Taraflar arasında görülen davada;Davacı, ortak miras bırakan babasının 10 sayılı parseldeki 1/3 payını mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak davalıya devrettiğini ileri sürmüş, payı oranında iptal-tescil, olmadığı takdirde tenkis ya da tazminat isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...... raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil, olmadığı takdirde tazminat ya da tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davaya konu 505 m2. ahşap ev vasfındaki 10 sayılı parselin 1/3 payının miras bırakan V."e ait iken, 27.02.2007 tarihinde oğlu A.a satış yoluyla devredildiği; miras bırakanın 13.03.2007 tarihinde ölümüyle geriye mirasçısı olarak ilk eşinden olma oğlu S. ile ölen oğlu S."ten olma iki torunu ve ikinci eşinden olma oğulları H., A. ve M."in kaldığı, eldeki davanın S. tarafından A. aleyhine açıldığı görülmektedir.
Diğer taraftan, miras bırakan adına kayıtlı başka taşınmaz bulunmadığı, köyde dedesinden kalan taşınmazları bulunduğunun söylendiği, ölmeden önce ticaretle uğraştığı, Bağ-Kur"dan emekli olduğu, bankalarda bir birikimine rastlanılmadığı anlaşılmaktadır.
Davacı S., temlikin mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde yapıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Davalı A., 27.04.2007 tarihli dilekçesinde, miras bırakan babası tarafından kendisine verilen çekişmeli payın, davacının miras bırakana ölmeden önce iki yıl baktığından dolayı ailenin ortak kararı gereği davacıya devrine bir itirazı bulunmadığını bildirmiş, sonraki beyanlarında ise davanın reddini savunmuştur.
Dinlenen tanıklardan, davalı gibi miras bırakanın ikinci eşinden olma oğulları H. ve M., davalı kardeşlerinin taşınmaz bedelini babalarına ödediğini söylemişlerse de; miras bırakanın yeğeni N.ve çekişmeli taşınmazda miras bırakanla paydaş olan kardeşi H. ise, miras bırakanın taşınmazdaki payını satmak istediğini kendilerine söylemediğini, taşınmaz satmasını gerektiren bir nedeni bulunmadığını, satıştan da haberdar olmadıklarını ifade etmişlerdir.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Yukarıda değinilen ilkeler yargılama sırasında saptanan olgularla birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın çekişmeli taşınmazını temlik etmesini haklı ve makul gösterecek hiçbir nedeninin bulunmadığı, bu temlikten dolayı kendisine herhangi bir bedelin ödendiğinin de kanıtlanamadığı, temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu davanın redddedilmesi doğru değildir.
Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK."nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.2.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.