e satış suretiyle temlik edilen 285 parsel sayılı taşınmazda da aynı tarih ve yevmiye numaralı aktin tarafı olduğu dikkate alındığında muvazaa olgusunu bilebilecek durumda olduğu ve iyiniyetli 3. kişi konumunda kabul edilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Belirlenen bu olgular, yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın vekil aracılığıyla gerçekleştirdiği temliklerin mirasçılarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gekekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.” gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davacılar M.., Y.., B..., N...ve E... yönünden davanın kabulüne, davacı C...yönünden ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedilip, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın davacı C.. D... yönünden feragat nedeniyle reddine, diğer davacılar yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK.nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne varki, uygulamada söz konusu yasanın 38l. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK.nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkca gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın l4l. maddesi ile HUMK.nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek, kısa kararda K... Köyü 18 parsel sayılı taşınmazın iptal ve tesciline karar verilmiş olmasına rağmen, gerekçeli kararda Altınova Köyü 285 parsel sayılı taşınmazın iptal ve tesciline karar verilmek suretiyle, kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılmış olması doğru değildir. Hal böyle olunca, hükmün l0.4.l992 gün, l992/7 Esas, l992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK."nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.07.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.