Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanları V."nin maliki olduğu 1918 parsel sayılı taşınmazdaki payını ölünceye kadar bakım akti ile davalıya mirastan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak temlik ettiğini ileri sürerek, tapu iptal ve pay oranında adına tescilini, olmaz ise tenkisini istemiştir.
Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan temlikin muvazaalı olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil ve tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların miras bırakanı V."nin 1918 parsel sayılı taşınmazda maliki olduğu 1/2 payı 16.4.1998 tarihli ölünceye kadar bakmak akti ile davalı oğluna temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B.K.m.5ll).Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir.Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlu suda bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer.(B.K.m.5l4).Hemen belirtmek gerekirki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması,yada alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa,irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir.Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır.(B.K.m.l8).Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez;akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır.Bu haldede Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu"nun l.4.l974 gün ve l/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın,ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri,elinde bulunan mal varlığının miktarı,temlik edilen malın,tüm mamelekine oranı,bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, mahkemece murisin başka mal varlığı bulunup bulunmadığı, temlike konu taşınmazın tüm varlığına göre makul bir oranda olup olmadığı, taşınmazın niteliği gözetildiğinde yarı payı değil, daha cüz"i payını temlik etmek suretiyle aynı amacı elde edip etmeyeceği hususları üzerinde yeterince durulmamış eksik tahkikatla yetinilmek suretiyle sonuca gidilmiştir.
O halde davacının temyiz itirazı yerindedir.Kabulü iye oyçokluğu ile hükmü HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 7.7.2008 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali tescil olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Miras bırakan 1331 doğumlu V. K.’nün 9.7.2003 tarihinde vefat ettiği davacı oğlu A. E.ile davalı oğlu E.’den başka mirasçının bulunmadığı, murisin 88.70 m2 miktarlı 1918 parsel sayılı taşınmazdaki ½ payı bakımından 16.4.1998 tarihinde noterde ölünceye kadar bakma sözleşme düzenlendiği, davalının da bu sözleşme uyarınca, anılan payı 22.4.1998 tarihinde adına tescil ettirdiği kayden sabittir.
Bireylerin yaşlanma ve yaşlılıkta yalnız kalma korkuları ölünceye kadar bakma sözleşmesinin doğumuna yol açmıştır.Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri ivazlı sözleşme türlerinden olup,nitelik itibarıyla güvence sağlayan akitlerdendir.
Bu tür akitlerin hedefi maddi bir destek elde etmek değil bakım alacaklısının sosyal durumuna uygun bir bakım elde etmektedir.
Borçlar Yasasının 511.maddesi bakımından alacaklıları yönünden gerçek kişi olması dışında özel bir nitelik öngörmemiştir.Bakım alacaklılarının akit sırasında özel bakıma muhtaç olmasını aramak yasada yer almayan bir unsuru ilave etmek olur.Bu ihtiyacın akitten sonra doğması yada alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş olması da akdin geçerliliğine etkili olmaz.
Öte yandan her nekadar evladın gücünün elverdiğince ebeveynine yardımcı olması özel bazı koşulların gerçekleşmesi durumunda yasal bir görev olabileceği düşünülebilirse de, bu yardım ve bakım genelde yasal zorunluluk olmaksızın daha çok insancıl yönü ağır basan, belki de evrensel bir ahlak kuralıdır.
Tüm bu açıklamalara karşın, kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı temliklerin de muvazaa ile iletli olduğunun ileri sürülmesi mümkündür.
Somut olaya yukarıdaki ilkeler uyarınca baktığımızda; ölünceye kadar bakma akdinin yapıldığı, 16.4.1998 tarihinde miras bırakanın 83 yaşında olduğu, ileriki yıllarda yüksek tansiyon ve romatizma hastalıklarının ortaya çıktığı, yardımsız ve bastonsuz yürüyemediği hatta tuvalete yetişemediği için davalı oğlu tarafından sandalyeye monte edilen ve yatağının yakınına konulan oturakta tuvalet ihtiyacını giderdiği, bakım görevinin davalı tarafından yerine getirildiği, murisin akitten sonra beş yıl daha davalı oğlu ile birlikte yaşadığı çekişmeli ½ payı davalıya temlikinin makul sınırlar içinde kaldığı kuşkusuzdur.
Tüm bu nedenlerle ölünceye kadar bakma sözleşmesinin davacıdan mal kaçırma amacı ile yapılmadığı, sözleşmenin saklı pay kurallarını bertaraf etmeye de yönelik olmadığı, davanın reddine ilişkin hükmün onanması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum