Taraflar arasında görülen davada;Davacı, kayden paydaşı bulunduğu 48 parsel sayılı taşınmaza davalıların haksız olarak elattıklarını ileri sürerek, elatmanınn önlenmesi isteğinde bulunmuş, birleşen davasında da 48 parseldeki 1/3 payın Ş... tarafından vekaleten davalı B...a satıldığını, vekilin yetkisini aştığını iddia ederek 1/3 payın tapusunun iptali ile tescili isteğinde bulunmuştur.Davalılar, davaların reddini savunmuşlardır.Mahkemece, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteğinin değerden reddiyle gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-
Dava vekaletin kötüye kullanılması nedenine dayalı tapu iptal tescil, birleşen dava elatmanın önlenmesi isteklerine ilişkindir.
Mahkemece her iki davanın da reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, davacının dava konusu 48 parselde miras nedeni ile intikalen 1/3 payının bulunduğu, payına davalıların haksız olarak elattıklarını ileri sürerek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunduğu, bu dava devam ederken de dava konusu parselle birlikte 51 parsel sayılı taşınmazlarda miras bırakanlarından intikal edecek payların devri ve satışı için Şeyhmus Ç...i vekil tayin ettiğini, vekilin intikal işleminden sonra vekalet yetkisini aşarak 1/3 payını B... Ç..e sattığını ileri sürerek, tapu iptal ve tescil isteği ile birleşen davayı açtığı görülmektedir.
Vekaletin kötüye kullanılması davası sonucunda ortaya çıkacak hukuki durumun elatmanın önlenmesi davasını etkileyeceği muhakkaktır. B.... bir ifade ile, davacı üzerinde kayda dayalı bir hak kalmamış olmakla birlikte, vekaletin kötüye kullanılması davası sonucunda verilecek kararın elatmanın önlenmesi davası yönünden taraf sıfatı kalmadığı düşünülen davacının sıfatını etkileyeceği tabiidir.
Ne varki, mahkemece vekalet görevinin kötüye kullanılması yönünden yeterli soruşturma ve inceleme yapıldığı söylenemez.
Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Nevarki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilke ve olgular gözetilerek soruşturma ve araştırma yapılarak sonucuna göre bir hüküm verilmesi,ayrıca elatmanın önlenmesi davası yönünden de vekaletin kötüye kullanılması davasında ortaya çıkacak neticeye göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere noksan soruşturmaya dayalı olarak hüküm kurulması doğru değildir.Davacının temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile kararın açıklanan nedenlerle HUMK."nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 6.3.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.