Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı F. ,birleşen dosyasında davalı olan damadı C.un kendisinden sigorta işlemleri için temin ettiği vekaletnameyi kullanmak suretiyle ve davalı R. Ö.ün kandırması sonucu,2208 ada 83 parsel A Blok zemin kat 2 nolu meskeninin davalı R.e teminat olarak temlik ettiğini,bilahare dava R."in edimini yerine getirmediğini ve daireyi iade etmediği gibi diğer davalı eşi D.ya muvazaalı biçimde devrettiğini ileri sürüp tapu iptali ve tescil,vekaletnamenin ve satışın iptali isteklerinde bulunmuş; birleşen D."nın açtığı davanın ise reddini savunmuştur.
Davalılar R. ve D.;çekişmeli taşınmazı bedeli karşılığı satın aldıklarını,iddiaların doğru olmadığını belirtip,davanın reddini savunmuşlar, D. birleşen davasında,çekişmeli taşınmazına kayden maliki olduğunu ve F."nın haklı neden olmaksızın işgal ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemiştir.
Davalı C.,davayı kabul ettiğini beyan etmiştir.
Mahkemece,davacı F.a"nın asıl ve birleşen davasının reddine,davacı D."nın elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı (davalı) F. D.vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 1.7.2008 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat A. Ü. geldi,davetiye tebliğine rağmen temyiz edenler ve vs. vekili avukat gelmedi,yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi .tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava ve birleşen ikinci dava; inançlı işlem,hile ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil,birleşen birinci dava ise çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, birleşen birinci davanın kabulüne,diğer isteklerin reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden;davacının malik olduğu 2208 ada 83 parsel A Blok zemin kat 2 nolu meskenin 17.6.2004 tarihli vekaletnameye istinaden davalı C. tarafından diğer davalı R.e 27.12.2004 tarihinde ve satış suretiyle R.tarafından da 22.2.2005 tarihinde eşi olan diğer davalı D.ya aynı sebeple temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı,vekaletnamenin kendisinden hile ile alındığını ve kötüye kullanılması sonucu anılan temlikin gerçekleştirildiğini ileri sürerek,tapu iptali ve tescili isteği ile eldeki davayı açmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki, vekaletin hile ile alındığı iddiası,aynı zamanda vekaletin kötüye kullanıldığı iddiasını da içerir.
Bilindiği üzere;Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Nevarki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Diğer taraftan,davalı R."in ilk el durumunda bulunması nedeniyle vekalet görevinin kötüye kullanıldığının,başka bir ifadeyle davacıyı zararlandırma kastıyla hareket edilerek taşınmazın devrinin sağlandığının saptanması halinde Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi hükmünün koruyuculuğundan yararlanamayacağı;ancak bundan edinen davalı Derya"nın ikinci el durumunda olup, koşullarının varlığı halinde sicilin aleniyetinden istifade ederek ediniminin korunması gerekeceği açıktır.Oysa,mahkemece bu konuda da yeterince bir araştırma ve inceleme yapılmış değildir.
Esasen,vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davasının aynı zamanda gerçekleştirilen tasarruf işleminde vekil ile ondan edinen ilk malik arasında el ve işbirliği bulunduğu iddiasını da kapsadığı kuşkusuzdur.
Ne var ki, mahkemece böyle bir iddianın ileri sürülmediği şeklinde değerlendirme yapılarak sonuca gidilmiştir.Böylesi bir yorumunda yasal ve doğru olduğu söylenemez.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkelerde gözetilmek suretiyle tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tüm delillerinin toplanması,soruşturmanın eksiksiz tamamlanması,toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken,eksik incelemeyle yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı F.D."ın temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K."nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,13.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 550.00.-YTL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 1.7.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.