
Esas No: 2014/228
Karar No: 2018/2
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/228 Esas 2018/2 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Günü : 15.03.2012
Sayısı : 197-95
5015 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanıklar ... ve ..."un aynı Kanunun Ek 5/1, TCK’nun 62, 52, 53 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 1.660 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hapis cezalarının ertelenmesine, adli para cezalarının taksitlendirilmesine ve hak yoksunluğuna ilişkin Kahta Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.03.2012 gün ve 197-95 sayılı hükümlerin, sanıkların müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 06.06.2013 gün ve 28270-12425 sayı ile TCK"nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına oyçokluğuyla karar verilmiş,
Daire Üyesi O. Koçak, "Gümrükler Genel Müdürlüğünün 18157 sayı ve 22.07.2008 tarihli yazısı ile eşyanın müsaderesinin mümkün olmaması hâlinde gümrüklenmiş değer ya da kaim değere eşit tutarda zararın sanıktan tahsili ile kamu zararının karşılanacağı benzer dosyalarda bildirilmiş olması nedeniyle mevcut davada da suç eşyasına el konulmuş ve zoralımına karar verilmiş olmasına göre zoralım nedeniyle idarenin zararı olmamasına rağmen "zararın giderilmediği" gerekçesiyle ayrıca CMK"nun 231/9. fıkrasına göre tazminatın denetim süresince de giderilmesi mümkün olduğundan aynı durum Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu için de söz konusu olup CMK"nun 231. maddesinin uygulanmaması usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.01.2014 gün ve 381311 sayı ile;
"...1- Sanıkların Kahta ilçesi Durak köyünde işletmekte oldukları petrol istasyonunda yapılan kontrol sonucunda benzin pompalarından alınan numuneler üzerinde yaptırılan analiz sonucunda marker seviyesinin geçersiz olduğunun tespit edildiği belirlenmiş olup eylemin sübutu konusunda Özel Daire ile bir ihtilâf bulunmamaktadır.
2- İhtilâfa konu olay, sanıklar hakkında mağdurun zararının giderilmemesi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesine ilişkin gerekçenin yasal olup olmadığına ilişkindir.
3- Yasal mevzuat, Özel Daire ve CGK kararları birlikte incelendiğinde;
a) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına esas kamu zararının kapsamını maddi zararlar oluşturmakta olup hakimin basit bir araştırma ile bu zararları tespit edebilmesi yeterlidir.
b) Kaçakçılık suçlarında, eşyanın yasal olmayan yollardan yurda getirilmesi ve yurt içinde alım satıma konu edilmesi hâlinde eşyanın yasal olarak ithâlinde öngörülen gümrük vergileri ile diğer eş etkili vergiler ve mali yükler ödenmediğinden, yoksun kalınan bu gelir kamu zararı olarak kabul edilmektedir.
c) Ancak suça konu eşyanın teknik bir konu olan, yıllara göre değişkenlik arz eden ve kamu zararının hesaplanmasına dayanak oluşturan gümrüklenmiş değerlerinin basit bir araştırmayla öğrenilmesi olanaklı olmadığından, zararın bilirkişi tarafından belirlenen cif değerine esas gümrüklenmiş değer üzerinden belirlenerek sanıklara bildirilmesi ve sonucuna göre haklarındaki hükümlerin açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına karar verilmesi gerekmektedir.
d) Ayrıca kamu zararının bizzat sanıklar tarafından giderilmesi gerekmeyip sanıklar adına, onların bilgisi ve rızası dışında üçüncü kişiler tarafından da tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi olanaklı gözükmektedir.
e) Ancak sanıkların bu kurumdan istifade edebilmeleri için irade göstermeleri gerekmekte olup Yargıtay Ceza Genel Kurulu 25.12.2012 gün ve 1315-1871 sayılı kararında da zımnen belirtildiği gibi, iradenin hükmün incelenmesi aşamasına kadar gösterilmesi yeterli sayılmalıdır.
f) Dosya incelendiğinde, sanıkların kamu zararını giderme konusundaki iradelerini, hüküm tarihi olan 15.03.2012 tarihinden hemen sonra 27.04.2012 tarihinde göstererek kendilerine bildirilen ve kamu zararı olan miktarları (2.237,70 Lira ve 1.355,80 Lira) yatırdıkları anlaşılmaktadır.
Bu hâlde yerel mahkeme tarafından yukarıda yazılı yöntem uyarınca gerçek kamu zararı belirlenerek sanıklara bildirildikten sonra sanıkların hukuki durumlarının tayin ve tespitinin gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 19.02.2014 gün, 3665-3424 sayı ve oyçokluğu ile, itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkemece, sanıklar hakkında CMK"nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
02.02.2009 tarihinde, Adıyaman İl Jandarma Komutanlığı KOM Şube Müdürlüğü ekiplerince Durak köyünde bulunan sanıklara ait akaryakıt istasyonunda yapılan ulusal marker denetimi esnasında, istasyonun 1 numaralı akaryakıt tankından alınan numunenin ulusal marker ölçümünün yapıldığı ve marker seviyesinin geçersiz çıktığı, Tübitak MAM raporunda da aynı sonucuna ulaşıldığı, bu şekilde kaçak olduğu tespit edilen akaryakıtın Kahta Sulh Ceza Mahkemesince tasfiyesine karar verildiği,
Sanıkların suç tarihi itibarıyla adli sicil kayıtlarının bulunmadığı,
Sanık ..."ın; akaryakıt istasyonunu diğer sanık ...."dan kiraladığını ve tek başına işlettiğini, olay günü akaryakıt istasyonunda yapılan kontrolde, motorin ve euro dizel yakıtlarındaki marker seviyelerinin geçerli, benzindeki marker seviyesinin ise geçersiz olduğunun tespit edildiğini, bunun deponun kirli olmasından veya Tüpraşın kendilerine bu şekilde akaryakıt vermesinden kaynaklanmış olabileceğini, Batman Tüpraş rafinerisi dışındaki yerlerden yakıt almadıklarını savunduğu,
Sanık ..."un; denetime konu akaryakıt istasyonu adına kayıtlı ise de tüm işlerini diğer sanık ..."ın takip ettiğini, istasyondaki yakıtın marker seviyesi hakkında bir bilgisinin olmadığını savunduğu,
Yerel Mahkemece kamu zararı tespit ettirilmeden, sanıklara kamu zararını karşılayıp karşılamayacakları ve haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasını isteyip istemedikleri sorulmadan, "mağdurun zararının giderilmemesi" şeklindeki gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği,
Hüküm fıkrasında, TCK"nun 53. maddesi uygulanırken; "Sanıkların TCK"nun 53/1 maddesinin a, b, d, e bentlerinde sayılan hakları kullanmaktan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, c bendinde sayılan hakları kullanmaktan koşulla salıverilme tarihine karar ayrı ayrı yoksun bırakılmasına" şeklinde açıklamalara yer verildiği,
Sanıklar müdafiinin temyiz aşamasında verdiği 01.03.2013 tarihli dilekçesi ekinde fotokopi şeklinde sunduğu;
a) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca sanıklar müdafiine hitaben düzenlenen 19.04.2012 tarihli yazıda; "suça konu akaryakıtın tasfiyesinden elde edilen bedel İl Özel İdaresine aktarıldığından kurumun zararının olmadığı, bu hususun Maliyeden araştırılması gerektiği" şeklinde açıklamaların olduğu,
b) İl Özel İdaresince sanık ..."a verilen 27.04.2012 tarihli cevabi yazıda; toplam 1.884 litre kaçak akaryakıtın bedeli olan 1.884 Liranın İl Özel İdaresi hesaplarına aktarıldığının bildirildiği,
c) Vergi Dairesince düzenlenen 27.04.2012 tarihli tutanakta; sanık ..."un kendilerine başvurarak, 02.02.2009 tarihinde yapılan marker ölçümleri sırasında deposunda bulunan benzinle ilgili olarak meydana gelen özel tüketim vergisi ve buna bağlı hesaplanması gereken katma değer vergisi tutarını kamu zararı kapsamında ihtirazi kayıtla ödemek istediğini bildirdiği, ulusal markeri bulunmayan ya da standartlara uygun olmayan 1.884 litre benzin için ÖTV (2.810 Lira) ve KDV (505,8 Lira) olarak tarh edilmesi gereken 3.315,8 Liranın toplam vergi kaybını ifade ettiği yönünde açıklamalara yer verildiği,
d) 27.04.2012 tarihli vergi dairesi alındı belgesine göre; sanık ... tarafından ÖTV ve KDV olarak toplam 2.237,7 Liranın ödendiği,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesi ile uygulanma şartlarının üzerinde durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 gün ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, maddenin 8. fıkrasına 28.06.2014 gün ve 29044 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 72. maddesiyle "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir.
5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK"nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1) Suça ilişkin olarak;
a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2) Sanığa ilişkin olarak;
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
5271 sayılı CMK’nun 231/6-b maddesindeki “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip, hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif şartlarından birisi de, suçun işlenmesiyle mağdurun ya da kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesidir. Burada kastedilen maddi zarar olup manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir.
Maddi zararın bizzat sanık tarafından giderilmesi gerekmeyip sanık adına ancak onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle karşılanması da mümkündür. Suçun işlenmesiyle herhangi bir zararın doğmadığı ya da zarar doğurmaya elverişli olmayan suçlar yönünden ise bu şart aranmayacaktır.
Zarar belirlenirken hâkim, ceza muhakemesinde şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini göz önünde bulundurarak, kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hâkimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla tespit etmeye çalışmamalıdır. Zira CMK"nun 231. maddesindeki düzenleme, kişinin ileride hukuk mahkemesinde bir şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararın kalan kısmına hükmedilmesini istemesine engel değildir.
Zararın herhangi bir araştırma yapılmaksızın herkes tarafından kolaylıkla belirlenebile- ceği durumlarda sanığın, zarar görenin talebi veya mahkemenin ihtarı olmaksızın kendiliğinden zararı gidermesi gerekmektedir. Bunun yanında, bazı olaylarda, zararın tespiti teknik bilgi gerektirdiğinden, ancak konusunun uzmanı bilirkişiler aracılığıyla belirlenebilmektedir. Bu gibi durumlarda zararın miktarı hâkim tarafından belirlenemiyorsa, bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve zararın karşılanması konusunda iradesini gösteren sanıktan belirlenen bu miktar zararı giderip gidermeyeceği açıkça sorulduktan sonra, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı tartışılmalıdır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaydaki uyuşmazlık bakımından kaçakçılık suçlarında kamunun uğradığı zararın giderilmesi şartının nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği hususunun ayrıca ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.
5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71. maddesinde kamu zararı; "mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması" şeklinde tanımlanmıştır. Kaçakçılık suçlarında suça konu eşya gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın ya da aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal veya ihraç edildiğinden gümrük idaresi veya başka idarelerce eşyanın ithali veya ihracına bağlı olarak uygulanan gümrük vergileri tahsil edilemediği veya eksik tahsil edildiğinden kamunun zarara uğradığı açıktır. Bu nedenle kaçakçılığa konu olan eşya, yasal olarak ithal ya da ihraç edilseydi alınması gerekip de alınamayan gümrük vergileri, kaçakçılık suçlarında kamunun uğradığı zarar olduğu kabul edilmelidir. (Seyfettin Çilesiz, İçtihatlı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Açıklaması, 3. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 26; İhsan Baştürk, Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2012, s. 475) Nitekim kaçakçılık suçlarına bakan Özel Dairenin yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır.
Kaçakçılık suçunun işlenmesiyle kamunun mahrum kaldığı gümrük vergi tutarının belirlenmesi teknik bir konu olup, yıllara göre değişkenlik arz etmesi ve eşyanın niteliğine göre farklı tarife ve cetvellere tabi bulunması nedenleriyle bu tutarın herkes tarafından kolayca belirlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle gümrük idaresince alınması gerekip de alınamayan gümrük vergileri hesaplattırılmalı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini talep eden sanığa bu miktar bildirilip, zararı karşılayıp karşılamayacağı açıkça sorulduktan sonra bu konuda bir karar verilmelidir.
Diğer taraftan, CMK"nun 231. maddesinin dokuzuncu fıkrasındaki; "altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir" şeklindeki düzenleme uyarınca, zararın denetim süresi içinde taksitler halinde ödenmesine karar vermek suretiyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verme imkânı bulunmaktadır. Ancak bu ihtimal, Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 gün ve 91-212 sayılı kararında açıklandığı üzere, sanığın zararın tamamını giderme yönündeki samimi iradesine karşın zarar miktarının derhal ödemeyi imkânsız kılacak şekilde büyük olması ve failin ekonomik durumu gibi nedenlerle zararın bir defada karşılanamaması hâllerinde söz konusu olabilecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Teknik bir konu olması nedeniyle herkes tarafından kolayca belirlenmesi mümkün olmayan kaçakçılığa konu akaryakıtın gümrük vergilerinin varsa sanıklar tarafından yapılan ödemeler de dikkate alınmak suretiyle hesaplattırılarak giderilmesi gereken kamu zararının belirlenmesi ve sanıklara bu zararı giderip gidermeyeceklerinin sorulması, kamu zararını gidermeyi istemeleri hâlinde makûl bir süre de verilerek bu hususta kendilerine imkân tanınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken sanıklar hakkındaki hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmamasına ilişkin olarak “mağdurun zararı giderilmediğinden" şeklinde gösterilen gerekçenin yeterli olmadığı kabul edilmelidir.
Öte yandan, mahkûm oldukları uzun süreli hapis cezaları ertelenen sanıklar hakkında, 5237 sayılı TCK"nun 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan hak yoksunluğunun kendi altsoyları üzerindeki yetkileri bakımından uygulanamayacağının, diğer kişiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi kanuna aykırı olup, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı da gözetilerek, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükümlerinin, kamu zararı belirlenmeden ve sanıklara bu zararı gidermek isteyip istemedikleri sorulmadan yetersiz gerekçeyle haklarındaki hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, yine mahkûm oldukları uzun süreli hapis cezaları ertelenen sanıklar hakkında, 5237 sayılı TCK"nun 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan hak yoksunluğunun kendi altsoyları üzerindeki yetkileri bakımından uygulanamayacağının, diğer kişiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi kanuna aykırı olup, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı da gözetilerek, yerel mahkemece sanıklar hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması nedenlerinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 06.06.2013 tarih ve 28270-12425 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Kahta Asliye Ceza Mahkemesinin 15.03.2012 gün ve 197-95 sayılı hükümlerinin; kamu zararı belirlenmeden ve sanıklara bu zararı gidermek isteyip istemedikleri sorulmadan yetersiz gerekçeyle hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, yine mahkûm oldukları uzun süreli hapis cezaları ertelenen sanıklar hakkında, 5237 sayılı TCK"nun 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan hak yoksunluğunun kendi altsoyları üzerindeki yetkileri bakımından uygulanamayacağının, diğer kişiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi kanuna aykırı olup, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı da gözetilerek, yerel mahkemece sanıklar hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması nedenlerinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.01.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.