
Esas No: 2007/11893
Karar No: 2008/1605
Karar Tarihi: 13.2.2008
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2007/11893 Esas 2008/1605 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : SEFERİHİSAR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/06/2007
NUMARASI : 2006/9-2007/111
Taraflar arasında görülen davada;Davacı Hazine, davalıların miras bırakanı adına kayıtlı 189 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek tapusunun iptalini istemiştir.Davalılardan S.davanın reddini savunmuş, diğerleri davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, taşınmazın tamamının kıyı kenar çizgisi kapsamında bulunduğunun keşfen saptandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı S. tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, 3621 Sayılı Yasa’dan kaynaklanan tapu iptali ve sicil kaydının terkini isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 131 ve 132 sayılı kadastral parsellerden gelen ve davalıların miras bırakanı adına kayıtlı olan çekişme konusu 189 sayılı parselin, 1979 yılında yapılan kadastro sırasında iskanen oluşan tesis tapusunun 1962 ve 1982 tarihli tedavüllerine dayalı olarak tespit gördüğü ; keşif sonrası düzenlenen jeoloji mühendisi raporunda taşınmazın tamamının kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığının bildirildiği, bilirkişi tarafından saptanan kıyı-kenar çizgisi ile 1977 tarihinde belirlenen idari kıyı-kenar çizgisi arasında önemli farklılık bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, son kez yürürlüğe giren 362l Sayılı Kıyı Kanunu’nun kıyı kenar çizgisini belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9.maddeleri Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı kapsamı dışında bırakılmış ; anılan kanun maddesinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.l997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğuna, ancak 362l sayılı Kıyı Kanunu"nun 9.maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine işaret edilmiştir.
Somut olayda, idarece belirlenen kıyı-kenar çizgisinin taraflar yönünden bağlayıcılık kazanmadığı, bu çizginin mahkemece belirlenmesi gerektiği kuşkusuz ise de, jeoloji mühendisi tarafından düzenlenen raporda, keşfen saptanan kıyı-kenar çizgisi ile idari kıyı-kenar çizgisi arasındaki bariz farklılığın neden kaynaklandığı hususu yeterince aydınlatılmış değildir.
Hal böyle olunca, üç jeoloji mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde yeniden keşif yapılması ; kıyı kenar çizgisinin, gözlem çukurları da açılmak suretiyle bilimsel verilerden ve bağlayıcılık niteliğini kazanmamış idari kıyı-kenar çizgisi haritasından yararlanılarak belli edilmesi, keşfen belirlenen çizgi ile idarece belirlenen kıyı kenar çizgisi arasında farklılık bulunduğu takdirde bu farklılığın nedenlerinin bilimsel gerekçeler gösterilmek suretiyle açıklığa kavusturulması ayrıca keşfi izlemeye ve infaza olanak sağlayacak biçimde fen bilirkişisine kroki düzenlettirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik tahkikatla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalıların temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün HUMK.’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.2.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.