
Esas No: 2017/564
Karar No: 2019/717
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/564 Esas 2019/717 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Çocuk Ağır Ceza
Sayısı : 270-440
Nitelikli yağma suçundan sanık ..."un TCK’nın 149/1-c, 168/3, 31/3, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.02.2013 tarihli ve 203-34 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 22.06.2016 tarih ve 4739-5353 sayı ile;
“...Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-) Oluş ve dosya içeriğine göre; yakınan ..."nun soruşturma aşamasındaki beyanında; sanığın kendisini yanına çağırdığını, sanığın yanında tanımadığı üç şahsın bulunduğunu, cebinde ne olduğunu sorduğunu, kendisinin cebinde cep telefonu olduğunu söylemesi üzerine cep telefonunu istediğini, cep telefonunu vermek istemeyince sanığın kendisini darbederek cep telefonunu zorla aldığını ve "sakın polise ve ailene söyleme, eğer söylersen seni öldürürüm, cezaevine girer çıkar yine seninle uğraşırım" dediğini,
Mahkemede ise "Sanıktan şikâyetçi olmadığını, aileler arasında barıştıklarını, durumu hallettiklerini, olay günü sanıkla karşılaştığını, sanığın yanına selam vermeye gittiğini, daha önce aralarında bir kavganın olduğunu, konuşma sırasında tekrar tartışmaya başladıklarını ve kavga ettiklerini, bu olaydan önce cep telefonunun kayıp olması sebebiyle karakola gidip sanık hakkında şikâyetçi olduğunu, sanığın cep telefonunu yağmaladığını söylediğini, kaybolan telefonunu bulamadığını, polis merkezinde vermiş olduğu ifadesini kabul etmediğini, kavgalı olmaları sebebiyle sanığa iftira attığını" söylediği;
Sanık ..."un ise tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmediğini, yakınanı tanıdığını, aralarında daha önceden kavga ettikleri için husumet olduğunu, yakınanın telefonunu almadığını savunduğu, mağdurun değişen beyanı dikkate alındığında öncelikle çözümlenmesi gereken sorunun, sanığın suç teşkil eden haksız bir fiilinin olup olmadığı, var ise bunun hukuki nitelendirilmesinin ne olduğudur.
Hâl böyle olunca;
Yakınanın yağmalandığını iddia ettiği 05.. 2.. 5. 8. numaralı hattın kullanıldığı telefonun IMEI numarasının tespit edilip, bu telefon ile olaydan sonra herhangi bir arama yapılıp yapılmadığı etkin bir şekilde araştırılıp sonucuna göre iddia, savunma ve deliller bir bütün hâlinde değerlendirilip, hangi beyana hangi sebeplerle üstünlük tanındığı da karar yerinde denetime olanak verecek şekilde tartışılmadan, eksik soruşturma ile yetinilip, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
2-) Sanık hakkında şartları oluşmadığı hâlde TCK"nın 168. maddesi ile uygulama yapılarak eksik ceza tayini,
3-) 5237 sayılı TCK"nın 168/3. maddesinin, 31/3. maddesinden önce uygulanması suretiyle aynı Kanun"un 61. maddesine aykırı davranılması,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi ise 09.11.2016 tarih ve 270-440 sayı ile;
"...Mağdurun kendisine yönelik bir yağma eyleminden hemen sonra sıcağı sıcağına polis merkezine şikâyette bulunduğu ve önceden tasarlanması mümkün olmayan ve polis memurlarının da bilemeyeceği olayları sebep sonuç ilişkisi içerisinde ve samimi olarak anlattığı ve sanığa iftira etmesi için hiçbir neden bulunmadığı ancak sanığın tutuklandıktan sonra ailelerin araya girmesi ve mağdura 300 TL verip şikâyetten vazgeçmesini sağlamak amacıyla girişimde bulunmaları nedeniyle mağdurun hiçbir dayanağı bulunmayan ve açıkça sanığı hapis cezasından kurtarmak amacıyla eski ifadesinden dönmesi Mahkememizce kabule değer görülmemiştir. Dosyada toplanan delillere göre, yakınanın yağmalandığını iddia ettiği 05.. 2.. 5. 8. numaralı hattın kullanıldığı telefonun IMEI numarasının tespit edilerek bu telefon ile olaydan sonra herhangi bir arama yapılıp yapılmadığının etkin bir şekilde araştırılmasınının işin esasına etki etmeyeceği ve böylelikle Mahkememizce usul ekonomisine ve yargılamanın çabukluğu ilkesine aykırı düşeceği," şeklindeki gerekçeyle kabule göre yapılan bozma nedenlerine uymuş, diğer bozma nedenine direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.12.2016 tarihli ve 393627 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesiyle 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 06.04.2017 tarih ve 148-877 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında 19.06.2012 tarihinden önce işlediği iddiasıyla yağma suçundan açılan kamu davasına yönelik verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanığın 19.06.2012 tarihinde işlediği iddia edilen nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı nitelikli yağma suçunun sabit olup olmadığının tespiti bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanıkla kimliği tespit edilemeyen üç arkadaşının 19.06.2012 tarihinde gündüz vakti yolda yürüyen mağduru yanlarına çağırıp cebinde ne olduğunu sordukları, mağdurun “Cep telefonu var.” demesi üzerine, sanığın bu telefonu kendisine vermesini istediği, mağdurun daha önce de parasını ve cep telefonunu alması nedeniyle korktuğu sanığa suça konu telefonunu verdiği, bu esnada mağdur nişanlısı tarafından aranması nedeniyle telefonu geri alıp konuştuktan sonra söz konusu cep telefonunu vermek istemediğini söylediği ancak sanığın, mağdurun koluna vurup telefonu zorla aldığı “Sakın polise ve ailene söyleme, eğer söylersen seni öldürürüm, cezaevine girer çıkar yine seninle uğraşırım.” şeklinde sözler sarf ettiği, olay yerindeki arkadaşlarının da sanığa destek verdiği ve mağdurun basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif şekilde yaralandığı iddiasıyla kamu davası açıldığı,
29.06.2012 tarihli teşhis tutanağından; mağdurun birden çok kişi arasından sanığı teşhis ettiği,
Kartal Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünün 20.06.2012 tarihli raporu ile Kartal Yavuz Selim Devlet Hastanesinin 19.06.2012 tarihli geçici adli muayene raporundan; mağdurla ilgili olarak tıbbî müdahaleyi gerektirir bir hususun saptanamadığı,
01.11.2012 tarihli Sosyal İnceleme Raporunda; sanığın aile içerisinde özdeşim yapabileceği olumlu modellerin bulunmadığı, sosyal çevre ve arkadaş ortamının sanık açısından olumsuz rol model olduğu, sanığın dengeli bir sosyal deneyim ve duygusal etkileşimden yoksun kaldığı ve bunun sonucunda yakın çevresindeki kriminal oluşumların riski içerisinde olduğu, hakkında danışmanlık tedbiri uygulanması ve denetim altına alınarak eğitim tedbirinin uygulanması gerektiğinin bildirildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur ... Kollukta; 19.06.2012 tarihinde saat 14.30 sıralarında okuldan çıkıp Yavuz Sultan Selim Parkı yakınında yürürken ismini ... olarak bildiği, daha önce de kendisinden zorla para ve cep telefonunu alan şahsın çağırması üzerine kötülük yapabileceğinden korkarak yanına gittiğini, ... ve... isimli şahısların da orada bulunduğunu, ..."un cebinde ne olduğunu sorduğunu, "Cep telefonum var." diye cevap verince telefonunu istediğini, korktuğundan dolayı suça konu telefonunu sanığa verdiğini, o sırada sözlüsünün araması üzerine ..."tan telefonu geri alıp hiçbir şey yokmuş gibi sözlüsüyle konuştuğunu, ..."un tekrar telefonu istediğini, vermek istemeyince sağ koluna vurduğunu, içerisinde 0 5.. 2.. 5. 8. numaralı hattı takılı olduğu hâlde Nokia C-3 marka telefonunu ..."a vermek zorunda kaldığını, ..."un "Bunu sakın ailene veya polise söyleme. Eğer söylersen seni öldürürüm. Ben bundan 8 yıl ceza evinde yatarım, çıkar yine seninle uğraşırım. Ben yoksam arkadaşlarım var. Senin icabına bakarlar." dediğini, yanındakilerle birlikte olay yerinden uzaklaştığını, yaklaşık 7-8 dakika sonra soy ismini bilmediği... isimli şahsın yanına gelerek "Bence ..."un söylediklerini dikkate al. ... telefonu satıp bir yere gidecek. Dönünce sana yeni telefon alacak." dediğini, kollukta yaptığı fotoğraf teşhisinde ... diye bildiği şahsın sanık ... olduğunu öğrendiğini,
Mahkemede; sanıktan şikâyetçi olmadığını, aile arasında barıştıklarını, durumu hâllettiklerini, olay günü sanıkla karşılaşıp selam vermek üzere yanına gittiğini, daha önce aralarında bir kavga olayı yaşandığını, sanıkla konuşurken tekrar tartışmaya başladıklarını, olaydan önce kaybolan cep telefonuyla ilgili olarak sanığı şikâyet etmek üzere karakola gidip iftira attığını, sanığın hiçbir zaman cep telefonunu yağmalamadığını, kaybolan telefonunu bulamadığını, kolluktaki ifadesiyle oluşan çelişki nedeni ile sorulduğunda; o ifadesini kabul etmediğini, daha önce sanıkla kavga ettikleri için iftira attığını, olay yerinde bulunan..."in ailesinin polis merkezine geldiğini ve onunla da barıştıklarını, bir sonraki celsede ise; sanığın ailesinin zararına karşılık olarak olaydan bir hafta sonra 300 TL verdiğini, aslında bu parayı şikâyetçi olmaması için verdiklerini,
İfade etmiştir.
Sanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; suçlamayı kabul etmediğini, aynı mahallede oturmaları nedeniyle tanıdığı mağdurun telefonunu zorla almadığını, böyle bir yağma olayının hiç yaşanmadığını, mahallede ... değil... olarak tanındığını,
Mahkemede; mağdurun arkadaşı olduğunu, daha önce hatırlayamadığı bir tarihte kavga ettiklerini, mağdurun kendisine "Sen bir gün göreceksin" dediğini, mağdurun 19.06.2012 tarihi ve öncesine yönelik yağma iddialarını kabul etmediğini, soruşturma aşamasındaki savunmasıyla oluşan çelişki nedeniyle sorulduğunda; orada da aynı savunmayı yapmasına rağmen neden beyanlarının farklı geçtiğini bilmediğini, hatırlayamadığı bir tarihte mağdurun Gamze isimli kız arkadaşını rahatsız etmesi nedeniyle kavga ettiklerini, bu nedenle mağdurun kendisine iftira attığını, adının... olduğunu, kimsenin kendisine ... diye hitap etmediğini, mağdurun önceden kendisini tanıdığı için teşhis ettiğini, sonraki oturumlarda; ailesinin mağdura 300 TL vermesini kabul etmediğini, söz konusu paranın da şikâyetinden vazgeçmesi için mağdura verildiğini, ailesinin bu şekilde bir ödeme yapmasına karşı olmadığını,
Savunmuştur.
Yağma suçu TCK"nın 148. maddesinde;
"1-Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2- Cebir veya tehdit kullanılarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet hâline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi hâlinde de aynı ceza verilir.
3-Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hâle getirilmesi de, yağma suçunda cebir sayılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Aynı Kanun"un suç tarihinde yürürlükte bulunan şekliyle 149. maddesinin 1. fıkrasında yağma suçunun nitelikli hâlleri;
"a) Silâhla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde,
e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,
h) Gece vaktinde,
İşlenmesi hâlinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." biçiminde sayılmıştır.
Aynı maddenin ikinci fıkrasında da yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir.
Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK"nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da mal varlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.
Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.
Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.
Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir.
Suç tarihi itibarıyla 149. maddede yağma suçunun nitelikli hâlleri arasında birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi sayılmış olup 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 64. maddesi ile yağma suçunun konut ve iş yerlerinin eklentilerinde işlenmesi hâli de diğer bir nitelikli hâl olarak Kanun maddesine eklenmiştir.
Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, 19.06.2012 tarihinde okuldan çıkarak evine doğru giden mağduru Yavuz Sultan Selim Parkı yakınlarında görüp yanına çağırdığı, cebinde ne olduğunu sorduğu, mağdurun “Cep telefonu var.” demesi üzerine söz konusu telefonu vermesini istediği, mağdurun daha önce de parasını ve cep telefonunu alması nedeniyle korktuğu sanığa telefonunu teslim ettiği, bu arada sözlüsünün araması nedeniyle telefonunu geri alan mağdurun hiçbir şey belli etmeden konuşma yaptıktan sonra suça konu telefonu geri vermek istemediği, sanığın bu duruma sinirlenip mağdurun koluna vurarak söz konusu telefonu aldığı, “Bunu sakın ailene veya polise söyleme. Eğer söylersen seni öldürürüm. Ben bundan 8 yıl ceza evinde yatarım, çıkar yine seninle uğraşırım. Ben yoksam arkadaşlarım var. Senin icabına bakarlar." dediği, bu esnada sanığın yanında kimliği tespit edilemeyen iki arkadaşının da bulunduğunun iddia edildiği olayda; mağdurun soruşturma aşamasında sanığı suçlayarak cep telefonunu sanığın ve yanındaki kimliği tespit edilemeyen arkadaşlarının yağmaladığını söylemesine rağmen kovuşturma aşamasında bu beyanlarını değiştirip sanıkla aralarında eskiye dayalı husumet bulunduğunu, olay tarihinde de kavga ettikleri için kaybolan telefonuyla ilgili olarak sanığa iftira attığını, sanığın yanındaki açık kimliği tespit edilemeyen... isimli şahsın ailesi ile karakolda barıştıklarını ve sanığın ailesinin de olaydan bir hafta sonra şikâyetçi olmaması için kendisine 300 TL verdiğini beyan etmesi karşısında, mağdurun beyanlarının sanığı suçtan kurtarmaya mı, şikâyetten vazgeçmeye mi yoksa suç isnadına mı yönelik olduğunun anlaşılamaması, sanığın da savunmasında mağdurla aralarında önceye dayalı husumet bulunduğunu ve söz konusu paranın da şikâyetinden vazgeçmesi için mağdura verildiğini söylemesi, ayrıca mağdura ait cep telefonunun hâlen kayıp olması gözetilerek 05.. 2.. 5. 8. numaralı hattın içinde olduğu halde yağmalandığı iddia edilen telefonun IMEI numarasının belirlenip bu telefonla olay günü ve sonrasında herhangi bir görüşme yapılıp yapılmadığının, yapılmışsa kim veya kimler tarafından yapıldığının tespit edilmesinden sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, mağdurun yağmalandığı iddia edilen cep telefonunun suç tarihinde ve sonrasında kim ya da kimler tarafından kullanıldığı tespit edilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmadığından, Yerel Mahkeme direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa atılı nitelikli yağma suçunun sabit olduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 09.11.2016 tarihli ve 270-440 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün eksik araştırmayla karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, Mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.12.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.