Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2015/962
Karar No: 2018/16

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/962 Esas 2018/16 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2015/962 E.  ,  2018/16 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı veren
    Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Sulh Ceza
    Günü : 24.02.2014
    Sayısı : 201-181

    6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanık ..."nin aynı Kanunun 15/1, 5237 sayılı TCK"nun 62, 50/1-a, 52/4 ve 54. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 Lira ve doğrudan hükmolunan 400 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve müsadereye ilişkin Milas (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 30.11.2010 gün ve 596-1134 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 14.01.2013 gün ve 19300-739 sayı ile;
    "...Ceza Muhakemesi Kanununun 216/3. maddesi uyarınca sanığa son söz verilmemek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozmaya uyan yerel mahkemece 24.02.2014 gün ve 201-181 sayı ile, sanığın 6136 sayılı Kanunun 15/1, 5237 sayılı TCK"nun 62, 50/1-a, 52/4-son ve 54. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 Lira ve doğrudan hükmolunan 400 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, taksitlerden birinin ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamen tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarına ve müsadereye karar verilmiştir.
    Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 11.05.2015 gün ve 3440-17008 sayı ile;
    “...Sanığın adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı mahkûmiyet hükmü niteliğinde olmayıp hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına CMK"nun 231/6-a maddesi uyarınca yasal engel teşkil etmeyeceğinden, anılan hükmün (b) bendi uyarınca sanığın kişilik özellikleri ile duruşmalardaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususu tartışılarak karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, "daha önceden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rağmen denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi de dikkate alındığında yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından ve yasal şartları oluşmadığından" bahisle yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle CMK"nun 231. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına hükmolunması..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.06.2015 gün ve 118463 sayı ile;
    "...Yerel mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken, sanığın kasıtlı bir suçtan sabıkalı olduğu gerekçesine değil, fakat açıkça sanığın daha önce başka bir suçtan dolayı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği hâlde tekrar suç işlemekten çekinmeyen kişilik özelliğine vurgu yapılarak, bu durumun, hakkında yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde tekrar suç işlemekten kaçınacağına dair olumlu bir kanaat oluşmasına engel olduğunun belirtildiği, bu değerlendirmenin CMK"nun 231/6-a maddesine değil, CMK"nun 231/6-b maddesine temas eden bir değerlendirme olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle yerel mahkemenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair hükümlerin uygulanmamasına ilişkin gerekçesi yasal ve yeterli olduğu..." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 28.09.2015 gün ve 10211-21736 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
    1- Sanık hakkında CMK"nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediğinin,
    2- Karar tarihinden sonra 6545 sayılı Kanunla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/3. maddesinde yapılan değişiklik gözetildiğinde, hüküm fıkrasında yer alan “ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtar edilmesine” ilişkin kısmın uygulanma imkânının kalıp kalmadığının,
    3- Gün para cezaları, adli para cezalarına çevrilirken TCK’nun 52/2. maddesinin gösterilmemesinin kanuna aykırılık oluşturup oluşturmadığının,
    Belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    22.06.2010 tarihli tutanakta; Muğla ili, Milas ilçesi Hacıapti Mahallesi Ihlamur Sokakta yapılmakta olan düğün töreni sırasında etrafa rahatsızlık verildiği ihbarı üzerine olay yerine giden görevlilerin düğün sahibini uyardıkları, meydana gelen kargaşada yakalanan sanığın gerekli işlemlerin yapılması için polis merkezine götürüleceği esnada üzerinde muşta bulunduğunu belirterek söz konusu aleti görevlilere teslim ettiği bilgilerine yer verildiği,
    30.06.2010 tarihli uzmanlık raporunda; dört parmağın ayrı ayrı girebileceği yuvaya sahip, destek parçası bulunan muştanın 6136 sayılı Kanunun 4. maddesi kapsamına giren yasak vasıfta ateşsiz silah olduğunun ifade edildiği,
    Hükmün tefhim edildiği oturuma katılan sanığın suçlamayı kabul ettiği,
    Dosya içerisinde bulunan adli sicil ve arşiv kaydına göre; sanık hakkında Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesince 27.04.2010 gün ve 286-291 sayı ile; “Muğla E Tipi Kapalı İnfaz Kurumunda çocuk koğuşunda kaldıkları sırada diğer sanıklarla birlikte keyfi olarak mağdur çocuğu çırılçıplak soyarak dövdükleri, yemeklerini aldıkları ve devamlı tehdit ettikleri, tuvalet deliğine soktukları paspas sopasının ucunu mağdurun ağzına soktukları, jilet ile vücudunun değişik yerlerini çizdikleri, gece uyutmadıkları, vücuduna elektrik verdikleri bu şekilde, bu sanıkların mağdura karşı insan onuru ile bağdaşmayan bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine ve aşağılanmasına yol açacak eylemlerde bulunduğundan” bahisle çocuğa eziyet suçundan verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın 18.05.2010 tarihinde kesinleştiği,
    Yerel mahkemece sanığın 6136 sayılı Kanunun 15/1. maddesi ile 5237 sayılı TCK"nun 62, 50/1-a, 52/4, 52/4-son ve 54. maddeleri uyarınca hapisten çevrili 3.000 Lira ve doğrudan verilen 400 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, “taksitlerden birinin ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamen tahsil edileceği ve ödenmeyen para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarına” ve müsadereye karar verildiği,
    Sanık hakkında CMK"nun 231. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin “Sanığın Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/286 E - 2010/291 K sayılı ilamı ile 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı, hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, sanığın denetim süresi içinde kasten yeniden suç işlediği anlaşıldığından bu nedenle yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığı” şeklinde gösterildiği,
    Hüküm fıkrasında, sanık hakkında tayin edilen gün para cezası, paraya çevrilerek sonuç adli para cezası belirlenirken TCK’nun 52/2. maddesinin uygulama maddeleri arasında gösterilmediği ve hükmolunan adli para cezalarının ödenmemesi hâlinde ödenmeyen adli para cezasının hapse dönüştürüleceğinin sanığa ihtar edilmesine karar verildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlıkların sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulmaları için her bir uyuşmazlık konusunun ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
    1- Sanık hakkında CMK"nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediği;
    5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 gün ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı kanunun 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
    Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanunun 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi, 6545 sayılı Kanunun 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir.
    5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK"nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
    1) Suça ilişkin olarak;
    a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
    b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
    2) Sanığa ilişkin olarak;
    a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
    b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
    c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
    d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
    e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
    Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
    Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif şartlarından birisi de, suçun işlenmesiyle mağdurun ya da kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesidir. Burada kastedilen maddi zarar olup manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir.
    Maddi zararın bizzat sanık tarafından giderilmesi gerekmeyip sanık adına ancak onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından tazmin, aynen iade veya eski hâle getirme suretiyle karşılanması da mümkündür. Suçun işlenmesiyle herhangi bir zararın doğmadığı ya da zarar doğurmaya elverişli olmayan suçlar yönünden ise bu şart aranmayacaktır.
    5271 sayılı CMK’nun 231/6-b maddesindeki “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip, hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir sujesinin talepte bulunması şart değildir. Maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hâkim tarafından her olayda resen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime imkân verecek biçimde kararda gösterilmelidir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Yerel mahkemece; “Sanığın Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/286 E. - 2010/291 K. sayılı ilamı ile 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı, hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, sanığın denetim süresi içinde kasten yeniden suç işlediği anlaşıldığından bu nedenle yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığı” gerekçesiyle sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinin uygulanmadığı anlaşılmaktadır.
    Sanığın adli sicil ve arşiv kaydında bulunan Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/286 E - 2010/291 K. sayılı ilamına konu “Muğla E Tipi Kapalı İnfaz Kurumunda çocuk koğuşunda kaldığı sırada diğer sanıklarla birlikte keyfi olarak mağdur çocuğu çırılçıplak soyarak dövdükleri, yemeklerini aldıkları ve devamlı tehdit ettikleri, tuvalet deliğine soktukları paspas sopasının ucunu mağdurun ağzına soktukları, jilet ile vücudunun değişik yerlerini çizdikleri, gece uyutmadıkları, vücuduna elektrik verdikleri, bu şekilde bu sanıkların mağdura karşı insan onuru ile bağdaşmayan bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine ve aşağılanmasına yol açacak eylemlerde bulunduğundan” bahisle çocuğa eziyet suçundan hükmolunan 1 yıl 8 ay hapis cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, yargılamaya konu suç tarihi itibarıyla sanık hakkında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yasal engel oluşturmayacağı açıktır. Ancak bu husus, sanığın suç işleme eğilimini belirleme yönünden mahkemece değerlendirmeye tabi tutulabilecektir.
    Nitekim Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 gün ve 896-111 sayılı kararında benzer şekilde; kasıtlı suçtan verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden yargı makamlarınca değerlendirmeye tabi tutulabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
    Mahkemece, sanığın adli sicil kaydında bulunan kasıtlı suçtan verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar dikkate alınarak, suç işleme eğilimi ile bu bağlamda kişilik özelliklerinin değerlendirmeye tabi tutulduğu ve tekrar suç işlemeyeceği konusunda kanaat oluşmaması nedeniyle hakkında CMK’nun 231. maddesi uygulanmadığı anlaşıldığından, bu konuda gösterilen gerekçenin dosya muhtevasına uygun, denetime elverişli, yasal ve yeterli olduğunun kabulü gerekmektedir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık yönünden kabulüne karar verilmelidir.
    2- Karar tarihinden sonra 6545 sayılı Kanunla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/3. maddesinde yapılan değişiklik gözetildiğinde, hüküm fıkrasında yer alan “ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtar edilmesine” ilişkin kısmın uygulanma imkânının kalıp kalmadığı,
    5237 sayılı TCK"nun "Adlî para cezası" başlıklı 52. maddesinin uyuşmazlık konusuna ilişkin 4. fıkrası; "Hâkim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir" şeklinde düzenlenmiştir.
    Bu hükme göre; mahkeme, ekonomik ve şahsi hâllerini göz önünde bulundurarak sanığa adli para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi bu cezanın belirli taksitler hâlinde ödenmesine de karar verebilecektir. Sanığa adli para cezasını ödemesi için mehil verildiği hâllerde mehilin sonundan başlamak üzere ayrıca cezanın taksitler hâlinde ödenmesine karar verilmesi mümkün değildir. Zira, kanun koyucu anılan maddede seçimlik iki yöntem düzenlemiş olup, her iki hâl de hâkimin takdirine bağlı olmakla birlikte, sanığın şahsi ve ekonomik hallerine göre bu seçeneklerden yalnızca birine hükmedilmesi gerekmektedir. Taksitlendirmeye karar verilmesi durumunda ise taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği kararda belirtilecek ve sanığa bu husus ihtar edilecektir.
    Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun "Adlî para cezasının infazı" başlıklı 106. maddesinin 3 ve 5. fıkraları üzerinde de durulmalıdır.
    Anılan maddenin 3. fıkrası karar tarihinde; “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adlî para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilir” şeklinde iken hükümden sonra 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir” şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklikle ödenmeyen adli para cezasının doğrudan doğruya hapis olarak infaz edilmesi yerine öncelikle hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırma suretiyle denetimli serbestlik tedbiri altında infaz mümkün hâle getirilmiş, hükümlünün bu yükümlülüğe uymaması durumunda ödemediği adli para cezasının hapis cezası olarak infaz edilmesi öngörülmüştür. 6545 sayılı Kanunun 81. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere kanun koyucu bu değişiklikle süresinde ödenmeyen adli para cezalarının doğrudan hapis olarak infaz edilmesinin önüne geçilmesini amaçlamaktadır.
    Anılan maddenin 5. fıkrasında ise “Adlî para cezasının hapse çevrileceği mahkeme ilâmında yazılı olmasa bile üçüncü fıkra hükmü Cumhuriyet Başsavcılığınca uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre TCK"nun 52. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca hükümlü tarafından ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği mahkeme ilamında belirtilmese dahi 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlü hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen uygulanacaktır.
    Bu ahvalde TCK"nun 52. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin mahkeme kararında belirtilmemesi, 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin beşinci fıkrasında infaz aşamasında nasıl hareket edileceği düzenlendiğinden sonuca etkili olmayacak ve tek başına bozma nedeni yapılamayacaktır.
    Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    TCK"nun 52. maddesinin dördüncü fıkrasında, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin mahkeme kararında belirtileceği düzenlenmiş olup, adli para cezasını süresinde ödemeyen hükümlüler hakkında cezanın doğrudan doğruya hapis olarak infazı yerine öncelikle kamuya yararlı bir işte çalıştırma suretiyle infazını öngören 6545 sayılı Kanunun 81. maddesiyle değişik 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin üçüncü fıkrasında, hükümlünün kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına ilişkin tedbirin ödenmeyen adli para cezasından çevrilerek belirlenen hapis cezası üzerinden kararlaştırılacağına yer verilmesi nedeniyle anılan düzenlemenin TCK"nun 52. maddesinin dördüncü fıkrasındaki hükmün uygulanma imkânını ortadan kaldırmadığı, dolayısıyla yerel mahkemece ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtar edilmesinde bir isabetsizlik olmadığı ve buna bağlı olarak karardaki "ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarına (ihtar edildi)" ibaresinin çıkarılmasına gerek bulunmadığı kabul edilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikten sonra, hüküm fıkrasında TCK"nun 52. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince “Ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususunun sanığa ihtarına” şeklindeki ihtara yer verilmesinin infazı kısıtlayacağı, bu nedenle hüküm fıkrasından çıkarılmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    3- Gün para cezaları, adli para cezalarına çevrilirken TCK’nun 52/2. maddesinin gösterilmemesinin kanuna aykırılık oluşturup oluşturmadığı;
    5271 sayılı CMK"nun 232/6. maddesi uyarınca hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde gösterilmesi gerekir.
    Bu itibarla, yerel mahkemece sanık hakkında hükmolunan gün para cezaları, adli para cezalarına çevrilirken TCK’nun 52/2. maddesinin hüküm fıkrasında gösterilmemesi kanuna aykırılık oluşturmaktadır.
    Sonuç olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün; "Gün para cezaları, adli para cezalarına çevrilirken uygulanan kanun maddesinin TCK’nun 52/2. maddesi olarak mahkemesince hüküm fıkrasına eklenmesi mümkün görülmüştür" açıklamasıyla onanmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 11.05.2015 gün ve 3440-17008 sayılı “bozma” kararının KALDIRILMASINA,
    3- Milas (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 24.02.2014 gün ve 201-181 sayılı diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmünün; "Gün para cezaları, adli para cezalarına çevrilirken uygulanan kanun maddesinin TCK’nun 52/2. maddesi olarak mahkemesince hüküm fıkrasına eklenmesi mümkün görülmüştür" açıklamasıyla ONANMASINA,
    4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, sanık hakkında CMK"nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediği ve gün para cezaları, adli para cezalarına çevrilirken TCK’nun 52/2. maddesinin gösterilmemesinin kanuna aykırılık oluşturup oluşturmadığına ilişkin uyuşmazlıklar yönünden 16.01.2018 tarihinde yapılan birinci müzakerede oybirliğiyle; karar tarihinden sonra 6545 sayılı Kanunla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/3. maddesinde yapılan değişiklik gözetildiğinde, hüküm fıkrasında yer alan “ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtar edilmesine” ilişkin kısmın uygulanma imkânının kalıp kalmadığına ilişkin uyuşmazlık yönünden 16.01.2018 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 23.01.2018 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi