
Esas No: 2016/69
Karar No: 2019/714
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/69 Esas 2019/714 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 448-30
Sanık ... hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan yapılan yargılama sonucunda, 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine ilişkin Ödemiş 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.01.2014 tarihli ve 448-30 sayılı hükmün, katılanlar ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.09.2015 tarih ve 2163-13706 sayı ile;
"Olay tarihi olan 04.09.2005 tarihinde mağdurlar ..., ... ve... (Özder) Atila"nın anneleri ... ve amcaları ..., ayrıca mağdur ..."ın annesi ... ile birlikte Ödemiş Milli Fuarına kurulan Lunaparktaki Süper Tren (Elma Kurdu) adlı oyuncağa bindikleri, oyuncağın çalıştırılmasından bir müddet sonra vagonlardan birinin raylardan çıkarak devrilmesi sonucu mağdur çocuklar ..., ..., ..., ... ile yanlarında bulunan ebeveynleri müştekiler ..., ... ve ..."nun yaralandıkları, yapılan soruşturmada Lunapark"ın işleticisinin ..., Elma Kurdu Süper Tren isimli oyuncağın sahibinin sanık ..., suç tarihinde bu oyuncağı kiralayan ve işleten kişinin ise ... olduğunun tespit edildiği, ... ve ... hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebep olma suçundan Ödemiş 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, yargılama sırasında sanıkların kusur durumunun tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bilirkişi raporu ve tüm deliller doğrultusunda sanıklar ... ve ..."nın mahkûmiyetine hükmedilerek kararın Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 12.07.2012 tarih 2012/102 esas 2012/17503 karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, tren sahibi olan sanık ..."in de kazanın meydana gelmesinde cezai yönden tali kusurlu olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edilmesi üzerine, mahkeme tarafından 28.08.2012 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, bu kapsamda sanık ... hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan kamu davası açıldığı ve yapılan yargılamada suç tarihi olan 04.09.2005 tarihi ile iddianamenin düzenlendiği 18.09.2013 tarihi arasında zamanaşımının dolduğundan bahisle TCK"nın 66/1-e maddesi uyarınca açılan kamu davasının düşmesine karar verildiği anlaşılmakta ise de, 765 sayılı TCK"nın 106. maddesinde "Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keser." hükmü ile iştirak hâlinde işlenen suçlarda sanıklardan biri hakkında kesilen zamanaşımının diğer sanıklara da sirayet edeceği hükmüne yer verilmiş, dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi başlıklı 5237 sayılı TCK"nın 67/2 maddesinde ise "Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkumiyet kararı verilmesi hâlinde dava zamanaşımı kesilir." hükmü ile zamanaşımının diğer sanıklara sirayeti düzenlenmiştir. Anılan hüküm ile zamanaşımı yönünden nesnel sistemin benimsendiği açıkça kabul edilmek suretiyle, kesme sebeplerinin yalnızca suç ortağına özgü kesilme nedeni olmayıp, suçla ilgili olarak kesileceği kabul edilmiş, bu şekilde aynı suçla ilgili yargılanan veya haklarında henüz yargılanmaya başlanmamış olan kişiler hakkında farklı hükümlerin verilmesi engellenmiş, düzenlemede yalnızca kasıtlı suçlara özgü olan iştirak hâlinde işlenme koşuluna yer verilmeyerek, adalette eşitlik ve hükümlerde birliğin sağlanması amaçlanmıştır. İnceleme konusu somut olayda, suçla ilgili zamanaşımını kesen son işlem Ödemiş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.08.2008 tarihli 2006/97- 2008/416 sayılı ilamı ile diğer sanıklar ... ve ..."ın TCK"nın 89/4. maddesi uyarınca neticeten 3000"er TL adli para cezası ile mahkûmiyetlerine ilişkin hüküm olup, sanık ... hakkında taksirle yaralama suçundan açılan kamu davasında da bu nedenle dava zamanaşımının gerçekleşmediği gözetilmeksizin, TCK"nın 66/1-e maddesi uyarınca sanık hakkındaki kamu davasının düşmesine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.11.2015 tarih ve 240080 sayı ile;
"5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın "dava zamanaşımı" başlıklı 66. maddesinde, yasalarda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiştir. Zamanaşımını kesen sebepler ise aynı Yasa’nın 67. maddesinde sayılmıştır.
Zamanaşımını kesen bir sebebin bulunması hâlinde zamanaşımının kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Yasa"da belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Ceza Genel Kurulunun 23.01.2007 gün ve 254-5 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, Yerel Mahkeme ya da Yargıtay, re’sen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar vermek zorundadır.
Dava zamanaşımını kesen nedenlerin aynı suça katılanları ne şekilde etkileyeceği konusunda iki sistem mevcuttur. Bunlardan birincisi, Alman, Avusturya, İsviçre ve Arjantin Ceza Yasalarında da kabul edilen yargılanan sanığı esas alan ve diğer sanıkları soyutlayan öznel sistem (kesilmenin şahsiliği) olarak nitelendirilen sistemdir. Nesnel sistem olarak adlandırılan ve fiili esas alan ikinci sistem ise İtalyan, Brezilya ve Fransız Ceza Yasalarında kabul edilen ve sadece sanığı değil, katılma dereceleri ne olursa olsun olaya katılan tüm sanıkları hatta haklarında kovuşturmaya başlanmamış olanları dahi nazara almaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.06.1965 gün ve 275-258 ile 27.04.1999 gün ve 82-81 sayılı kararlarında, bir suçtan dolayı yapılan ve zamanaşımını kesen işlemlerin, o suçlara iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi zamanaşımını keseceği belirtilmiş, haklarında takibat veya tahkikat yapılanlar yönünden ise 765 sayılı TCY’nın 106. maddesi hükmünün uygulanamayacağı kabul edilerek, dava zamanaşımını kesen nedenlerin iştirak halinde suç işleyen sanıklar açısından sirayeti yönünden 765 sayılı TCY"da sanığı esas alan ve diğer sanıkları soyutlayan öznel sistemin geçerli olduğu vurgulanmıştır.
Ancak öğretide; "TCY’nın 106. maddede yer alan ‘aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi’ zamanaşımının kesileceği ifadesinin ters anlamından, aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmış olan kimseler hakkında zamanaşımının kesilmeyeceği sonucunu çıkarmak çok yanlış olur. Yargıtay’ın son zamanlarda kabul etmiş olduğu bu görüş, kovuşturma başlamadan önce firar etmiş olup izini kaybettirmeyi başarmış olan sanıkları ödüllendirmek anlamına geleceği gibi, 106. maddenin açık ibaresine de aykırı düşmektedir. Gerçekten bu maddede haklarında kovuşturma veya soruşturma yapılmamış olan kimseler hakkında da zamanaşımının kesileceğini kabul etmekle, haklarında kovuşturma veya soruşturma yapılmış olanlar hakkında zamanaşımının öncelikle kesilmesini açıkça ifade etmiştir ve bunun aksine bir yorum kanunu değiştirmek sonucunu doğuracak niteliktedir." (Ord. Prof. Dr. Dönmezer, Sulhi-Prof. Dr. Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, Cilt III, s. 272) şeklinde dile getirilen görüşler ile 765 sayılı TCY"da dava zamanaşımının kesilmesinde sanığı değil, fiili esas alan nesnel ölçütün kabul edildiği belirtilmiştir.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY"nın "Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası;
"Bir suçla ilgili olarak; a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi, d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Hâlinde, dava zamanaşımı kesilir." şeklinde düzenlenmiş olup, dava zamanaşımını kesen nedenler, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir.
Anılan Yasa maddesinde özenle seçilen anlatım biçimi ile 765 sayılı TCY’nın 106. maddesine benzer bir düzenlemeye 5237 sayılı TCY’da yer verilmemesi ve dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken kullanılan "şüpheli veya sanıklardan birinin", "şüpheli veya sanıklardan biri hakkında", "sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa" ibareleri birlikte değerlendirildiğinde, böyle bir düzenlemenin yasa koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin iştirak hâlinde suç işleyen sanıklar açısından sirayeti yönünden 765 sayılı TCY döneminde yaşanan tartışmaların yaşanmamasının amaçlandığı, bu suretle de 5237 sayılı TCY’da dava zamanaşımının kesilmesinin suç ortaklarına sirayeti yönünden, fiili esas alan nesnel ölçütün geçerli olduğu açıkça vurgulanmıştır. Nitekim, öğretide de; "Yeni TCK"nın sisteminde, dava zamanaşımı süresinin kesilmesinde nesnel ölçüt esas alınmıştır. Başka bir deyişle, kesme sebebinin varlığı hâlinde, dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve fakat bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak mütalaa etmemek gerekir." (Prof. Dr. Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. bası, 2010, s. 756-757), "Buna göre iştirak hâlinde bir suç işlendiği takdirde şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış, ancak diğer şerikler hakkında herhangi bir işlem yapılmamışsa bu kimseler bakımından da zamanaşımı kesilmiş olacağı için yapılan işlem tarihinden itibaren süre yeniden başlayacaktır." (Artuk-Gökcen-Yenidünya, TCK Şerhi, 2. Cilt, sf. 1763), "Aynı dosya kapsamında çeşitli sebeplerle birden çok kişinin sanık olarak yargılandığı hâllerde, sanıklardan biri hakkında bile olsa mahkûmiyet kararının verilmiş olması, sadece mahkûm olan sanık için değil, aynı dosya kapsamında yargılanan diğer kişiler için de dava zamanaşımını kesecektir." (Prof. Dr. Koca, Mahmut-Doç. Dr. Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4.Baskı, sf. 580) şeklindeki görüşlerle de bu husus teyit edilmiştir.
Yapılan açıklamalar çerçevesinde maddi olayda, Ödemiş Milli Fuarına kurulan Lunaparkta Süper Tren (Elma Kurdu) adlı oyuncağa binen müştekilerin, suça konu oyuncak trenin çalıştırılmasından bir müddet sonra vagonlardan birinin raylardan çıkarak devrilmesi sonucu mağdur çocuklar Şüheda Atila, ..., Elanur Atila, ... ile yanlarında bulunan ebeveynleri müştekiler ..., ... ve ..."nun yaralandıkları nedenle, sanıklar ... ve ... hakında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet suçundan 19.10.2005 tarihinde, düzenlenen iddianameyle, Ödemiş Asliye Ceza Mahkemesine TCK 89/4, 53/1. maddesince cezalandırılması istemiyle haklarında kamu davası açıldığı,
Ödemiş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.08.2008 tarihli 2006/97- 2008/416 sayılı ilamı ile diğer sanıklar ... ve ..."ın TCK"nın 89/4. maddesi uyarınca neticeten 3000"er TL adli para cezası ile mahkûmiyetlerine ilişkin karar verildiği,
Hüküm yasal süresi içinde temyiz edilmekle, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 12.07.2012 tarih 2012/102 esas 2012/17503 karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği,
Daha sonra, oyuncak trenin mal sahibi olan sanık ..."in de kazanın meydana gelmesinde cezai yönden tali kusurlu olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edilmesi üzerine, Ödemiş Asliye Ceza Mahkemesi tarafından Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 12.07.2012 tarih 2012/102 esas 2012/17503 karar sayılı onama kararından sonra 28.08.2012 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, bu kapsamda sanık ... hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan 18.09.2013 tarihli iddianameyle kamu davası açılması şeklinde gerçekleşen eylemde,
Sanık ... hakkında önceden resmî olarak yapılmış herhangi bir soruşturma kovuşturma ya da takipsizlik veya benzeri bir işlem bulunmadığı 5237 sayılı TCK"nın sisteminde, dava zamanaşımı süresinin kesilmesinde nesnel ölçüt esas alındığı ileri sürülmüş ise de, sanığın işlenen taksirle yaralama suçuna iştirakinin söz konusu olmadığı icrai herhangi bir eyleminin bulunmadığı ve sanığın sadece mal sahibi olmasından kaynaklanan kusur sorumluluğu dışında bir iştirakinin bulunmadığı kabul edildiğinde, 765 sayılı TCK"nın 106. maddesinin etkisiyle sanıklar ... ve ... hakkında verilen mahkûmiyet kararlarının TCK 67/2-d maddesi kapsımında zamanaşımını kesen usulî muamele olarak kabul edilmesine olanak bulunmamaktadır.
TCK 67/2-d maddesi uyarınca "Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi," ibaresinin sanık lehine değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sanık ... hakkında suç tarihi olan 04.09.2005 tarihinden sonra açılmış bir kamu davası ya da yasal bir takibat bulunmadığı ve sanıklar... ve... hakkında verilen mahkûmiyet kararları 765 sayılı TCK 106. maddesi kapsamına göre zamanışımını kesen usuli muamele olduğu, ancak 5237 sayılı TCK 67/2-d maddesinin buna cevaz vermediği, " Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi," ibaresinin sanık lehine değerlendirilerek sanık ... hakkında iddianamenin düzenlendiği 18.09.2013 tarihine kadar zamanaşımını kesen herhangi bir usulü muamelenin bulunmadığı kabul edilmelidir.
Sanığın işlediği kabul edilen taksirle yaralama suçuna herhangi bir iştirakinin söz konusu olmadığı, kusur sorumluluğu çerçevesinde açılan kamu davasının suç tarihi olan 04.09.2005 tarihi ile sanık ... hakkında düzelenen 18.09.2013 tarihli iddianame arasında TCK 66/1-e maddesinde yazılı 8 yıllık asli zamanaşımı süresi dolduğundan sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.12.2015 tarih ve 16288-19344 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında dava zamanaşımının dolup dolmadığının tespitine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığının 19.10.2005 tarihli ve 1149-450 sayılı iddianamesi ile; 04.09.2005 tarihinde Ödemiş Milli Fuarına kurulan lunaparktaki süper tren (elma kurdu) adlı oyuncağa binen müştekiler ..., ..., ... ile katılanlar ..., ..., ..., ...’nın oyuncağın çalıştırılmasından bir müddet sonra vagonlardan birinin raylardan çıkarak devrilmesi sonucu yaralandıkları, adı geçen lunaparkın işletmecisi olan inceleme dışı sanık ... ile oyuncağın sorumlusu olan inceleme dışı sanık ...’ın oyuncağın bakımını ve gerekli denetimlerini yapmamak suretiyle özen yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden müşteki ve katılanların yaralanmalarına sebebiyet verdikleri iddiasıyla TCK’nın 89. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporunda, müşteki ve katılanların yaralanmalarından inceleme dışı sanıklar... ve... ile oyuncağın sahibi olan sanık ..."in kusurlu olduklarının kabul edildiği; yargılama sonucunda Ödemiş Asliye Ceza Mahkemesince 03.06.2008 tarih 97-416 sayı ile; inceleme dışı sanıklar... ve...’in taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan TCK’nın 89/4, 62 ve 50/1-a maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına karar verildiği, söz konusu hükümlerin temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince 12.07.2012 tarih 102-17503 karar sayılı ilâmı ile onanarak kesinleştiği, sanık ... hakkında mahkeme tarafından 28.08.2012 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu,
Ödemiş Asliye Ceza Mahkemesince yapılan suç duyurusu üzerine Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığının 18.09.2013 tarihli ve 1492-504 sayılı iddianamesiyle sanık ... hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan kamu davası açıldığı ve yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece 23.01.2014 tarih ve 448-30 sayı ile; suç tarihi olan 04.09.2005 tarihi ile iddianamenin düzenlendiği 18.09.2013 tarihi arasında 8 yıllık asli zamanaşımı süresi dolduğundan bahisle TCK"nın 66/1-e maddesi uyarınca açılan kamu davasının düşmesine karar verildiği,
Hükmün, yasal süresi içinde katılanlar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece, sanığa atılı suçla ilgili zamanaşımını kesen son işlemin inceleme dışı sanıklar... ve... hakkında Ödemiş 1. Asliye Ceza Mahkemesince 03.08.2008 tarih ve 97-416 sayı ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin olduğu, bu nedenle sanık hakkında TCK"nın 67/2-d maddesi kapsamında zamanaşımı süresinin dolmadığı, Yerel Mahkemece verilen düşme kararının usul ve yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK"nın "Taksirle yaralama" başlıklı 89. maddesi;
"(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
c) Konuşmasında sürekli zorluğa,
d) Yüzünde sabit ize,
e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.
(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.
(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(5) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi hâlinde şikâyet aranmaz." şeklinde düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasına göre, taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılacaktır.
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında suçun nitelikli hâlleri belirtilmiş olup buna göre, mağdurun ikinci fıkrada gösterilen şekilde yaralanması durumunda birinci fıkra uyarınca belirlenen ceza yarı oranında, üçüncü fıkrada gösterilen şekilde yaralanması durumunda ise birinci fıkra uyarınca belirlenen ceza bir kat artırılacaktır.
Maddenin dördüncü fıkrasına göre, taksirle yaralama sonucunda şikâyeti devam eden birden fazla kişinin yaralanması durumunda, mağdurların ilk üç fıkra kapsamında kalan yaralanmaları göz önünde bulundurularak altı ay ile üç yıl arasında temel hapis cezası belirlenecektir.
TCK"nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.
TCK’nın 22/2. maddesinde taksir; “Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için birtakım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirmekte, fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda aranması gereken hususlar;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında illiyet bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Taksirli hareket ile meydana gelen netice arasında illiyet bağı bulunmaması hâlinde fail bu sonuçtan sorumlu tutulamayacaktır. Neticenin gerçekleşmesinde, mağdur veya başka bir kişinin taksirli davranışının da etkili olması durumunda, diğer taksirli davranış illiyet bağını kesmediği sürece bu durum failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin vasfını da değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu"nda taksirle işlenebilen suçlarda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.
Zararlı neticenin, failin hareketlerinin mağdurun ya da üçüncü bir kişinin hareketi ile birleşmesi sonucu meydana geldiği durumlarda, failin taksirli sorumluluk şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi açısından, neticeye kimin sebebiyet verdiği, bir diğer ifadeyle failin iradi hareketi ile netice arasındaki illiyet bağının kesilip kesilmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Mağdur ya da üçüncü kişinin hareketinin ya da bir başka nedenin neticenin tek sebebi olduğu veya zararlı neticenin yalnızca bu kişilerin kusurlu hareketlerinden kaynaklandığı durumlarda, failin hareketi ile netice arasındaki illiyet bağının ortadan kalktığı kabul edilmelidir. Buna karşılık failin kusurlu hareketine mağdur ya da üçüncü bir kişinin kusurlu hareketinin eklendiği ve neticenin çeşitli kusurlu hareketlerin birleşmesinden meydana geldiği hallerde, illiyet bağı kesilmemektedir. Bu durumda TCK"nın 40. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde yer alan "Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir." şeklindeki hüküm uyarınca taksirli suçlarda iştirak ilişkisi mümkün olmadığından, anılan Kanun"un 22. maddesinin dört ve beşinci fıkralarına göre herkes kendi kusurundan dolayı ve kusuruna göre sorumlu olacaktır.
Bu anlamda TCK"nın 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları da;
"4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinde de; "...Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir....” şeklinde açıklamalara yer verilerek birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkesin kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulacağı belirtilmiştir.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından dava zamanaşımına ilişkin yasal düzenlemelere değinilmesinde yarar bulunmaktadır.
TCK"nın 66. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Dava zamanaşımını kesen nedenler ise mülga 765 sayılı TCK"nın 104. maddesinde, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, sorgu, son soruşturmanın açılması kararı veya iddianame ile dava açılması olarak belirtilmiş olup, kesen nedenlerin iştirak hâlinde suç işleyen sanıklar yönünden sirayeti ise anılan Kanun’un 106. maddesinde; “Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keser.” şeklinde düzenlenmişti.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’da ise dava zamanaşımını kesen nedenler 67. maddede düzenlenmiştir. “Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi” başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası;
“Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Halinde, dava zamanaşımı kesilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Mülga 765 sayılı TCK’nın 106. maddesinde yer alan düzenleme ise 5237 sayılı TCK’da yer almamıştır.
Dava zamanaşımını kesen nedenlerin aynı suça katılanları ne şekilde etkileyeceği konusunda iki sistem mevcuttur. Bunlardan birincisi, Almanya, Avusturya, İsviçre ve Arjantin Ceza Kanunları"nda da kabul edilen, yargılanan sanığı esas alan ve diğer sanıkları soyutlayan öznel sistem (kesilmenin şahsiliği) olarak nitelendirilen sistemdir. Nesnel sistem olarak adlandırılan ve fiili esas alan ikinci sistem ise İtalya, Brezilya ve Fransa Ceza Kanunları"nda kabul edilen ve sadece sanığı değil, katılma dereceleri ne olursa olsun olaya katılan tüm sanıkları hatta haklarında kovuşturmaya başlanmamış olanları dahi nazara almaktadır.
Dava zamanaşımını kesen nedenler TCK"nın 67. maddesinin ikinci fıkrasında, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir. Dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken madde metninde kullanılan “Şüpheli veya sanıklardan birinin”, “Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında”, “Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa” ibarelerinden dolayı 5237 sayılı TCK’da “Dava zamanaşımının sirayeti” ilkesinin benimsendiği ve öznel kriter dışlanarak nesnel kriter esas alındığı için suç tarihinden itibaren dava zamanaşımının fail bazında değil de fiile bağlı olarak ortak hesaplanması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle iştirâk hâlinde bir suç işlendiği takdirde şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmış veya yapılmamış olan şerikler hakkında da dava zamanaşımı süresi kesilmiş olacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.03.2012 tarihli ve 241-114 sayılı kararı ile 31.01.2012 tarihli ve 243-7 sayılı kararında, 5237 sayılı TCK’da dava zamanaşımının sirayeti konusunda fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçütün kabul edildiği, iştirak hâlinde suç işleyen sanıklardan bir kısmı hakkında verilen mahkûmiyet kararının tüm sanıklar için dava zamanaşımını keseceği vurgulanmıştır.
Nitekim öğretide de TCK"nın 67. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile ilgili olarak; bir şüpheli veya sanık hakkındaki ifade alma veya sorgunun diğer sanık veya şüpheliler bakımından da zamanaşımını keseceği (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara, 2017, s. 984-986), yeni TCK’nın sisteminde, dava zamanaşımı süresinin kesilmesinde nesnel ölçütün esas alındığı, başka bir deyişle, kesme sebebinin varlığı hâlinde, dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve fakat bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak mütalaa etmemek gerektiği (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara 2015, s. 887-890), eğer bir suçta birden fazla kişi çeşitli sebeplerle şüpheli veya sanık durumunda iseler Kanun"un ifadesine göre bunlardan birinin ifadesinin alınması veya sorgulanmasının sanıkların tamamı bakımından zamanaşımını keseceği (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. bası, Ankara 2017, s. 718-721), zamanaşımının kesilmesinin suçu işlediği iddia olunan kişiye ya da kişilere ilişkin olmayıp aksine suç konusu fiile ilişkin olduğu, zamanaşımını kesen sebeplerin bir suç sebebiyle ortaya çıktığı, bahse konu suçu oluşturan fiilin objektif olarak şerikler arasındaki bağı ifade ettiği, bu bağın suça iştirak eden kişilerden kaynaklanmayıp aksine ortak katkıda bulunulan fiilin çerçevesinde hüküm ifade ettiği, dolayısıyla objektif bu bağ kapsamında meydana gelen ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin, kişilerden bağımsız olarak hukuki sonuç doğuracağı ve fiil nedeniyle birleşen tüm şerikler hakkında da geçerli olacağı (Veli Özer Özbek - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. bası, Ankara 2017, s. 728), suç iştirak hâlinde işlenmişse, bir sanık hakkında dava zamanaşımını kesen nedenin tüm sanıkları etkileyeceği, böylece, şüpheli veya sanıklardan birinin, ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, hakkında tutuklama kararı verilmesi, onunla ilgili iddianamenin düzenlenmesi, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, haklarında soruşturma yapılmış veya yapılmamış tüm suç ortakları ile ilgili dava zamanaşımının kesileceği (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, İstanbul 2017, s. 790-794), iştirak hâlinde işlenen suçlarda ortaklardan biri için dava zamanaşımının kesilmesinin diğer ortakları da etkileyeceği, yani onlar için de dava zamanaşımı süresinin kesileceği (Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, Ankara 2017, s. 917), düzenlemenin lafzına ve ruhuna göre ortaklardan birinin ifadesinin alınması, tutuklama kararı verilmesi, mahkûmiyet hükmü kurulması durumunda o ortakla, o suçu iştirâk hâlinde işleyen şüpheliler veya sanıklar hakkında da zamanaşımı süresinin kesileceği, kanun koyucunun, sirayet ihtimalini düşünmese bu ibareleri kanuna koymayacağı (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. bası, Ankara, 2010, 2. cilt, s. 2270-2271) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Ancak, iştirak hâlinde suç işleyen faillerden bir kısmı hakkında verilen mahkûmiyet kararının tüm failler için dava zamanaşımını keseceğine ilişkin kuralın, ancak kanunda açıkça düzenlenen hâllerde cezalandırılacağının öngörülmesi nedeniyle istisnai bir niteliğe ve kendine özgü bir yapıya sahip taksirli suçlar bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere suça iştirak, bir amaca yönelmiş iradeyi gerektirmekte olup bu amaç kanunun suç saydığı neticeyi istemektir. Taksirde ise hareket bilerek yapılmakla birlikte netice istenmemektedir. Dolayısıyla taksirle işlenen suçlarda iştirak mümkün değildir. 765 sayılı TCK"da açıkça ifade edilmeyen bu koşula, yukarıda da ifade edildiği gibi 5237 sayılı TCK"nın 40. maddesinin birinci fıkrasında açıkça yer verilmiştir. Bu nedenle birden fazla kişinin fail olduğu taksirli suçlarda sanıklardan biri veya birkaçı hakkındaki mahkûmiyet hükmünün diğer sanıklar için dava zamanaşımını keseceğinden söz edilemeyecektir. Ulaşılan bu sonuç, şikâyetin bölünmezliği ilkesinin taksirli suçlar bakımından aranmayacağına ve birden fazla faili bulunan taksirli suçlarda failler arasında menfaat çatışması kuralının gözetilmeyeceğine ilişkin Özel Daire uygulamaları ile uyum içerisindedir. TCK"nın 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında belirtilen birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkesin kendi kusurundan dolayı sorumlu tutulacağı kuralına uyulmayarak iştirak hâlinde işlenen suçlarda faillerden biri hakkındaki mahkûmiyet kararının diğer failler hakkında da zamanaşımını keseceği yönündeki kabul, taksirli fiilden esasen sorumlu tutulmaması gereken faillerin uzun süre yargılama tehdidi altında tutulmaları sonucunu doğuracak, bu husus ise belirlilik ilkesinin yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 6. maddesinde yer alan "adil yargılanma" hakkının unsurlarından birini oluşturan makul sürede yargılanma hakkının ihlâline sebebiyet verebilecektir.
Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun süreklilik arz eden birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde Mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık ...’e atılı taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunun yaptırımının TCK"nın 89/4. maddesinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezası olarak düzenlendiği, buna göre TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresinin sekiz yıl, aynı Kanun"un 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresinin ise on iki yıl olacağı, her ne kadar TCK’nın 67. maddesinin ikinci fıkrası gereğince inceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin sanık açısından da zamanaşımını keseceği ileri sürülebilir ise de TCK’nın 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkesin kendi kusurundan dolayı sorumlu olacağının hüküm altına alınması, aynı Kanun"un 40. maddesinin birinci fıkrası uyarınca suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığının aranması nedeniyle taksirli suçlarda iştirak iradesinden söz edilememesi ve bu anlamda fuar alanına kurulan lunaparktaki tren vagonlarından birinin devrilmesi sonucu şikâyetçi ve katılanların yaralanması şeklindeki tek bir olay bakımından biri oyuncağın sahibi olan sanık ile diğerleri lunaparkın işletmecisi ve oyuncağın sorumlusu olan inceleme dışı sanıkların sorumluluklarının ayrı ayrı belirlenmesinin gerekmesi karşısında; inceleme dışı sanıklar... ve... hakkında taksirle yaralama suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin sanık açısından dava zamanaşımını kesmeyeceği, bu anlamda daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylemle ilgili olarak, sanık hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlemin 18.09.2013 tarihli iddaname olup bu tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK"nın 66/1-e maddesindeki uyarınca suç tarihi olan 04.09.2005 tarihinden itibaren sekiz yıllık asli zamanaşımı süresinin iddianame tarihinden de önce 04.09.2013 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"04.09.2005 tarihinde Ödemiş Milli Fuarına kurulan Lunaparktaki Süper Tren (Elma Kurdu) adlı oyuncağa binen müştekiler ..., ..., ... ile katılanlar ..., ..., ..., ...’nın oyuncağın çalıştırılmasından bir müddet sonra vagonlardan birinin raylardan çıkarak devrilmesi sonucu yaralandıkları, lunaparkın işletmecisi olan inceleme dışı sanık ... ile Elma Kurdu isimli oyuncağın sorumlusu olan inceleme dışı sanık ...’ın oyuncağın bakımını ve gerekli denetimlerini yapmamak suretiyle özen yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden müşteki ve katılanların yaralanmalarına sebebiyet verdikleri iddiasıyla Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığının 19.10.2005 tarihli iddianamesi ile TCK’nın 89. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, müşteki ve katılanların yaralanmalarından inceleme dışı sanıklar... ve... ile Elma Kurdu adlı oyuncağın sahibi olan sanık ..."in kusurlu olduklarının kabul edilmesi üzerine, Ödemiş Asliye Ceza Mahkemesince inceleme dışı sanıklar... ve...’in taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan mahkûmiyetlerinin yanı sıra oyuncağın sahibi olan sanık ..."in de kazanın meydana gelmesinde cezai yönden tali kusurlu olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edilmesi nedeniyle, mahkeme tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir.
Yapılan suç duyurusu üzerine Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığının 18.09.2013 tarihli iddianamesiyle sanık ... hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan kamu davası açılmış ve yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece 23.01.2014 tarihinde, suç tarihi olan 04.09.2005 tarihi ile iddianamenin düzenlendiği 18.09.2013 tarihi arasında 8 yıllık asli zamanaşımı süresi dolduğundan bahisle TCK"nın 66/1-e maddesi uyarınca açılan kamu davasının düşmesine hükmedilmiştir.
Özel Dairece inceleme dışı sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin sanık hakkındaki dava zamanaşımını kestiği düşüncesiyle dava zamanaşımının henüz gerçekleşmediğinden bahisle bozma kararı verilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkındaki zamanaşımı nedeniyle düşme hükmünün onanması gerektiği düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurulmuş olup Yargıtay Ceza Genel Kurulu çoğunluğunca itirazın kabulüne karar verilmiştir. Ancak aşağıda değinilecek nedenlerden ötürü söz konusu kararı iştirak etmek mümkün olmamıştır.
5237 sayılı TCK’da ise dava zamanaşımını kesen nedenler 67. maddede düzenlenmiştir. "Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası;
"Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Halinde, dava zamanaşımı kesilir." şeklinde düzenlenmiştir. Mülga 765 sayılı TCK’nın 106. maddesinde yer alan düzenleme ise 5237 sayılı TCK’da yer almamıştır.
Dava zamanaşımını kesen nedenlerin aynı suça katılanları ne şekilde etkileyeceği konusunda iki sistem mevcuttur. Bunlardan birincisi, Almanya, Avusturya, İsviçre ve Arjantin Ceza Kanunlarında da kabul edilen yargılanan sanığı esas alan ve diğer sanıkları soyutlayan öznel sistem (kesilmenin şahsiliği) olarak nitelendirilen sistemdir. Nesnel sistem olarak adlandırılan ve fiili esas alan ikinci sistem ise İtalya, Brezilya ve Fransa Ceza Kanunlarında kabul edilen ve sadece sanığı değil, katılma dereceleri ne olursa olsun olaya katılan tüm sanıkları hatta haklarında kovuşturmaya başlanmamış olanları dahi nazara almaktadır.
Dava zamanaşımını kesen nedenler TCK"nın 67. maddesinin ikinci fıkrasında, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir. Dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken madde metninde kullanılan "Şüpheli veya sanıklardan birinin", "Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında", "Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa" ibarelerinden dolayı 5237 sayılı TCK’da "Dava zamanaşımının sirayeti" ilkesinin benimsendiği ve öznel kriter dışlanarak nesnel kriter esas alındığı için suç tarihinden itibaren dava zamanaşımının fail bazında değil de fiile bağlı olarak ortak hesaplanması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle iştirak halinde bir suç işlendiği takdirde şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmış veya yapılmamış olan şerikler hakkında da dava zamanaşımı süresi kesilmiş olacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da yerleşik kararlarında, 5237 sayılı TCK’da dava zamanaşımının sirayeti konusunda fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçütün kabul edildiğini ve iştirak hâlinde suç işleyen sanıklardan bir kısmı hakkında verilen mahkûmiyet kararının tüm sanıklar için dava zamanaşımını keseceğini vurgulanmıştır.
Öte yandan, iştirak hâlinde işlenen suçlarda faillerden biri hakkındaki kanunda sözü edilen kesme nedenlerinin diğer failler yönüyle de zamanaşımını keseceğine ilişkin kural bakımından TCK"da kasıtlı ve taksirle işlenen suçlar bakımından herhangi bir ayırıma yer verilmemiştir. Taksirli suçların nitelikleri gereği ancak kanunda açıkça hüküm bulunan hâllerde cezalandırılacağına ilişkin kural da gözetildiğinde, kanun koyucu, zamanaşımının kesilmesi açısından taksirli suçlar yönüyle bir ayrıma gitmiş istemiş olsaydı bu durumu açıkça düzenlerdi.
Ayrıca, 765 sayılı TCK"nın 106. maddesinde yer alan, zamanaşımını kesen işlemlerin her ne suretle olursa olsun suça iştiraki bulunan kimseler hakkında da zamanaşımını keseceğine ilişkin kuralda sözü edilen suça iştirak zorunluluğuna 5237 sayılı TCK"da yer verilmemiştir. Dolayısıyla taksirli suçlara iştirakin mümkün olmadığının kabulü hâlinde dahi, zamanaşımını kesen işlemler bakımından 5237 sayılı TCK"da iştirak zorunluluğuna yer verilmemesi nedeniyle inceleme dışı sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin sanık ... yönünden zamanaşımını kestiği sonucuna ulaşılmalıdır.
Bu itibarla sayın çoğunluk kanun koyucu yerine geçerek esasen kanunda bulunmadığı hâlde taksirli suçlar yönünden TCK"nın 67/2-d maddesinin uygulanmaması gerektiğini kabul etmek suretiyle suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı davranmıştır." düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşünceyle,
Karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 17.09.2015 tarihli ve 2163-13706 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Ödemiş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.01.2014 tarihli ve 448-30 sayılı hükmünün ONANMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.12.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.