3. Hukuk Dairesi 2016/3573 E. , 2017/14212 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; ... ili, .....ilçesi 2. Bölge Hobyar Mahallesi ....rı Sok. 229 pafta, 1135 ada, 10 parsel 80/240 arsa paylı depolu dükkanın 07.07.2005 tarihinde vefat eden murisleri Halil Yıldız"dan kendilerine intikal ettiğini, 03.04.2007 tarihinde ise muris..... kızları davacılardan ... ile ..."ın mevcut hisselerini anneleri diğer davacı olan ..."a sattıklarını, maliki oldukları binanın ortak maliklerinden birinin de davalı olduğunu, davalının 2001 yılında çeşitli telekomünikasyon firmalarının baz istasyonunun binaya kurularak kiraya verilmesi için vekaletname talep etmesi üzerine murisleri ..... ve daha sonra kendilerinin çeşitli tarihlerde taşınmazı kiraya vermesi için davalıya vekaletname verdiklerini, davalının çeşitli dönemlerde hesaplarına paralar yatırdığını, davalıdan vekaleten yapmış olduğu sözleşmenin örneklerini bir çok defa istemelerine rağmen, davalının hesap vermekten ve sözleşmeleri sunmaktan imtina ettiğini, davalıya verdikleri vekaletname ile hangi firmalar ile ne sözleşmelerinin yapıldığı ve ne kadar para tahsil edildiklerini bilmediklerini ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000 TL"nin tahsil edilen tarihlerden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 25.09.2012 tarihli dilekçeleriyle taleplerini 25.000 TL"ye yükseltmişlerdir.
Davalı; davaya konu reklamasyon işinin kendisine ait dört katın üst katına kurulduğunu,binanın dördüncü katında kendisi ve kardeşi adına yarı yarıya tescilli daire içinde iki adet baz istasyonu bulunduğu, bunlardan birinin ... (10 yıllık 31.10.2000 tarihli kira sözleşmesi), diğeri Vodafone (5 yıllık 23.10.2007 tarihli kira sözleşmesi) yapıldığını, baz istasyonlarının binanın ortak alanında olmadığını, davacının ....SM şirketleriyle kira sözleşmesi yapmak için gerekli olan muavafakatnameyi vekaletname ile verdiğini, davacıların muris babalarının kendisine vermiş oldukları taahhütnamede "ortağı bulunduğum.....No:3"deki mülkün duvarında yapılan reklamdaki haklarımı ortağım ..."a devrediyorum" demek sureti ile de bu haklarını tamamen kendisine mal sahibi olarak devrettiği halde, mirasçılara komşu olmaları nedeniyle hak ve nefaset durumlarını dikkate alarak, tahsil ettiği 10.000 USD bedelden iyiniyetle 1.500 USD."sinin davacılar adına banka hesaplarına yatırdığını, davacı ..."nın İş Bankası ve ... Bankası Cerrahpaşa şubesindeki hesaplarına ödeme yaptığını, davayı kabul anlamında
olmamak üzere kira alacağının geriye doğru beş sene içinde talep edileceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece, davacının talebi ıslah dilekçesiyle birlikte değerlendirilerek davasının kabulü ile, davacılardan ... açısından 5.000 TL....... açısından 5.000 TL, ... açısından ise 15.000 TL olmak üzere toplam 25.000 TL tazminatın alacağın doğduğu dönemler itibariyle işleyecek yasal faizleriyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, kira alacağının TBK"nun 61.maddesi gereğince sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsili talebine ilişkindir.
Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkemede, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik
ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yeralan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 Sayılı
HMK.nun 297. (Mülga HUMK.nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK.nun 27. maddesinin (HUMK.nun 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır.
Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Somut olayda; mahkemeye sunulan 14.11.2011 tarihli ilk bilirkişi raporunu hazırlayan hukukçu bilirkişi raporunda; davacıların talep edilen dönemlerdeki hissesine isabet eden kira miktarının 33.606,10 TL, dava tarihinden geriye dönük beş yıllık sürede hisselerine isabet eden kira miktarının 23.986,76 TL olduğunu; 10.09.2012 tarihli ek bilirkişi raporunda davacıların talep edilen dönemlerdeki hissesine isabet eden kira miktarının 43.681,20 TL, dava tarihinden geriye dönük beş yıllık sürede hisselerine isabet eden kira miktarının 24.442,24 TL olduğunu; 05.02.2014 tarihli ek bilirkişi raporunda davacıların talep edilen dönemlerdeki hissesine isabet eden kira miktarının 37.350,16 TL, dava tarihinden geriye dönük beş yıllık sürede hisselerine isabet eden kira miktarının 18.112,20 TL olduğunu; 24.09.2014 tarihli ek bilirkişi raporunda davacıların talep edilen dönemlerdeki hissesine isabet eden kira miktarının 49.259,60 TL, dava tarihinden geriye dönük beş yıllık sürede hisselerine isabet eden kira miktarının 18.112,30 TL olduğunu; belirtmiştir.Dosyada birden çok rapor alınmış olup bilirkişi raporları uyumlu olmadığı gibi, mahkemenin hangi raporu esas alarak karar verildiği konusunda herhangi bir açıklama yapılmamıştır.
Bu bakımdan; mahkemece hangi rapor esas alınarak karar verildiği açıklanmadığından, yasanın aradığı anlamda gerekçeli bir hüküm mevcut olmaması ve ortada denetlenebilecek gerekçeli bir karar bulunmaması nedeniyle verilen karar usul ve yasaya uygun görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bozma nedenine göre, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.