Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/165
Karar No: 2019/715

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/165 Esas 2019/715 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/165 E.  ,  2019/715 K.

    "İçtihat Metni"



    Kararı veren
    Yargıtay Dairesi : 2. Ceza Dairesi
    Mahkemesi : İZMİR 5. Çocuk
    Sayısı : 550-240

    Sanık ..."ün hırsızlık suçundan TCK"nın 142/1-b ve 31/3. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası; iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçundan TCK"nın 116/2, 119/1-c, 31/3 ve 52. maddeleri uyarınca 4800 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve her iki suç yönünden aynı Kanun"un 63. maddesi uyarınca mahsuba ilişkin İzmir 5. Çocuk Mahkemesince verilen 19.03.2013 tarihli ve 550-240 sayılı hükümlerin sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 22.02.2016 tarih ve 18789-2698 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.12.2016 tarih ve 396708 sayı ile;
    "...1- Suça sürüklenen çocuk ..."ün kardeş olan katılanlara ait... Konak/İzmir adresinde bulunan iş yerinin deposuna beş gün arayla iki kez girdiğinin anlaşılması karşısında, suça sürüklenen çocuğun eylemlerini bir suç işleme kararı ile aynı kişiye karşı birden fazla işlemesi nedeniyle her iki dava dosyasının da Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiş olduğu gözetildiğinde dosyaların birleştirilerek suça sürüklenen çocuk hakkında TCK"nın 43/1. maddesindeki zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği,
    2- Katılanın beyanları, görgü tespit tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuğun hırsızlık yaptığı yerin katılanlar tarafından depo olarak kullanıldığı, bu itibarla iş yerine bitişik olmayan, iş yeri sahibinin ya da işçilerin sürekli bulunmadığı, depo olarak kullanılan bina vasfındaki yerin, iş yeri veya eklentisi olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla, iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı," düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 30.01.2017 tarih ve 19897-967 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin Özel Dairece reddine karar verilmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
    1- Sanık hakkında, 09.05.2012 tarihli eylemi nedeniyle 10.05.2012 tarihinde düzenlenip 18.05.2012 tarihinde kabul edilen; 13.05.2012 tarihli eylemi nedeniyle de 17.05.2012 tarihinde açılan kamu davalarına konu hırsızlık suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının,
    2- Suça konu depo olarak kullanılan bina vasfındaki yerin, iş yeri veya eklentisi niteliğinde olup olmadığı, bu bağlamda; katılan tarafından depoya her gün girilerek malzeme alındığı ve depoda imalata yönelik iş makinalarının bulunduğu belirtilmekle birlikte, burada işçilerin çalışıp çalışmadığı, bir işletme faaliyeti icra edilip edilmediğinin tespiti bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığının,
    Belirlenmesine ilişkindir.
    Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
    I- Sanık hakkında, 09.05.2012 tarihli eylemi nedeniyle 10.05.2012 tarihinde düzenlenip 18.05.2012 tarihinde kabul edilen; 13.05.2012 tarihli eylemi nedeniyle de 17.05.2012 tarihinde açılan kamu davalarına konu hırsızlık suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;
    İncelenen dosya içeriğinden;
    İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 17.05.2012 tarihli ve 18110-1839 sayılı iddianamesi ile sanık ..."ün, şikâyetçi ..."a yönelik 13.05.2012 tarihinde meydana gelen eylemleri nedeniyle hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılması talebiyle İzmir 5. Çocuk Mahkemesine kamu davası açıldığı,
    İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 28.05.2012 tarihli ve 18961-1943 sayılı iddianamesi ile inceleme dışı sanık ..."nün, ... ile birlikte işlediği, şikâyetçi ..."a yönelik 13.05.2012 tarihinde meydana gelen eylemleri nedeniyle hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılması talebiyle İzmir 3. Çocuk Mahkemesine kamu davası açıldığı,
    İzmir 3. Çocuk Mahkemesince 14.06.2012 tarih ve 505-520 sayı ile ... hakkında atılı suçlardan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davalarının İzmir 5. Çocuk Mahkemesinin 2012/505 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği,
    İzmir 5. Çocuk Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 19.03.2013 tarih ve 550-240 sayı ile sanık ... ve inceleme dışı sanık ..."nün hırsızlık suçundan TCK"nın 142/1-b ve 31/3. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası; iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçundan TCK"nın 116/2, 119/1-c, 31/3 ve 52. maddeleri uyarınca 4800 TL adli para cezası; mala zarar verme suçundan aynı Kanun"un 151/1, 31/3 ve 52. maddeleri uyarınca 1600 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği,
    Hükümlerin sanık ve inceleme dışı sanık müdafileri tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 22.02.2016 tarih ve 18789-2698 sayı ile, mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerinin reddine, sanık ... hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarından kurulan hükümlerin onanmasına, inceleme dışı sanık ... hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarından kurulan hükümlerin ise atılı suçlamaları kabul etmeyen ..."nün olay yerinde bulunup bulunmadığının tespiti bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
    UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) sistemi üzerinden yapılan incelemede;
    Mağdurlar ... ve ..."a yönelik 08.05.2012 ve 09.05.2012 tarihlerinde meydana gelen hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından sanıklar ... ve ..."nün cezalandırılması talebiyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 10.05.2012 tarihli ve 17117-1740 sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı, İzmir 4. Çocuk Mahkemesince 16.05.2012 tarihinde kaydı kaleme havalesi ile esas defterine kaydedilen iddianamenin 18.05.2012 tarihinde kabulüne karar verilerek yapılan yargılama sonucunda 03.12.2013 tarih ve 501-881 sayı ile; sanıklar ... ve ..."nün hırsızlık suçundan TCK"nın 142/1-b, 143 ve 31/3. maddeleri uyarınca 2 yıl 4 ay hapis cezası; iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçundan TCK"nın 116/2-4, 119/1-c ve 31/3. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 20 gün hapis cezası; mala zarar verme suçundan aynı Kanun"un 151/1 ve 31/3. maddeleri uyarınca 2000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği,
    Hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 13.04.2015 tarih ve 2422-6593 sayı ile; mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin miktar itibarıyla reddine, hırsızlık suçlarından kurulan hükümlerin onanmasına; iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarından kurulan hükümlerin ise "...İş yerine bitişik olmayan, iş yeri sahibinin ya da işçilerin sürekli bulunmadığı depo olarak kullanılan bina vasfındaki yerin, iş yeri veya eklentisi olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla, iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi," nedeniyle bozulmasına karar verildiği,
    Bozma sonrası devam olunan yargılama sonucunda İzmir 4. Çocuk Mahkemesince 23.06.2016 tarih ve 276-415 sayı ile sanıklar ... ve ..."nün 09.05.2012 tarihinde meydana gelen iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarından ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği,
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.12.2016 tarih ve 306786 sayı ile "...Sanık ..."ün kardeş olan katılanlara ait ... Konak/İzmir adresinde bulunan iş yerinin deposuna 09.05.2012 ve 13.05.2012 tarihlerinde, beş gün arayla iki kez girdiğinin anlaşılması karşısında, eylemlerin bir suç işleme kararı ile aynı kişiye karşı birden fazla işlenmesi nedeniyle her iki dava dosyasının da Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiş olduğu gözetildiğinde dosyaların birleştirilerek TCK"nın 43/1. maddesindeki zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği" düşüncesiyle itiraz yasa yoluna başvurulduğu,
    Yargıtay 13. Ceza Dairesince 14.02.2017 tarih ve 20029- 1223 sayı ile itirazın kabulü ile, sanık ... hakkında 09.05.2012 tarihinde meydana gelen hırsızlık suçundan kurulan hükmün bozulmasına karar verildiği,
    Anlaşılmıştır.
    Uyuşmazlık konusunun isabetli bir biçimde çözümlenmesi için "zincirleme suç" hükümleri üzerinde durulmalıdır.
    5237 sayılı TCK’ya hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır." şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." biçiminde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nın "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
    Konumuza ilişkin olan zincirleme suç, 765 sayılı Kanun’un 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı Kanun’un 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
    5237 sayılı TCK"nın 43/1. maddesindeki düzenlemeden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır.
    5237 sayılı TCK"nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
    a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi,
    b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
    c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
    Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan unsurların üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır.
    a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi;
    Aynı suç, 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.” denilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Örneğin, dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hâli de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, 18. Bası, Ankara, 2012. s. 339; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Ankara, 2014, s. 1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 9. Bası, Ankara, 2016, s. 500-507; Türkan Sancar Yalçın, Yeni Türk Ceza Kanununda “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253.).
    765 sayılı TCK’da yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK"nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir.
    5237 sayılı TCK"nın 43/1. maddesinde bulunan “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus 5237 sayılı TCK"nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.
    b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması;
    Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, “haksızlığa uğramış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecektir. Tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur, suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir (M. Emin Artuk-Ahmet Gökcen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Ankara, 2017, s. 303-306; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Ankara, 2015, s. 214-216; Koca-Üzülmez, s. 507-508; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. Cilt, Ankara, 2014, s.7958-7959.).
    Yapılan açıklamalara göre, Kanun’un aynı hükmünün farklı zamanlarda ihlâli aynı kişiye karşı olmalıdır. Kanun’daki bu açık ifade nedeniyle, aynı suçu işleme kararı ile Kanun’un aynı hükmünün farklı zamanlarda, ancak farklı kişilere karşı ihlâl edilmesi hâlinde müteselsil suçtan söz edilemeyecektir. Örneğin, aynı suçu işleme kararı ile farklı zamanlarda birden fazla kişinin malına kasten zarar verilmesi hâlinde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulanamayacaktır. Bunun yerine fail, her bir fiilinden dolayı ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Bununla birlikte bir fiil ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda TCK"nın 43. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun"un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.
    c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi;
    Ceza Genel Kurulunun 14.01.2014 tarihli ve 384-2, 03.12.2013 tarihli ve 1475-577, 30.05.2006 tarihli ve 173-145, 08.07.2003 tarihli ve 189-207, 13.10.1998 tarihli ve 205-304, 20.03.1995 tarihli ve 48-68 ile 02.03.1987 tarihli ve 341-84 sayılı kararlarında "aynı suç işleme kararı" kavramından, kanunun aynı hükmünü birçok kez ihlâl etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine, kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, her hareketinin birbirinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiş, ilk eylemle ikinci eylem arasında makul sayılamayacak uzunca bir sürenin geçmesinin, sanığın aynı suç işleme kararıyla değil, çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle suçu işlediğini gösterdiği belirtilmiştir.
    Öğretide ise aynı suç işleme kararının, kanunun aynı hükmünü birden fazla ihlâl etmek hususunda önceden kurulan bir plan ve genel bir niyet anlamında bulunduğu (Sulhi Dönmezer- Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt 1, 14. Bası, İstanbul, 1999, s. 398 vd.), çok genel bir birliğin, genel bir saik birliği sonucuna götüreceği, saik birliğinin, kararda birliği meydana getiremeyeceği, suç saiki, niyeti, amacı ile kararının karıştırılmaması gerektiği, yine fırsat çıktığı zaman suç işlemek için verilen genel bir kararın, müteselsil suçun bu sübjektif şartını oluşturmayacağı (Türkan Yalçın Sancar, Müteselsil Suç, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1995, s.70 vd.), failin çıkacak her fırsattan yararlanmak hususunda genel ve soyut bir kararının varlığının aynı suç işleme kararının kabulünü gerektirmeyeceği (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 136-137; Koca-Üzülmez, s. 508-510.), Kanun"da kullanılan karar tabirinden anlaşılması gerekenin, failin daha baştan itibaren birden fazla suçu kısım kısım işlemeye yönelik tasavvuru olduğu, önceden bir plan yapmış, niyetini oluşturmuş, fakat bunu bir defada gerçekleştireceği yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plana göre hareket etmiş olduğu için zincirleme suçun kabul edildiği (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Bası, Ankara, 2015, s. 612-613.), zincirleme suç hâlinde failin somut fiiline ve fiillerin bütününe yönelik olmak üzere iki iradesinden söz edilebileceği, zincirleme suç işlemeye yönelik iradenin, yani bir suç işleme kararının her bir suça ilişkin kasıttan önce geldiği (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 4. Bası, İstanbul, 2015, s. 456.), zincirleme suçun sübjektif şartının bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenen suçlar arasında manevi bir bağ bulunması olduğu (Özgenç, s. 564.), suçların işleniş biçimindeki benzerlik, aynı türden fırsatları değerlendirme, suçla korunan hukuki değer, hareketin yöneldiği maddi konunun nitelik ve başkalıkları ve suçlar arasındaki zaman aralığı gibi dışa yansıyan veri ve davranışlardan yararlanılarak tespit edilecek olan bir suç işleme kararının kanunun aynı hükmünü ihlâl etmek hususundaki failin genel planı olduğu (Artuk-Gökcen-Alşahin-Çakır, s. 718-719.) görüşleri ileri sürülmüştür.
    Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır. Böylece suç işleme kararı denilen genel plân, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan suçları birbirine bağlayan ortak bir zemini oluşturur.
    Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir.
    Yapılan açıklamalara göre, zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği konusunda genel ve mutlak bir kural koymak mümkün olmadığından, hangi süre içerisinde işlenirse işlensin, işlenen suç başlangıçtaki genel niyete veya suç işleme konusundaki tek karara dayanıyor ise zincirleme suç hükümleri uygulanacak, ancak işlenen suç failin yeni bir suç işleme kararına dayanıyorsa artık zincirleme suç söz konusu olmayacaktır.
    Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "hukuki kesinti" kavramı üzerinde durulması gerekmektedir.
    Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK"nın 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. İddianamenin düzenlenmesiyle olaylar arasında hukuki kesinti oluştuğundan mahkemece kabul edilmiş iddianamenin düzenlenmesinden sonra devam eden eylemler başka bir ceza soruşturmasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla, hakkında iddianame düzenlenmesinden sonra sanığın aynı suçu tekrar işlemesi durumunda, yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacaktır.
    Buna karşın işlemiş olduğu suçtan dolayı henüz hakkında iddianame düzenlenmeden, sanığın aynı suç işleme kararıyla ve aynı mağdura karşı yeniden suç işlemesi durumunda, hukuki kesinti gerçekleşmeden aynı suçun işlenmesi söz konusu olduğundan sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. Bu durumda sanığın her suçtan ayrı ayrı cezalandırılması yoluna gidilmeyecek, sanığa bir suçtan ceza verildikten sonra hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle cezasından artırım yapılacaktır.
    Buna göre, soruşturma aşamasında sanığın aynı suç işleme kararıyla, aynı mağdura karşı değişik zamanlarda aynı suçu işlediğinin tespit edilmesi durumda, soruşturma dosyalarının birleştirilerek kamu davası açılması, bu hususa riayet edilmeden kamu davalarının açılması hâlinde ise hukuki kesintinin oluşmasından önce sanığın aynı mağdura karşı bir suç işleme kararıyla aynı suçu değişik zamanlarda işlediğinin anlaşılması durumunda dava dosyalarının birleştirilerek sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi isabetli bir uygulama olacaktır.
    Nitekim Ceza Genel Kurulu 18.09.2012 tarihli ve 303-296 sayılı kararı ile 12.03.1996 tarihli ve 24-34 sayılı kararında; "mahkûmiyet hükmü, şikâyetten vazgeçme üzerine verilen düşme kararı ve af yasasında olduğu gibi iddianamenin düzenlenmesi de hukuki kesinti oluşturmaktadır. Mütemadi suçlarda hukuki kesintiden sonra fiile devam edilmesi, müteselsil suçlarda ise fiilin tekrarlanması yeni ve müstakil bir suçu oluşturmaktadır", 11.03.2003 tarihli ve 325-28 sayılı kararında; "iddianame düzenlenmesiyle hukuki kesinti husule geldikten sonraki zapt ve tasarruf eylemleri ayrı bir suçu oluşturur", 05.02.2002 tarihli ve 28-179 sayılı kararında; "iddianameyle dava açılması gibi suçta hukuki kesinti husule gelmesi halinde ayrı bağımsız suçlar oluşur", 03.02.1998 tarihli ve 306-2 sayılı kararında; "iddianamenin düzenlenmesi suçta hukuki kesinti meydana getirir. Mütemadi suçlarda hukuki kesintiden sonra eyleme devam edilmesi yeni ve müstakil bir suçu oluşturduğundan bu konuda ayrıca bir dava açılması zorunludur." sonucuna ulaşmıştır.
    Öğretide de; "İddianame, olaylar arasında hukuki bir kesinti meydana getirir ve iddianameden sonra devam eden olaylar artık başka bir ceza yargılamasının konusunu oluşturur. Bu nedenle, devam eden hareketler, kesin hükme dahil sayılmaz; bunlar, yeni bir yargılamanın konusu yapılabilir. Hukuki kesintiden sonraki eylemler, kendi aralarında zincirleme suç kapsamında değerlendirilebilir" (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, İstanbul, 2013, s.1566-1567; Ali Rıza Çınar, Hükmün Konusu ve Eylemi Değerlendirmede Mahkemenin Yetkisi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, sayı 84, 2009, s.56.). şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
    Öte yandan 1412 sayılı CMUK"da iddianamenin kabulü kurumuna yer verilmemesi nedeniyle Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen iddianamenin mahkemeye verilmesiyle kamu davasının açıldığının kabul edildiği, ancak 5271 sayılı CMK"nın 175. maddesinde iddianamenin kabulü kurumuna yer verilmesi nedeniyle kamu davasının açılmasının iddianamenin kabulü koşuluna bağlandığı görülmektedir. Diğer bir anlatımla kovuşturmanın başlaması için düzenlenen iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesi şarttır. Bu nedenle 01.06.2005 tarihinden sonra düzenlenen iddianamelerin hukuki kesinti oluşturabilmesi için mahkemece kabul edilmiş olması gerekir.
    Buna göre mahkeme tarafından kabul edilen iddianamenin düzenlendiği tarihten itibaren hukuki kesinti oluşacak, sonra devam eden eylemler başka bir ceza davasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla sanık hakkında mahkemece kabul edilmek şartıyla iddianame düzenlendikten sonra, sanık tarafından aynı suçun tekrar işlenmesi durumda hukuki kesinti nedeniyle yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacak, mahkeme tarafından iddianame iade edildiği aşamada ise aynı suç işleme kararıyla ve aynı mağdura karşı yeniden suç işlemesi durumunda hukuki kesinti gerçekleşmediğinden sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanabilecektir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Sanık ..."ün, 08.05.2012 ve 09.05.2012 tarihlerinde...ve ..."a ait iş yerlerinin, ... Konak/İzmir adresinde bulunan deposuna kapı kilidini kırarak girdiği ve içeriden limonata makinası, mayalandırma ünitesi, pizza malzemeleri ve krom tencere çaldığından bahisle hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılması istemiyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 10.05.2012 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığı, İzmir 4. Çocuk Mahkemesince 16.05.2012 tarihinde kaydı kaleme havalesi ile esas defterine kaydedilen iddianamenin 18.05.2012 tarihinde kabulüne karar verilerek yargılamaya başlanıldığı,
    Sanık ..."ün, bu kez 13.05.2012 tarihinde katılan ..."ın, kardeşleri olan ... ve ... ile birlikte kullandığı ... Konak/İzmir adresinde bulunan deposuna kapı kilidini kırarak girdiği ve depodan yiyecek maddeleri ile dondurma yapımında kullanılan malzemeleri çaldığından bahisle hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılması talebiyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında 17.05.2012 tarihinde düzenlenen iddianamenin 25.05.2012 tarihinde Yerel Mahkemece kabulüne karar verildiği olayda;
    Kabul edilme koşulu ile iddianamenin düzenlendiği tarihte hukuki kesintinin gerçekleşeceği yönünde gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun gerekse Yargıtay Dairelerinin istikrarlı içtihatları ve yerleşik uygulamaları gözetildiğinde; incelemeye konu 13.05.2012 tarihinde meydana gelen hırsızlık suçu bakımından 17.05.2012 tarihli iddianame ile kamu davası açılmadan önce, 09.05.2012 tarihinde gerçekleşen hırsızlık suçuna ilişkin 10.05.2012 tarihli iddianamenin İzmir 4. Çocuk Mahkemesince 18.05.2012 tarihinde kabul edilmesi karşısında, 09.05.2012 tarihli hırsızlık suçu ile 13.05.2012 tarihli hırsızlık suçu arasında hukuki kesintinin meydana geldiği, bu nedenle, sanık hakkında incelenen dava bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, sanığın incelemeye konu hırsızlık eylemi ile 09.05.2012 tarihinde meydana gelen hırsızlık eylemi arasında oluşan hukuki kesinti nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartları bulunmadığından, bu dava ile diğer davanın birlikte görülmesinde hukuki yarar bulunmayıp bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    II- Suça konu depo olarak kullanılan bina vasfındaki yerin, iş yeri veya eklentisi niteliğinde olup olmadığı, bu bağlamda; katılan tarafından depoya her gün girilerek malzeme alındığı ve depoda imalata yönelik iş makinalarının bulunduğu belirtilmekle birlikte, burada işçilerin çalışıp çalışmadığı, bir işletme faaliyeti icra edilip edilmediğinin tespiti bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;
    İncelenen dosya kapsamından;
    Katılan ..."ın, kardeşleri ile birlikte işlettiği...isimli iş yerlerine ait olan ve... Konak adresinde bulunan depodan 13.05.2012 tarihinde hırsızlık olayı meydana geldiği yönünde kolluğa müracaatta bulunması üzerine soruşturmaya başlanıldığı,
    Görgü tespit tutanağında; bahse konu yerin iki katlı eski bir ev olup depo olarak kullanıldığı, binanın birinci katında bulunan salonun arka penceresindeki korkuluğun esnetilerek içeriye girilip buradan ana kapının açılmış olduğu bilgilerine yer verildiği,
    Açık kaynaklar üzerinde yapılan araştırmada; ... sayılı yerde bulunan iş yeri ile depo olarak kullanılan yer arasında 400; Anafartalar Caddesi No:57 sayılı yerde bulunan iş yeri ile depo olarak kullanılan yer arasında ise 300 metrelik mesafe bulunduğu,
    Anlaşılmıştır.
    Katılan ... aşamalarda; Anafartalar Caddesi üzerinde, kardeşleri olan...ve ... ile birlikte işlettikleri...isimli iki ayrı iş yerlerinin olduğunu, iş yerlerine yakın olan ve... sayılı adreste bulunan binayı da depo olarak kullandıklarını, yaklaşık bir hafta kadar önce ... ve ... isimli şahısların depodan hırsızlık yaptıklarını, ancak adı geçen şahısların ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldıklarını, olay tarihi olan 13.05.2012 günü sabah saat 07.30 sıralarında iş yeri personelinin deponun birinci katının kapı kilitlerinin kırıldığını ve demirlerinin kesildiğini bildirmesi üzerine olay yerine gittiğinde deponun birinci katında eşya bulunmadığından herhangi bir şey çalınmadığını gördüğünü, bu nedenle müracaatta bulunmadığını, ancak aynı gün bu kez saat 18.00 sıralarında yeniden depoya gittiğini, ikinci katın kapı kilitlerinin kırılarak içeriye girildiğini tespit ettiğini, içeriyi kontrol ettiğinde, içecekler, kaşar peyniri, dondurma yapımında kullanılan malzemeler, krom mutfak malzemesi ve krom tezgâhların olmadığını gördüğünü, çalınan malzemelerin 2000 TL değerinde olduğunu, ifade vermek için karakola gittiğinde ..."ün kendiliğinden gelerek deposundan hırsızlık yaptığını söylediğini, bu şahsın devamlı iş yerlerine ait depoya girdiğini,
    UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) sistemi üzerinden yapılan incelemede;
    İzmir 4. Çocuk Mahkemesinin 2012/501 esas sayılı dosyası kapsamında katılan ...; ... sayılı yerde...isimli bir iş yerlerinin bulunduğunu, aynı cadde üzerinde No: 57 sayılı yerde de kardeşi ..."ın işlettiği...isimli bir iş yerlerinin daha bulunduğunu, 848. Sokak No:12/A sayılı adreste bulunan iki katlı binayı da depo olarak kullandıklarını, 07.05.2012 tarihinde depoyu kontrol ettiğinde herhangi bir olumsuzluğa rastlamadığını, her sabah depoya mal almaya gittiklerini, ertesi gün sabah saat 08.00 sıralarında depoya gittiğinde ön giriş kapısının ahşap kilidinin bağlı olduğu yerin parçalandığını, ana deponun kilidinin ise zorlandığını ancak açılamadığını, ilk girişte birinci katta bulunan kendisine ait bölümde pastahanede kullanılan bir adet limonata makinesi ile bu makinenin krom arabasının çalınmış olduğunu, çalınan malzemelerin 1200 TL değerinde olduğunu, 09.05.2012 tarihinde de kardeşi ..."ın kullandığı bölümden malzeme çalındığını tespit ettiklerini,
    İzmir 4. Çocuk Mahkemesinin 2012/501 esas sayılı dosyası kapsamında katılan ...; ... sayılı adreslerde iş yerlerinin bulunduğunu, bu iş yerlerine yakın olan... sayılı adreste bulunan iki katlı binayı da depo olarak kullandıklarını, 08.05.2012 tarihinde depodan kardeşi ..."a ait malzemelerin çalındığını, 09.05.2012 tarihinde de deponun arka kısmında bulunan korkulukların zorlanarak içeriye girildiğini, ikinci katta bulunan ve kendisine ait olan bölümün kilidinin kırılarak, bir adet mayalandırma ünitesi, pizza malzemesi soğutucusu, on adet çeşitli ebatlarda takım olarak bulunan krom tencere, otuz-kırk adet alüminyum pizza tepsisi, üç adet krom çöp arabası, bir adet kromdan iki metre uzunluğunda döner tezgâhı, bir adet krom panjur, çok sayıda mutfak ekipmanı, limonata makinesi ve ikili tüp ocağı olmak üzere toplamda 20.000 TL değerindeki malzemesinin çalındığını, malzemelerin ikinci el olduğunu, çalınan eşyanın arasında bulunan mayalandırma ünitesinin depodan nasıl çıkarıldığını anlayamadığını, çünkü beş-altı kişinin bu üniteyi ikinci kata zor çıkardıklarını, kromdan yapılma olduğu için ünitenin ağır olduğunu,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık aşamalarda; Suçlamayı kabul ettiğini, zararı gidermediğini, pişman olduğunu savunmuştur.
    Konut dokunulmazlığının ihlâli suçu TCK’nın “Kişilere Karşı Suçlar” kısmının “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümündeki 116. maddesinde;
    “1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    2) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
    3) Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.
    4) Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş,
    Madde gerekçesinde; “Madde, Anayasanın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığını ihlâl fiillerini suç olarak tanımlamaktadır. Konut dokunulmazlığının ihlâli, kişinin kendisine özgü barış ve sükûnunu ve yuvasındaki yaşamının sulh ve selametle cereyanı için var olması gerekli güvenlik duygusunun sarsılmasını ifade etmektedir.
    Bireylere karşı işlenen ve aynı zamanda onların muhtaç oldukları güvenlik ve sükûnu ihlâl eyleyen bu fiillerin, hürriyete karşı işlenen suçlar arasında bir suç olarak tanımlanması uygun görülmüştür.” biçiminde açıklamalara yer verilmiştir.
    Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere konut dokunulmazlığının ihlâli ile mülkiyet ve zilyetlik hakkı değil kişi hürriyeti korunmaktadır. Kanunda mülkiyet ve zilyetliği koruyan başka hükümler bulunmakta olup bu suçla kişilerin konutlarındaki güvenlik duygusu, sükûn ve huzurlarının korunması amaçlanmaktadır.
    Gelinen aşamada "iş yeri" ve "eklenti" kavramları üzerinde de durulmalıdır.
    Türk Ceza Kanunu"nda iş yeri ve eklenti kavramlarının tanımı yapılmamış, bu kavramlardan ne anlaşılması gerektiği öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır.
    4857 sayılı İş Kanunu"nun ikinci maddesine göre iş yeri; işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim olarak tanımlanmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında işverenin iş yerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve meslekî eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçların da iş yerinden sayılacağı; üçüncü fıkrada da iş yerinin, iş yerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütün olduğu belirtilmiştir.
    Türk Dil Kurumu Sözlüğünde iş yeri; "bir görevin yapıldığı yer, işçinin iş sözleşmesine göre çalıştığı yer" olarak tanımlanmış, öğretide; "esas olarak belirli bir zaman dilimi içinde ya da sürekli, sınaî, sanatsal, bilimsel ve benzeri amaçlara hizmet eden, sabit ya da sabit olmayan kapalı işletme veya satış yerleri" şeklinde açıklanmıştır. (Serap Keskin Kiziroğlu, Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçu, Birinci Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, s. 68)
    Eklenti ise, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; "herhangi bir yapıya göre ayrı bir işlevi bulunan bölümler veya yapılar, bir bütünü tamamlayan diğer küçük bölümler" şeklinde tanımlanmış olup öğretide de; "doğrudan doğruya veya dolaylı olarak konuta bağlı olup fiilen konutun kullanılmasına özgülenen veya onu tamamlayan, o yerin başkasına aidiyetini simgeleyen, engellerle dış dünyadan ayrı tutulmuş yer" (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, Murat R. Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 15. Baskı, Ankara, 2017, s. 528), "binaya doğrudan veya dolayısıyla bağlı olan ve binanın hizmetine tahsis edilen, onu tamamlayan mahaller" (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Yenerer Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt 1, 3. Baskı, İstanbul, 2016, s. 321), "konuta bitişik veya yakın olması şart olmayan, dış dünyadan belirli işaretlerle ayrılan ve rıza hilâfına girildiğinde konuttakilerin huzur ve sükûnunun bozulduğu yerler" (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Ankara, 2017, s. 432) şeklindeki tanımlamalara yer verilmiştir.
    Bu açıklamalar ışığında suça konu depo olarak kullanılan yerin iş yeri veya eklentisi niteliğinde olup olmadığı, bu bağlamda, burada bir işletme faaliyeti icra edilip edilmediğinin tespiti bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak karar verilip verilmediğine ilişkin uyuşmazlık konularının birlikte değerlendirilmesinde;
    Sanık ..."ün, inceleme dışı sanık ... ile birlikte 13.05.2012 tarihinde gündüz bir vakitte, katılan ..."ın, kardeşleri ... ve...ile birlikte işlettikleri...isimli iş yerlerine ait depoya hırsızlık amacıyla gelerek deponun arka tarafında bulunan pencere korkuluklarını esnetmek suretiyle içeriye girip katılan ..."a ait malzemeleri çaldığı olayda;
    Katılan ... ile kardeşleri olan...ve ..."ın, ... sayılı adreslerde...isimli iş yerlerinin bulunduğu, iş yerlerine 300 ve 400 metre mesafede olan ve... sayılı adreste bulunan iki katlı binayı da depo olarak kullandıkları, katılan ve kardeşlerinin malzeme almak amacıyla her gün depoya gelip gittikleri, depo olarak kullanılan yerde krom mayalandırma ünitesi, pizza malzemesi soğutucusu, çeşitli ebatlarda takım olarak bulunan krom tencereler, alüminyum pizza tepsileri, iki metre uzunluğunda krom döner tezgâhı, çok sayıda mutfak ekipmanı, limonata makinesi ve arabası, ikili tüp ocağı, içecekler ile pizza ve dondurma yapımında kullanılan malzemeler gibi imalata yönelik gıda malzemeleri yanında iş makinelerinin de bulunduğu anlaşılmakla birlikte, her ne kadar deponun, eklenti sayılabilmesi için iş yerine bitişik ya da yakın olması gerekmemekte ise de, deponun No:12 sayılı iş yerine 400 metre, No:57 sayılı iş yerine ise 300 metre uzaklıkta bulunması, iş yerleri ile depo arasında çok sayıda başka iş yerlerinin ve binaların da yer alması, katılanın depoda üretim yapıldığı yönünde bir beyanda bulunmayıp buraya malzeme koyduklarını beyan etmesi karşısında, depoda iş yerlerine yönelik üretim yapılıp yapılmadığı, bir işletme faaliyeti icra edilip edilmediği yönünde eksik araştırmaya dayalı olarak karar verilmediğinin,
    katılan veya çalışanları tarafından her gün yalnızca malzeme almak amacıyla gidilen ve iş yerlerine yönelik bir üretim yapılmadığı anlaşılan deponun iş yeri veya eklentisi niteliğinde olmadığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
    Bu itibarla bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, yasal unsurları itibarıyla oluşmayan iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçundan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
    Suça konu depoda bir işletme faaliyetinin bulunup bulunmadığının tespiti bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığına ilişkin ön sorun nedeniyle çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; eksik araştırma bulunduğu düşüncesiyle,
    Suça konu deponun iş yeri veya eklentisi niteliğinde olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından ise çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; deponun iş yeri niteliğini taşıdığı ve atılı suçun yasal unsurları itibarıyla oluştuğu görüşüyle,
    Karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ;
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının,
    a) Sanık hakkında, 09.05.2012 tarihli eylemi nedeniyle 10.05.2012 tarihinde düzenlenip 18.05.2012 tarihinde kabul edilen; 13.05.2012 tarihli eylemi nedeniyle de 17.05.2012 tarihinde açılan kamu davalarına konu hırsızlık suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık bakımından REDDİNE,
    b) Suça konu depo olarak kullanılan bina vasfındaki yerin, iş yeri veya eklentisi niteliğinde olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından KABULÜNE,
    2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 22.02.2016 tarihli ve 18789-2698 sayılı sanık ... hakkında iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçuna yönelik onama kararının KALDIRILMASINA,
    3- İzmir 5. Çocuk Mahkemesinin 19.03.2013 tarihli ve 550-240 sayılı sanık ... hakkında iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, yasal unsurları itibarıyla oluşmayan atılı suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.12.2019 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle, ön sorun ve diğer uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi