Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/819
Karar No: 2019/700

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/819 Esas 2019/700 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/819 E.  ,  2019/700 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 20. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 508-505

    Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda İzmir (Kapatılan) 10. Sulh Ceza Mahkemesince 05.02.2009 tarih ve 3203-147 sayı ile sanık ... hakkında TCK"nın 191/2-4 ve 5. maddeleri uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiş, söz konusu karar kanun yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiştir.
    Tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmadığının bildirilmesi üzerine sanık hakkında yargılamaya devam eden İzmir (Kapatılan) 10. Sulh Ceza Mahkemesince 01.07.2011 tarih ve 572-1019 sayı ile sanığın TCK"nın 191/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve sanığın 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar verilmiş, bu karar itiraz edilmediğinden bahisle 20.07.2011 tarihinde kesinleştirilmiştir.
    15.02.2013 tarihinde işlediği hükümlü veya tutuklulunun kaçması suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine ilişkin İzmir (Kapatılan) 13. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 18.11.2013 tarih ve 329-333 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi sonrasında, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.09.2013 tarihinde mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmek suretiyle kesinleşmesini müteakiben bildirimde bulunulması üzerine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ele alan İzmir (Kapatılan) 10. Sulh Ceza Mahkemesince 26.12.2013 tarih ve 1096-1115 sayı ile; sanığın denetim süresi içerisinde yeni bir suç işlediğinden bahisle hükmün açıklanmasına, TCK’nın 191/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
    Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 20. Ceza Dairesince 15.10.2015 tarih ve 3924-4092 sayı ile;
    "Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra;
    a) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan sanık hakında, hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"un 68. maddesi ile değiştirilen TCK"nın 191. maddesi ve aynı Kanun"un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına",
    b) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun"un 68. maddesi ile değiştirilen TCK"nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen "Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz" hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK"nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca "davanın düşmesine",
    Karar verilmesinde zorunluluk bulunması" isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.12.2015 tarihli ve 980-901 sayı ile; sanığın TCK’nın 191/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 20. Ceza Dairesince 19.04.2016 tarih ve 663-2485 sayı ile;
    "Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
    28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"la TCK"nın 191. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle TCK"nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan, "kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır" hükmü gereğince sanığa İzmir Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünün 03.05.2010 tarihli uyarı davetnamesi ile 10 gün içerisinde adı geçen müdürlüğe gelmesi konusunda ihtarda bulunulduğu; ancak sanığın yasal sürede herhangi bir başvuru yapmaması üzerine, sanığa tekrar yeni bir süre verilerek başvuru yapması konusunda ihtaratta bulunulmadığının anlaşılması karşısında; sanığın ilk ihtarata uymamasının, kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etmesi olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden mahkûmiyet kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 30.06.2016 tarih ve 508-505 sayı ile;
    "...Sanığın kullanmak amacıyla uyuşturucu madde niteliğinde olan esrar temin edip bulundurduğu, eylemin TCK"nın 191. maddesinde düzenlenen kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu sabittir. TCK"nın 191. maddesi 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"la tamamıyla değiştirilmiştir.
    6545 sayılı Kanun"la yapılan değişiklik öncesinde TCK"nın 191. maddesinde kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurma suçlarında "Cumhuriyet savcılığınca mahkemeye dava açılacağı, mahkemece TCK"nın 191/1. maddesi gereğince hapis cezası verilebileceği gibi, 191/2. maddesi gereğince tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri kararı verilebileceği, tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri kararı verildiğinde bunun gereklerine uygun davranan kişi hakkında açılmış davanın düşmesine karar verileceği, bu tedbirin gereklerine uyulmadığında davaya devam olunarak hüküm verileceği" belirtilmişken, 6545 sayılı Kanun"la yapılan düzenlemede "Kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurma veya kullanma suçlarında öncelikle Cumhuriyet savcılığınca kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verileceği, kişinin erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etmesi, tekrar uyuşturucu madde bulundurması veya kullanması hallerinde kamu davasının açılacağı, erteme süresi zarfında tekrar uyuşturucu madde bulundurma ve kullanma eyleminin ihlal nedeni olarak sayılacağı, bunun ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılamayacağı, kamu davası açılmasından sonra suçun tekrar işlenmesi halinde kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmeyip doğrudan dava açılacağı, erteleme süresi zarfında yükümlülüklere uygun davranıldığı ve yasakların ihlal edilmediği durumlarda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verileceği" belirtilmiştir.
    6545 sayılı Kanun yürürlüğe girerken derdest davalarda ve daha önce verilmiş kararlarda sorunlar çıkabileceğini düşünen kanun koyucu bu konuyu 6545 sayılı Kanun"la 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 7. maddede ayrıntılı ve açık olarak düzenlemiştir.
    Geçici 7. maddede:
    -6545 sayılı Kanun"un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle TCK"nın 191. maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında halen denetimli serbestlik veya tedavi kararı uygulananlar bakımından TCK"nın 191. maddesi yükümlülükleri çerçevesinde bu yükümlülüklerin uygulanmasına devam olunacağı, bu durumda yeni değişiklik hükümlerinin uygulanmayacağı,
    -6545 sayılı Kanun"un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan kişilerle ilgili olarak başka işlem yapılmayıp TCK"nın 191. madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verileceği,
    -6545 sayılı Kanun"un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi kararı verilmiş olup ta bu yükümlülükleri ihlal eden kişilerin yargılanmasına devam olunacağı, bunlarla ilgili olarakta yeni kanun hükümlerinin uygulanmayacağı,
    Belirtilmiştir.
    5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 7. maddenin yasa teklif gerekçesinde "TCK"nın 191. maddesine göre kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma ya da kullanma suçu kapsamında yargılama aşamasında karar verilebilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine, tasarıda yapılması öngörülen değişiklikle Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma aşamasında karar verilmesi sağlanmaktadır. Bununla birlikte, halen bu suç kapsamında görülmekte olan davalarda nasıl bir yol izleneceğine ilişkin uygulamada tereddütler oluşabilecektir. Tasarıya geçici madde eklenmek suretiyle, görülmekte olan davalarda 191. madde kapsamında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi ve ilgili hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanması sağlanmaktadır" denilmiş; bu görüş doğrultusunda yasalaşma aşamasında geçici 7. maddeye eklemeler yapılarak mevcut ayrıntılı hâle getirilmiştir.
    Geçici 7. maddenin yasalaşma gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere, kanunun yürürlüğe girdiğinden önce açılan davalarda oluşabilecek tereddütleri gidermek için ayrıntılı düzenleme yapılmış olup, 6545 sayılı Kanun"un yürürlüğünden önce açılmış ve derdest olan davalarda 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 7. maddedeki hükümlere göre işlem yapılmalıdır. Kanun koyucunun takdir ve iradesi geçici 7. maddede açık şekilde belirtilmiş olup, hakimin bu geçici 7. maddenin isabetli olup olmadığını tartışmaksızın buna uyması ve buna göre işlem yapması zorunludur.
    Sanık hakkında TCK"nın 191/2. maddesi gereğince tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiş, sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uymaması üzerine TCK"nın 191/1. maddesi gereğince sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş ve hükmün açıklanması geri bırakılmış; sanık denetim süresi içinde işlediği kasıtlı suç nedeniyle cezalandırılmış olduğundan hükmün açıklanmasına karar verilmiş olup 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 7/3. madde gereğince sanık hakkında 6545 sayılı Kanun"la getirilen düzenleme uygulanmayıp, daha önceki hükümlerin uygulanması zorunludur. Geçici 7/3. madde gereğince önceki hükümlere göre yargılama yapılıp karar verilmesi zorunlu olduğundan bu durumda 6545 sayılı Kanun hükümlerine göre değerlendirme yapılması mümkün değildir.
    6545 sayılı Kanun"la yapılan yeni düzenlemenin ön görülen ceza miktarı itibari ile önceki hükme göre daha aleyhe olduğu açıktır. Ayrıca daha önceki düzenlemede sanık hakkında önceden verilmiş tedbir kararı bulunması ve dava açılmış olması tekrar tedbir kararı verilmesine engel değil iken, yeni düzenlemede bir kez dava açıldıktan sonra tespit edilen uyuşturucu kullanma eylemlerinde artık tedbir kararı verilmeyeceği, doğrudan dava açılıp cezalandırılacağı belirtilmiş olup, bu konudaki yeni düzenleme de aleyhedir.
    Yargıtay bozma ilamında; TCK"nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan "Kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi halinde, hakkında kamu davası açılır." hükmü gereğince sanığa İzmir Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünün 03.05.2010 tarihli uyarı davetnamesi ile 10 gün içerisinde adı geçen müdürlüğe gelmesi konusunda ihtarda bulunulduğu; ancak sanığın yasal sürede herhangi bir başvuru yapmaması üzerine, sanığa tekrar yeni bir süre verilerek başvuru yapması konusunda ihtaratta bulunulmadığının anlaşılması karşısında; sanığın ilk ihtarata uymamasının, kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etmesi olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden mahkûmiyet kararı verimesi kanuna aykırıdır" denilmiştir. Ancak TCK"nın 191. maddesi ile Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği"nin ilgili maddeleri incelendiğinde bozma ilamındaki bu görüşün isabetli olmadığı görülmektedir.
    Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği"nin 72/3. maddesinde "Tedavi ve denetimli serbestlik kararının kayıt işlemleri tamamlandıktan sonra sanık veya hükümlünün müdürlüğe müracaat etmesi için tebligat çıkartılır. Müdürlüğe müracaat eden sanık veya hükümlü, kayıt kabul bürosunca infaz bürosunda görevli vaka sorumlusuna gönderilir. Vaka sorumlusu, tedavi tedbirinin yerine getirilmesi için aynı gün ilgili kuruma sevk işlemlerini başlatır ve yükümlüden 5 iş günü içerisinde tedavi için ilgili kuruma başvurmasını ister..." denilmiş; 72/8. maddede "Sanık veya hükümlünün 5 iş günü içerisinde ilgili kuruma tedavi için müracaat etmediğinin veya belirlenen tedavi programına uymadığının bildirilmesi yada rehberlik çalışmalarına katılmaması halinde sanık veya hükümlü bu yönetmeliğin 44.maddesine göre uyarılır..." denilmiş; yönetmeliğin 44/1. maddesinde "Yükümlülüğün yerine getirilmesi için uyulması gereken kurallar ile karara uygun olarak hazırlanan programa ve denetimli serbestlik personelinin bu kapsamdaki uyarı ve çağrılarına uyulmaması yükümlülüğün ihlali sayılır. Yükümlülüğün ihlal edilmesi durumunda vaka sorumlusunun teklifi üzerine yükümlü ... uyarılır" denilmiş; 44/3. Maddede "Denetimli serbestlik kararlarının infazında, yükümlülüğün 1 yıl içerisinde iki defa ihlal edilmesi yükümlülüğe uymamada ısrar etme sayılır..." denilmiş; 47/1-a maddesinde "Usulüne uygun tebligata rağmen yerine getirilmesine başlanmaması", 47/1-b maddesinde "Uyarılara rağmen ihlal edilmesi halinde kayıt kapatılarak durum mahkemeye bildirilir" denilmiştir.
    Yukarıda belirtilen yönetmelik hükümleri dikkate alındığında denetimli serbestlik ve tedavi tedbirlerinin infazı sırasında programa uyulmaması veya hastaneye sevkte gidilmemesi hâlinde uyarı yapılacağı, uyarıdan sonra ikinci ihlalde uymamakta ısrar olduğu kabul edilerek kaydın kapatılacağı, denetimli serbestlik müdürlüğünce usulüne uygun olarak yapılan tebligat üzerine tedbirin infazı için müracaat edilmemesi halinde bunun tek başına uyulmamakta ısrar kabul edilip kaydın kapatılacağı görülmektedir. Tedbirin infazı için çıkartılan tebligat üzerine gelmeme başlı başına ısrar niteliğinde olup bunun yükümlülüğe uymamakta ısrar sayılması için ikinci bir uyarı ve tebligata gerek yoktur. "Israr" bir davranışın kararlılıkla yapılması anlamına gelmekte olup tebligat üzerine gelmemek ve gelmemeyi sürdürmek başlı başına ısrardır. Sanık tedbirin infazına başlanması için çıkartılan çağrı yazısı üzerine gelmemekle yükümlülüklere uymamakta ısrar etmiş durumunda olduğundan, olayda tedbirin ihlali koşulları oluşmuştur. Bu nedenle Yargıtay bozma ilamı yerinde değildir...." şeklindeki gerekçelerle direnerek, sanığın önceki hükümdeki gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.10.2016 tarihli ve 337084 sayılı "onama" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesiyle değişik CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye iade edilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 20. Ceza Dairesince 29.05.2017 tarih ve 76-3446 sayı ile direnme kararı yerinde görülmediğinden dosya Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Görüldüğü gibi Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 5237 sayılı TCK"nın 191. maddesinde 6545 sayılı Kanun"un 68. maddesi ile yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikten önce verilip infazına başlanılan, tedavi ve denetimli serbestlik uygulanmasına ilişkin kararın infazı amacıyla yapılan çağrı yazısının tebliğine rağmen başvuruda bulunmayan sanığa, Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünce bu hususta ikinci bir tebligat yapılmasına gerek olup olmadığının, bu bağlamda ısrar şartının aranmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle;
    a) Yokluğunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın ceza infaz kurumunda başka suçtan tutuklu/hükümlü olarak bulunan sanığa tebliğinin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığının, buna bağlı olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşip kesinleşmediğinin,
    b) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği kabul edilirse, sonraki kararların hukuki değerden yoksun olup olmadığının ve buna bağlı olarak dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin,
    Değerlendirilmesi gerekmektedir.
    a) Yokluğunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın ceza infaz kurumunda başka suçtan tutuklu/hükümlü olarak bulunan sanığa tebliğinin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı, buna bağlı olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşip kesinleşmediğinin değerlendirilmesi:
    Ön sorunun isabetli bir şekilde hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için hâkim veya mahkeme kararlarının, serbest olmayan kişilere veya tutuklulara tebliği usulünün incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
    5271 sayılı CMK’nın “Kararların açıklanması ve tebliği” başlığını taşıyan 35. maddesi;
    “(1) İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir.
    (2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.
    (3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
    Maddenin gerekçesinde; “Madde, kararların açıklanması ve tebliği zorunluğuna ilişkin temel ilkeyi içermektedir.
    Son fıkrada, haklarını daha etkin bir biçimde kullanabilmesini sağlamak amacıyla, ilgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu olduğunda tebliğ edilen kararın, adı geçenin istemi hâlinde kendisine okunacağı ve anlatılacağı belirtilmiştir. Böylece söz gelimi, başvurulabilecek olan kanun yolu, süresi, mercii ve şekil koşulu konusunda açıklamada bulunulması zorunlu hâle getirilmiştir.
    Maddede geçen serbest olmayan bir kişiden maksat, Kanunun öngördüğü işlemler çerçevesinde yakalanmış, gözaltına alınmış veya bu maksatla bir yerden başka bir yere götürülmekte olan kişinin durumudur.” açıklamalarına yer verilmiştir.
    Yine, CMK’nın; “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlığını taşıyan 231. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise;
    “(1) Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.
    (2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir...” şeklindedir.
    Ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının bir parçası olarak etkin başvuru yolu ve yöntemine verilen önem dikkate alındığında, Anayasa"nın 40. maddesinin ikinci fıkrası, AİHS"nin 13. maddesi ve CMK"nın 34. maddesinin ikinci fıkrası ile 232. maddenin altıncı fıkrasına uygun olarak kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerekmektedir.
    “Tefhim” verilen kararın, o sırada hazır bulunan ilgililere sözlü olarak, “Tebliğ” ise hazır olmayan ilgililere yazılı olarak bildirilmesidir. İlgilisinin yüzüne karşı verilen karar açıklanır ve isteği var ise karardan bir örnek de kendisine verilir. Karar yüze karşı değil de ilgilisinin yokluğunda verilmiş ise tebliği gerekmektedir. Kendisine karar tebliğ edilenin, tutuklu veya serbest olmayan bir kişi olması durumunda kararın içeriği kendisine okunup anlatılmalıdır.
    Buradan hareketle, gerek CMK’nın 35. maddesinin ilk fıkrası gerekse aynı Kanun’un 34. maddesinin ikinci fıkrası ile 231. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarındaki düzenlemeler uyarınca, serbest olmayan veya tutuklu olan kişinin mahkeme huzurunda bulunduğu durumda, karar genel hatları itibariyle kendisine açıklanmalı ve sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercisi ve süresi anlatılmalıdır. Bu aşamadan sonra ilgili, süresi içerisinde mercisine yapacağı başvuru ile kanun yoluna müracaat edebilecektir. Söz konusu kanuni düzenlemelerin mahkemelere yüklediği sorumluluk, ilgiliye kararın genel hatları ile anlatılmasından sonra başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercisi ve başvuru şekillerinin doğru şekilde bildirilmesinden ibarettir.
    Kararın, serbest olmayan veya tutuklu olan ilgilisinin yokluğunda verilmesi nedeniyle tebliği gereken durumlarda ise CMK’nın 35. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ilgilisine okunup anlatılması zorunludur. İlgilisine bizzat tebliği yeterli olmayıp, kararın ayrıca kendisine okunup anlatılması gerekmektedir. Bu durumda tebliğe ilişkin belgede, kararın “Okunup anlatılmak” suretiyle tebliğ edildiğine ilişkin bir ibare bulunmaması hâlinde, yapılan tebligat işlemi usulsüz olacaktır.
    Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
    Yerel mahkemece sanığın yokluğunda verilen 01.07.2011 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, başka bir suçtan tutuklu/hükümlü olarak Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan sanığa "İzmir 10. Sulh Ceza Mahkemesinin 01.07.2011 tarih ve 2011/572 E. 2011/1019 K. sayılı yazısını alarak tebellüğ ettim" ibarelerini taşıyan tutanak ile tebliğ edilmesi, tebliğe ilişkin tutanakta kararın sanığa okunup anlatıldığına ilişkin bir ibarenin bulunmaması karşısında, sanığa 5271 sayılı CMK"nın 35. maddesinin 3. fıkrasına aykırı şekilde yapılan tebliğ işleminin usulsüz olduğu, bu nedenle sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği kabul edilmelidir.
    b) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği sonucuna ulaşılmakla, sonraki kararların hukuki değerden yoksun olup olmadığı ve buna bağlı olarak dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi:
    Ön sorunun isabetli bir şekilde hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ile ilgili temel bazı bilgilerin verilmesi, daha sonra dava zamanaşımının kesilmesi ve durması ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı konularının ele alınması gerekmektedir.
    1- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması:
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu"nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun"un 23. maddesiyle 5271 sayılı CMK"nın 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun"un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.
    Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun"un 562. maddesi ile CMK"nın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılap Kanunları"nda yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi; 6545 sayılı Kanun"un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez." cümlesi eklenmiştir.
    5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanun"larla CMK"nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için,
    1) Suça ilişkin olarak;
    a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
    b- Suçun Anayasa"nın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılap Kanunları"nda yer alan suçlardan olmaması,
    2) Sanığa ilişkin olarak;
    a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
    b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
    c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
    d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
    e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
    Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
    Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
    Sanık denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşürülmesine karar verilecektir.
    Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının CMK"nın 223. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise mahkeme hükmü açıklayacaktır.
    CMK"nın 231. maddesinin 8. fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde sanığın beş yıl süreyle denetime tâbi tutulacağı, bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilebileceği ve denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı düzenlenmiştir.
    CMK"nın 231. maddesinin 12. fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtiraz durumunda merci tarafından itirazın kabul edilerek kararın kaldırılması her zaman mümkündür. Bu nedenle denetim süresinin başlayabilmesi ve denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesinin istenebilmesi için kararın kesinleşmiş olması gerekir.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ile kovuşturma geçici olarak durmakta olup ancak denetim süresinin sonunda yahut denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ortadan kaldırılarak hüküm kurulabilmektedir.
    2- Dava zamanaşımının kesilmesi ve durması:
    Suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.
    Dava zamanaşımı kural olarak tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Suçun işlendiği gün zamanaşımı süresinin birinci günüdür. Zira suçun işlendiği gün dahi kamu davasının açılması mümkündür. Bu nedenle dava zamanaşımının da dava açmak hakkı mevcut olduğu andan itibaren başlaması tabiidir. Kanun koyucu bazı hallerde dava zamanaşımının süresinin başlangıcını özel olarak belirlemek gereğini hissetmiştir. Örneğin, iftira suçunda mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu, evlenme yasaklarına aykırılık suçlarında ise evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren dava zamanaşımının işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir. (TCK m. 267/8 ve 230/4)
    Dava zamanaşımı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurularak kanunda öngörülen soyut cezaya ve şüpheli veya sanığın yaşına göre belirlenen sürenin son gününün hitamı ile gerçekleşecektir. Zamanaşımı süresinin son günü zamanaşımı süresine dâhildir.
    Dava zamanaşımı süresinin kesintisiz bir şekilde işleyip tamamlanması mümkün ise de sürenin işlemesi sırasında bir takım engellerle karşılaşılması da söz konusu olabilir. Bu engeller zamanaşımının durması ve kesilmesi hâlleridir.
    Dava zamanaşımının kesilmesi kanunda açıkça sayılan bazı hukuki fiillerden dolayı, o ana kadar işlemiş olan dava zamanaşımı süresinin işlememiş sayılmasını ve dava zamanaşımı süresinin yeni baştan işlemeye başlamasını ifade etmektedir. Suçun doğurduğu içtimai sarsıntı devam ettiği müddetçe suçlunun cezalandırılmasında kamu faydası olduğu esasından, dava canlı ve harekette iken zamanaşımı olmayacağı, davanın canlı ve hareketli olduğunu gösteren hadiselerin zamanaşımını keseceği sonucu çıkarılmıştır (Nurullah Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Yayımlanmamış Doçentlik Tezi, s. 92). Durma sebepleri gibi kesme sebeplerinin de kanunda açıkça gösterilmesi gerekir. 765 sayılı TCK’da dava zamanaşımını kesen nedenler bakımından, dava zamanaşımı süresi bir yıldan az ve fazla olan suçlar olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu suçlar için birbirlerinden farklı kesme nedenleri belirlenmiş, birinci gruba giren suçlarda her türlü usuli muamelenin dava zamanaşımını keseceği kabul edilmiş iken, ikinci gruba giren suçlarda kesme nedenleri tek tek ve sınırlı sayıda gösterilmiştir. 5237 sayılı TCK"da ise bu şekilde bir ayrıma gidilmeksizin bütün suçlar bakımından kesme nedenleri ortak olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK"nın 104. maddesinde dava zamanaşımının; mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesileceği öngörülmüş, 5237 sayılı TCK"nın 67/2. maddesinde ise yakalama, celb, ihzar müzekkereleri ve sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karara yer verilmeyerek daha dar kapsamlı biçimde ve kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir.
    Dava zamanaşımının durması ise kanunda açıkça sayılan bazı hallerde soruşturma veya kamu davasının yürütülememesinden dolayı, bu hâlin ortaya çıkmasından, kalkması anına kadar geçen sürede zamanaşımının işlememesini ifade etmektedir. Zamanaşımını durduran nedenlerin varlığı hâlinde, zamanaşımı süresi en son kesen işlemden itibaren, durdurucu nedenin ortaya çıktığı ana kadar işleyecek, bu engelin kalkmasıyla duran zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımı süresinin hesaplanmasında ise önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle zamanaşımı süresi belirlenecektir. Dava zamanaşımının durmasının kabul edilmesinin nedeni, suçun soruşturma veya kovuşturma makamlarınca takip ediliyor olmasına rağmen kanunda sayılan bazı engel nedenlerden dolayı soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesinin mümkün olmamasına dayanmaktadır (Faruk Erem, Ahmet Danışman, Mehmet Emin Artuk, Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1997, s. 1013). Durma kabul edilmezse ortaya çıkan engel hâl nedeniyle işin uzaması sonucu davanın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilecektir. Ancak davanın devam etmesini önleyebilecek her türlü engel dava zamanaşımının durmasını haklı göstermeyeceğinden, kanun açıkça bu sonuç ve etkiyi doğurabilecek hâlleri sınırlı bir şekilde saymıştır. Bu kapsamda 765 sayılı TCK"nın 107. maddesinde; "Hukuku âmme dâvasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına yahut diğer bir mercide halli lâzım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruruzaman durur", 5237 sayılı TCK"nın 67/1. maddesinde ise; "Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur." hükümlerine yer verilmiştir. Her iki düzenleme arasındaki fark 5237 sayılı TCK"da 765 sayılı TCK"daki "hukuku âmme dâvasının ikamesi" ibaresi yerine "soruşturma ve kovuşturma yapılması" ibaresinin tercih edilmesi ve yeni bir durma nedeni ihdas edilerek kanun gereğince kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımının duracağının kabul edilmesidir.
    Dava zamanaşımını durduran sebepler anılan maddelerde sayılanlarla sınırlı olmayıp ceza muhakemesi kanununda ve özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda bu konuda hükümler mevcuttur. Nitekim uyuşmazlık konusu olan CMK"nun 231/8. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı kabul edilmiştir.
    Anayasının 38. maddesinde dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamında olduğu benimsenmiş olup dava zamanaşımını durduran veya kesen nedenlerin kanunda açıkça gösterilmesi gerekir. Bu nedenlerin yorum veya kıyas yoluyla genişletilmesi ise mümkün değildir.
    3- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı:
    5271 sayılı CMK"nın 231. maddesinin 8. fıkrasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde sanığın beş yıl süreyle denetime tâbi tutulacağı, bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilebileceği, denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı; 10. fıkrasında, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranması hâlinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesi kararı verileceği; 11. fıkrasında ise denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde mahkemece hükmün açıklanacağı öngörülmüş, denetim süresinin hangi tarihleri kapsadığı, dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı hususlarında açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
    CMK"nın 231/12. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtiraz durumunda merci tarafından itirazın kabul edilerek kararın kaldırılması her zaman mümkündür. Bu nedenle denetim süresinin başlayabilmesi ve denetimlik serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesinin istenebilmesi için kararın kesinleşmiş olması gerekir. İtiraz sürecinde dava zamanaşımının durması gerektiğine ilişkin bir hüküm de bulunmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımının, kararın itiraz edilmeksizin yahut itirazın reddine karar verilerek kesinleştiği yani uygulanma kabiliyeti kazanıp denetim süresinin başladığı tarihten itibaren durmaya başlayacağı kabul edilmelidir.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ile kovuşturma geçici olarak durmakta olup ancak denetim süresinin sonunda yahut denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklere aykırı davranılması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ortadan kaldırılarak hüküm kurulabilmektedir. Durma nedeni ortadan kalktığında zamanaşımı süresinin tekrar işlemeye başlayacağı gözetildiğinde, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde denetim süresi sonunda, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise yeni suçun işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte dava zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlayacaktır.
    Ancak, Anayasanın 38/4 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan "masumiyet karinesi" gereğince denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi nedeniyle hükmün açıklanabilmesi için ihbar olunan kasıtlı suçla ilgili mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gözetilmelidir.
    Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 gün ve 599-99 sayılı kararında açıklandığı üzere, denetim süresi içinde işlenen suçun kesinleşmesine kadar dava zamanaşımının duracağına ilişkin açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. İhbar olunan suçun kesinleşmesi şartının yorum yoluyla dava zamanaşımını durduran izin, karar yahut bekletici sorun olarak mütalaa edilmesi de mümkün değildir. Kanun koyucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması hâlinde özel bir durma nedeni ihdas etmiş ve dava zamanaşımının sadece denetim süresi içinde duracağını kabul etmiştir. Bu nedenle denetim süresi içinde işlenen suçun kesinleşmesine kadar geçen sürede hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu suçun dava zamanaşımının işlemeye devam ettiği kabul edilmelidir. Bu yorum kanun koyucunun amacına daha uygun olacağı gibi yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle oluşacak "hukuki güvenlik" ilkesini zedeleyici sonuçların bertaraf edilmesi bakımından da en uygun çözüm yolu olacaktır.
    Öte yandan, TCK"nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun"un 67. maddesinin 4. fıkrası uyarınca kesen bir nedenin varlığı hâlinde zamanaşımı süresi, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
    Ceza Genel Kurulunun süreklilik arz eden birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
    Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
    Birinci ön sorunun değerlendirilmesi sonucunda, başka bir suçtan tutuklu/hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan sanığın yokluğunda verilen 01.07.2011 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın tebliğinin, CMK"nın 35/3. maddesinde belirtildiği şekilde "okunup anlatılmak" suretiyle yapılmaması nedeniyle kesinleşmediği sonucuna ulaşılmış olup; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda zamanaşımı süresinin, kararın usulüne uygun şekilde tebliği sonrasında itiraz edilmeksizin veya itirazın reddine karar verilerek kesinleştiği yani uygulama kabiliyeti kazanıp denetim süresinin başladığı tarihten itibaren durmaya başlayacağı da gözetildiğinde, sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının usulüne uygun olarak tebliğ edilmemesinden kaynaklı olarak kesinleşmemesi nedeniyle zamanaşımının durmadığı ve denetim süresinin başlamadığı, denetim süresi başlamadığı için de denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlendiğinden bahsedilemeyeceği ve açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanma koşullarının bulunmadığı cihetle, İzmir (Kapatılan) 10. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 26.12.2013 tarihli ve 1096-1115 sayılı hükmün açıklanmasına ilişkin karar, bozma kararlarından sonra Yerel Mahkemece verilen 25.12.2015 tarihli ve 980-901, 30.06.2016 tarihli ve 508-505 sayılı kararlar ile Özel Dairece verilen 15.10.2015 tarihli ve 3924-4092 sayılı, yine 19.04.2016 tarihli ve 663-2485 sayılı kararların hukuki değerden yoksun olduğu, hukuki değerden yoksun olan mahkûmiyet kararlarının dava zamanaşımını kestiğinden söz edilemeyeceği, dava zamanaşımını kesen son işlemin ise sanığın 06.06.2011 tarihli sorgusu olduğu kabul edilmelidir.
    Sanığa atılı kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunun yaptırımı, suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK’nın 191/1. maddesi uyarınca bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası olup TCK"nın 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
    Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 11.12.2007 tarihinde gerçekleştirildiği iddia olunan eylemle ilgili olarak, zamanaşımını kesen en son işlem 06.06.2011 tarihli sanığın sorgusu olup anılan tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran hiçbir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK"nun 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendindeki sekiz yıllık dava zamanaşımı süresinin, Ceza Genel Kurulu inceleme tarihinden önce 06.06.2019 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.
    Bu itibarla, hukuki değerden yoksun bulunan İzmir (Kapatılan) 10. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 26.12.2013 tarihli ve 1096-1115 sayılı hükmün açıklanmasına ilişkin karar, bozma kararlarından sonra Yerel Mahkemece verilen 25.12.2015 tarihli ve 980-901, 30.06.2016 tarihli ve 508-505 sayılı kararlar ile Özel Dairece verilen 15.10.2015 tarihli ve 3924-4092 sayılı, yine 19.04.2016 tarihli ve 663-2485 sayılı kararların kaldırılmasına, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK"nın 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi ve 5271 sayılı CMK"nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.
    Varılan sonuç itibarıyla, 5237 sayılı TCK"nın 191. maddesinde 6545 sayılı Kanun"un 68. maddesi ile yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikten önce verilip infazına başlanılan, tedavi ve denetimli serbestlik uygulanmasına ilişkin kararın infazı amacıyla yapılan çağrı yazısının tebliğine rağmen başvuruda bulunmayan sanığa, Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünce bu hususta ikinci bir tebligat yapılmasına gerek olup olmadığının, bu bağlamda ısrar şartının aranmasının gerekip gerekmediğinin ilişkin uyuşmazlık konusu hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- 01.07.2011 tarihinden sonra; İzmir (Kapatılan) 10. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 26.12.2013 tarihli ve 1096-1115 sayılı hükmün açıklanmasına ilişkin karar, bozma kararlarından sonra Yerel Mahkemece verilen 25.12.2015 tarihli ve 980-901, 30.06.2016 tarihli ve 508-505 sayılı kararlar ile Özel Dairece verilen 15.10.2015 tarihli ve 3924-4092, yine 19.04.2016 tarihli ve 663-2485 sayılı kararların hukuki değerden yoksun olmaları nedeniyle KALDIRILMALARINA, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK"nın 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi ve 5271 sayılı CMK"nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.12.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.









    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi