
Esas No: 2015/1180
Karar No: 2019/707
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/1180 Esas 2019/707 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 48-125
Sanıklar ... ve ...’ın, iştirak hâlinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK’nın 109/2, 109/3-b, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Artvin Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.11.2013 tarihli ve 48-125 sayılı hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.07.2015 tarih ve 3-4239 sayı ile onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Üyesi C. Topaktaş; "Sanıklar...ve ...’ın, maktul ..."in eşi olan sanık ..."nın azmettirmesi üzerine fikir ve irade birliği içerisinde yaptıkları plan doğrultusunda, maktulü ıssız bir yere alkol alma bahanesiyle götürerek, orada maktulle aralarında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarını taşıyacak bir durum yaşanmadan, bir müddet alkol aldıktan sonra tabancayla ateş ederek öldürdükleri olayda, sanıkların TCK"nın 109. maddesi kapsamında bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bıraktıklarından bahsedilmeyeceğinden, maktulün olay yerine alkol alma bahanesiyle götürülmesinin tasarlanan öldürme eyleminin gerçekleştirilmesine yönelik olduğu da anlaşıldığından, sanıklar...ve ...’ın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatlarına karar verilmesi ve hükümlerin bu nedenle bozulması gerektiği," görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21.10.2015 tarih ve 27564 sayı ile;
“...
Sanıklar...ve ..., azmettiren sanık ..."nın teşvikiyle, ..."nın resmi nikâhlı eşini öldürmek için tasarlama boyutlarına varacak şekilde öldürme (ortadan kaldırma) planı yapmışlardır. Plan, maktulün rahatça fiilin işlenebileceği ve delil bırakılmayacak bir yerde öldürme eyleminin gerçekleştirilmesidir. Nitekim, maktül bu tasarlanan plan çerçevesinde, ormanlık alana götürülmüş ve fiil burada icra edilmiştir. Dolayısıyla; hürriyeti tahdit etme gayesi öldürmenin içinde (tasarlama planının içinde) zaten vardır. Amaç suç öldürmenin icra edilmesidir ve bu da plan dâhilinde gerçekleştirilmiştir.
Hürriyeti tahdit suçunun yasal unsurlarının oluştuğunu ayrıca kabul etmeye bu oluş dâhilinde yasal imkan bulunmamaktadır.
Nitekim; Yüksek Dairenizin sayın üyesinin karşı oy yazısında belirtildiği gibi, somut olayda da;
Sanıklar...ve ...’ın, maktul ..."in eşi olan sanık ..."nın azmettirmesi üzerine fikir ve irade birliği içerisinde yaptıkları plan doğrultusunda, maktulü ıssız bir yere alkol alma bahanesiyle götürerek, orada maktulle aralarında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarını taşıyacak bir durum yaşanmadan, bir müddet alkol aldıktan sonra tabancayla ateş ederek öldürdükleri olayda, sanıkların TCK"nın 109. maddesi kapsamında bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bıraktıklarından bahsedilemeyeceğinden, maktulün olay yerine alkol alma bahanesiyle götürülmesinin tasarlanan öldürme eyleminin gerçekleştirilmesine yönelik olduğu da anlaşıldığından, sanıklar...ve ...’ın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatlarına karar verilmesi gerektiği,” görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 17.11.2015 tarih, 5286-5546 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık ... hakkında tasarlayarak öldürme, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet, sanık ... hakkında tasarlayarak öldürme, inceleme dışı sanık ... hakkında tasarlayarak eşini öldürmeye azmettirme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; tasarlayarak öldürme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına karar verilmek suretiyle kesinleştiği anlaşılan sanıklar ... ve ..."ın eylemleri bakımından, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Maktul ..."un olay tarihinde 29 yaşında ve inceleme dışı sanık ... ile evli olduğu, 6 ve 9 yaşlarında müşterek iki çocuklarının bulunduğu, 11.10.2007 tarihinden itibaren kendisinden haber alınamadığı,
Sanıklardan ...’nun suç tarihinde 37 yaşında, ...’ın ise 26 yaşında olduğu, her iki sanığın da evli oldukları,
Maktulün kardeşi katılan ...’nin 28.11.2007 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığına müracaatı üzerine maktulün kayıp şahıs olarak ilan edildiği,
Maktulden haber alınamaması üzerine yakınlarının 19.10.2007 tarihinden maktulün cesedinin bulunduğu 17.05.2012 tarihine kadar savcılığa, kolluğa, ilgili gördükleri birçok kuruma müracaat ederek maktulün kaybolmasıyla ilgili olduğunu düşündükleri maktulün eşi ... ile onun kardeşleri ve duygusal yakınlık yaşadığını iddia ettikleri kişilerin isimlerini içeren şikâyet dilekçeleri verdikleri,
İnceleme dışı sanık ..."nın 15.05.2012 tarihinde Bursa"da gözaltına alındığı, 16.05.2012 tarihinde ise maktulü sanık ..."in öldürdüğünü belirterek olayı anlattığı,
17.05.2012 tarihli olay yeri inceleme tutanağı, tespit tutanağı ve eklerine göre; sanık ..."in tarifi ile Hopa-Kemalpaşa Beldesi Köprücük köyü Yansıtıcılar Mevkisindeki yamaçtan yaklaşık 30-40 metre aşağı inildiği, sanık ...’in “Burasıdır.” demesi üzerine arama-tarama çalışmalarına başlanıldığı, sanık ...’in ayağıyla bir noktayı eşeleyerek maktulün o günkü kıyafetlerinden olan mavi renkli gömleği orman örtüsü altından çıkardığı ve bu suretle maktule ait olduğu değerlendirilen kemik parçalarının bulunduğu, olay gecesi sanık ... ile maktulün birlikte ayrıldığı köy eviyle olay yeri arasındaki mesafenin kuş uçuşu yaklaşık 17 km olduğu,
14.05.2012 tarihli araştırma ve CD inceleme tutanağına göre; maktulün kullandığı telefon hattının olaydan bir süre sonra sanık ..."e ait telefonda kullanıldığı, sanık ..."in bu hatla inceleme dışı sanık ... ile bir kısım şahıslara mesaj gönderdiği, olay öncesinde, sırasında ve sonrasında sanık ... ile ... arasında birçok kez karşılıklı uzun görüşmelerin bulunduğu, maktulün kullandığı hattın en son olay gecesi olan 11.10.2007 tarihinde saat 22.14’te sinyal verdiği,
17.05.2012 tarihinde düzenlenen teşhis tutanağına göre; inceleme dışı sanık ...’nın, bulunan giysi parçalarının olay günü maktulün en son üzerinde gördüğü kıyafetlerin aynısı olduğunu belirttiği,
21.12.2012 tarihinde Patnos Cumhuriyet Başsavcılığınca maktulün annesinin mezarı açılarak çene kemiğinden DNA örnekleri alındığı,
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesince 11.03.2013 tarihinde düzenlen rapora göre; maktulün annesine ait örneklerle, maktule ait örneklerin DNA profili karşılaştırması yapıldığında mezarı açılan şahsın maktulün yüzde 99,99 ihtimalle biyolojik annesi olduğu, mevcut kemiklerde hayvan müdahalesi dışında travmatik lezyona rastlanmadığı, mevcut bulgularla maktulün kesin ölüm sebebinin tespit edilemediği,
Anlaşılmıştır.
Maktulün kardeşleri olan katılanlar ..., ..., ... ve ... 22.10.2007 tarihi ile 22.05.2012 tarihleri arasında kolluk ve Cumhuriyet savcılığına birçok kez verdikleri ifadelerinde özetle; 12.10.2007 tarihinden beri maktulden haber alamadıklarını, hayatından endişe ettiklerini, sanıklardan şikâyetçi olduklarını,
Mahkemede; sanıklardan şikâyetçi olup davaya katılmak istediklerini,
İnceleme dışı sanık ... 26.10.2007 ve 24.11.2010 tarihlerinde tanık sıfatıyla... Polis Merkezi Amirliğinde, 16.11.2011 tarihinde şüpheli sıfatıyla Bursa Cumhuriyet Başsavcılığında ve 06.03.2012 tarihinde tanık sıfatıyla Çekirge Polis Merkezi Amirliğinde verdiği ifadelerinde maktulün nerede olduğunu bilmediğini, kaybolduktan sonra kendisine mesaj atıp başının çaresine bakmasını söylediğini,
16.05.2012 tarihinde şüpheli sıfatıyla Kollukta; ev hanımı olduğunu, 2007 yılında sanık ...’i ilk defa Patnos’tan Fındıklı’ya taşındıkları gün gördüğünü, daha sonra...’e taşındıklarını, Ardeşen’de bir ay kaldıkları evden de taşındıklarını, yeni evlerini tutarken yine ...’in kendilerine yardımcı olduğunu, Ardeşen’e geldikten sonra ...’in kendisiyle ve ailesiyle yakından ilgilenmesi nedeniyle aralarında duygusal ve cinsel bir ilişki başladığını, bu ilişkiden hamile kaldığını, fakat çocuğu...ile birlikte aldırdıklarını, olay günü maktulün çalışmak için evden çıktığını, ...’in ve eşi...’nin gelerek kendisini ve çocukları aldığını, arabaya binerek yola çıktıklarını, ...’in maktulü aradıktan sonra maktulün de geleceğini söylediğini, maktulle kendisinin telefonda köye gitme konusunda tartıştıklarını, maktulün gelmesiyle hep birlikte köye gittiklerini, iftara hazırlık yaptıklarını, ... ile maktulün boş bir odaya geçerek konuştuklarını ve alkol aldıklarını, iftarı hep birlikte yaptıklarını, saatin 20.30’a yaklaştığını, mutfakta temizlik yaptıkları esnada dışarıdan silah sesi geldiğini, dışarı çıkarak baktıklarını, ...’in kendilerine “Korkmayın, silah temizliği yapıyorum, çalışıyor mu, çalışmıyor mu diye ateşledim.” dediğini, ...’in kurşunları çıkardığını, kurşunları silaha takıp sildiğini, silerken de imalı bir şekilde maktule ve kendisine baktığını, sonrasında çaylarını içtiklerini, ..."in silahını belinin sağ tarafına taktığını, maktulü de yanına aldığını, giderlerken arkalarından “Nereye gidiyorsunuz?” diyerek seslendiğini, maktulün “Yarım saatlik bir işimiz var.” dediğini, maktul ile ..."in saat 21.15 civarında çıktıklarını, aradan yarım saat geçtikten sonra maktule çağrı attığını ancak maktulün telefonunun kapalı olduğunu, ..."in eşi...’nin de ..."i telefonla aradığını fakat ulaşamadığını, saat 22.00’a gelirken maktulü aradığını, maktulün telefonunun açık olduğunu ancak telefona cevap vermediğini, sonra maktulün aradığını ve kontörünün olmadığını söylediğini, maktulün “Lan” şeklinde konuştuğunu, maktule “İçtiniz herhâlde.” dediğini, maktulün bira içtiklerini, yarım saat sonra geleceklerini söylediğini, Emine’nin de...ile konuştuğunu, ...’in “Bir sorun yok, geleceğiz.” dediğini, saat 23.30’a doğru ...’in tek başına, giysileri çamurlu hâlde geldiğini, renginin bembeyaz ve kendisinin şok hâlinde olduğunu, Emine ile beraber ...’e maktulü sorduklarını, ...’in ise maktule bir telefon geldiğini ve maktulün İstanbul’a gittiğini söylediğini, hemen maktulü aradığını ancak maktulün telefonunun kapalı olduğunu, Emine mutfağa gittikten sonra ...’in kendisine “Çeneni sıkı tut, beni yaktığın an sen de yanarsın.” dediğini, ...’e nereye gittiniz demeye fırsat bulamadan ...’in “Bana soru sorma, o kadar, sana ne diyorsam onu yapacaksın.” dediğini, bir saat kadar sonra...’nin yatakları toplamaya gitmesi üzerine sanık ...’in “Yüksel artık yok, kısacası bunu söyleyeyim, akıllı ol, senin tek varlığın çocukların değil mi, ağlama başımı belaya sokacaksın, ağlama sızlama, beni de yakacaksın, kendini de yakacaksın.” dediğini, bu olayın şakasını ...’in daha önce yaptığını ancak kendisinin ihtimal vermediğini, daha önce ...’in “Bu ölmeyi bayılmak sanıyor, başımı sıkıntıya sokacak.” şeklinde sözler söylediğini, o gece orada kaldıklarını, çocukların yattığını, sabah olduğunda evden ayrıldıklarını, ...’in kendilerini çarşıda bıraktığını, çocuklarıyla birlikte eve geçtiğini, ...’in üç gün sonra maktulün telefonunu getirerek kendisine verdiğini, maktulün cesedinin nerede olduğunu bilmediğini, ancak cesedin yerini ...’in bildiğini,
18.05.2012 tarihinde şüpheli sıfatıyla Savcılıkta Kolluktaki beyanına ek olarak; maktulle aralarında sıkıntılar olduğunu, ...’in bir gün kavgalarına şahit olduğunu ve kendisine meseleyi sorduğunu, ...’e durumu anlattığını, ...’in “Ben icabına bakacağım.” dediğini, maktul ve ..."in arasında zaman zaman tartışmalar yaşandığını, olay gecesi de...ve maktulün yine önceki gibi tartışmaya devam ettiklerini, olayın ertesi günü ..."in arabasının çamurlu olduğunu, plakasının ise özellikle okunmasın diye çamur ile sıvanmış olduğunu fark ettiğini, ...’in olay akşamı eve tek başına geldiğini, yanında sanık ...’ın olmadığını, ...’ı tanımadığını, daha önce hiç görmediğini, ...’ın maktulü de tanımadığını, ...’in maktule ait olan cep telefonunu verdiğini, ancak sim kartın ...’te kaldığını, ...’in “Telefonun bataryasını takma, üstünde kalmasın.” dediğini,
Mahkemede önceki beyanlarına ek ve aşamalardaki beyanlarından farklı olarak; maktul ile yaşadığı tartışmalarına sanık ...’in de dâhil olarak “Seni öldürürüm, sen ölmeyi bayılmak mı zannediyorsun.” şeklinde sözler söylediğini ancak ...’in kavga sırasında bu sözleri söylemesi nedeniyle kendisinin çok fazla aldırış etmediğini, zira kavgalardan bir süre sonra da birlikte alkol aldıklarını, “Eşim yüzme bilmiyor denizde onu boğun.” şeklinde bir şey söylemediğini, ... ile duygusal olarak yakınlaştığını ancak cinsel birlikteliğinin olmadığını, sadece maktulden hamile kaldığını, olay gecesinden bir gün sonra...ve...’nin kendisini eve bırakmak için yola çıktıklarında bir eve uğradıklarını, bu evin sonradan sanık ..."a ait ev olduğunu öğrendiğini, ...’ı da bir ara dışarıda gördüğünü, bayram ziyareti şeklinde bu eve uğradıktan sonra...ve...’nin kendisini eve bıraktıklarını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... 18.05.2012 tarihinde Savcılıkta; sanık ...’i, kayınpederinin kardeşi olması nedeniyle tanıdığını, maktulü tanımadığını, olay gününden önce maktulü hiç görmediğini, iftardan sonra köy merkezine indiğini, olay akşamı saat 18.00-19.00 saatleri arasında ...’in kendisini aradığını, telefonda “Metin senin yanına geliyoruz, bir arkadaşımla geleceğiz, seni alacağız, zaten sabahleyin de size gideceğiz." dediğini, bunun üzerine ...’e Güreşen köyü merkezinde olduğunu söylediğini, saat 19.00 sıralarında ...’in mavi renkli arabasıyla yanında maktul olduğu hâlde köye geldiğini, ...’in maktule kendisini “Bu arkadaşım Metin.” diye tanıttığını, ...’e “Niye öyle tanıtıyorsun?” dediğini, ...’in “Seni tanımasın, seni Metin olarak bilsin.” dediğini, birlikte yola çıktıklarını, “Nereye gidiyoruz?” diye sorduğunu, ...’in “Bizim bir işimiz var, biraz konuşacağız.” dediğini, daha sonra olay yeri olan televizyon vericilerin olduğu yere gittiklerini, yolda fazla konuşmadıklarını, ... ile maktulün bira içtiklerini, olay yerine gittiklerinde de bira içmeye devam ettiklerini, kendisine de bir tane bira verdiklerini, arabanın içerisinde bira içtikleri sırada maktul ile ...’in tartışmaya başladıklarını, maktulün ..."e hitaben “Sen beni yaktın, mahvettin.” dediğini, ..."in “Sen ne diyorsun, ben ne yaptım sana?” şeklinde karşılık verdiğini, o ara maktulün inceleme dışı sanık ..."yı aradığını ve “Sen beni yıktın, seni öldüreceğim, ikinizi de öldüreceğim, hayatımı mahvettin, ağzına sıçacağım senin.” dediğini, daha sonra maktulün arabadan indiğini, 5-6 metre kadar uzaklaşarak tuvalet ihtiyacını karşılamaya gittiğini, ...’in o esnada belinden çıkarttığı siyah renkli büyük tabancayı kendisine verdiğini, “Buna sıkacaksın.” dediğini, kendisinin ise korkarak “Neden sıkacağım?” dediğini, ...’in “Bunu öldürmezsen, bu beni öldürecek.” dediğini, kendisinin araçtan inerek elinde silah olduğu vaziyette...tarafından görülmemek için çömeldiğini, maktulün o esnada tuvalet ihtiyacını gidererek arabaya doğru geldiğini, maktule kafasıyla gitmesini işaret ettiğini, maktulün buna rağmen anlamadığını, maktulün kaçması için elindeki silahla maktulün ayağına yakın bir yere doğru bir el ateş ettiğini, bunun üzerine maktulün aşağıya doğru kaçmaya başladığını, ...’in hemen arabadan inerek “Ne yaptın adamı kaçırdın?” diyerek silahı elinden aldığını, maktulün peşinden koştuğunu, bu esnada şok geçirdiğini, çok korktuğunu, tekrar arabanın arka koltuğuna bindiğini, o esnada 5-6 el silah sesi duyduğunu, 15-20 dakika kadar sonra ...’in tek başına aşağıdan geldiğini, arabaya doğru yöneldiğinde elindeki silahı beline koyup arabaya bindiğini, birlikte yola çıktıklarını, ...’e “Ağabey ne yaptın?” dediğini, ...’in “Onun işi bitti.” diyerek cevap verdiğini, şok olduğu için Çamurlu köyüne gidene kadar bir daha konuşmadığını, eve gittiklerinde saatin 22.30-23.30 civarında olduğunu, ..."yı olaydan sonra ...’in evine gittiği zaman ilk defa gördüğünü, evde ..."in eşi olan..., ..., ..."in annesi ve çocukların olduklarını, ..."in annesiyle çocukların yatmış olduğunu, Emine ve ...’nın ayakta olduğunu, Emine’nin ..."e maktulü sorduğunu, ...’in “O çarşıda indi, Fındıklı"dan telefon geldi.” dediğini, daha sonra kimsenin maktulü sormadığını, gece bir ara tuvalete çıktığını, o sırada...ile ..."nın salonda bir şeyler konuştuklarını fark ettiğini ancak ne konuştuklarını duyamadığını, ... ve ...’nın kendisini görünce konuşmayı kestiklerini, sabahleyin ..."in çocukları ve annesi hariç hep birlikte ...’in arabasına binerek kendi köyüne gittiklerini, 2-3 saat boyunca evde oturduklarını, daha sonra onların evden ayrıldıklarını, maktulü öldürmesini gerektirecek bir sebep olmadığını,
Savcılıktaki beyanına ek ve farklı olarak Mahkemede; ...’in olay günü akşam üzeri kendisini aradığını, maktul ve ..."in birlikte kendisini almaya geldiklerini, ısrar etmeleri üzerine arabaya bindiğini, daha sonra yolda giderken ...’in yolu değiştirdiğini, ..."e neden yolu değiştirdiğini sorduğunu, ...’in “Benim görülecek bir hesabım var, sen karışma.” dediğini, 5-10 dakika bu şekilde gittikten sonra ..."in aracı durdurduğunu, ...’in maktulle konuşmaya başladığını, konuşmalarının tartışmaya döndüğünü, ...’in kendi telefonundan ...’yı arayarak megafonu açtığını, “Kurban yanımda, konuş hakkımda ne konuşuyor?" diye sorduğunu, ancak ...’nın ne dediğini tam olarak anlayamadığını, yarım saatten daha fazla süreyle...ve maktulün ... ile konuştuklarını, sonra telefonu kapattıklarını, maktulün arabanın arka tarafına su dökmeye indiğini, o arada ...’in kendisinden maktulü öldürmesini istediğini, bunun üzerine aşağı inip maktulün kaçmasını sağlamayı düşündüğünü, maktule “Abi kaç git, seni öldürecek kaybol git.” dediğini, maktulün sarhoş ve alkollü olduğunu, aldırış etmediğini, maktulün kaçması için yere doğru ateş ettiğinde maktulün yaralanmadığını ve kaçmaya başladığını, ...’in “Ne yapıyorsun niye adamı kaçırıyorsun?” dediğini, maktulün de bunu duyunca koşmaya başladığını, ...’in hemen yanına gelerek silahı almaya çalıştığını, kendisinin ise maktulün uzaklaşması için ...’i oyalamaya çalıştığını, ...’in o an elinden silahı nasıl kaptığını anlayamadığını, ...’in maktulün peşinden gittiğini, 2-3 dakika sonra 5-6 el silah sesi işittiğini, kendisinin o anda arabanın arka tarafına binmiş olduğunu, vurulduktan sonra maktulü görmediğini, yanına da gitmediğini, ... ile aralarında herhangi bir cinsel ya da duygusal bir birliktelik olmadığını, ..."yı ve maktulü tanımadığını, olay gecesi ..."in evinde kaldıklarını,
Sanık ... 15.07.2008 tarihinde tanık sıfatıyla Fındıklı Cumhuriyet Başsavcılığında, 13.0.2009 tarihinde şüpheli sıfatıyla Fındıklı Polis Merkezi Amirliğinde, 20.12.2011 tarihinde şüpheli sıfatıyla Hopa Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadelerinde; maktul ve inceleme dışı sanık ... ile akrabası aracılığıyla tanıştıklarını, maktule ve ailesine yardımcı olduğunu, ... ile hiçbir ilişkisinin olmadığını,
17.05.2012 tarihinde şüpheli sıfatıyla Kollukta; bir akrabası aracılığıyla maktulü tanıdığını, maktul ve ailesinin Patnos"tan taşınmalarına yardım ettiğini, zamanla kendisinin ve ailesinin maktul ile ailece görüşmeye başladıklarını, ... ile aralarında oluşan duygusal bağın cinsel ilişkiye kadar vardığını, ... ve maktul ile hem ailece görüştüklerini hem de maktulden gizli bir şekilde ... ile telefonda cinsel içerikli görüşme yaptıklarını, maktulün daha sonra Rize ilinin, Ardeşen ilçesine taşındığını ve çeşitli işlerde çalışmaya başladığını, maktulün... ilçesindeki evine 2007 yılında Ramazan ayında iftara davet edildiği için gittiğini, ... ile aralarındaki duygusal ilişki başladıktan sonra ...’nın hamile olduğunu ve maktulün çocuğu istemediğini söylemesi nedeniyle Rize ilindeki hastaneye giderek çocuğu aldırdıklarını, ...’nın sürekli maktulden hoşlanmadığını, maktulü sevemediğini, kendisine yakıştıramadığını, ihtiyaçlarını karşılayamadığını, maktulün ortadan kaldırılmasının ilişkileri açısından iyi olacağını söyleyerek bu fikri aklına soktuğunu, maktulün yüzme bilmediğini, yüzmeye birlikte gittikleri takdirde maktulün boğularak öleceği fikrini ..."nın söylediğini, bunun üzerine hatırlamadığı bir tarihte hep birlikte denize gittiklerini, maktulün boğulma tehlikesi yaşadığını ancak vicdanı el vermediği için maktulü boğulmaktan kurtardığını, 2007 yılında Ramazan bayramından dört gün önce evine maktul, ... ve çocuklarının misafirliğe geldiklerini, o esnada akrabası olan ...’ın da evde olduğunu, ... ile ...’nın tanışıklıklarının bulunduğunu, evde bulundukları esnada maktulün ...’a “Bira al da içelim.” dediğini, ...’ın maktule 20 TL verdiğini, ...’ın evde kaldığını, kendisinin ise maktul ile birlikte dışarı bira içmeye çıktığını, maktul ile birlikte aldıkları dört adet birayı içerek geldiklerini, evin bahçesinde bulundukları sırada ...’nın kaş ve göz işaretleriyle kendisini yanına çağırdığını, yanına gittiğinde ...’nın “Bu iş tamam.” dediğini, ...’ya neyi kastettiğini sorduğunu, ...’nın “Fındıklı ilçesindeki köy evinde maktulü ortadan kaldırma planını ...’a söyledim, ... kabul etti.” dediğini, ...’ya “Hayatım boyunca ben bir tavuk bile kesmedim, benim işim olmaz.” dediğini, bunun üzerine ...’nın “Biz sizin köy evinde iken ...’ı ve eşini çağır, size oturmaya gelsin, onun arabası yok, ...’ı almaya giderken maktulü de yanında götüreceksin. Buluştuğunuzda ... bu işi halledecek.” dediğini, olayın arefe günü olduğunu, sözleştikleri üzere eşi ve çocuklarını alarak... ilçesine gittiklerini, burada ... ve çocuklarını da alıp Fındıklı ilçesine döndüklerini, biraz oyalandıktan sonra maktulü önce ...’nın sonra ise kendisinin aradığını, onu Fındıklı ilçesinde beklediklerini ve köye bayram için gideceklerini söylediklerini, maktulün yanlarına geldiğini, maktul yanlarına gelmeden önce ...’nın kendisinden sanık ...’ı aramasını ve planı o akşam uygulayacaklarını söylemesini istediğini, maktul gelmeden önce ...’ı aradığını “Sen bize gelecek misin bu akşam?” dediğini, ...’ın “Hayırdır evde kim var?” dediğini, ...’a maktulün ve ...’nın geleceğini söylemesi üzerine ...’ın “Tamam gelip beni alırsın.” dediğini, bu konuşmalardan sonra maktulün Fındıklı’ya geldiğini, maktulü alarak hep birlikte köye geçtiklerini, eşi... ve ...’nın iftar için hazırlık yaptığını, kendisinin ise maktul ile birlikte balkonda oturduğunu, bir ara çocuklarının sahilde bularak getirdikleri kurusıkı tabanca ile keyif olsun diye 1-2 el ateş ettiğini, iftar vakti yaklaştığında hep birlikte sofraya oturduklarını ve iftarı yaptıklarını, o esnada ...’ın aradığını ve “Gel, beni al bekliyorum.” dediğini, evde bulunanlara maktul ile birlikte çarşıya inerek ...’ı alıp geleceklerini söylediğini ve birlikte evden çıktıklarını, ...’ı köy merkezinden aldıklarını, ...’ın bira getirdiğini, televizyon vericileri mevkisine giderek arabada bira içtiklerini, ...’ın maktul ile ileri geri konuşarak onu tahrik etmeye çalıştığını, tartışma esnasında ...’ın arka koltuktan maktulün oturduğu ön koltuğa doğru yumruk savurduğunu, bu esnada ...’dan kendisine “Neredesin, gelmiyor musun? Beni bir ara” şeklinde yazılı mesaj geldiğini, bunun üzerine ...’yı aradığını ve maktul ile görüştürdüğünü, maktulün ...’ya “Yoksa sen bana tuzak mı kurdun? Allah belanı versin.” diyerek küfürlü birkaç kelime kullandığını, Kürtçe olduğunu düşündüğü dilde bir şeyler söyledikten sonra maktulün telefonu kapattığını, ...’a dönerek “Siz bana tuzak mı kurdunuz, sizin amacınız ne?” dediğini ve aralarında kavganın başladığını, ...’ın maktulde silah olduğunu tahmin etmesi nedeniyle maktulün belindeki tabancayı aldığını, maktulün ...’a “Dikkat et, silahın ağzında mermi var.” dediğini, bu esnada arabanın dışında olduklarını, maktul arabanın farlarından yaklaşık 4 metre uzaklıkta iken ...’ın arabanın sağ ön tarafında bulunduğunu, ...’ın maktulün ayaklarına doğru bir el ateş ettiğini, maktulün havaya sıçradığını ve yolun sağ tarafında bulunan yamacın aşağısındaki ormanlık bölgeye doğru kaçtığını, maktulün ilk ateşte yaralanıp yaralanmadığını anlayamadığını, maktulün aşağıya doğru koşmasının ardından ...’ın yanında bulunan el feneri ile birlikte maktulün peşinden koştuğunu, bu esnada kendisinin arabanın yanında bulunduğunu, kısa bir süre sonra 5-6 el silah sesi duyduğunu, panikleyerek arabaya bindiğini, 10-15 dakika sonra ...’ın seslenerek kendisini çağırdığını, silahı düşürdüğünü söyleyerek silahı aradığını, maktulü birkaç metre ileride cansız bir hâlde yerde yatarken gördüğünü, ...’a “Sen ne yaptın?” diyerek kızdığını, maktulün ölüp ölmediğine bakmadan panikle oradan çıkarak arabanın yanına geldiklerini ve köye döndüklerini, eşi...’nin maktulün nerede olduğunu sorması üzerine maktule telefon geldiğini ve kendisinin bu telefon üzerine Fındıklı"ya gittiğini söylediğini, ayrıca ... ile eve gittiklerinde ... ile ...’ın kendi aralarında kaş göz işaretleri yaptıklarını, ... ile 11.10.2007 tarihinde saat 21.20 ile 23.36 arasında birçok mesajlaşma ve arama yaptıklarını ancak bunların içeriğinin “Neredesiniz, ne yapıyorsunuz, nerde kaldınız?” şeklinde olduğunu, maktulü bu olayı ... ile planlayan ..."ın öldürdüğünü,
Kolluktaki ifadesine ek ve farklı olarak Savcılıkta; olay gecesi ...’ı almak için evden çıkacağı sırada ...’nın kaş göz yaparak maktulü de götürmesini istediğini, normalde maktulün gelmek istemediğini, ...’nın Kürtçe bir şeyler söylediğini, bunun üzerine maktulün arabaya binerek kendisiyle geldiğini, maktule “Gelmiyordun, neden geldin?” diye sorduğunu, maktulün, kendisine “Adam eniştesini almaya gidiyor, sen burada mı kalacaksın, sen de git.” dediğini, maktul ile birlikte ..."ı ve eşini köyünden almaya gittiklerini, ..."ı merkezden aldıklarını, elinde bir poşet içerisinde bira olan ...’ın arabaya bindikten sonra “Yukarıya doğru çıkalım.” dediğini, ...’a eşini neden getirmediğini sorduğunu, ...’ın “O rahatsız.” diye cevap verdiğini, olay günü maktulde... yapımı bir silah olduğunu, tabancayı görünce maktule “Bende de kurusıkı var, versene bir bakayım tabancaya.” dediğini fakat maktulün tabancayı vermediğini, verici istasyonunun olduğu yerde araba içerisinde oturdukları sürede maktul ve ...’ın bira içtiklerini, kendisinin ise sadece bir iki yudum bira aldığını, maktul ile ... arasında bir an tartışma yaşandığını ve ...’ın maktulün burnuna bir yumruk atıp maktulün belindeki tabancayı aldığını, ... ve maktul arasındaki kavgayı sakinleştirdiğini, maktulün silahını iade ettirdiğini, ...’ın “Telefonun bataryasını çıkar.” dediğini ancak kendisinin çıkarmadığını, bu esnada ...’ın hızlı davranarak maktulün belindeki silahı aldığını ve mermiyi namluya sürerek maktule bir el ateş ettiğini, maktulün ayağından vurulması nedeniyle tek ayak üstünde sekmeye başladığını, ...’ın tekrar ateş ettiğini ve maktulü karnından vurduğunu, maktulün uçurumdan aşağıya doğru yuvarlandığını, ...’ın maktulün peşinden tabanca ile gittiğini, 4-5 el daha silah sesi duyduğunu, ...’ın elinde el feneri, eldiveni ve beresi olduğunu,
Mahkemede; aşamalardaki beyanından farklı olarak bir defasında ...’ın maktulün evine geldiğini, evde yemek kalmadığı için ...’nın ...’a yemek yaptığını, maktul ile ... arasında bir huzursuzluk görmediğini, bayramdan birkaç gün önce ...’nın “Bunların köyü şenlikli olur, çalgılı olur biz de bayramda size gelelim.” dediğini, kendisinin öyle bir şey olmadığını söylemesine rağmen ...’nın ısrarcı olduğunu, maktulün de gelmek istemediğini ancak sonrasında kabul ettiğini, arife günü onları alarak evine gittiklerini, iftar yaptıktan sonra ...’nın, ..."ın getirilmesi konusunda ısrarcı olduğunu, ...’ı getirmek için önce yalnız gitmeyi düşündüğünü ve maktule “Sen burada otur abim gelecek onlarla sohbet edersin, canın sıkılmaz.” dediğini, yola çıkmalarından önce arife günü olduğu için 1-2 el ateş ettiğini, ..."ı almaya gittiklerini, ...’ın elinde 3 tane bira olduğunu, maktulün telefonda Kürtçe konuşması nedeniyle ... ile tartıştıklarını, önce maktulün ardından ...’ın arabadan indiğini, ...’a “İnme gideceğiz.” dediğini ancak ...’ın kendisini dinlemediğini, maktulde o gün tabanca görmediğini, ...’ın eliyle maktulün göğsünden tuttuğunu, ilk önce maktulün ayağına ateş ettiğini, maktulün tek ayağı üzerine düşecek gibi olduğunu, o sırada ...’ın ikinci kez ateş etmesi üzerine maktulün yere düştüğünü, maktulün düştüğü yerin eğimli olduğunu, ...’ın maktulü yuvarlayarak aşağı doğru götürdüğünü, ...’a “Ne yapıyorsun kadın bizi karakola verecek.” diye bağırmaya başladığını, bunun üzerine ...’ın “Biz bir buçuk aydır bu işi planlıyoruz, kadının da haberi var, benim ismimi kullanamaz, bunu söylersen sen söylersin, biz bu işi karısı ile birlikte planladık.” dediğini, ...’a “Bırak henüz ölmemiş ben onu hastaneye götüreyim.” dediğini, ...’ın kendisine engel olduğunu, yolda ...’ın tabancayı verdiğini, “Bak senin de parmak izin çıktı, konuşamazsın, bu işi senin üzerine yıkarız.” dediğini, eve dönerken kendisinin tabancayı denize attığını, birlikte eve gittiklerini, ertesi gün ...’nın sanık ..."ın evine gitmek istediğini, ..."ın evine de gittiklerini, yolda, ...’ın ..."ya sanki maktulün öldüğü yeri göstermek ister gibi “Bak ne güzel yeşillik televizyon vericilerinin altı.” dediğini, daha sonra ...’yı da bıraktığını, ...’nın “İtiraf edecek olursan, ben maktulün eşiyim, bana inanırlar, senin üzerine atarız, ben ..."a güveniyorum, sana güvenmiyorum.” dediğini,
Savunmuşlardır.
5237 sayılı TCK’nın “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” başlıklı 109. maddesi;
“(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silahla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
Hile ise, söz, hareket veya diğer davranışlarla bir kişinin bilerek aldatılması ve yanıltılmasıdır. Hile ile kendisinde yanlış düşünce uyandırılan kişi belli bir davranışa sürüklenmekte ve buna zorlanmaktadır. Hilenin alıkoyma veya kaçırmaya yönelik olması gerekir. Ayrıca hile aldatıcı nitelikte de olmalıdır. Vaad ile hile birbirine karıştırılmamalıdır. Ancak mağdurun yaşı, tecrübesizliği, içinde bulunduğu korku ve endişe hâli gibi nedenlerle esasen hür iradesi ile kabul etmeyeceği bir hususun vaad edilerek iradesinin kırılması durumunda hilenin varlığı kabul edilmelidir. Bu nedenle bir şeyin hile olup olmadığı her somut olaydaki koşullara göre değerlendirilmeli ve failin kandırılarak direncinin kırılıp kırılmadığı belirlenip sonuca ulaşılmalıdır.
Öğretide "Hile, kişiyi kandırmak için kullanılan bir yöntemdir. Hile, gerçek olmayanı gerçekmiş gibi göstererek failin kandırılmasını sağlar. Kandırılmış olan kişi de, gerçeği bilseydi yapmayacağı bir davranışı yapar. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda kullanılan hileyle kandırılan kişi, bir yerden diğer bir yere kendi iradesiyle gider veya gitmez. Ancak, bu irade, kandırılmış olduğundan özgür irade değildir." şeklinde görüşlere yer verilmiştir (Serap Keskin Kiziroğlu, Özel Ceza Hukuku, 3. Cilt, On İki Levha Yayıncılık, 1. Baskı, 2018, s. 86-87.).
Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir" şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebileceği gibi serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Madde de sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama getirilmemiştir. Bu nedenle mağdurun bir yere gitme veya kalma özgürlügünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yer, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesini yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olmasına gerek yoktur, aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme halinde dahi diğer unsurların varlığı halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez, mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun bitme zamanıdır, tamamlandıktan sonra kısa sürede bitirilebileceği gibi, günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığının, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hakim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun manevi unsuru, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesi ve bilmesi, yani genel kasttır. Kanunun metninden de anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, s.130, Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, s.31; Durmuş Tezcan-M. Ruhan Erdem-... Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Ankara-2008, s.363 vd.; Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, s.87.) ve yargısal kararlarda da (CGK’nın 29.06.2010 tarih ve 110-161, 23.01.2007 tarih ve 275-9, 03.12.2002 tarih ve 288-419 sayılı kararları) benimsenmiştir.
Hürriyetten yoksun kılma süresi konusunda öğretide de; “Türk Hukukunda kişiyi hürriyetinden yoksun kılmanın süresinin kısa veya uzun olmasının suça etkisi yoktur. Mağdurun bir yere gitmek veya bir yerde kalmak serbestisi ortadan kaldırıldığında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşur. Bununla birlikte failin gerçekleştirdiği eylemin belirli bir önemi olması gerekir. Nitekim birini bir an için tutma bu suçu oluşturmaz. Engellemenin suçu oluşturacak ağırlıkta olup olmadığını somut olayın durumuna göre hâkim takdir eder.” şeklinde görüşlere yer verilmiştir (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18. Baskı, Ankara, 2019, s.425.).
Öte yandan, kasten öldürme suçu 5237 sayılı TCK’nın 81. maddesinde ise; “Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş,
"Nitelikli hâller" başlıklı 82. maddesinde;
"(1) Kasten öldürme suçunun;
a) Tasarlayarak,
...İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" düzenlemesiyle de tasarlayarak öldürme, kasten öldürme suçunun nitelikli hâlleri arasında sayılmıştır.
Gerek madde metninde, gerekse gerekçesinde "tasarlama" kavramının tanımına yer verilmemiş, bu konunun açıklığa kavuşturulması, öğreti ve yargısal kararlara bırakılmıştır.
Öğretide tasarlamayı açıklama bakımından "soğukkanlılık" ve "planlama teorisi" olarak iki görüş ileri sürülmüştür. Soğukkanlılık teorisine göre, tasarlayarak öldüren şahısta bir soğukkanlılık gözlenmektedir. Bu kişinin başkasını öldürürken hiç heyecan duymamış olması, ondaki ruhsal kötülüğü göstermektedir. Ayrıca fail, öldürme kararını önceden almış olmasına, araya zaman girmiş olmasına karşın, soğukkanlılığını korumuş ve bu karardan vazgeçmemiştir. Planlama teorisine göre ise, tasarlama ile işlenen öldürme suçlarında, suç, önceden kararlaştırılmış, hazırlanmış ve planlanmıştır. Bu hazırlık, pusu kurmak, mağduru ya da maktulü bulmak şeklinde olabilecektir. Burada fail, önceden aldığı suç işleme kararını gerçekleştirmek için suçta kullanacağı araçları seçip, temin etmekte ve bu suçu nasıl işleyeceği konusunda plan yapmaktadır.
Yerleşik yargısal kararlarda kabul edildiği ve tereddütsüz bir şekilde uygulandığı üzere, tasarlamadan söz edilebilmesi için; "Failin, bir kimsenin vücut bütünlüğü veya yaşam hakkına karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermiş olması, düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükûnete rağmen bu kararından vazgeçmeyip sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması ve gerçekleştirmeyi planladığı fiili, belirlenmiş kurgu dâhilinde icra etmesi" gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun başta 16.04.2013 tarihli ve 3-144 sayılı olmak üzere birçok kararları da bu doğrultudadır.
Tasarlama hâlinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında sükûnetle düşünebilmeye yetecek kadar bir süre geçmektedir. Fail bu süre içinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi ve fakat bir başka nedenle ve bir başka ani kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının hangi düzeydeki eylem için ve ne zaman alındığı ile eylemin şarta bağlı olmayan bu kararlılıktan ne kadar zaman geçtikten sonra işlendiği mevcut delillerle belirlenmeli, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükûnete ulaşılıp ulaşılamayacağı değerlendirme konusu yapılmalıdır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için "geçitli suç" kavramına da değinilmesi gerekmektedir.
Failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçu işlemek zorunda kaldığı hâllerde ise "geçitli suç" söz konusu olur. Geçit suçları cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte içtimanın bir türünü oluştururlar. Bu tip görünüşte içtimada, bir suçun işlenmesi için daha hafif suçu basamak yapmak zorunluluğu vardır ve basamak durumunda bulunan suçu düzenleyen normun yardımcı norm oluşu nedeniyle, ağır suçu düzenleyen normun uygulanması ile yetinilir. Geçitli suçun söz konusu olabilmesi için, görünüşte içtima eden normlar arasında açık nitelikte asli-yardımcı norm ilişkisinin bulunmaması, ağır suç ile bu suça ulaşabilmek için aşılması zorunlu basamak durumunda bulunan hafif suçu düzenleyen normların korudukları hukuki değerlerin aynı nitelikte ve aynı türden olmaları, ağır suçun işlenmesi için mutlaka geçit durumundaki daha hafif bir suçun işlenmesinin gerekmesi, hafif suçun faili ve mağduru ile ağır suçun faili ve mağdurunun aynı kişiler olmaları, failin hareketi ile ağırlaşan neticeler arasında nedensellik bağının bulunması ve failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan neticeleri gerçekleştirmeye yönelmiş olması gerekir. Bu nedenle fail hareketine taksirle başlamış ve sonradan kastla devam etmişse veya başlangıçta hafif sonucu gerçekleştirmek istediği hâlde daha sonra kastını ağır sonuca yöneltmişse artık geçitli suçtan söz edilemez (Kayıhan İçel, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:7, Sayı:14, Güz 2008, s. 35-49; Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, Sermet Matbaası, İstanbul, 1972, s.226-238).
Öğretide amaç suç-araç suç ilişkisinin bulunduğu hâllerde, amaçlanan suç işlendiği takdirde, bu suçtan dolayı da failin ayrıca cezalandırılacağı, gerçek içtima kurallarının uygulanacağı savunulmuştur (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2013, s.538, Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 12. Bası, Ankara, 2019, s.505).
Örneğin; hürriyetinden yoksun bırakma cinsel saldırı suçu gibi bazı suçların icrası sırasında zorunlu olarak eşlik eden bir fiil olarak yer alabilir. İşlenen fiilin zorunlu olarak mağdurun kısa bir süre özgürlüğünden yoksun kaldığı bu gibi hâllerde işlenen suç dışında failin sorumluluğunu gerektiren ayrı bir fiilin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak işlenen fiilin zorunlu olmamakla birlikte, amaç suçun işlenebilmesi için mağdurun hürriyetinden yoksun bırakıldığı hâllerde, fail amaç suçun yanında ayrıca hürriyeti yoksun kılma suçundan da cezalandırılacaktır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2019, s.465). Yargıtay uygulamalarına göre de kişinin vücut dokunulmazlığı amaç suçun konusu olması durumunda hürriyeti sınırlandırılmadan bu suçların işlenmesine olanak bulunmadığı için suç süresiyle sınırlı olarak kişilerin tutulması halinde, örneğin cinsel saldırı veya yaralama eylemini gerçekleştirirken sadece bu suçların işlendiği süre boyunca bekletme veya tutma eylemleri ayrı bir suç oluşturmamakta, ancak amaç suç öncesinde veya sonrasında mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğü kaldırıldığında ise ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşmaktadır.
Yine öğretide "Fail, hürriyetini kısıtladığı kişiye karşı işlemiş olduğu diğer suçlardan (cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, cinsel taciz, kasten öldürme) ayrıca cezalandırılır" şeklinde görüşe yer verilmiştir (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 14. Bası, 2019, s. 440.).
5237 sayılı TCK"nın 82. maddesinin 1. fıkrasının a bendinde yer alan "Tasarlayarak" kelimesi; "Bir şeyin nasıl gerçekleşebileceğini düşünmek, zihinde hazırlamak.", 765 sayılı TCK"nın 450. maddesinin 4.bendindeki "Taammüden" kelimesi; "İşlenecek bir suçu önceden planlayarak, planlı bir biçimde, tasarlayarak. " anlamına gelmektedir (http://www....gov.tr).
5237 sayılı TCK"da ve 765 sayılı TCK"da tasarlamanın tanımının yapılmadığı, sözlük anlamında da kişinin hürriyetinden yoksun kılınması eyleminin tasarlama eyleminin ayrılmaz bir unsuru olmadığı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile tasarlayarak öldürme suçu arasında "geçitli suç" ilişkisinin bulunmadığı, zira tasarlayarak öldürme suçunun işlenmesi için hürriyetinden yoksun kılma suç normunun ihlâlinde zorunluluk olmadığı, bir başka deyişle hürriyeti kısıtlamadan da tasarlayarak öldürme suçunun işlenmesinin mümkün olduğu, tasarlayarak öldürme fiilleri bakımından failin ihlâl ettiği diğer tüm suç normlarının tasarlama kapsamında bulunması hâlinde ayrıca cezalandırılamayacağının kabulünün kanun koyucunun iradesine ve Kanun"un ruhu ile amacına aykırı olduğu, aksi bir durumun kabulü hâlinde örneklemek gerekirse; failin daha önceden vermiş olduğu öldürme kararından aradan makul bir süre geçmesine rağmen vazgeçmeyerek soğukkanlı bir şekilde öldürme planına devam ettiği, öldürmek istediği kişinin konutunun camını kırmak suretiyle evine girdiği ve ruhsatsız silâhı ile öldürme eylemini gerçekleştirdiği bir durumda failin Kanun"da açık bir şekilde tasarlamanın unsuru olarak gösterilmeyen eylemleriyle Kanun"un birden fazla maddesinde düzenlenmek suretiyle korunan hukuki değerleri ihlal ettiği, bu eylemlerinin Kanun"da açıkça suç olarak öngörüldüğü ve tasarlayarak öldürme eylemini gerçekleştirmek için araç suç olarak işlenen konut dokunulmazlığını ihlâl, 6136 sayılı Kanun"a aykırılık, mala zarar verme suçlarının tasarlayarak öldürme suçunu oluşturan unsurlardan olmadığı bir durumda da birbirinden farklı hukuki yararları koruyan suçların tasarlayarak öldürme suçunun içinde eriyeceği gibi kanunun sistematiği ile bağdaşmayacak bir sonuca ulaşılacaktır ki böyle bir durumda tasarlayarak öldürme eylemini gerçekleştirmek için sınırı olmayan hayal gücü çerçevesinde tasarlama yaparak eylemini gerçekleştiren failin iradesi kanun koyucunun iradesinin önüne geçecek, başka bir deyişle failin iradesine kanun koyucunun iradesinin üzerinde bir irade tanınarak suçların ve cezaların kanuniliği prensibine uygun olmayan bir sonuca varılmış olunacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
İnceleme dışı sanık ... ile maktulün yaklaşık 10 yıllık evli oldukları, maktulle aralarında geçimsizlik bulunduğu, sanık ...’in, maktulün ve ailesinin Ağrı ilinden Rize iline taşınmasına yardım ettiği esnada ... ile tanıştığı ve daha sonra ailece görüşmeye başladıkları, ... ile ...’nın cinsel boyutu da bulunan bir ilişki kurdukları, sanık ...’ın ise ...’in akrabası olduğu, ... ve ...’in daha rahat görüşebilmek maksadıyla maktulü, ...’ın yardımıyla ortadan kaldırmaya karar verdikleri, ... ve ...’in, Ramazan Bayramını ...’e ait olan Hopa ilçesindeki köy evinde geçirme konusunda maktulü ikna ettikleri, olay günü ...’in, eşi... ile birlikte aracıyla gelerek ... ve çocuklarını alıp maktulü telefonla aradıkları, maktulün gelmek istememesine rağmen Ramazan Bayramını köyde geçireceklerini söyleyip onu ikna ettikleri, maktulü alarak hep birlikte sanık ...’in kullandığı araçla köye gittikleri, iftar yemeğini yedikten sonra ...’in silahını yanına aldığı ve denemek için evin dışında 2 el ateş ettiği, ardından ...’in ...’ı telefonla aradığı, planlarını uygulamak amacıyla saat 20.00 sıralarında ...’ı ve eşini alma bahanesiyle evden çıkacağı esnada ...’nın, ... ile gitmesi konusunda maktule ısrar ettiği, ...’in kullandığı araçta maktulün sağ ön koltukta bulunduğu, aldığı biralarla gelen ...’ın, aracın arka koltuğuna oturduğu, birlikte ...’in köyündeki evine 17 km mesafede, sarp ve dağlık bir alana gittikleri ve araç içerisinde getirdikleri biraları içtikleri, ... ile ...’in bu esnada birçok kez telefonla mesajlaşıp konuştukları, maktulün araçta ... ile telefonda konuşurken “Yoksa sen bana tuzak mı kurdun?, Allah belanı versin.” dediği, alkolün tesirindeki maktulün ihtiyacını gidermek için araçtan indiği esnada, sanık ..."ın maktule ateş ettiği, maktulün kaçmasına rağmen...ve ...’ın daha önceden kararlaştırdıkları şekilde fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek 30-35 metre uzaklıkta bulunan maktule yetişerek saat 22.30 sıralarında ona ateş ederek öldürdükleri ve suçta kullanılan silahı denize attıkları, ...’nın, maktulün öldürülmesinden yaklaşık 4 yıl 8 ay sonra kollukta şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınması sırasında maktulü ...’in öldürdüğü şeklinde itirafta bulunduğu olayda;
Maktulün, Ramazan Bayramını Rize ilinin... ilçesinde bulunan ikametinde geçirmeyi düşünmesine karşın, fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıklar ... ve ... ile inceleme dışı sanık ...’nın planlarını icra etmek için maktulü hile ile sanık ..."in köyüne götürmeleri, burada bulundukları esnada sanık ... ile inceleme dışı sanık ..."nın iftardan sonra evde kalmak isteyen maktulü sanık ..."ı ve eşini köylerinden getireceklerinden bahisle aldatarak sanık ... ile birlikte gitmesini sağlamaları, akabinde sanık ..."ı aldıktan sonra sanık ..."in aracı köydeki evden yaklaşık 17 km uzaklıkta bulunan dağlık alana sürmesi, bu şekildeki eylemlerle maktulün özgür iradesiyle hareket etme veya bir yerde kalma hürriyetinin... ilçesinde bulunduğu andan itibaren çeşitli hileler ile fesada uğratılması, sanıklar ve inceleme dışı sanığın amaçladıkları tasarlayarak öldürme suçunu gerçekleştirmeleri için işledikleri hileyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun araç suç niteliğinde olması, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmanın tasarlayarak öldürme suçunun zorunlu bir unsurunu oluşturmaması, adam öldürme suçundan önce, onun maddi unsurunu oluşturan hareketlerden ayrı ve bağımsız olarak uzun bir süre hileyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eyleminin gerçekleştirilmesi, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu gerçekleştirilmeden de tasarlayarak öldürme suçunun işlenmesinin mümkün olması, koruduğu hukuki değerler farklılık arz eden her iki suç arasında karma suç, bileşik suç veya geçitli suç ilişkisi bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde kişinin hürriyetinin kısıtlanması suretiyle tasarlayarak öldürme suçunun işlenmesi hâlinde iki ayrı suçun da oluşacağının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu nedenle haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...;
"Kasten insan öldürme suçunda nitelikli bir hal olarak kabul edilen tasarlamanın (TCK. 82/1-a) kanunda tanımı yapılmamıştır. Doktrin ve yargısal kararlarda, tasarlamanın mahiyeti açıklanırken failin insan öldürme sonucunu önceden düşünüp, fiili planladığı ve sonra harekete geçtiği ileri sürülmüştür.
Kasten insan öldürme suçunun tasarlanarak işlenmesi halinde, fiil yoğun bir bilme ve isteme şeklinde işlenmektedir. Bu yoğun hal, bir görüşe göre; failin, fiilini soğukkanlılıkla işlemesi şeklinde açıklanmıştır. Buna göre, adam öldürme gibi ağır bir hareket ve sonucu olan ölümü bilerek ve isteyerek yerine getiren ve bu süreci sinirsel bir değişmezlik içinde gerçekleştiren, mağduru hiçbir acıma, heyecan, sinirlenme olmaksızın öldüren kişi, taammüden fiilini işlemiş kişidir. Buna karşılık ileri sürülmüş ikinci görüşe göre; adam öldürmede failin belirli bir plan çerçevesinde fiilini işlemesi, plana uygun olarak silahını alması, mağduru gözlemesi, fiilin zamanını tespit etmesi durumunda kastın yoğunluğundan söz edilir. Plan kurmanın söz konusu olabilmesi, planın tamamen, tüm ayrıntıları ile uygulanmaması ve fakat ana hatlarına bağlı kalınarak fiilin icra edilmesi yeterlidir . Türk hukuk uygulamasında, daha çok plan kurmaya doğru yönelmiş bir karma görüş benimsenmiştir (Kasten Adam Öldürme Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan / Köksal Bayraktar).
Tasarlama sonucu insan öldürme suçunda suç iyi hazırlanıp ve tertiplenir. Bu hazırlık ve tertip (örneğin pusu kurmak veya maktülü hile ile bir yere getirmek ya da götürmek gibi) suçun işlenmesini daha kesin hale getirerek olay anında maktülün savunma olanağınıda ortadan kaldırmış olur. İşte bu tertip cezanın tasarlamadan dolayı artırılmasına neden olur.
Somut olay incelendiğinde, sanıklar...ve ...’ın, maktül ..."in eşi olan sanık ..."nın azmettirmesi üzerine fikir ve irade birliği içerisinde yaptıkları plan .. doğrultusunda, maktulü ıssız bir yere alkol alma bahanesiyle götürerek, bir müddet alkol aldıktan sonra tabancayla maktulü hedef alarak ateş ettikleri, maktülün kaçmaya başlaması üzerine arkasından koşarak tekrar edeş ederek maktülü öldürmeleri biçiminde gerçekleşen olayda, öncelikle maktulün olay yerine alkol alma bahanesiyle götürülmesinin tasarlanan öldürme eyleminin tertiplenmesi içinde kaldığı, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu işlenmeden de tasarlama sonucu insan öldürme fiillerinin işlenebileceği gerçeğinin bu durumu değiştirmeyeceği kaldı ki, maktülün öldürülme anına kadar hile ile hürriyetinin kısıtlandığından haberi olmadığı, maktülün olay anında hareket serbestisinin kısıtlandığını bilmeyecek kadar kendinden geçmiş, bayılmış, veya kendini bilemeyecek derecede alkol almış bir kimse olmadığı konusunda delil bulunmadığı gözetildiğinde, hareket serbestisinin kısıtlandığını bilmesinin suçun oluşumu bakımından gerekli olduğu anlaşıldığından, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı yönündeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabul edilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Haklarında tasarlayarak öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri kesinleşen sanıklar ... ve ..."ın eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu da oluşturduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.12.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.