4. Hukuk Dairesi 2018/4761 E. , 2020/2453 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Şanlıurfa 1 Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... tarafından, davalı ... aleyhine 14/10/2014 gününde adli yardım talepli olarak verilen dilekçe ile açık cezaevine geç ayrılmasına bağlı maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine adli yardım talebi kabul edilerek mahkemece yapılan yargılama sonunda; maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne dair verilen 23/01/2018 günlü karara karşı tarafların istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/872-2018/37 sayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen 02/07/2018 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız eylem sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş, tarafların istinaf kanun yoluna başvurması üzerine bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusu esastan reddedilmiş, karar, taraflarca temyiz edilmiştir.
Davacı, Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1998/330 esas ve 2001/60 sayılı kararı ile ırza tasaddi suçundan mahkumiyetine karar verildiğini, 20/01/2004 tarihinde kapalı cezaevine nakledildiğini, şartlı tahliye tarihine üç yıl kala koşullarını taşıması nedeniyle açık cezaevine geçmek için talepte bulunduğunu ancak davalı Bakanlık tarafından atılı suç ırza geçme olarak değerlendirilerek taleplerinin defaeten reddedildiğini, infaz hakimliğine yaptığı başvurunun da kabul edilmediğini ve açık cezaevine geçme talebinin reddine karar verildiğini, bu karara itiraz etmesi üzerine Siirt Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2006/300 değişik iş sayılı kararı ile itirazının kabulüne karar verilerek 05/08/2006 tarihinde açık cezaevine nakledildiğini, açık cezaevine ayrılma şartlarını taşımasına rağmen bu hakkın geç verilmesinden dolayı zarara uğradığını belirterek, maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
İlk derece mahkemesince; davalının hizmet kusuru ile davacının açık cezaevine 20 ay geç ayrıldığı, bu nedenle manevi zararın oluştuğunun benimsenmesi gerektiği gerekçesi ile manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne; ispatlanamadığı gerekçesi ile maddi tazminat talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Hükme karşı taraflar istinaf talebinde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurusunun HMK"nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
İnfaz kanunlarının amacı mahkemelerce verilen ceza ve güvenlik tedbirlerine ilişkin kararların yerine getirilmesidir. Cezanın infazı, cumhuriyet savcısı tarafından izlenir ve denetlenir (5275 sayılı CGTİHK m.5). İzleme ve denetlemenin anlamı infazın cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülmesidir. Yani infaz yetkisi cumhuriyet savcısına aittir (Prof. Veli Özer Özbek, İnfaz Hukuku, 3. Baskı, sayfa 78). Cezaevi idaresi, infaz işlemlerini cumhuriyet savcısı adına yapar. Öte yandan, 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu"nun 1. maddesinde kanunun amacı, "....ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlere yönelik şikâyetleri incelemek, karara bağlamak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek..." şeklinde açıklanmış; yine aynı Kanun"un 4/2. maddesinde ise, hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevine ayrılmaları….. gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak infaz hakimliğinin görevleri arasında sayılmıştır. 5275 sayılı Kanun"un 5 ve 4675 sayılı Kanun"un 1 ve 4. maddeleri hükümlerinden anlaşılacağı üzere, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazının cumhuriyet savcılığı ile infaz hakimliği gözetim ve denetiminde cumhuriyet savcılığı ve infaz hakimliğince alınan kararlar doğrultusunda şekillendiği ve yürütüldüğü açıktır. Mevzuatımızda, cumhuriyet savcılığı ve/veya infaz hakimliği kararlarına uygun olarak yürütülen infaz işlemleri sebebiyle zarar gördüğünü iddia edenlerce açılacak tazminat davaları için hangi mahkemenin/yargı kolunun görevli olacağı düzenlenmiş değildir. Kanun koyucu bu hususta sessiz kaldığına göre sorunun uygulama ile çözümlenmesi gerekir. Bu bağlamda başvurulabilecek en önemli yöntem kıyastır. Maddi ceza hukuku bakımından kıyas hiçbir şekilde kabul edilemez. Ancak usul hukuku bakımından kıyas caiz, hatta bazı hallerde zorunludur. Kanun koyucu, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren ve yeni ceza adalet sistemini oluşturan kanunlar ile suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleri de dahil olmak üzere ceza hakimleri ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle (CMK 141/3) açılacak tazminat davaları yönünden koruma tedbirlerinden kaynaklı (CMK 141/1) sorumluluk halleri ile birlikte genel görevli asliye hukuk mahkemelerinin değil ağır ceza mahkemelerinin görevli olmasını benimsemiştir (CMK 142/2). Buna göre, yine cumhuriyet savcılığı ve infaz hakimliğinin gözetim ve denetiminde gerçekleştirilen infaz işlemleri sebebiyle açılacak tazminat davaları bakımından da aynı mahkemenin (ağır ceza mahkemesinin) görevli kabul edilmesi hem kanun koyucunun yeni ceza adalet sistemi ile ulaşmak istediği amaca hem de kıyas yöntemine en uygun sonuç olacaktır. Diğer taraftan, bu kabul, 4675 sayılı Kanun"un 4. maddesinde sayılan hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevine ayrılmaları gibi işlem veya faaliyetlerin hukuka uygun olup olmadığının denetlenmesi bakımından infaz hakimliği ve ağır ceza mahkemesinin; bu işlem veya faaliyetler sebebiyle açılan tazminat davaları yönünden asliye hukuk mahkemesinin; görevli olduğunun benimsenmesi ile ortaya çıkacak hukuki karmaşanın önüne geçilmesi bakımından da isabetli olacaktır.
Somut olayda; davacı isteminin açık cezaevine geç ayırma işlemi sebebiyle ortaya çıktığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararın giderilmesine yönelik olduğu dolayısıyla cezanın infazına ilişkin iş ve işlemlerin usul ve yasaya uygun olmadığı iddiasına dayandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen dönem 30/06/2004 de başlamakla beraber 05/08/2006 da sona eren 22 aylık bir dönemi kapsamaktadır. Bu haliyle CMK’nın yürürlüğe girdiği 01/06/2005 de de devam eden bir işlem söz konusu olduğuna göre eldeki davada ağır ceza mahkemesinin görevli olacağının kabulü iktiza etmektedir.
Şu durumda, dava dilekçesinin ağır ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile usulden reddi gerekirken, derece mahkemelerince yazılı gerekçelerle esasa ilişkin karar verilmiş olması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının HMK 373/1 maddesi gereğince kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına 01/07/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.