23. Hukuk Dairesi 2011/3418 E. , 2012/1569 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali ve alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve birleşen davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı Vek. Av ... ile davalı Vek. Av. ..."ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Davacı vekili, asıl ve birleşen davada, müvekkilinin arsa sahipleri ile yaptığı sözleşme uyarınca toplam 44 konut ürettiğini, 22 adedini davalının da aralarında bulunduğu ortaklarına dağıttığını, davalının ortaklığı devam ederken kendisine 3"ncü kat 13 numaralı konutun tahsis edildiğini, 26.06.2004 tarihli genel kurul öncesinde inşaatın bitirilmesi hususunda görüşmeler yapıldığını, kararlaştırılan ödentiler karşılığında tapu devirlerinin yapıldığını, o tarihteki yönetimce başka ödentiler talep edilmeyeceği yönünde ibranameler verildiğini, ortakların yapması öngörülen ödentilerin miktar ve değerlerinin anılan genel kurulda onaylandığını, 16.10.2004 tarihli olağanüstü genel kurulda ayrılan ortakların ödemesi gerekli ödentilerin tespit edildiğini, ibranamenin danışıklı olduğunu, istifanın yükümlülüklerden kaçma amacını taşıdığını, açıklanan genel kurulda belirlenen aidatların tahsili için yapılan icra takibinin itirazla durduğunu ileri sürerek, asıl davada, itirazın iptaline, takibin devamına, % 40 inkar tazminatına, birleşen davada, 16.000,00 TL"nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin üzerine düşen tüm borçları ödediğini, sonrasında, tapuda taşınmaz mülkiyetinin devredildiğini, tüm borçlardan ibra edildiğini, son taksitin de ödendiğini, bir borcunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının ibrasına ilişkin 26.06.2004 tarihli genel kurul kararının yok hükmünde olduğu, ortaklığının devam ettiği, buna rağmen başka kişilerin kooperatif ortağı olarak kaydedilmeleri ve bu kişilerin katılımı ile yapılan, dava konusu alacağın dayandığı 16.10.2004 tarihli genel kurulun yok hükmünde olduğu, istifa eden ortakların katılımı ile yapılacak genel kurulda çözüm aranması gerektiği, yok hükmünde sayılan genel kurulda ihdas edilen borçların davalıyı ilzam etmeyeceği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Asıl dava, genel kurulda alınmasına karar verilen aidatların tahsiline yönelik itirazın iptali, birleşen dava alacak istemine ilişkindir. Mahkemece, aidat alacağının dayanağını oluşturan genel kurul kararının yok hükmünde olduğu ifade edilmekte ise de bu hususta kesinleşmiş bir mahkeme hükmü bulunmamaktadır. Hükmün dayanağını oluşturan vakıanın mevcut dava içerisinde karara bağlanması, söz konusu vakıaya ilişkin başka bir dosyada karar verilmiş ise bu dosya sonucunun beklenmesi gerekmektedir. Bu nedenle genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkin dava sonucunun beklenmemesi yerinde görülmemiştir.
Genel kurul kararlarının yoklukla malül olmadığının tespiti halinde ise; ayrılan ortağın kooperatifin varlığı üzerindeki haklarını düzenleyen 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu"nun 17"nci maddesinde ayrılan ortağın çıkma payının ortaklıktan ayrıldığı yıla ait bilanço esas
alınarak hesaplanacağı belirtilmiştir. Buna göre, ayrılan ortağın kooperatif malvarlığı üzerinde bir hakkı bulunmamaktadır. Uyuşmazlığı doğuran işlemlerde ise davalının kooperatif ortaklığından ayrılmasına rağmen yapacağı bir miktar ödeme ile kendisine isabet eden dairenin tapusunun verileceği kararlaştırılmıştır. Bu durum anılan yasanın 17"nci maddesi hükmüne ve özellikle 23"ncü maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olarak bir kısım ortaklara farklı statü ve ayrıcalık sağlayıcı mahiyet taşımakta olup, kooperatif hukukunun temel müessese ve ilkelerini zedeleyici sonuçlar doğurmaktadır. Kural olarak, kooperatiflerde farklı statüde ortaklık oluşturulması geçersiz olup, böyle bir ortaklığın ihdası ancak geçerli bir genel kurul kararı ile mümkündür. Yönetim kuruluna genel kurul tarafından yetki verilmedikçe veya yönetim kurulunun bu yöndeki işlemleri genel kurulda onaylanmadıkça farklı statülü ortaklık yaratan işlemlerin geçerliği bulunmamaktadır.
Dosya kapsamından, davacı kooperatif genel kurullarında yönetime bu yolda bir yetki verilmediği, yönetimce bir kısım ortaklarla imzalanan "ibraname" başlıklı belgeler ve bu belgeler içeriği doğrultusunda sonradan icra edilen işlemlerin icazet anlamında genel kurulca tasvip gördüğü yolunda karar alınmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
İbranameye konu işlemlerin yönetim kurulu faaliyet raporunda yer aldığı ve bu hususun 26.06.2004 tarihli genel kurulda tartışıldığı öne sürülmemiştir. Sadece yukarıda değinildiği gibi denetçilerden biri tarafından düzenlenen ve ibranamelerin niteliği ile hukuki sonuçlarına yorum getiren raporunun genel kurulda okunması ve daha sonra denetçilerin ibra edilmesi, açıklanan ilkeye uygun olarak davalı ortağın bu şekilde ortaklıktan ayrılmasının genel kurulca kabul edildiği anlamına gelmemektedir.
Kooperatif ortaklığı statüsünden farklı durum ve sonuçlar doğuran yönetim tasaruflarının 26.06.2004 tarihli genel kurulda kabul edildiği varsayılsa bile ibranamelerde ödenmesi taahhüt edilen miktarın o tarih itibariyle davalı ve onun durumundaki diğer ortakların kooperatifin inşaat ve diğer tüm borçlarından paylarına düşen gerçek payı ifade etmesi zorunludur. 1163 sayılı Kanun ve 23"ncü maddesinde belirtilen eşitlik ilkesi bunu gerektirmektedir.
Bu bakımdan, kooperatifin tüm kayıt, defter, belge ve dayanakları üzerinde uzman bilirkişilere inceleme yaptırılarak, 16.10.2004 günlü genel kurul toplantısında ibraname uyarınca ayrılanlar dahil 20.11.2004 tarihinden itibaren her ortağın 12 aylık eşit taksitlerle toplam 24.000,00 TL ödemesine ilişkin (2) nolu gündem maddesi görüşülerek alınan karara konu borcun kaynağının belirlenmesi, bu ödemeyi gerekli kılan borcun davalının ortaklıktan ayrılmadan önceki döneme ait olması halinde davalının ibraname uyarınca kooperatife ödediği 25.500,00 TL"nin 20.11.2004 tarihine taşınarak güncellenmesinden sonra dahi kooperatif borçlarından dolayı payına isabet eden bakiye borcunun kalıp kalmadığı irdelenip ibranamenin, davalı ortağın kooperatifin borçlarından dolayı ödemesi gereken payını hakkaniyet ve eşitlik ilkesine göre yansıtıp yansıtmadığı ve ayrılan ortakların ibranameye konu ödemeleri dışında kooperatife borçlarının bulunup bulunmadığı belirlendikten sonra icra takibine ve alacak davasına konu edilen borçtan dolayı davalının sorumluluğunun varlığı ve niceliğine dair karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve sınırlı çerçevede yapılan değerlendirmeyle sonuca gidilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.