Davacı, emekliliğe hak kazandığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Davacı, sigorta başlangıç tarihinin 20.6.1978 olduğunun ve 5.1.2005 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istemiştir.Mahkemece işe giriş bildirgesi olmadığından davanın reddine karar verilmiş ise de bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile varılmıştır.
Davalı Kurumun 22.9.2005 tarihli cevabi yazısında “1978 yılı bilgisayar kayıtlarında görülen 10 günlük çalışmanın, bordro kayıtlarında sicilinin sonradan yazılması ve işe giriş bildirgesinin olmaması nedeniyle ilgiliye mal edilemediği” bildirildiğinden ihtilaflı tarihe ilişkin dönem bordrosunun ve prim ödemesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durum 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa’sının 79.maddesindeki hak düşürücü süreyi kesebilecek bir durumdur. Ancak anılan bordronun varlığı ve gerçekliği ile fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanması gerekir. Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa’sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, anılan 1978 yılına ait dönem bordrosu SSK’dan getirtilerek çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olayda mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Kurumun da varlığından söz ettiği 1978 yılı bilgisayar kayıtlarında görülen 10 günlük çalışmayı içeren dönem bordrosu araştırılarak, var ise hak düşürücü süre geçmemiş olduğundan fiili çalışma olgusunun araştırılmasına geçilmeli, bunun için de bordroda kayıtlı, davacı ile birlikte çalıştığı tespit edilen işyeri çalışanlarının, gerekirse benzer veya komşu işyeri sahiplerinin kayıtları getirtilerek, çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanları alınmalı, gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtlandıktan sonra sonucuna göre tahsis şartları tartışılmalıdır.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 4.7.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.