
Esas No: 2017/463
Karar No: 2018/20
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/463 Esas 2018/20 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Sulh Ceza
Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanık ..."nın TCK"nun 89/1, 22/3, 89/3-b, 62 ve 52/1-2-4 ve 63. maddeleri gereğince 6.660 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Küçükçekmece 7. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 11.04.2013 gün ve 437-462 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince 19.12.2013 gün ve18853-30120 sayı ile;
"...Dosya içeriğine göre; sanığın olay günü sevk ve idaresindeki kamyon ile strafor balyası taşırken, strofor balyasının kendi şeridinde seyreden katılanın motorsikletine çarpması ve katılanın hayati tehlike geçirip, kemik kırığı meydana gelecek şekilde yaralanması ile sonuçlanan olayda; sanığın aracına yüklediği stroforların düşebileceğini öngöremediğinden bilinçli taksir koşullarının oluşmadığı gözetilmeden sanık hakkında fazla ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 09.06.2014 gün ve 387-708 sayı ile;
"...Sanığın sabit olan taksirle bir kimsenin yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan eylemine uyan TCK"nun 89/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına, mağdurun eylem nedeniyle hem hayati tehlike geçirmesi, hem basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralanması ve hem de vücuttaki yaşam fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek nitelikte kemik kırılmasına maruz kalması ve de yaralanmasının organlardan birinin işlevinin yitirilmesi niteliğinde olması, bu şekilde yasanın öngördüğü birden fazla ağırlatıcı nedenin somut olayda birleşmesi, ayrıca sanığın somut olaydaki taksire dayalı kusurunun ağırlığı gözetilerek temel ceza belirlenirken alt hadden uzaklaşılmasına, sanığa verilen cezada TCK"nun 89/3-b maddesi uyarınca yasal oranda arttırım yapılmasına karar vermek gerekmiş,
Sanığın iddianamede talep edilmemekle birlikte somut olayda bilinçli taksirle hareket ettiği, zira somut olayda yüklü olarak trafikte seyreden sanık sürücünün sevk ve idaresindeki kamyona yüklediği strafor malzemesinin karayoluna düşüp buradan sekerek arkadan gelen sürücü veya yayalara çarparak kazaya sebebiyet verebileceğini öngörebileceği, bu nedenle bilinçli taksirli hareket ettiği, kazanın oluşumunda kendi şeridinde seyreden ve kazayı önlemeye matuf bir tedbir alması beklenemeyecek olan mağdura atfı kabil bir kusur bulunmadığı kabul edilerek sanık hakkında ek savunması alınmak suretiyle bilinçli taksir hükümleri uygulanarak verilen cezada TCK"nun 22/3. maddesi uyarınca arttırım yapılması cihetine gidilmiştir.
Bilindiği üzere; TCK"nun 22/3. madde ve fıkrasında "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tarifini bulan bilinçli taksirde, bilindiği üzere, neticenin gerçekleşmesini istemeyen fail, hareketinin tipe uygun, hukuka aykırı bir sonuca neden olabileceğini öngörmesine rağmen, hareketine devam ederek neticeyi meydana getirmektedir. Hukuka aykırı neticeyi öngördüğü halde gerçekleşmeyeceğine güvenen ve bu güvenle hareketini sürdüren failin söz konusu güveninin dayanağı talih, bilgi, yetenek, deneyim vb. gibi çeşitli etkenler olabilir.
Mahkememizin bozmaya konu ilamında da zikredilen emsal nitelikteki 06.10.2009 gün ve 189-220 sayılı kararında Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanık sürücünün, Karadeniz sahil yolu inşaatında kullanılmak üzere sevk ve idaresinde bulunan 61 K 3467 plaka sayılı araca yüklettiği dolgu malzemelerinden, 40x30 cm ebatlarında bir taşın, önce karayoluna düşüp buradan sekerek yol kenarında yayalara ayrılan bölümde yürümekte olan ..."a çarparak ölümüne neden olması biçiminde gelişen olayda, 2918 sayılı KTK"nun 65/1. madde ve fıkrasının (c) ve (g) bentlerinde belirtilen düzenlemeye aykırı olarak, kamyon kasasını aşacak şekilde dolgu malzemesi yükletilip, bu yükün üzerine branda çekilerek kapatılmadan ve başkaca tedbir de alınmadan şehirlerarası yola çıkılması halinde, normal yaşam koşulları gereği, sarsıntının da etkisiyle kamyondaki taşların düşebileceğinin ve başka araçlara ya da yol kenarında yürümekte olan insanlara çarparak, yaralanma ve ölümlere yol açabileceğinin kamyon sürücüsü sanık tarafından da öngörülmesi lazım gelen bir husus olduğu, buna rağmen hatalı taşıma yönteminin zaman ve emekten tasarruf sağlaması ve bu yöntemle ilgili geçmiş deneyimlerinin şanslı sonuçlanması gibi nedenlerle sanığın bu riski göze aldığı gerekçeleriyle sanığın meydana gelen neticeyi 5237 sayılı TCK"nun 22/3. maddesi kapsamında öngördüğü, ancak istemediği dolayısıyla anlatılan olayda bilinçli taksir halinin bulunduğunun kabulünün gerektiğine karar vermiştir.
Bu emsal nitelikteki karar ışığında dava konusu somut olay yönünden değerlendirme yapıldığında; karayollarının sahile bitişik kısımlarında dolgu malzemesi olarak kullanılan kaya parçaları veya taş gibi sert ve muhkem bir özelliği bulunmayan ve rüzgar, karayolundaki çöküntü, tümseklik, çukur gibi dış etkenler veyahut trafiğin akışında meydana gelmesi muhtemel sair dış faktörler sayesinde yüklü olduğu araçtan savrularak düşmesi çok daha kolay ve kuvvetle muhtemel olan daha hafif nitelikteki strafor malzemesinin somut olayda yüklü olduğu kamyona güvenli ve emniyetli bir şekilde bağlanmadığı, bu konuda gerekli özenin gösterilmediği, kamyonun üzerine branda veya uçmasını engelleyebilecek sair bir örtü çekilmesi şeklinde tedbirlerin de alınmadığı, nitekim kazanın da strafor balyasının kendi şeridinde seyreden katılanın motosikletine çarpması ile husule geldiği, yüklemiş olduğu strafor balyasını emniyetli biçimde bağlamayarak veya uçmasını engelleyebilecek nitelikte branda veyahut sair bir örtü çekmeyerek özensiz davranan sanık sürücünün hayatın olağan akışı ve gündelik yaşamın olağan deneyimleri gereği strafor malzemesinin yukarıda açıklanan dış etkenlerin etkisiyle savrulup yola düşebileceğini ve somut olayda olduğu gibi peşinden seyreden motorlu taşıtlara veya yayalara çarparak yaralanma veya ölümlere yol açabileceğini öngörebileceği, buna rağmen sözü edilen hatalı taşıma yönteminin zaman ve emekten tasarruf sağlaması veya bu yöntemle ilgili geçmiş deneyimlerinin şanslı sonuçlanması gibi nedenlerle sanığın bu riski göze aldığı, sanığın bu şekilde meydana gelen neticeyi 5237 sayılı TCK"nun 22/3. maddesi kapsamında öngördüğü ancak istemediği, dolayısıyla bilinçli taksir koşullarının oluştuğu vicdani ve hukuki sonuç ve kanısına varıldığı..." gerekçesiyle ilk hükmünde direnmiştir.
Direnme hükmünün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.10.2014 gün ve 288290 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 633-787 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 13.03.2017 gün ve 78-1878 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Bir kişinin nitelikli şekilde yaralanması ile neticelenen olayda; sanığın eylemini basit taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiğinin,
2- Karar tarihinden sonra 6545 sayılı Kanunla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/3. maddesinde yapılan değişiklik gözetildiğinde, hüküm fıkrasında yer alan “ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususunun sanığa ihtarına” ilişkin kısmın uygulanma imkânının kalıp kalmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
06.08.2011 tarihinde saat 14.30 sıralarında sanık ..."nın sevk ve idaresindeki kamyon ile Halkalı Caddesinde orta şeritte seyrederken taşıdığı straforlardan birinin kamyonun arkasında sağ şeritte motosikleti ile seyir halinde olan katılan ..."in üzerine düşmesi neticesinde, katılanın direksiyon hakimiyetini kaybettiği ve bariyerlere çarparak hayati tehlike geçirecek, kemik kırığı oluşacak ve organlarından birinin işlevini yitirecek şekilde yaralandığı,
Katılan ...; 06.08.2011 tarihinde saat 14.30 sıralarında motosikleti ile Halkalı Caddesinde Sefaköy istikametine seyir halinde iken Mehmet Akif Ersoy Köprüsü üzerine geldiğinde kırmızı renkli, plakasını sonradan öğrendiği 34 U. .... plakalı kamyonetin arkasında bulunan straforun uçarak kafasına düşmesi neticesinde direksiyon hakimiyetini kaybedip bariyerlere çarptığını, arasında yaklaşık 10 metre mesafe bulunan kamyonetin tam arkasında değil çaprazında olduğunu beyan etmiştir.
Sanık ... savcılıkta; Şahin İnşaata ait kamyon ile nakliye yaptığını, taşıdığı malların sayısının belli olduğunu ve malları imza karşılığı alıp teslim ettiğini, bu zamana kadar teslim ettiği mallarda eksik çıkmadığını, duruşmada; kamyon ile strafor da taşıdığını kazanın olduğu iddia edilen Halkalı Caddesinden de devamlı geçtiğini, ancak iddia edilen kazaya sebebiyet vermediğini, böyle bir olay hatırlamadığını savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Bir kişinin nitelikli şekilde yaralanması ile neticelenen olayda, sanığın eylemini basit taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiğinin değerlendirilmesinde;
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, basit taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle işlenir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK"nun 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda ayrıca aranması gereken hususlar;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.
Türk Ceza Kanununda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tâbi tutulmuş, kanunun 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanarak, bu durumda taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Anılan fıkranın gerekçesinde; "Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir halinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Böylece bilinçli taksir, iş kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacak ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacaktır" açıklamasına yer verilmiştir.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde, neticenin gerçekleşmesini istemeyen fail, hareketinin tipe uygun ve hukuka aykırı bir sonuca neden olabileceğini öngörmesine rağmen, hareketine devam ederek istemediği zararlı neticeyi meydana getirmektedir. Hukuka aykırı neticeyi öngördüğü halde gerçekleşmeyeceğine güvenen ve bu güvenle hareketini sürdüren failin söz konusu güveninin dayanağı; şans, bilgi, beceri, yetenek, tecrübe gibi çeşitli etkenler olabilir. Örneğin, sevk ve idaresindeki araçla trafikte seyri esnasında, kendi yönündeki araçlara kırmızı ışığın yandığını ve diğer istikametten gelen araç veya yayaların hareket etmeye başladığını görmesine rağmen şoförlük yetenek ve tecrübelerine güvenerek süratle yola girip yaya veya araçlara çarpan fail, gerçekleşen zararlı neticeyi öngörmesi ancak istememesi nedeniyle bilinçli taksirden sorumlu olacaktır.
Görüldüğü üzere, bilinçli taksirde meydana gelen netice, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten fiilinin kanunda suç olarak düzenlenen bir neticeye sebebiyet verebileceğini öngördüğü ve bu neticeyi istemediği halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş bulunan kimsenin durumu ile bir tutulamayacağından ve neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek bir harekette bulunmamakla yükümlü olduğundan, "neticenin fail tarafından öngörülmesi" ölçü alınarak basit ve bilinçli taksir ayrımına gidilmiştir.
Yine 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunundaki 65/1-d maddesi ile karayolu yapısı ve kapasitesi ile trafik güvenliği bakımından tehlikeli olabilecek tarzda yükleme yapılması yasaklanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
06.08.2011 tarihinde saat 14.30 sıralarında sanık ..."nın sevk ve idaresindeki kamyon ile Halkalı Caddesinde orta şeritte seyrederken taşıdığı straforlardan birinin kamyonun arkasında sağ şeritte motosikleti ile seyir halinde olan katılan ..."in üzerine düşmesi neticesinde katılanın direksiyon hakimiyetini kaybettiği ve bariyerlere çarparak hayati tehlike geçirecek, kemik kırığı oluşacak ve organlarından birinin işlevini yitirecek şekilde yaralandığı olayda; Karayolları Trafik Kanununun 65. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen düzenlemeye aykırı olarak kamyon kasasında taşıdığı hafif malzemenin düşmesini önleyecek herhangi bir tedbir almadan yola çıkılması halinde, normal yaşam koşulları gereği, sarsıntı, rüzgar ya da herhangi bir faktörün etkisiyle kamyondaki straforların düşebileceğinin ve başka araçlara ya da olayımızda olduğu gibi motorsiklet ile seyir etmekte olan insanlara çarparak yaralanmasına yol açabileceğinin kamyon sürücüsü sanık tarafından da öngörülmesi gereken bir husus olduğu, buna rağmen sözü edilen hatalı taşıma yönteminin zaman ve emekten tasarruf sağlaması ve bu yöntemle ilgili geçmiş deneyimlerinin şanslı sonuçlanması gibi nedenlerle, sanığın istemediği neticenin meydana gelmeyeceği inancıyla hareket ettiği anlaşıldığından, sanığın meydana gelen neticeyi 5237 sayılı TCK’nun 22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında öngördüğünün, ancak istemediğinin, dolayısıyla da olayda bilinçli taksir halinin bulunduğunun kabulü gerekir.
Bu itibarla, sanık hakkında bilinçli taksirin uygulanma koşullarının oluştuğuna ilişkin yerel mahkeme direnme hükmü isabetlidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; bilinçli taksirin koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır.
2- Karar tarihinden sonra 6545 sayılı Kanunla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/3. maddesinde yapılan değişiklik gözetildiğinde, hüküm fıkrasında yer alan “ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususunun sanığa ihtarına” ilişkin kısmın uygulanma imkânının kalıp kalmadığına gelince;
Yerel mahkemece "Sanığa verilen adli para cezasının miktarı, mevcut ekonomik koşullar, sanığın ödeme gücü, ekonomik ve şahsi halleri göz önünde bulundurularak sanığa tayin ve takdir olunan para cezasının TCK’nın 52/4. maddesi gereğince sanıktan birer ay ara ile ve 20 eşit taksitte tahsiline, taksitlerden birisinin süresinde ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamının tahsil olunacağı ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususlarının ihtarına (ihtarat yapıldı)" şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır.
5237 sayılı TCK"nun "Adlî para cezası" başlıklı 52. maddesinin uyuşmazlık konusuna ilişkin 4. fıkrası; "Hâkim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir" şeklinde düzenlenmiştir.
Bu hükme göre; mahkeme, ekonomik ve şahsi hâllerini göz önünde bulundurarak sanığa adli para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi bu cezanın belirli taksitler hâlinde ödenmesine de karar verebilecektir. Sanığa adli para cezasının ödenmesi için mehil verildiği hâllerde mehilin sonundan başlamak üzere ayrıca cezanın taksitler hâlinde ödenmesine karar verilmesi mümkün değildir. Zira, kanun koyucu anılan maddede seçimlik iki yöntem düzenlemiş olup, her iki hâl de hâkimin takdirine bağlı olmakla birlikte, sanığın şahsi ve ekonomik hallerine göre bu seçeneklerden yalnızca birine hükmedilmesi gerekmektedir. Taksitlendirmeye karar verilmesi durumunda ise taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği kararda belirtilecek ve sanığa bu husus ihtar edilecektir.
Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun "Adlî para cezasının infazı" başlıklı 106. maddesinin 3 ve 5. fıkraları üzerinde de durulmalıdır.
Anılan maddenin 3. fıkrası karar tarihinde; “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adlî para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilir.” şeklinde iken hükümden sonra 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” hâline getirilmiştir. Bu değişiklik ile adli para cezasının doğrudan doğruya hapis cezası olarak infaz edilmesi yerine öncelikle hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırma suretiyle denetimli serbestlik tedbiri altında infaz mümkün hâle getirilmiş, hükümlünün bu yükümlülüğe uymaması durumunda ödemediği adli para cezasının hapis cezası olarak infaz edilmesi öngörülmüştür. 6545 sayılı Kanunun 81. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere kanun koyucu bu değişiklik ile süresinde ödenmeyen adli para cezalarının doğrudan hapse dönüştürülerek infaz edilmesinin önüne geçilmesini amaçlamaktadır.
Anılan maddenin 5. fıkrasında ise “Adlî para cezasının hapse çevrileceği mahkeme ilâmında yazılı olmasa bile üçüncü fıkra hükmü Cumhuriyet Başsavcılığınca uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre TCK"nun 52. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca hükümlü tarafından ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği mahkeme ilamında belirtilip hükümlüye ihtar edilmese dahi 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlü hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen uygulanacaktır.
Bu ahvalde TCK"nun 52. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrileceğinin mahkeme kararında belirtilmeyip sanığa ihtarat yapılmaması, 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin beşinci fıkrasında infaz aşamasında nasıl hareket edileceği düzenlendiğinden sonuca etkili olmayacak ve tek başına bozma nedeni yapılamayacaktır.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
TCK"nun 52. maddesinin dördüncü fıkrasında hükmolunan adli para cezasına ilişkin taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi hâlinde, ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrileceğinin mahkeme kararında belirtileceği hüküm altına alınmış olup, adli para cezasını belli bir süre içinde ödemeyen hükümlüler hakkında doğrudan doğruya hapis cezasının infazı yerine öncelikle denetimli serbestlik tedbiri öngören 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin üçüncü fıkrasında, hükümlünün kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına ilişkin tedbirin ödenmeyen adli para cezasından çevrilerek belirlenen hapis cezası üzerinden kararlaştırılacağına yer verilmesi nedeniyle anılan düzenlemenin TCK"nun 52. maddesinin dördüncü fıkrasındaki hükmün uygulanma imkânını ortadan kaldırmadığı, dolayısıyla yerel mahkemece ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtar edilmesinde bir isabetsizlik olmadığı ve buna bağlı olarak karardaki "ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususlarının ihtarına (ihtarat yapıldı)" ibaresinin çıkarılmasına gerek bulunmadığı kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanunun 106. maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikten sonra, hüküm fıkrasında TCK"nun 52. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince “Ödenmeyen para cezasının hapse çevrileceği hususunun sanığa ihtarına” şeklindeki ihtara yer verilmesinin infazı kısıtlayacağı, bu nedenle hüküm fıkrasından çıkarılmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Küçükçekmece 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 09.06.2014 gün ve 387-708 sayılı, sanık hakkında bilinçli taksirin uygulanmasına ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, direnme kararının ONANMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.01.2018 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık bakımından oyçokluğuyla karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.