Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortak miras bırakanları M."in malik olduğu 460 ada 101 parsel sayılı taşınmazı davalıların miras bırakanı olan ikinci eşine temlik ettiğini temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu anılan taşınmazın imar uygulamasına tabi tutulduğunu ileri sürerek, 2436 ada 8 ve 18 imar parsellerinin iptali ile muris adına tescili isteğinde bulunmuşlar, çekişmeli taşınmazların dava açıldığı tarihte üçüncü kişiye temlik edilmesi nedeniyle isteklerini tazminata dönüştürmüşlerdir.
Davalılar, çekişmeli taşınmazın bedeli ödenerek satın alındığını, kendilerinin de üçüncü kişiye bedeli ile sattıklarını bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacılar iddiası sabit görülmeyerek davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğiyle açılmış olup, ıslahla tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; tarafların ortak miras bırakanları M."in malik olduğu 101 parselin davalıların miras bırakanı N."ye satış suretiyle temlik edildiği, N.e"nin miras bırakan M.ten önce ölümü nedeniyle anılan taşınmazın 2/8 miras payının murise intikal ettiği, imar uygulaması ile 01.06.1994 tarihinde 2436 ada 12-8 ve 18 parsellere revizyon gördüğü, dava konusu 8 imar parselindeki miras bırakan M.."e ait payın N.mirasçılarına satış suretiyle temlik edildiği, 18 parseldeki murise ait payın ise yine N. mirasçısı A."a temlikinden sonra her iki taşınmazında davanın açıldığı 13.05.2003 tarihinde dava dışı N.i Ç.e satış suretiyle devredildiği anlaşılmaktadır.
Davacılar; 2436 ada 18 ve 8 parsel sayılı taşınmazların miras bırakan M. tarafından imar uygulamasından önce ikinci eşi N."ye temlikinin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile muris adına tescili isteğinde bulunmuşlar, çekişmeli taşınmazların dava tarihinde üçüncü kişiye temlik edilmesi nedeniyle 19.04.2004 tarihli ıslah dilekçesi ile isteklerini tazminata dönüştürmüşlerdir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; dosya kapsamından, miras bırakanın ikinci eşi N."ye yaptığı temlikin gerçek satış olduğu kanıtlanamadığı gibi, N.e"nin ev hanımı olup geliri olmadığı, murisinde satmaya ihtiyacı bulunmadığı sabittir.
Öte yandan, N.e"nin, tarafların miras bırakanı M.ten önce vefatı nedeniyle, muris kendisine miras yoluyla intikal eden paylarıda, N."den olan çocuklarına temlik ederek asıl iradesinin bağış olduğunu ortaya koymuştur.
Mahkemece de, miras bırakanın amacının, taşınmazı eşine hediye etmek olduğunu benimsenmiştir. Diğer taraftan, murise ait başka taşınmazların mirasçılar tarafından taksim edilmiş olması, dava konusu taşınmazların muvazaaalı temlik edildiği olgusunu bertaraf etmez.
Hal böyle olunca, mahallinde keşif yapılarak dava konusu taşınmazların dava tarihi itibariyle gerçek değerlerinin saptanarak, davacıların payı oranında tazminat isteklerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddedilmiş olması doğru değildir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK."nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.06.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.