Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2017/2049
Karar No: 2021/771
Karar Tarihi: 15.06.2021

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2049 Esas 2021/771 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2017/2049 E.  ,  2021/771 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi


    1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

    I. YARGILAMA SÜRECİ
    Davacı İstemi:
    4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların işleteni ve sürücüsü olduğu aracın müvekkilinin aracına çarptığını, kazanın tamamen davalı sürücünün kusurundan kaynaklandığını, müvekkilinin aracında oluşan 11.912TL hasar bedelinin kasko sigortasınca karşılandığını, 02.01.2012 tarihinde trafiğe çıkan aracın 31.08.2012 tarihinde yaşanan kaza sebebiyle değer kaybına uğradığını ileri sürerek 10.000TL değer kaybının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı:
    5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; kazanın meydana gelmesinde müvekkillerinin kusurunun bulunmadığını, zararın sigorta şirketince karşılandığını, değer kaybının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
    Mahkeme Kararı:
    6. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.09.2014 tarihli ve 2013/21 E., 2014/540 K. sayılı kararı ile; kazanın tamamen davalının kusuruyla meydana geldiği, ticaret odasınca gönderilen cevabi yazıda aracın kazasız rayiç değerinin 46.000TL, kazalı hâli ile değerinin ise 27.000 ila 30.000TL arasında olduğunun bildirildiği, trafik kazalarında aracının değer kaybı bulunan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın kusurlu taraftan değer kaybını talep edebileceği, dava dilekçesinde 10.000TL değer kaybı talep edildiği, ticaret odası cevabına göre, araçta 16.000 ila 19.000TL arası değer kaybı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile 10.000TL değer kaybının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
    7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    8. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince 15.01.2015 tarihli ve 2014/23795 E., 2015/340 K. sayılı kararı ile;
    “…1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
    2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı aracı 2012 model Cıtroen otomobil olup, 02.01.2012 tarihinde trafiğe çıkmış; davaya konu kaza 31.08.2012 tarihinde meydana gelmiştir. Davacı aracının, dava dışı kasko şirketi tarafından 11.912,00 TL. hasar bedeli ödenmiştir. Davacı vekili, kaza sebebiyle araçta 10.000,00 TL. tutarında değer kaybı oluştuğunu ileri sürerek işbu davayı açmıştır. Zarar veren, kusuru oranında gerçek zararı ödemekle sorumludur. Kusur ve gerçek zarar miktarının konusunda uzman bilirkişilerce belirlenmesi gerekir. Mahkemece, öncelikle usulüne uygun biçimde taraf delillerinin toplanması, deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir. Araçta meydana gelen değer kaybı, aracın olay tarihindeki hasarsız hali ile 2. el piyasa rayiç değeri ile hasar onarıldıktan sonraki 2. el piyasa rayiç değeri arasındaki farktır. Davalılar vekili, kusura ve tazminat miktarına itiraz etmiş; kusur durumunun belirlenmesi için tanık deliline dayanmış, tüm tanıkları dinlendikten sonra kusur yönünden rapor alınmasını istemiştir. Mahkemece davalı tanıklarından sadece Müyesser Ünver dinlenmiş; diğer tanıklar Büşra Ünver ve Yaşar Uluat dinlenmeden karar verilmiştir. Davalılar vekili açıkça diğer tanıklarının dinlenmesinden vazgeçmediği gibi, aksine ısrarla tanıklarının dinlenmesini talep etmiştir. ATK raporunda araçta 4.500,00 TL. değer kaybı olduğu bildirilmiş; mahkemece bu rapora neden itibar edilmediği gerekçelendirilmeden, aynı konuda Nazilli Ticaret Odasından verilen cevaba göre taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL. yönünden dava kabul edilmiştir. Ticaret odasının cevabına neden üstünlük tanındığı da açıklanmamıştır.
    Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, öncelikle davalılar vekilince bildirilen diğer tanıkların usulüne uygun biçimde dinlenilmeleri, daha sonra İTÜ veya KGM Fen Heyeti gibi kurum veya kuruluşlardan seçilecek bilirkişi ya da bilirkişi kurulundan tüm dosya kapsamına, oluş şekline göre tarafların kazanın meydana gelmesinde kusur durumlarının ve yukarıda açıklandığı biçimde davacı aracında oluşan değer kaybının tespiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli, önceki raporlarında irdelendiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
    9. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2015/260 E., 2015/546 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilave olarak, mahkemece Adli Tıp Kurumundan 17.02.2014 tarihinde rapor aldırıldığı, raporda davalının tamamen kusurlu olduğunun bildirildiği, davalının vekilinin tanıklarının dinlenmeden rapor aldırıldığını savunması nedeniyle mahkemece keşif ara kararı kurulduğu, davalı tanıklarına davetiye çıkarıldığı, keşif mahallinde de sadece davalı tanığı Müyesser bulunduğundan bu tanığın dinlendiği, davalı vekilince diğer tanığının duruşmada beyanının alınmasının talep edildiği, trafik kazasına bağlı açılan ve olayın oluş şekli ile ilgili dinletilmek istenen tanığın kaza mahallini görmeden, hangi aracın nereden geldiğini, hangisinin nerede durduğunu açıklayacak tanığın duruşmada dinlenmesinin mümkün olmadığı, diğer tanıkların dinlenmesi için yeniden keşif yapılmasının gerekeceği, bunun da mahkemece gerekli görülmediği, keşif mahalli dışında duruşmada hayal kurarak kazaya bağlı tanık dinlenmesinin mümkün olmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 241. maddesine göre de; mahkemenin bir tarafın ya da vekilinin ısrarla tanığını dinletme talebiyle bağlı olmadığı, olayın oluş şeklini bizzat gören Müyesser"in anlatımı ile kazanın nasıl olduğunun zaten yeteri kadar netleştiği, mahkemece alınan raporlar arasında çelişki bulunmadığı, kazanın çok taraflı bir kaza ya da ışık ihlali gibi karışık bir şekilde de meydana gelmediği, bu yüzden İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) veya Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) Fen Heyetinden rapor alınmasının kusur durumunu değiştirmeyeceği, mahkemenin gerekçesinin verilen bir hükmün neden verildiğinin açıklaması olduğundan gerekçede neden rapora uyulmadığının yazılmayacağı, Adli Tıp Kurumu raporunun değer yönünden verdiği cevaba neden uyulmadığının bu yüzden gerekçeye yazılmadığı, mahkemece ticaret odasına müzekkere yazıldığı, Özel Dairenin emsal kararları doğrultusunda aradaki farkın en az 16.000TL olduğunun anlaşıldığı, talebin de 10.000TL olması nedeniyle taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verildiği, bozma kararının kendi içerisinde çelişkili olduğu, önce değer kaybının nasıl tespit edileceğinin açıklandığı, sonra buna uygun değer kaybı tespitinin yapılmadığının belirtildiği, mahkemece zaten bozma kararında belirtildiği gibi değer kaybı tespiti yapıldığı, ayrıca araç alım satımlarında net bir bedel olmasının mümkün olmadığı, ikinci el bir aracın satımında fiyat farklılıkları olabileceği, Ticaret Odasının verdiği cevabın hükme elverişli bulunduğundan tekrar araştırma yapılmasına gerek görülmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
    10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    II. UYUŞMAZLIK
    11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı; bu kapsamda davalı tarafça bildirilen diğer iki tanığın usulüne uygun biçimde dinlendikten sonra İTÜ veya KGM gibi kurum ya da kuruluşlardan seçilecek bilirkişi veya bilirkişi kurulundan tarafların kazanın meydana gelmesinde kusur durumlarının ve davacı aracında oluşan değer kaybının tespiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli, önceki raporlarında irdelendiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

    III. GEREKÇE
    12. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesi gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahiptir. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini, kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir. Bu ilkeler uyarınca gerekçesiz karar oluşturulması, başlı başına usule aykırılık sorunu olarak görülmüş; hükmün kapsamını belirleyen HMK’nın 297. maddesi uyarınca kararda; tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılmasını ve değerlendirilmesini, neden bir kısım delile üstünlük tanındığının ya da tanınmadığının belirtilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebeplerin gösterilmesini aramıştır.
    13. Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Bu hak aynı zamanda, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile teminat alınan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ile düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurlarından biridir.
    14. Uyuşmazlığın çözümü için tanık delili ve bilirkişi incelemesi hakkında da birtakım açıklamalar yapmakta fayda bulunmaktadır.
    15. Davada taraflar arasında çekişmeli olan, geçmişte meydana gelmiş olaylar ve durumlar ile ilgili sahip olduğu bilgi ve algılarını mahkemeye aktaran kişiye tanık denir. Burada bahsedilen bilgi; tanığın gördükleri ve işittikleridir (Örneğin, gördüğü bir trafik kazasını veya işittiği konuşmaları mahkemeye aktarması). Tanık sadece gördüklerini ya da duyduklarını mahkemeye aktarır, olayları yorumlamaz ( Pekcanıtez, H./ Atalay, O./Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s. 506).
    16. Doğrudanlık ilkesi gereğince, tanık, kural olarak davaya bakan mahkemede dinlenir. Tanık, mahkemenin yargı çevresi dışındaysa istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilebilir. Yine mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, tanığın olayın gerçekleştiği veya şeyin bulunduğu yerde dinlenilmesine karar verebilir.  Buna göre, taşınmaza ilişkin davalarda tanığın taşınmazın başında keşif esnasında dinlenmesi gerekir. Tanık davetiye ile çağrılır. Tanığın taraflarca getirilmesini zorunlu kılan bir kural bulunmamaktadır.
    17. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 241. maddesi uyarınca, mahkeme gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeterli derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir. “Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi” başlıklı 241. madde, davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın bu konudaki çabalarını önleme amacını güden, mahkemeye tanınmış bir imkândır. Bu bağlamda mahkemece, taraflarca tanık listesinde gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli derecede sonuç alınmış ise diğerlerinin dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilecektir. Ancak madde ile tanınan bu imkân mahkemece çok dikkatli değerlendirilmeli; her tanığın aynı bilgiye sahip olmayabileceği, diğer tanığın olay hakkında aydınlatıcı bilgileri mahkemeye sunabileceği, tanık sayısını sınırlandırılması ile tarafların adil yargılanma ve hukukî dinlenilme hakkının ihlaline yol açabileceği gözden kaçırılmamalıdır.
    18. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddeleri ile Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 5. maddesinde hangi hâllerde bilirkişiye başvurulması gerektiği hususu açıkça düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı gibi, hâkim de genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvuramaz.
    19. Eldeki davada, davalılar vekilince dinlenmeyen tanıkların görgü ve bilgilerine başvurulduğunda, davanın aydınlanacağı, yargılamanın seyrinin, kusur oranlarının değişecebileceği savunulmuş, tüm tanıkları dinlendikten sonra kusur ve tazminat miktarı yönünden rapor alınması talep edilmiştir. Diğer iki tanığın dinlenmesi yönündeki bu talebin davayı uzatma amacını taşıdığından bahsedilemeyecektir. Mahkemece davalı tanıklarından sadece Müyesser Ünver dinlenmiş, diğer tanıklar Büşra Ünver ve Yaşar Uluat dinlenmeden karar verilmiştir. Mahkemece bu tanıkların dinlenmesi için yeniden keşif yapılmasının gerektiği, tek tanık beyanı ile yeterince bilgi sahibi olunduğu, kazanın çok karışık bir kaza olmadığı, diğer tanıkların da aynı yönde beyanda bulunacağı, beyanının kusur durumunu değiştirmeyeceği belirtilmiştir. Oysaki yukarıda izah edildiği üzere tanık; sadece gördüklerini ve duyduklarını mahkemeye aktaran kişidir. Tanık olayları yorumlayamayacağı gibi, tanığın görüşüne de başvurulmaz. Dinlenmeyen tanıkların duruşma esnasında dinlenmesi mümkündür. Burada tanıkların beyanının alınmasındaki amaç, trafik kazasının oluşum sürecinin tespit edilmesidir, yoksa kusur durumunun tanık beyanına göre hâkim tarafından değiştirilmesi olarak algılanamaz.
    20. Zarar veren, kusuru oranında gerçek zararı ödemekle sorumludur. Trafik kazasının oluşumunda sürücülerin kusur oranlarının teknik bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerekmektedir. Kazanın oluşum süreci net olarak tespit edilmeden, teknik inceleme için bilirkişiye başvurulamaz. Elbette tarafların tüm delilleri toplandıktan ve kazanın oluş şekline ilişkin sabit görülen maddi vakıa tam olarak saptandıktan sonra, tarafların kusur durumu değişmeyebilir; ancak bu sonuca hâkimin yorumu ile değil, özel veya teknik bilgiyi içeren bilirkişi raporu ile ulaşılabilir. Mahkemece, bahsi geçen iki tanık dinlenmeyerek savunma ve hukukî dinlenilme hakkı kısıtlandığı gibi, hukuka uygun olmayan, farazi gerekçelerle sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır.
    21. Kazanın oluş şekline göre değişkenlik göstermekle birlikte, kazalı bir araçta hayatın olağan akışına göre değer kaybı oluşacağı muhakkaktır. Kazalı bir araçta değer kaybı oluşup oluşmadığı veya oluşan değer kaybının miktarı; aracın modeli, markası, kaza tarihindeki yaşı, kilometresi, hasarın nitelik ve niceliği vs. gibi hususlara bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Değer kaybı; bahsedilen kriterler göz önüne alınarak, aracın hasarsız hâliyle ve kaza tarihi itibariyle serbest piyasadaki ikinci el piyasa rayiç değeri ile aracın hasarı onarıldıktan sonraki hâline göre serbest piyasadaki ikinci el piyasa değeri arasındaki farkın tespit edilmesiyle bulunur. Kusur durumu gibi değer kaybı incelemesi de teknik bilirkişi incelemesini gerektirmektedir. Davacı aracının hasar bedeli olan 11.912TL dava dışı kasko şirketi tarafından ödenmiştir. Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporunda araçta 4.500TL değer kaybı olduğu belirtilmiştir. Değer kaybının tespiti konusunda bahsedilen yönlerden bir araştırma yapılmamış olup, raporun bu hâliyle hükme esas alınamayacağı açıktır. Ancak mahkemece teknik incelemeyi içeren bilirkişi raporuna neden itibar edilmediği gerekçeli kararda tartışılmadığı gibi, bu hususta usulüne uygun olarak yeni bir inceleme de yaptırılmamış, teknik incelemeyi gerektiren bir hususta Ticaret Odasının yazı cevaplarına dayanılarak sonuca ulaşılmaya çalışılmış, bu yazı cevaplarına neden üstünlük tanındığına gerekçeli kararda değinilmemiştir.
    22. Yukarıda izah edilen bu gerekçelerle mahkemece yapılan araştırma ve inceleme Hukuk Genel Kurulunca da yeterli görülmediğinden mahkemece; öncelikle davalılar vekilince bildirilen diğer tanıkların usulüne uygun biçimde dinlenilmeleri, daha sonra İTÜ veya KGM gibi kurum veya kuruluşlardan seçilecek bilirkişi ya da bilirkişi kurulundan tüm dosya kapsamına, olayın oluş şekline göre tarafların kazanın meydana gelmesinde kusur durumlarının ve yukarıda açıklandığı biçimde davacı aracında oluşan değer kaybının tespiti hususlarında ayrıntılı, önceki raporların da irdelendiği, gerekçeli ve denetime elverişli bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
    23. Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
    24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

    IV. SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
    İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
    Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 15.06.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.




    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi