3. Hukuk Dairesi 2017/12532 E. , 2017/12436 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalı kuruma ait ve üzerine çıkılmaması için çevresinde hiçbir engel ve korkuluk olmayan, tehlike ikaz levhası bulunmayan, üzerine çıkılmasını kolaylaştıran demir basamaklar olan, ilgili yönetmeliğe göre yapılmayan direğe, evindeki uzun süreli elektrik kesintisini bağlamak için çıkmış ve direkten düşerek tamamen felç olduğunu, uzun süre tedavi gördüğünü ve 22/08/2011 tarihinde maluliyet durumunun kesinleştiğini, elektrik dağıtım müesseselerinin ağır özen yükümlülüğünün bulunduğunu, elektrik çarpması olayında davalının tam kusurlu olduğunu, davacının %100 oranında sakat kaldığını, başkasının yardımı ile yaşamını devam ettirdiğini, bu nedenle 100.000,00 TL (ıslahla 108.281,03 TL) bakıcı giderinin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Dairemizin 16.10.2014 tarihli, 2014/4717 Esas ve 2014/13506 Karar sayılı ilamı ile "... olayın 18.04.2002 tarihinde gerçekleştiği , maluliyete ilişkin adli tabip raporunun 22.08.2011 tarihli olduğu, dava tarihinin 22.11.2012 olduğu nazara alındığında ; dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğu nazara alınarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken esasa girilerek davanın kabulu yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup , bozmayı gerektirmiştir. " gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamı sonrasında yapılan yargılama sonucunda mahkemece; bozma kararından sonraki yargılamada da "... davalı tarafça usulüne uygun olarak ileri sürülmüş zamanaşımı def"i bulunmadığına göre mahkememizce işin esası incelenmiş olup hukuka uygun, denetime elverişli kabul edilen bilirkişi raporu uyarınca önceki hükümde direnilerek davanın kabulüne karar verilmiştir." gerekçesi ile bozma ilâmına uyulmayarak önceki kararda direnilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
02.12.2016 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373. maddesinin 5.fıkrası “İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir” hükmünü içermektedir.
Aynı Yasanın 45. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunununa eklenen geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasında “Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan dosyalar, kararına direnilen daireye gönderilir.”, 4. fıkrasında ise “ Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.” hükmü getirilmiştir.
Anılan Yasa maddeleri gereğince, yerel mahkemece verilen direnme kararına yönelik olarak yeniden inceleme yapılması neticesinde; davalının dilekçeler aşamasında zamanaşımı def"ini ileri sürmediği gibi davaya da cevap vermediği anlaşılmakla, mahkemece verilen direnme kararının bu yönüyle yerinde ve doğru olduğu anlaşıldığından hükmün bu yönüyle ONANMASINA ve ardından işin esasına girilmekle birlikte; HMK 266. madde hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerektiği kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; mahkemece, yargılama sırasında bilgisine başvurulan Aktüerya uzmanı olmayan bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmiştir. İnsan zararları özel bilgi ve uzmanlığı gerektiren bir hukuksal değerlendirme olup, Anayasamızın 138/1.maddesine göre kanuna ve hukuka uygun karar vermekle mükellef olan Yargıçlar için bağlayıcı olmadan uzmanlık gerektiren hususlarda teknik bilgi, hesap bilgisi raporu tanzim ettirilmesi uygun bir sonuçtur.
HMK 279. maddesine göre; bilirkişinin konusunda uzman olup, yazılı olarak raporunun denetime açık bir şekilde hesaplattırılması gerekecektir.
Dava dosyasının Aktüerya uzmanı olan bilirkişiye gönderilip davacının bakım zararının hesaplanması suretiyle hazırlanacak bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayanak yapılarak verilen hüküm doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK"nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.09.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.