
Esas No: 2015/19293
Karar No: 2015/19293
Karar Tarihi: 17/7/2018
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
YILDIZ YILDIZ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/19293) |
|
Karar Tarihi:17/7/2018 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üyeler |
: |
Hicabi DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin GÖKCAN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI |
Başvurucu |
: |
Yıldız YILDIZ |
Vekili |
: |
Av. Mustafa Hüseyin BUZOĞLU |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; mutat meskeni yurt dışında bulunan müşterek çocuğun
yurt dışında mukim olan başvurucuya iade edilmemesi nedeniyle aile hayatına
saygı hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/12/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
8. Türk vatandaşları olan başvurucu ve R.Y. Türkiye"de birlikte
yaşamaya başlamışlar, bu birlikteliklerinden 2001 yılında kızları M.N.Y.
dünyaya gelmiştir. M.N.Y.nin R.Y. tarafından
tanınmasıyla aralarında soy bağı oluşmuştur. Başvurucu ile R.Y. 2003 yılında
evlenmişlerdir.
9. Başvurucu 2006 yılında kızını da yanına alarak anne ve babasının
ikamet ettiği Belçika"ya ziyaret amacıyla gitmiş ve Belçika"da yaşamak
istediğine karar vererek ülkeye yerleşmiştir. Başvurucunun eşi R.Y., memur
olması sebebiyle Türkiye"de kalmıştır. Başvurucu ve sonrasında emekli olan eşi
zaman zaman bir araya gelmek suretiyle yaklaşık üç yıl bu şekilde ayrı
yaşamıştır. En sonunda başvurucunun eşi ile müşterek çocukları Türkiye"ye
gelmiş ancak başvurucu gelmemiştir.
A. Çocuğun İadesi Talebiyle Açılan Dava Süreci
10. Başvurucunun eşinin ortak çocuklarını Belçika"ya
göndermemesi üzerine başvurucu, çocuğun Türkiye"de alıkoymak suretiyle mutat
meskenine dönmesini engellediğini iddia ederek 25/11/1980 tarihli Uluslararası
Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) kapsamında
iade işlemlerinin başlatılması talebiyle 2/9/2009 tarihinde Belçika makamlarına
başvurmuştur.
11. Söz konusu talep, Fransa makamları tarafından Lahey
Sözleşmesi kapsamında Türk merkezî makamı konumunda olan Adalet Bakanlığı
Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne (Genel Müdürlük)
iletilmiştir.
12. Talep, Genel Müdürlük tarafından çocuğun iadesi işlemlerinin
başlatılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmiştir. Başsavcılığın
4/12/2009 tarihinde Ankara 5. Aile Mahkemesi (Mahkeme) sunulan davanamesi ile Lahey Sözleşmesi ve ilgili mevzuat uyarınca M.N.Y.nin mutat meskeninin bulunduğu Belçika"ya iade
edilmesi talep edilmiştir.
13. Mahkeme 9/2/2010 tarihli kararıyla ortak çocuğun anne ile
babası arasında boşanma ve velayet davası olduğunu belirterek söz konusu
davanın, iade talebiyle ilgili davayla birleştirilmesi gerektiği gerekçesine
istinaden davaları birleştirmiştir.
14. Birleştirme kararı, başvurucunun temyizi neticesinde
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin (Daire) 21/6/2010 tarihli kararıyla bozulmuştur.
Bozma gerekçesinde boşanma davası ile iade davasının yargılama usullerinin
farklı olduğu Dairece açıklanarak işin mahiyeti gereği öncelikle iade davasının
sonuca bağlanması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca Cumhuriyet savcısının davaya
katılımının zorunlu olduğu hatırlatılmıştır.
15. Bozma üzerine boşanma davasından ayrılan iade davası,
Mahkemenin 28/12/2010 tarihli kararıyla kabul edilmiş, çocuğun mutat meskenine
iadesine hükmedilmiştir. Kararda, çocuğun annesinin rızası hilafına Türkiye"de
alıkonulduğu tespitine yer verilerek Lahey Sözleşmesi kapsamında mutat
meskenine iade edilmesi gerektiği açıklanmıştır.
16. Başvurucunun eşi tarafından iade kararı temyiz edilmiştir.
Temyiz incelemesini yapan Daire tarafından 18/10/2011 tarihli kararla, çocuğun
geri dönmesinin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ya
da başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi
risk bulunduğu ileri sürülmesine rağmen bu hususta araştırma yapılmadığından
kararın bozulması gerektiği değerlendirilmiştir.
17. Bozmaya uyan Mahkeme tarafından anılan risk araştırılmış;
boşanma davasındaki tanık beyanları, uzman raporları ve diğer deliller
incelenerek iade talebinin bu kez reddine karar verilmiştir. Mahkemece,
müşterek çocuğun mutat meskenine dönüşünü istemediği ve uzman raporunda
belirtilen anlatımlar doğrultusunda müşterek çocuğun geri dönmesinin çocuğu
fiziki ve psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ihtimalinin mevcut olduğu
kanaatine varılmıştır.
18. Anılan karar, Dairenin 3/2/2015 tarihli kararıyla onanmış;
7/10/2015 tarihli kararıyla da karar düzeltme talebinin reddine karar verilerek
aynı tarihte kesinleşmiştir.
19. Başvurucu 16/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
B. Boşanma Davasına
İlişkin Süreç
20. Başvurucunun eşi tarafından başvurucu aleyhine 28/12/2007
tarihinde Ankara 10. Aile Mahkemesine boşanma davası açılmıştır. Yargılama
sonucu, başvurucunun evi terk ederek dönmemesi haricinde geçimsizliğin ispat
edilememesi nedeniyle dava reddedilmiş ancak karar taraflara tebliğ
edilmediğinden kesinleşmemiştir.
21. Başvurucunun eşi bu kez 20/4/2009 tarihinde başvurucu
aleyhine Ankara 9. Aile Mahkemesine (Aile Mahkemesi) boşanma davası açmıştır.
22. Mahkemece taraf tanıkları dinlenmiş ve gösterilen tüm
deliller toplanmıştır. Tanıklar; uyumlu beyanlarında tarafların uzun süredir
ayrı yaşadıklarını, başvurucunun sadakatsiz davranışlarının bulunduğunu, ortak
çocuğun Belçika"da yaşına uygun olmayan bir ortamda yaşadığını ifade
etmişlerdir.
23. Ortak çocuk hakkında 13/11/2009 ve 5/10/2010 tarihlerinde
olmak üzere iki kez sosyal inceleme raporu alınmıştır. Raporlarda genel olarak
çocuğun yurt dışında anne yanında kaldığı süre içinde maruz kaldığı yalnız
kalma, fiziksel şiddet, çocuğun yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan birtakım
davranış ve olaylara -annesinin erkek arkadaşıyla cinsel ilişkiye girmesine,
yanında alkol ve uyuşturucu kullanmasına- tanık olduğu ve istismara varan travmatik yaşantısının bulunduğu tespit edilerek çocuğun
bedensel ve ruhsal açıdan ciddi şekilde örselendiği kanısına varılmıştır.
Ayrıca Belçika"da başvurucunun bir yıl süre ile Fas uyruklu bir erkekle
birlikte yaşadığı, evin fiziksel şartları nedeniyle çocuğuncinsel
ilişkilerine tanık olmuş olabileceğini beyan ettiği, uzun süre yurt dışına
çıktığında çocuğu başvurucunun ailesinin yanına bıraktığı, çalışma
saatlerindeki düzensizlik nedeniyle çocuğun anneanne, teyze ya da etüt
merkezinde vakit geçirdiği ifade edilmiştir.
24. Aile Mahkemesi 31/12/2015 tarihli kararıyla, başvurucunun
sadakatsiz davrandığı, müşterek çocuğun bakım ve gözetimine özen göstermeyerek
yükümlülüklerini ihmal ettiği sonucuna ulaşarak davanın kabulüyle tarafların
boşanmalarına karar vermiş; aynı zamanda aynı gerekçelerle ortak çocuğun
velayetini başvurucunun eşine tevdi etmiştir.
25. Boşanma ve velayet kararı başvurucu tarafından temyiz
edilmiş olup Yargıtayda temyiz incelemesi
aşamasındadır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
26. 22/11/2007 tarihli ve 5717 sayılı Uluslararası Çocuk
Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun’un “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu
Kanunun amacı; velâyet hakkı ihlâl edilerek Sözleşmeye taraf bir ülkeden diğer
bir taraf ülkeye götürülen veya alıkonulan çocuğun mutat meskeninin bulunduğu
ülkeye iadesine veya şahsî ilişki kurma hakkının kullanılmasına dair 25/10/1980
tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin
uygulanmasını sağlamaya yönelik usûl ve esasları
düzenlemektir.”
27. 5717 sayılı Kanun’un “Kapsam”
kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
“Bu Kanun, bir kişiye veya bir kuruma tek
başına veya birlikte kullanılmak üzere tevdi edilmiş bulunan ve yer
değiştirmenin veya alıkonulmanın gerçekleştiği sırada fiilen kullanılmakta olan
velâyet veya şahsî ilişki kurulması haklarının ihlâlinden hemen önce mutat
meskeninin bulunduğu taraf ülkelerden birinde bulunan çocuklara uygulanır.”
28. 5717 sayılı Kanun’un "Tanımlar"
kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“(1) Bu Kanunda geçen;
a) Merkezî Makam: Adalet Bakanlığını,
...
f) Sözleşme: 25/10/1980 tarihli Uluslararası
Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmeyi,
g) Genel Müdürlük: Adalet Bakanlığı
Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünü,
...
ı) Mahkeme: Aile mahkemesini, ifade eder.”
29. 5717 sayılı Kanun’un "Merkezi
Makamın görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“(1) Merkezî Makam, mahallî Cumhuriyet
başsavcılığı aracılığı ile;
a) Sözleşme kapsamında çocuğun iadesi veya
şahsî ilişki kurulma hakkının kullanılması konusunda bir başvurunun yapılmasını
müteakip çocuğun bulunduğu yerin tespiti ile menfaatlerinin korunması için
kolluk ve diğer yetkili makamları görevlendirmek de dahil olmak üzere gerekli
bütün tedbirleri alır.
b) Çocuğun, kendisini kaçırmış olan kişinin
rızası ile iadesi veya taraflar arasında sulh yoluyla bir çözüme ulaşılmasını teminen gerekli bütün tedbirlerin alınmasını sağlar.
c) Çocuğun, kendisini kaçırmış olan kişinin
rızası ile iadesi veya taraflar arasında sulh yoluyla bir çözümün bulunması
mümkün değilse, çocuğun iade edilip edilmeyeceği veya şahsî ilişki hakkının
kullanılması konusunda bir karar verilmek üzere yetkili mahkemeye dava açar.”
30. 5717 sayılı Kanun’un "Yargılama
Usulü" kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:
"(1) Çocuğun iadesine dair davaname, duruşma günü ile birlikte taraflara tebliğ
olunur.
(2) Bu
Kanunun uygulanmasından doğan tüm dava ve işler basit yargılama usûlüne göre öncelikle ve acele görülür."
31. 5717 sayılı Kanun’un "Geçici
koruma tedbirleri" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
“1)
Mahkeme, talep üzerine veya re"sen çocuğun yüksek
yararının tehlikeye düşmesini önlemek için dava sonuna kadar aşağıda belirtilen
geçici tedbirlere, gerektiğinde çocuğun görüşünü ve uzmanlardan rapor almak
suretiyle karar verebilir:
a) Bakım ve gözetimi üzerine alan akrabalardan
birine teslim.
b) Bakım ve gözetimi üzerine alan güvenilir
bir aile yanına yerleştirme.
c) Çocuk bakımı ve yetiştirme veya benzeri
resmî yahut özel kurumlara yerleştirme.
d) Resmî veya özel bir hastaneye veya tedavi
evine yahut eğitimi güç çocuklara mahsus kurumlara yerleştirme.”
32. 5717 sayılı Kanun’un "İade
davasında velâyet" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“(1)
Çocuğun iadesine dair bir karar verilmiş ise bu hükümde ayrıca velâyete ilişkin
karar verilmez. Ancak, çocuğun iadesi talebinin reddine karar verilmesi
halinde, velâyet hakkına dair bir karar verilebilir.”
33. 5717 sayılı Kanun’un "Bekletici
mesele" kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:
“(1) Görülmekte olan bir iade davası sırasında
velâyet davası da açılmış ise velâyete ilişkin dava bekletilir.”
34. 5717 sayılı Kanun’un "Davaların
Ayrılması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
“(1)
İade davası ile velâyet davası birleştirilmiş ise birleştirilen davalar tefrik
edilerek öncelikle iade davası görülüp sonuçlandırılır."
B. Uluslararası Hukuk
1. Uluslararası Mevzuat
35. Lahey Sözleşmesi"nin 1. maddesi şöyledir:
“İşbu sözleşmenin amacı:
a) Taraf Devletlere gayrikanuni yollardan
götürülen veya alıkonan çocukların derhalgeri
dönmelerini sağlamak;
b) Taraf bir Devletteki koruma ve ziyaret
haklarına, diğer taraf Devletlerde etkili biçimde riayet ettirmek.”
36. Lahey Sözleşmesi’nin 3. maddesi şöyledir:
“Bir
çocuğun yer değiştirmesi veya geri dönmemesi:
a) Çocuğun, yer değiştirmesinden veya geri
dönmemesinden hemen önce mutat ikametgahının bulunduğu Devlet kanunu
tarafından, bir şahsa, müesseseye veya başka bir kuruma, tek başına veya
müştereken verilen koruma hakkının ihlali şeklinde meydana geldiği taktirde; ve
b) Bu hak, yer değiştirme veya geri dönmeme
anında tek başına veya müştereken fiili biçimde kullanılmakta veya bu olaylar
meydana gelmese kullanılacak idi ise,
Kanuna aykırı addedilir.
(a) da
söz konusu edilen koruma hakkı, özellikle, kanuni bir yetkiden, adli veya idari
bir karardan veya bu Devletin kanununa göre yürürlükte olan bir anlaşmadan
doğabilir.”
37. Lahey Sözleşmesi’nin 11. maddesi şöyledir:
"Tüm Taraf Devletlerin adlî ve idarî
makamlarının, çocuğun geri dönmesini teminen en kısa
zamanda gereğine tevessül etmeleri yükümlülükleridir,
Müracaatta bulunulan adlî veya idarî makam,
müracaattan itibaren 6 hafta içinde karar vermezse, talep eden veya talep
edilen Devletin merkezî makamı kendi girişimi ile gecikmenin nedenlerine dair
bir belge isteyebilir. Cevap, talep edilen Devletin merkezî makamına gelir ise,
bu makamın, cevabı, talepte bulunulan devletin merkezî makamına veya icabında
müracaat sahibine intikal ettirmesi gereklidir."
38. Lahey Sözleşmesi’nin 12. maddesinin birinci ve ikinci
fıkraları şöyledir:
“Bir
çocuğun, 3. maddede belirtildiği şekilde, kanuna aykırı olarak yeri
değiştirilmiş veya çocuk alıkonulmuş ve çocuğun bulunduğu taraf Devletin adli
veya idari makamına müracaat anında, yer değiştirme veya alıkonulmadan itibaren
bir yıldan az zaman geçmişse, müracaatta bulunulan makam, çocuğun derhal geri
dönmesini emreder.
Yukarıdaki fıkrada öngörülen bir yıllık
sürenin sona ermesinden sonra bile müracaatta bulunulursa, adli veya idari
makamın, keza çocuğun geri dönmesini emretmesi gerekir, yeter ki, çocuğun yeni
çevresine intibak ettiği tespit edilmesin.”
39. Lahey Sözleşmesi’nin 13. maddesi şöyledir:
“Yukarıdaki madde hükümlerine rağmen, talepte
bulunulan Devletin adli veya idari makamı, geri dönmeye itiraz eden kişi, kurum
veya örgüt:
a) Çocuğun şahsının bakımını üstlenmiş bulunan
kişi, kurum veya örgütün, yer değiştirme veya alıkoyma döneminde koruma hakkını
etkili şekilde yerine getirmediğini veya yer değiştirmeye veya alıkoymaya
muvafakat etmiş olduğunu veya daha sonra kabul etmiş olduğunu veya,
b) Geri dönmesinin çocuğu fiziki veya
psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde, müsamaha
edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir risk olduğunu tesbit ederse, çocuğun geri dönmesini emretmek zorunda
değildir.
Adli veya idari makam keza çocuğun, geri
dönmek istemediğini ve görüşünün gözönünde
bulundurulmasının uygun olacağı bir yaşa ve olgunluğa erişmiş bulunduğunu
gözlerse, geri dönmesini emretmeyi reddedebilir.
Bu maddede yer alan şartların
değerlendirilmesinde, adli veya idari makamların, çocuğun sosyal durumuna
ilişkin bilgileri, merkezi makam veya çocuğun mutat ikametgâhı devletinin diğer
herhangi bir yetkili makamı tarafından sağlanan bilgileri gözönünde
bulundurması gereklidir.”
40.Lahey Sözleşmesi’nin 16. maddesi şöyledir:
“Bir
çocuğun 3. madde çerçevesinde, kanuna aykırı olarak yer değiştirdiği veya geri
dönmediğinden haberdar edilmesini müteakip, çocuğun götürüldüğü veya
alıkonulduğu Taraf Devletin adlî veya idarî makamları, çocuğun geri dönmesi
konusunda işbu sözleşmedeki şartların bir araya gelmediği tespit edilinceye
kadar veya sözleşme uyarınca bir talepte bulunulmadan makul bir süre geçinceye
kadar, koruma hakkının esasına ilişkin karar veremezler.”
41. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve
27/1/1995 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak
yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme"nin 3. maddesi
şöyledir:
“(1)
Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya
yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün
faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,
vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve
ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için
gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve
idari önlemleri alırlar.
(3)
Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,
hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve
uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan
ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”
42. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi şöyledir:
“(1)
Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini
ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere
çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek
suretiyle tanırlar.
(2) Bu
amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya
doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi
fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa,
özellikle sağlanacaktır.”
43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"
kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"1. Herkes özel ve aile hayatına,
konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,
kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,
genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin
korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda
gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale
yapılamaz."
2. Uluslararası İçtihat
44.Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri, aile
yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olup anne ve baba arasındaki ortak yaşamın
hukuken veya fiilen sona ermiş olması, aile yaşamını ortadan kaldırmaz (benzer
yöndeki AİHM kararı için bkz. Berrehab/Hollanda,
B. No: 10730/84, 21/6/1988, § 21). Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının
anne ve babanın birlikte yaşamaya son vermelerinin ardından da devam edeceği
açık olup anne, baba ve çocuğun aile hayatına saygı hakkı belirtilen durumlarda
ailenin yeniden birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz
konusu yükümlülük, yalnızca çocukların kamusal makamlarca koruma altına
alınması bağlamındaki uyuşmazlıklar açısından değil ebeveyn veya diğer aile
bireyleri arasındaki velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar
açısından da geçerlidir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/2011
§§ 56-57).
45. Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusu
olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmakla
sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak aile yaşamına
etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de
içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler
alanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını
zorunlu kılar (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 23).
46. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ebeveyn ile
çocuk arasındaki şahsi ilişkinin konu edildiği davalarda çocuğun menfaatlerinin
diğer tüm hususlardan üstün tutulması gereklidir. Mahkemeye göre bu menfaatin
iki yönü bulunmaktadır. İlk olarak çocuğun üstün menfaati sağlıklı bir ortamda
gelişmesinin sağlanmasını içermektedir, bu nedenle Sözleşme"nin 8. maddesi hiç bir koşulda ebeveynin çocuğun sağlığına ve gelişimine
zarar verebilecek davranışlarını korumaz. İkinci olarak çocuğun üstün
menfaatlerine aykırı olmadıkça ailesi ile bağlarını sürdürmesi çocuğun
hakkıdır. Bu bağlamda çocuğun aile bağları ancak istisnai durumlarda
koparılabilir ve aile bağlarının koptuğu durumlarda çocuğun üstün menfaati
kişisel ilişkinin sürdürülmesi ve koşullar uygun olduğunda ailenin yeniden bir
araya gelmesi için gerekli tüm tedbirlerin alınmasını gerektirir (Gnahore/Fransa, B. No: 40031/98,19/9/2000, § 59).
47. AİHM de önüne gelen birçok davada, aile yaşamına saygının
kamu makamlarına ebeveyn ve çocuklarını bir araya getirmek şeklinde pozitif bir
görev yüklediğini vebu alandaki pozitif yükümlülüğün
bireyler arasındaki ilişkiler alanında dahi aile yaşamına saygıyı güvence
altına almak için tasarlanmış ve hem bireylerin haklarını koruyan düzenleyici
yargısal bir çerçeve oluşturulmasını hem de fiilen hayata geçirilecek uygun
tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini ifade etmektedir (Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 58; Glaser/Birleşik Krallık,
B. No: 32346/96, 19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk,
B. No: 35853/04, 12/12/2006, § 52).
48. Bununla birlikte aile yaşamına saygı hakkı kapsamındaki
pozitif yükümlülüklerin hangi koşullarda olumlu edimde bulunmayı
gerektirdiğinin kesin çizgilerle belirlenmesi, söz konusu hak kapsamındaki
ilişkilerin mahiyeti gereği kolay değildir. AİHM de özellikle pozitif
yükümlülükler söz konusu olduğunda saygı kavramının çok kesin bir tanımının
bulunmadığını, taraf devletlerde karşılaşılan durumlar ve izlenen
uygulamalardaki farklılıklar dikkate alındığında bu kavramın gereklerinin
olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini kabul etmektedir (benzer yöndeki AİHM
kararı için bkz. Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik Krallık [GK], B. No: 9214/80,
28/5/1985, § 67).
49. Ayrıca AİHM, uluslararası çocuk kaçırma meselelerinde
Sözleşme’nin 8. maddesinin aile hayatına saygı hakkı kapsamında Sözleşmeci
devletlere yüklediği yükümlülüklerin Lahey Sözleşmesi hükümleri dikkate
alınarak yorumlanması gereğine işaret etmektedir (Neulinger ve Shuruk/İsviçre [BD], B. No:
41615/07, 6/7/2010, §§ 131, 132).
50. Bu kapsamda AİHM"in Lahey
Sözleşmesi’ni özellikle pozitif yükümlülükler bağlamında yorumladığı
görülmektedir. Bu kapsamda AİHM, örneğin Lahey Sözleşmesi çerçevesindeki
mükellefiyetler uyarınca çocuğun ivedi olarak iadesinin sağlanması hususunda
yeterli önlemlerin alınmasında başarısız olunması, çocuğun mutat ikametine
dönüşünün sağlanmasında özenli davranılmaması ve iadeye ilişkin talep hakkında
yürütülen yargılamanın gereğinden uzun sürmesi nedeniyle Sözleşme’nin 8.
maddesinin ihlal edildiğine hükmetmektedir (Iglesias Gil ve A.U.I./İspanya, B. No:
56673/00, 29/4/2003, §§ 56-63; Sylvester/Avusturya, B. No: 36812/97, 40104/98,
24/4/2003, §§ 67-72; Carlson/İsviçre, B. No: 49492/06, 6/11/2008, §§
70-82; Serghides/Polonya, B. No: 31515/04, 2/11/2010, §§
68-75).
51. AİHM, çocuğun ve ebeveynin menfaatlerine ilişkin
değerlendirmenin ulusal yargı makamlarınca yapılması gerektiğini kabul etmekle
birlikte uyuşmazlığa ilişkin yargılama prosedürünün adil olması ve ilgililere
bütün haklarını kullanabilme olanağı sağlaması gerektiğini ifade etmektedir.
AİHM ulusal mahkemelerin özellikle olgusal, duygusal, psikolojik, maddi ve
tıbbi nitelikteki bütün faktörler ile ailenin durumunu derinlemesine inceleyip
incelemediğini ve kaçırılmış çocuğun iadesine ilişkin başvuru bağlamında
çocuğun yüksek menfaatlerini tespit etmek suretiyle ilgili kişilerin de
yararlarına ilişkin makul bir değerlendirme ve dengelemede bulunulup
bulunulmadığını belirlemek durumunda olduğunu belirtmektedir (İlker Ensar Uyanık/Türkiye, B. No:
60328/09, 3/5/2012, § 52; Neulinger ve Shuruk/İsviçre,
§§ 138, 139).
52. AİHM ayrıca, geçen zamanın çocuk ile beraber yaşamayan
ebeveyn arasındaki ilişkilerde geri dönüşü olmayan olumsuz etkiler
doğurabileceğinden çocuğun iadesiyle ilgili davaların dava sonunda alınan
kararların infazı dâhil acil bir uygulama gerektirdiğini belirtmektedir. (Carlson/İsviçre, § 69).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
53. Mahkemenin 17/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Aile Hayatına Saygı
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
54. Başvurucu,eşi
ile arasında devam eden boşanma davasına sunulan delillerle yetinilmek
suretiyle kızının mutat meskene iade davasının reddedildiğinden şikâyet
etmektedir. Başvurucu; kızının cinsel istimara maruz kaldığı iddiasının tamamen
soyut olduğunu, bu hususun ispatlanmamış olmasına rağmen çocuğun iadesi
talebinin reddedildiğini belirterek aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür. Hükme esas alınan tanık beyanlarının talebin reddedilmesi için
yeterli olmadığını vurgulayan başvurucu, sosyal inceleme raporlarının gerçeği
yansıtmadığını iddia etmiştir. Ayrıca mahkemelerin kararlarının gerekçesiz
olması sebebiyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ifade
etmiştir.
2. Değerlendirme
55. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:
“Devletin
temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır.”
56. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı
şöyledir:
“Herkes
... aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. ... aile
hayatının gizliliğine dokunulamaz."
57. Anayasa’nın 41. maddesi şöyledir:
“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler
arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle
ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını
sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma,
yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan
ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı
çocukları koruyucu tedbirleri alır.”
58. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
59. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında çocukla şahsi
ilişki kurulmasına yönelik şikâyetler aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde
ele alınmıştır (Marcus Frank Cerny
[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 82; Serpil
Toros, B. No: 2013/6382, 9/3/2016; Selim
Adıyaman, B. No: 2013/8846, 9/3/2016; Dalga Eda Yıldırım ve Özgün Yıldırım, B. No: 2014/5974,
26/12/2017; Sezen Acar Özfidan,
B. No: 2014/16746, 25/1/2018; Levent Aşıklar,
B. No: 2014/13936, 8/3/2018).
60. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararları uyarınca ebeveyn
ve çocuklar arasındaki ilişkileri konu alan uyuşmazlıklarda idari ve yargısal
işlemlere dair şikâyetlerinbir bütün halinde aile
hayatına saygı hakkı bağlamında incelenmesi gerekmektedir (Marcus Frank Cerny, § 82; M.M.E. ve T.E., B. No: 2013/2910,
5/11/2015, § 137; Levent Aşıklar,
§ 59).
61. Adil yargılanma hakkı ile aile hayatına saygı hakkı
kapsamında sağlanan güvencelerin öngördüğü amaçlardaki faklılık
durumuna göre içlerinden biri veya diğeri uyarınca birtakım olguların
incelenmesini gerekebilir. Başvurucunun ileri sürdüğü gerekçeli karar hakkının
ihlali iddiası aynı zamanda aile hayatına saygı hakkı, kapsamında ele alınacak
yargısal mercilerin bireysel menfaat dengelemesinde yeterli gerekçesi ihtiva
edip etmediği hususuna da ilişkin olduğundan başvurunun sadece aile hayatına
saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle mevcut başvuruda
şahsi ilişki kurulmasına yönelik şikâyetlerin aile hayatına saygı hakkı içinde
inceleneceğine dair Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarından ayrılmaya gerek
bulunmamaktadır. Dolayısıyla konusu çocuğun ailesiyle yaşadığı mutat meskene
iade edilmesinin Anayasa"nın 20. ve 41. maddelerinde düzenlenen aile hayatına
saygı hakkı bağlamında ele alınması gerekir.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
62. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan aile
hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
63. Aile hayatına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinin
birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme,
Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının
Anayasa’daki karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin
-Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- özellikle aile hayatına saygı hakkına
ilişkin pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında dikkate alınması
gerektiği açıktır (Murat Atılgan,
B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny, § 36).
64. Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda
Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri, ebeveynin -mevcut olayda babanın- çocuğuyla
bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve
kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içermektedir.
Anayasa"nın 41. maddesinde her çocuğun yüksek yararına aykırı olmadıkça anne ve
babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu
açıkça belirtilmektedir. Ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp her olayın özel
koşullarına bağlı olarak alınacak tedbirlerin nitelik ve kapsamı
farklılaşabilmektedir (Marcus Frank Cerny, §
41).
65. Bu bağlamda ebeveynler tarafından gerçekleştirilen
uluslararası çocuk kaçırma vakaları, aile hayatına saygı hakkı bağlamında
değerlendirme yapılmasını gerektiren önemli bir dava grubudur. Uluslararası
çocuk kaçırma vakaları, uluslararası anlamda ciddi bir iş birliğini
gerektirmekte olup bu iş birliği bakımından en önemli vasıtalardan biri Lahey
Sözleşmesi’dir. Lahey Sözleşmesi en basit ifadeyle yasa dışı kaçırılan veya
taraf devletlerden birinde alıkonulan çocuğun ivedi şekilde iadesini öngörerek
ebeveyn tarafından gerçekleştirilen uluslararası çocuk kaçırma vakalarının
çözümü hususunda hızlı bir prosedür öngörmekte olup Lahey Sözleşmesi’ne taraf
bir devlette mutat olarak ikamet eden çocuğun diğer bir taraf devlete yasa dışı
kaçırılması veya orada alıkonulması durumunda -Lahey Sözleşmesi’nde yer verilen
sınırlı sayıdaki istisnai hâller dışında- çocuğun bulunduğu ülkenin yetkili
makamlarının çocuğu mutat ikametgâhı olan ülkesine ivedi şekilde iade etmesi
zorunludur (Marcus Frank Cerny, §§
44, 46, 47).
66. Lahey Sözleşmesi uyarınca taraf devletler, ülke sınırları
içinde Lahey Sözleşmesi’nin amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak üzere uygun
bütün önlemleri almak ve bu amaç doğrultusunda en süratli usullere başvurmakla
yükümlüdür. Bu yükümlülük ilgili vakalarda aile hayatına saygı hakkının
öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça
önemlidir (Marcus Frank Cerny, §
55).
67. Lahey Sözleşmesi kapsamında kural, ivedi iade olmakla
birlikte zorunlu iade kararının bir dizi istisnası bulunmaktadır. Bu istisnalar
Lahey Sözleşmesi’nin 13. ve 20. maddelerinde yer almakta olup ilgili hükümlerin
yargısal makamlara çocuğun iadesini reddetme yetkisi tanıdığı görülmektedir.
Lahey Sözleşmesi’nin temel amacı, çocuğun mutat meskeni olan ülkesine iade
edilmesini sağlayarak koruma hakkının nasıl düzenlenmesi gerektiğinin -çocuğun
üstün menfaatleri nazara alınmak suretiyle- mutat mesken yargı makamlarınca
belirlenmesidir. Bununla birlikte yer değiştirmenin veya alıkoymanın geçerli
sebeplerinin bulunabileceği veya iadenin çocuğa ciddi zararlar verebileceği
durumların olabileceği gerçeği karşısında, belirtilen istisna hükümlerine yer
verilmek suretiyle Sözleşme uygulamasında bazı güvence hükümlerine yer verilmek
istenildiği anlaşılmaktadır (Marcus Frank Cerny, § 58).
68. Mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek öncelikle
derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. İç hukukun genel olarak
uluslararası hukuka veya uluslararası anlaşmalara atıf yaptığı hâllerde de
durum böyledir. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun
Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır.Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece
mahkemeleri tarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle mahkemelerin Lahey
Sözleşmesi hükümlerini yorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20. ve 41.
maddelerindeki güvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine sahiptir (Marcus Frank Cerny, §
62; Levent Aşıklar, § 68).
69. Bu alandaki belirleyici mesele; çocuğun anne, baba ve kamu
düzeninin yarışan menfaatleri arasında devletin kendisine tanınan takdir alanı
içinde bu konuda adil bir denge kurup kurmadığıdır. Ancak bu denge kurulurken
velayet ve kişisel ilişki hakkıyla ilgili meselelerde çocukların menfaatlerinin
üstün bir öneme sahip olduğu unutulmamalıdır.Bununla
birlikte söz konusu haklar arasında denge kurulurken ebeveynin çocukla düzenli
ilişkide bulunması gereği de dikkate alınması gereken bir diğer önemli
faktördür (Marcus Frank Cerny, §
74; Levent Aşıklar, § 76).
70. Her çocuk, menfaatleri aksini gerektirmedikçe ebeveyni ile doğrudan
ve düzenli olarak kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir. Çocuğun
menfaati bir yandan -söz konusu ailenin sağlıksız olması durumu hariç-
ailesiyle bağlarını sürdürmesi gerektiğine işaret etmekte, öte yandan çocuğun
sağlıklı ve güvenli bir çevrede gelişimini sürdürmesini içermektedir. Aynı
düşünce Lahey Sözleşmesi için de geçerli olup Lahey Sözleşmesi, çocuğun geri
döndürülmesi çocuğu ağır fiziksel veya psikolojik zarar riskine maruz
bırakmadıkça veya başka bir şekilde katlanılmaz bir duruma sokmadıkça kural
olarak kaçırılan çocuğun ivedi olarak iadesini gerektirmekte ve bu şekilde aile
ilişkilerinin sürdürülebilirliğini amaçlamaktadır (Marcus Frank Cerny, § 75; Levent Aşıklar, § 77).
ii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
71. Başvuru, Anayasa Mahkemesinin daha önce Marcus Frank Cerny ve Levent Aşıklar kararlarında
vurgulandığı gibi çocuk ile anne ve babanın yarışan menfaatleri arasında,
devletin kendisine tanınan takdir alanı içinde bu konuda adil bir denge kurup
kurmadığı yönünden incelenecektir.
72. Çocukların ebeveyninden birinin velayet hakkı ihlal edilmek
suretiyle kaçırılmaları veya alıkonulmalarının sonuçlarının
hafifletilmesi/önlenmesi amacıyla ülkemizce kabul edilen Lahey Sözleşmesi ve bu
Sözleşme"ye dayanılarak yürürlüğe giren 5717 sayılı
Kanun"a göre çocukların mutat meskenlerine derhâl iadesi kuraldır. Kurala
istisna tanıyan hükümler ise aynı metinde yer almaktadır.
73. Başvurucu, ortak çocuğun mutat meskenininBelçika
olduğunun tereddütsüz olmasına rağmen mevcut delillerin hatalı değerlendirilmek
suretiyle iade talebinin reddedilmesinden şikâyet etmektedir.
74. Lahey Sözleşmesi"nin 13. maddesine göre, alıkonulan çocuğun
mutat meskeni tespit edildikten sonra ancak çocuğun iade edilmesininçocuğu
fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağının veya başka bir şekilde
müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceğinin tespiti hâlinde yargısal
makamların usule ilişkin güvenceleri işleterek ve çocuğun üstün yararı gözönüne alarak iade talebini reddetme konusunda takdir
hakkına sahip oldukları şüphesizdir.
75. İade talebini inceleyen Mahkeme, çocuğun yurt dışında anne
yanında kaldığı süre içinde maruz kaldığı yalnız kalma, fiziksel şiddet,
çocuğun yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan birtakım davranış ve olaylara
tanık olması ile istismara varan olguları değerlendirerek çocuğun iade edilmesi
hâlinde fiziki ve psikolojik tehlikeyle karşılaşabileceğini varsaymıştır.
Mahkemenin kanaatine üst derece mahkemesi de katılarak kararı onamıştır.
76. Bu bağlamda başvuruya konu iade talebini inceleyen
mahkemelerce verilen kararlarda uzman değerlendirmelerine ve çocuğun aile
yaşantısı hakkında bilgi ve görgü sahibi kişilerin beyanlarına yer verilerek
delillerin değerlendirildiği, Lahey Sözleşmesi’nin 13. maddenin birinci
fıkrasının (b) bendinde yer alan istisnanın hangi gerekçelerle gerçekleştiğine
yönelik hususlarda ayrıntılı açıklamalara yer verildiği anlaşılmaktadır.Ayrıca
başvurucu ile çocuğu arasında kişisel ilişki tesis edilerek başvurucunun
çocuğunu görme, ilişki kurma hakkı ile çocuğun yüksek menfaati arasındaki denge
gözetilmiş olmaktadır. Başvurucunun dava süreçlerinde iddia ve savunmalarını
dile getirebildiği, verilen nihai kararlara karşı kanun yollarına başvurarak
etkili bir katılım sağladığı da görülmektedir. Sonuç olarak Lahey
Sözleşmesi"nin getirdiği güvenceler gözönüne alınarak
derece mahkemelerince oluşturulan karar gerekçelerinin aile hayatına saygı
hakkı bağlamında ilgili ve yeterli olduğu, bu suretle başvurucu ile çocuğun
menfaatleri arasında denge kurulduğu değerlendirilmiştir.
77. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20.
maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal
edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
78. Başvurucu, müşterek çocuğun iadesi talebinden itibaren altı
yılı aşkın bir süre sonra talebin reddine karar verilmesi nedeniyle makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
79. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
80. Anayasa"nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medeni hak ve
yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması
gerektiğine dair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bu
konuda kararlar verilmiştir (Güher Ergun ve
diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013; Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun, B. No: 2012/12,
17/9/2013). Başvuru konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir husus
bulunmamaktadır.
81. Somut olayda 2/9/2009 tarihinde iade talebiyle başlayan
yargısal sürecin7/10/2015 tarihinde Dairenin karar düzeltme istemini
reddetmesiyle sonuçlandığı anlaşılmıştır. Başvuruya konu yargılama süreci
incelendiğinde davanın iki dereceli bir yargılama sisteminde toplam 6 yıl 1 ay
5 gün sürdüğü görülmektedir.
82. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda
verdiği kararlar ve somut başvuruya konu yargılama sürecinin niteliği dikkate
alındığında yaklaşık 6 yıl 1 ay 5 günlük yargılama süresinin makul olmadığısonucuna varmak gerekir.
83. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
84. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının
ihlal edildiğine ya da edilmediğine kar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde
ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedilir…”
85. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle
100.000 TL manevi, 100.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
86. Somut olayda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiği sonucuna varılmıştır.
87. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca
ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığındabaşvurucuya
net 6.750 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
88. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için
başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal
arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge
sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi
gerekir.
89. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile
hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede
yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 6.750 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 5. Aile Mahkemesine
(E. 2013/1603, K.2014/714 sayılı dava dosyasına) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.