12. Ceza Dairesi 2020/9562 E. , 2021/1101 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suçlar : Gizliliğin ihlali, hakaret
Hükümler : CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince ayrı ayrı beraat
Gizliliğin ihlali ve hakaret suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
A) Gizliliğin ihlali suçundan kurulan beraat hükmünün incelenmesinde;
Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan “suçtan zarar görme” kavramının, gerek Ceza Genel Kurulu gerek Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılıp uygulandığı, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceğinin kabul edildiği, bu hususun, Ceza Genel Kurulunun 11.04.2000 tarihli ve 65–69, 22.10.2002 tarihli ve 234–366, 04.07.2006 tarihli ve 127–180, 03.05.2011 tarihli ve 155–80, 21.02.2012 tarihli ve 279–55, 15.04.2014 tarihli ve 599-190, 28.03.2017 tarihli ve 214-206 sayılı kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edildiği ve Ceza Genel Kurulunun 25.03.2003 tarihli ve 41–54 sayılı kararında da “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı” gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın olanaklı olmadığının kabul edilmesi karşısında, sanık hakkında adliyeye karşı işlenen gizliliğin ihlali suçundan açılan kamu davasında; sanığa atılı suçun koruduğu hukuki yarar ve niteliği itibariyle şikayetçi ...’nın sanığa yüklenen suçun mağduru olmadığı ve suçtan doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılma hakkı bulunmadığı gözetilmeksizin gizliliğin ihlali suçunu da kapsar şekilde davaya katılmasına karar verilmiş olması hukuki değerden yoksun olup, hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden, şikayetçi vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 317. maddesi gereğince isteme aykırı olarak REDDİNE,
B) Hakaret suçundan kurulan beraat hükmünün incelenmesine gelince;
Sanık ... tarafından kaleme alınıp, ... gazetesinin 06.01.2014 tarihli nüshasının 13. Sayfasındaki “...” isimli köşede, ayrıca gazeteye ait www.....com.tr adlı internet sitesinde, “Dubai’ye Götürülen 2.5 Milyar Dolar Kimindi?” başlığıyla yayımlanan köşe yazısında; “Görevden alınan savcı ...’ın, üstü örtülen ikinci dalga yolsuzluk soruşturmasına benzer bir durum PTT’nin telefon bölümü özelleştirilirken de yaşanmıştı. O soruşturmayı yürüten ... Savcısı.... (şu anda ... milletvekilidir) ile konuştuk. Telekom’un özelleştirilmesi ile ilgili yürüttüğü o soruşturmada, savcı ...’ın son gözaltı kararı uygulanmayan listede yer alan A.T, Yasin el Kadı gibi adların da geçtiğini anımsatarak, ‘Benim yürüttüğüm soruşturmada 2.5 milyar dolarlık çok büyük bir rüşvetin döndüğü ve bu paranın Dubai’ye götürüldüğü söyleniyordu’ dedi... o dönemde Türkiye ile Dubai arasında adli yardımlaşma anlaşması olmadığı için rüşvet konusunda bir sonuca ulaşamamış. Dolayısıyla verildiği ileri sürülen 2.5 milyar dolarlık rüşvete ilişkin ipuçlarına ve banka kayıtlarına da ulaşamamış... kendisi Çinçin Mahallesi’ndeki uyuşturucu içicileri ile uğraşan bir savcı konumuna getirilmiş. O da emekli olmuş...” biçimindeki ibareler ile şikayetçi ...’nın rüşvetle ilgisi varmış algısı oluşturulmasından dolayı sanığın alenen hakaret suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;
Sanık tarafından hazırlanan köşe yazısı, başlığı ile birlikte bir bütün halinde değerlendirildiğinde; köşe yazısında yer alan ibareler, katılan ...’ya yönelik keyfi bir kişisel saldırı değil, yolsuzluk, rüşvet, yargıya müdahale iddiaları gibi kamu yararı bulunan ve toplumu yakından ilgilendiren konularla ilgili eleştiri niteliğinde olup, köşe yazısındaki katılana ilişkin ibarelerin, kullanıldığı zaman ve ifade ediliş şekilleri de göz önüne alındığında, açıkça katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle sanığa yüklenen hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına dair yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılama sonunda, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin suçun unsurlarının oluştuğuna ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK"nın 232/6. madde ve fıkrasına uyulmaması,
2- Vekalet ücretinin sanık yerine davanın tarafı olmayan sanık müdafii lehine hükmolunması,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususlarda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının ilk paragrafındaki “sanığın” ibaresinden sonra gelmek üzere, hükme, “CMK"nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince” ibarelerinin eklenmesi, hüküm fıkrasının üçüncü paragrafındaki “sanıklar müdafine” ibarelerinin, “sanığa” ibaresi ile değiştirilmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.