
Esas No: 2016/69011
Karar No: 2016/69011
Karar Tarihi: 17/7/2018
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MUSTAFA DURMAZ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/69011) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2018 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üyeler |
: |
Hicabi DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin GÖKCAN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
Raportör Yrd. |
: |
Muzaffer KORKMAZ |
Başvurucu |
: |
Mustafa DURMAZ |
Vekili |
: |
Av. Levent KAHYA |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında
uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması
nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında usul ve
yasaya uygun olmayan şekilde ifade alınarak hukuka aykırı delil elde edilmesi,
gözaltında avukatla görüşmenin engellenmesi ve ceza infaz kurumunda avukatla
yapılan görüşmelerin sınırlandırılarak kayda alınması ile soruşturma
makamlarınca verilen koruma tedbiri kararlarında sadece ismin bulunmasına
dayalı olarak başka herhangi bir araştırma yapılmadan tutuklama kararı
verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının; ifade verme aşamasında yorma
fiiline maruz bırakılma nedeniyle kötü muamele yasağının; dinî bir grupla
bağlantılı olma iddiasına dayalı olarak terör örgütü üyesi olma isnadıyla
karşılaşılma nedeniyle de eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/10/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
6. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle
karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü
hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve
yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında
Türkiye"de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu
değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve
diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
7. FETÖ/PDY"nin ulusal güvenlik
üzerinde oluşturduğu tehdit; darbe girişimi öncesinde idari organların karar,
açıklama ve uygulamalarına da konu olmuştur. Bu bağlamda devlet yetkilileri
sürekli olarak anılan yapılanmanın ülke güvenliği için bir tehdit olduğuna dair
açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu değerlendirmeler Millî Güvenlik Kurulu (MGK)
kararlarında da ifade edilmiştir. MGK, söz konusu yapılanmayı 2014 yılı
başından itibaren sırasıyla halkımızın
huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında
illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden
paralel devlet yapılanması ve bir terör
örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri
basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014
yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi"nde "Legal Görünümlü İllegal Yapılar" başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması" adıyla
yer almış; Jandarma Genel Komutanlığı ise 8/1/2016 tarihinde FETÖ/PDY"yi mevcut terör örgütleri listesine dâhil etmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 33).
8. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde
Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da
doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY"nin
kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil
toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar
yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri
uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)
[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).
9. Bu kapsamda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İzmir"de
bulunan Katip Çelebi Üniversitesindeki FETÖ/PDY
örgütlenmesine ilişkin olarak Üniversitede mühendis ünvanıyla
görev yapan başvurucunun da aralarında bulunduğu şüpheliler hakkında soruşturma
başlatılmıştır.
10. Öte yandan İzmir Katip Çelebi
Üniversitesi Rektörlüğünce başlatılan disiplin soruşturması sonucunda
başvurucu, 27/7/2016 tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete"de
yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile
Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Olağanüstü Hal
Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) hükümlerine istinaden kamu görevinden
çıkarılmıştır.
11. Başvurucu, soruşturma işlemleri kapsamında 12/8/2016
tarihinde gözaltına alınmış ve 17/8/2016 tarihinde İzmir Emniyet Müdürlüğü Mali
Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde
özetle 2011 yılında İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon
Daire Başkanlığına atandığını, daha sonra Personel Daire Başkanlığında
görevlendirildiğini, görev yaptığı dönemde tek başına atama yapma yetkisi ve
inisiyatifi olmadığını, mevzuatın öngördüğü şekilde işlemler yaptığını, bu
konuda yasa dışı olarak kimseden emir ve talimat almadığını, tanık beyanlarının
asılsız olduğunu, çocuğunun Özel Yamanlar Zübeyde Hanım İlköğretim Okulunda
2014 yılında anaokulunu, 2015-2016 eğitim öğretim yılında da 1. sınıfı
okuduğunu, okula kayıt esnasında sadece Bank Asya ile anlaşmalı oldukları ve
ödemelerin Bank Asya aracılığı ile yapıldığının tarafına bildirildiğini, bu
nedenle Bank Asyada adına hesap açıldığını ve sadece
okul ücretlerini aylık olarak bu hesaba yatırdığını, 15/7/2016 darbe girişiminden
sonra Özel Yamanlar Zübeyde Hanım İlköğretim Okuluna kayyum atandığını, bunun
üzerine çocuğunu başka bir okula kaydettirdiğini ifade ederek ismi geçen okulun
FETÖ ile bağlantılı olması konusunda hiçbir bilgisinin olmadığını belirtmiştir.
12. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan
tutuklanması istemiyle başvurucuyu İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk
etmiştir.
13. Başvurucunun 22/8/2016 tarihli sorgu sırasındaki ifadesi
şöyledir:
"...Ben bu konuda emniyette ifade
vermiştim o ifadem doğrudur, aynen tekrar ederim, öncelikle asılsız iftiradan
ibaret bu iddiaları kabul etmiyorum, bu kişiler hakkında yasal yollara
başvuracağım. Ataması yapılacak kişileri dışarıdan birilerine danıştığım hususudoğru değildir. Alımları rektörlük yapmaktadır. Ben
karar merci değilim. Ben dürüst bir şekilde hakkı ile yerine getiren biriyim.
Bu kişiler bana cephe almışlardır. Bunun başka bir açıklaması yoktur. H.K. ile
halef selef ilişkimiz olduğundan bu kişinin de bana husumeti vardır. Bana
beyanlarını okuduğunuz kişilerin çoğu idari personeldir. Bu kişiler tamamen
olumsuz çalışmalar yapmaktadır. Ben evimde toplantı düzenlemedim bu iddiayı da
kabul etmiyorum. Yine Cumhurbaşkanına hakaret etmem de söz konusu değildir. Ben
darbeyi lanetleyen ifadeleri sosyal medya aracılığı ile de paylaştım. Benim
eşim çocukluğundan beri menzilin sohbetlerine ara ara katılan biridir. Bu son
dönemde olan bir olay değildir, bu ailesinden ileri gelen bir durumdur. Bu
kesinlikle iddia edildiği gibi saklanmak maksadıyla değildir. M.D. zamanında
rektör danışmanlığı yapan bir kişidir kesinlikle aramızda ast üst ilişkisi
yoktur ben rektörlükten aldığım emirleri yerine getiren bir kişiyim. 17-25
aralık sürecinden sonra görevden alınmadım 30 Eylül 2014 yılında rektörlük
seçiminden iki ay önce görevi bırakmak zorunda kaldım. Rektörümüz bana üzerimde
bir baskı var senin bu görevden ayrılmak gerekiyor deyince ben görevimden
ayrılmak durumunda kaldım. Onun üzerinde personel daire başkanlığının başka
biri getirileceğinden bahisle siyasi baskı olduğu söylenince ben de kabul
ettim. T. ile bizim personel daire başkanlığım döneminde ilişkilerimiz iyi
değildi. Hatta rektörlüğe yansıyan sorunlarımız olmuştu ama bunlar tamamen iş
ile alakalı idi. Ben kimseyi işe aldırabilecek merci konumunda değildim.
Tamamen teknik süreci yöneten biriyim. M.Y. denilen kişi yönetici durumunda
görevine devam eden kişidir. Ben yeni personelleri ziyarete gidiyormuşum bu da
kesinlikle doğru değildir. İfade veren kişiler tamamen komplo düzenleyen
beyanlardan ibarettir ve belli kişilerdir. Ellerinde hiçbir delil yokken iftira
niteliğinde olan beyanlardır. Ben çok yoğun çalışan birisiyim. Çocuğum Yamanlar
da okudu ama ben bunların fetö ile ilişkili olduğunu
bilmiyordum. Ben fetö ile ilişkili olduğunu anlayınca
çocuğumu okullarından aldım. Kredi işlemlerimi de bankalarından yapmadım. Atılı
suçlamayı kabul etmiyorum, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmak
istiyorum..."
14. İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğince 22/8/2016 tarihinde,
başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklanmasına
karar verilmiştir.
15. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:
"Şüpheliler Mustafa Durmaz... ve R.S.nin silahlı terör örgütü kurma veya yönetme (TCK.nın 314/1maddesi) suçunu, şüpheliler ... ve M.Ç.nin ise silahlı terör örgütüne üye olma (TCK.nın 314/2 maddesi) suçunu işlediklerine dair kuvvetli
suç şüphesinin varlığını gösteren tanık ifadeleri, örgüt mensuplarının birlikte
hareket ettiklerini gösterir tanık beyanları, bylock
programına yönelik tespitler, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk
Müşavirliğinin soruşturma raporları, Bank Asya hesap hareketleri, kullanmış
oldukları bilgisayarların formatlanması somut deliller niteliğinde olduğu,
atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu,ülkenin
yaşamakta olduğu olağanüstü durum nedeniyle emniyet güçleri tarafından
düzenlenen ve yan deliller ile desteklenen istihbari
rapora itibar edilmesi gerektiği, ülkenin içinde bulunduğu yakın tehlike nedeniyle
bu şüphelilerin tedbiren tutuklama için yeterli
olduğu, delillerin henüz tam olarak toplanmamış olduğu, şüphelilere isnat
edilen suçun alt ve üst hadleri, atılı suçlarınCMK"nın
100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, atılı suça nazaran tutuklama
tedbirinin ölçülü bulunması ve adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı
dikkate alındığından şüphelilerin ayrı ayrı CMK"nın
100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmasına ... [karar
verildi.]"
16. Başvurucu 29/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz
etmiştir. İzmir 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 7/9/2016 tarihinde "şüpheliler
...Mustafa Durmaz ve S.A. hakkında adli muayene raporları, tutanaklar,
şüpheliler Mustafa Durmaz ve S.A.nın beyanları, örgüt
mensuplarının birlikte hareket ettiklerini gösterir tanık beyanları, bylock programına yönelik tespitler, Bank Asya hesap
hareketleri, ülkenin yaşamakta olduğu olağanüstü durum nedeniyle emniyet
güçleri tarafından düzenlenen ve yan delillerle desteklenen istihbari
rapor, şüphelilere isnat edilen "Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme,
Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme"
suçunu işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut
deliller niteliğinde olduğu, şüphelilere isnad edilen
Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma,
Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme suçunun CMK"nın
100/3 maddesindeki tutuklama nedeninin varsayıldığı katalog suçlardan olduğu,
şüphelilere isnad edilen suçun niteliği dikkate
alındığında, şüphelilere tutuklama kararı verilmesinin kamu düzeninin
sağlanması ve yeni bir suç işlenmesinin önüne geçilmesi için de gerekli olduğu,
şüphelilerin bu aşamada serbest bırakılması halinde şüphelilerin kaçacağı hususunda
şüphe oluştuğu, esasen Anayasanın 90. maddesi uyarınca ülkemiz için de
bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesi ve bu maddenin
yorumuyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tutukluluk tedbiri konusundaki
yerleşik karar ve gerekçelerinde, kişilerin kaçma riskinin bulunması, kamu
düzeninin sağlanması ve yeni bir suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla tutukluluk
tedbirinin uygulanabileceğinin belirtilmiş olduğu, iş bu soruşturma dosyasında
da AİHM"nin belirttiği bu kriter ve ölçütlerin mevcut olduğu, tüm bu hususlar
birlikte değerlendirildiğinde tutuklamanın ölçülü olduğu ve tutuklamadan
beklenen gayenin adli kontrol hükümleri ile sağlanamayacak olması dikkate
alınarak 5271 Sayılı Yasanın değişik 100 - 101. Maddesine göre tutuklanmasına ilişkin
Hakimlik kararında usule ve yasaya aykırılık olmadığı" gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.
17. Başvurucu, anılan kararı 29/9/2016 tarihinde öğrendiğini
bildirmiştir.
18. Başvurucu 27/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
19. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 12/12/2016 tarihli
iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu
işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde
kamu davası açılmıştır. İddianamede, başvurucu dışında yirmi sekiz şüpheli
hakkında da benzer suçlardan cezalandırma talebinde bulunulmuştur.
20. İddianamede FETÖ/PDY"nin
kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle
kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve
hangi tür hukuka aykırı eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir. Devamında ise
örgütün Üniversite yapılanmasına ilişkin unsurlara yer verilmiştir.
21. İddianame ve diğer soruşturma evrakında başvurucunun gerek
organik olarak gerekse örgütsel eylemleri bakımından FETÖ/PDY terör örgütü
hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan
olgular şöyle özetlenebilir:
i. Başvurucunun Katip Çelebi
Üniversitesindeki FETÖ/PDY örgütlenmesinin içinde bulunduğu ileri
sürülmektedir. Bu kapsamda aynı Üniversitede görevli olduğu belirlenen
tanıkların alınan ifadelerine göre;
-Tanık H.O. başvurucunun Paralel Yapılanma içinde çok aktif
olduğunu, Üniversiteye personel alımlarında her türlü usulsüzlüğü yapmış
olduğunu, yapının abi olarak
adlandırılan sorumlularının sözünden asla dışarı çıkamayacak kadar bağlısı
olduğunu,
-Tanık H.K. ve L.G. başvurucunun Üniversitede personel
stratejisinin belirlenmesi ve akademik ilanların düzenlenmesinde FETÖ/PDY
yapılanması lehine hareket eden en etkili kişilerden biri olduğunu
duyduklarını,
-Tanık A.S. başvurucunun Üniversite içinde personel alımında
FETÖ/PDY terör örgütüne bağlı kişileri işe aldığını ve bu kişileri kurum içinde
iyi yerlere yerleştirdiğini öğrendiğini,
-Tanık B.M. Üniversitede düzenlenen sınavlarda A.H.Y. ve Şube
Müdürü H.Ö. tarafından FETÖ/PDY örgütlenmesine yakın kişilere görev
verildiğini, H.Ö. adlı kişi ile başvurucunun içinde yer aldığı bir ekibin yeni
gelen memurları ziyaret ettiğini ve kendilerine göre mensup oldukları
yapılanmaya uygun mu, değil mi diye kontrol ettiklerini, uygun gördükleri veya
kullanabileceklerini düşündükleri kişilerle iletişimi sürdürdüklerini,
diğerlerini ise dışladıklarını,
-Tanık A.C. başvurucunun baskılarıyla görevinden alındığını
ifade ederek başvurucunun Üniversitedeki atama işlemlerini bir yerlere
sorduktan sonragerçekleştirdiğini, başvurucunun M.Y.
adlı kişiyi bizzat Üniversiteye getirip yerleştirdiğini ve yapacağı her şeyi
rektörden önce FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla hakkında kovuşturma yürütülen
M.D. isimli şahıs ile görüştükten sonra yaptığını beyan etmiştir.
ii. Öte yandan başvurucu hakkında Katip
Çelebi Üniversitesi Rektörlüğünce yapılan disiplin soruşturması sonucunda verilen
ve iddianamede deliller arasında sayılan kararda, başvurucunun evinde
haklarında FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla kovuşturma yürütülen kişilerin de
katıldığı sohbet toplantılarının düzenlendiğinin tanık beyanlarında
belirtildiği tespit edilmiştir.
iii. Başvurucunun çocuğunu FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu
gerekçesiyle 23/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan
Tedbirlere İlişkin KHK kapsamında kapatılan Özel Yamanlar Zübeyde Hanım
İlköğretim Okuluna gönderdiği, 2014 yılında ana sınıfını, 2015-2016
eğitim-öğretim yılında ise birinci sınıfı adı geçen okulda okuyan çocuğun
kaydının 20/7/2016 tarihinde başka bir okula alındığı ileri sürülmüştür.
iv. Başvurucunun FETÖ/PDY"nin finans
kuruluşu olduğu belirtilen Bank Asyada hesabının bulunduğu
ve Mayıs 2014-Mart 2016 tarihleri arasında hesap hareketliliğinin olduğu ileri
sürülmüştür. Bu kapsamda FETÖ/PDY"nin amacını
gerçekleştirmek için mali kaynağa ihtiyaç duyduğu, bunun himmet, bağış gibi
adlarla halktan veya örgüt mensuplarından toplanan paralarla temin edildiği,
bununla birlikte örgütün suçtan elde ettiği gelirleri aklama yöntemiyle Banka Asyanın araç olarak kullanıldığı, bankanın örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından yönetildiği husususun Mali
Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu
(BDDK) raporları ile tespit edildiği, elindeki mali gücünü ve kendisini bu güce
ulaştıran kaynakları kaybetmek istemeyen örgütün anılan Bankanın desteklenmesi
yolunda çağrılar yaptığı, bu amaçla Fetullah Gülen"in internet ortamında yayımlanan bir
konuşmasında Bankanın likitide (nakit para) durumunun
artırılması için örgüt üyelerinin ve bu kişilerin çevresindeki şahısların
Bankaya yönlendirilmesi konusunda açık bir talimat verdiği, bu talimata
istinaden örgütün yayın organları vasıtasıyla şahısların Bankaya
yönlendirilmesi konusunda açıkça propagandaların yapıldığı, özellikle 2013 yılı
Aralık ayından itibaren 2014 yılı da dâhil olmak üzere Banka üzerinden olağan
bankacılık faaliyetleri ile bağdaşmayacak nitelikte para yatırma, hesap
açtırma, bireysel emeklilik başvurusu, katılım hesabı açma, kredi kartı
kullanımı gibi bankacılık işlemlerinde artışların meydana geldiği, bu durumun
örgüt liderinin çağrısına istinaden örgüt üyeleri tarafından mali destek
sağlamak amacıyla yapıldığı ve bu şekilde örgüte fon sağlandığı belirtilmiştir.
22. İddianamede başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilere
yöneltilen eylemlere ilişkin olarak yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili
bölümü şöyledir:
"...17-25 Aralık 2013 tarihlerinde emniyet
ve yargıdaki üyelerini kullanarak hükümeti devirmeye yönelik eylemlerini
gerçekleştiren örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki üyeleri vasıtasıyla
15/07/2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunarak silahlı eylem
gerçekleştirdikleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet, Yargı içinde
yapılaşabilmek amacıyla üniversiteleri kullandıkları, üniversiteler içinde
örgütlenmeye çok önem verdikleri, üniversiteler içinde gelişip yaygınlaşarak
ülkeyi yöneten kadrolarda hakimiyet sağlamaya çalıştıkları anlaşılmıştır. Tüm
şüphelilerin FETÖ/PDY Terör Örgütü üyesi olduklarına dair yukarıda ayrıntılı
olarak belirtildiği şekilde tanık beyanları, bylock
kayıtları, banka kayıtları, hesap özetleri, dernek kayıtları, İzmir Katip
Çelebi Üniversitesi Rektörlüğü soruşturma kurullarının topladığı kanıtlar ve
ifadeler ile soruşturma raporları, arama tutanakları, açık internet
kaynaklarından elde edilen ses kayıtları ve dosyada mevcut diğer kanıtlardan,
yukarıda kuruluşu, yapısı ve örgütlenmesi açıkça anlatılan FETÖ /PDY Terör Örgütünün
üyesi olduklarıanlaşıldığından; Tüm şüphelilerin
üzerlerine atılı "FETÖ / PDY Terör Örgütü Üyesi Olmak" suçundan
yargılamalarının yapılarak, yukarıda yazılı uygulanması istenen yasa maddeleri
uyarınca her şüphelinin ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi; Kamu
adına iddia ve talep olunur."
23. İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul ederek
E.2016/51 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşamasına başlamış ve 21/12/2016
tarihinde yapılan tensip incelemesi ile başvurucunun tutukluluğunun devamına
karar vermiştir.
24. Başvurucu; yargılama aşamasındaki savunmasında özetle
hakkındaki tanık beyanlarının kişisel husumet ve kurum içi mesleki rekabete
dayalı olarak verildiğini, evinde toplantı düzenlemediğini, çocuğunu gönderdiği
okulun herhangi bir terör örgütüyle bağlantısının olduğunu bilmediğini, bu okul
hakkında sadece internet üzerinden araştırma yaptığını ve sınavlardaki
başarısının iyi olduğunu gözlemleyince kayıt işlemini yaptırdığını, terör
örgütüyle bağlantısının bulunduğu ve kapatılacağı duyumları alması üzerine
çocuğunu başka okula kaydettirdiğini, okula ödemiş olduğu 12.000 TL’lik parayı
da bu nedenle geri alamadığını, okula kayıt esnasında sadece Bank Asya ile
anlaşmalı oldukları ve ödemelerin Bank Asya aracılığı ile yapıldığının tarafına
bildirildiğini, sözleşmeye istinaden zorunlu olarak Bank Asyada
adına hesap açıldığını, sadece okul ücretlerini aylık olarak bu hesaba
yatırdığını, başka bir amaçla bu hesabı kullanmadığını, 2014-2015 eğitim
yılında ana sınıfı için 2015-2016 eğitim yılında da birinci sınıf için hesaba
para yatırdığını, alınan bilirkişi raporunun da tüm bu durumu teyit ettiğini
ifade etmiştir.
25. Başvurucu, İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/12/2017
tarihinde yaptığı duruşmada tahliye edilmiş olup hakkında açılan dava, bireysel
başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı
141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturması
sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında
yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlü
zararlarını, Devletten isteyebilirler."
27. 5271 sayılı Kanun"un "Tazminat
isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Karar veya hükümlerin
kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her
hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde
tazminat isteminde bulunulabilir.
(2)
İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır
ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir
ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara
bağlanır."
28. 5271 sayılı Kanun"un "Tutuklama
nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü
şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını
gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli
veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi
beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama
kararı verilemez.
(2)
Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması
veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya
değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı
yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında
kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)
Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı
halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine
Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
29. 5271 sayılı Kanun"un "Tutuklama
kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin
tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi
tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının
istemi üzerine veya re"sen mahkemece karar verilir.
Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz
kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2)
Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin
reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın
içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak
suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
30. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Silâhlı örgüt" kenar
başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci
bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya
yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(2)
Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis
cezası verilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 17/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Yakalama ve Gözaltı
Tedbirlerinin Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
32. Başvurucu, suçun işlendiğine dair makul şüphe bulunmamasına
rağmen yakalandığını ve gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
33. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak
ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek
ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği
gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle
olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun
Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili
idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip
olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu
süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması
gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip
edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa
Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B.
No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).
34. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin
aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına
ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası
açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna
varmıştır (Hikmet Kopar ve
diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,
14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],
B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
35. Somut olayda yakalama ve gözaltı sürecinden sonra tutuklanan
başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin
iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı
gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın Hukuki
Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucu; suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe
bulunmamasına ve tutuklamanın hukuki şartları oluşmamasına rağmen
tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğini, ayrıca arama, yakalama, gözaltı ve el koyma kararlarında bulunan ek
listelerde sadece isminin bulunmasına dayalı olarak başka herhangi bir
araştırma yapılmadan verilen bu kararın masumiyet karinesine aykırı olduğunu
ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
38. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi
şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
39. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar
başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya
olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl
edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin
kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada
öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen
ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne
dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz
ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu
mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
40. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini
veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu
kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla
tutuklanabilir."
41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki
iddiaları, Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti
ve güvenliği hakkı kapsamında incelenecektir.
i. Uygulanabilirlik
Yönünden
42. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları
incelerken Anayasa"nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere
ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan
suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu
belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan
suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu
değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir
[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
43. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi
kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun
tutuklanmasının başta Anayasa"nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer
maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,
aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa"nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu
aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;
Selçuk Özdemir, § 58).
ii. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
(1) Genel
İlkeler
44. Anayasa"nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra
ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla
kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak
sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
45. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale
olarak tutuklamanın Anayasa"nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama
tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa"nın
ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına
dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının
belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53-54).
46. Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama
ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti
bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla
tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin
bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı
delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa
Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
47. Öte yandan Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,
tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini
önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun"un 100.
maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı
şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın
davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya
başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli
şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca
işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin
varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
48. Diğer taraftan Anayasa"nın 13. maddesinde temel hak ve
özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak
hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak
olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
49. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun
işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin
bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle
anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve
delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine
kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım
(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte
yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı
Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki
denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin
süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:
2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
50. Başvurucu, İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/8/2016 tarihli
kararıyla tutuklanmıştır.
51. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni
dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe
teşebbüsünün ardındaki örgüt olduğu belirtilen FETÖ/PDY"nin
İzmir"de bulunan Katip Çelebi Üniversitesindeki
yapılanması içinde yer aldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma (bkz. § 9)
kapsamında silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan 5271 sayılı
Kanun"un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır (bkz. § 28). Dolayısıyla
başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı
bulunmaktadır.
52. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin
meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın
ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphenin bulunup bulunmadığının
değerlendirilmesi gerekir.
53. Başvurucu hakkında verilen tutuklama ve tutukluluğa itirazın
reddi kararlarında suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak tanık ifadelerine,
başvurucunun Bank Asya hesabındaki işlem hareketliliğine ve içeriğinde
başvurucunun çocuğunun FETÖ/PDY ile iltisaklı bir okulda okuduğuna dair tespit
ile başvurucunun evinde haklarında FETÖ/PDY üyesi oldukları iddiasıyla
kovuşturma yürütülen kişilerin katıldığı sohbet toplantılarının düzenlendiği
bilgisinin de yer aldığı disiplin soruşturması raporuna dayanıldığı
görülmektedir (bkz. §§ 15, 16).
54. Başvurucunun Bank Asya hesabındaki işlem hareketliliğine
yönelik açıklamaları (bkz. § 24) kapsamında yapılan incelemede konuya dair
İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesine bilirkişi raporu sunulduğu ve raporda hesap
hareketlerinin okul taksiti ödemelerinden oluştuğunun belirtildiği tespit
edilmiştir.
55. Somut olayda, başvurucunun Katip Çelebi Üniversitesindeki
FETÖ/PDY yapılanması içinde yer aldığına yönelik birbiriyle uyumluluk arz eden
tanık beyanları (bkz. § 21) ve haklarında FETÖ/PDY üyesi oldukları iddiasıyla
kovuşturma yürütülen kişilerin de katıldığı sohbet toplantılarının başvurucunun
evinde düzenlendiğine yönelik tespit birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun
tutuklanması yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğuna dair İzmir 7. Sulh
Ceza Hâkimliği tespitinde bir isabetsizlik olmadığı sonucuna varılmıştır (Tanık
beyanlarına ilişkin benzer değerlendirmeler için bkz. Selçuk Özdemir, § 75).
56. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesine
dayalı olarak verilen tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının
değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği
andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut olayın tüm özelliklerinin
dikkate alınması gerekir.
57. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken suça ilişkin
kanunda öngörülen ceza miktarına, isnat edilen suçun katalog suçlar arasında
yer almasına, kaçma şüphesinin bulunmasına ve adli kontrolün yetersiz kalacak
olmasına dayanıldığı görülmektedir.
58. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör
örgütü kurma veya yönetme suçu, Türk hukuk sisteminde ağır cezai yaptırımlar
öngörülen suç tiplerinden biridir (bkz. § 30). Kanunda, isnat edilen suça
ilişkin olarak öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden
durumlardan biridir (Hüseyin Burçak,
B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Aydın Yavuz
ve diğerleri, § 275). Ayrıca anılan suçlar, 5271 sayılı Kanun"un
100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar
arasındadır.
59. Darbe teşebbüsü sonrasındaki koşullar dolayısıyla soruşturma
konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve
soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma
tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Bu dönemde ortaya çıkan
kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki
edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aynı
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın
Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272;Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).
60. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel
koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İzmir 7. Sulh
Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde
başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama
nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.
61. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü
olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın
13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm
özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım
(2), § 151).
62. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını
ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize
olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini
aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,
16/11/2016, § 214; Devran Duran
[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64).
63. Somut olayın özellikleri dikkate alındığında İzmir 7. Sulh
Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen cezanın miktarını, işin
niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu
hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol
uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu
söylenemez.
64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki
olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan
başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
65. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa"da (13. ve 19.
maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden
Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
İlişkin İddialar
1. Başvurucunun İddiaları
66. Başvurucu; usul ve yasaya uygun olmayan bir şekilde
ifadesinin alınarak hukuka aykırı delil elde edildiğini, gözaltında avukatıyla
görüşmesinin engellendiğini veceza infaz kurumunda
avukatıyla yaptığı görüşmelerin sınırlandırılarak kayda alındığını belirterek
bu nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
67. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için
öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (bkz,
§ 33).
68. Somut olayda, Anayasa Mahkemesince inceleme yapıldığı tarih
itibarıyla başvurucu hakkındaki dava ilk derece mahkemesinde devam etmektedir.
Başvurucunun hakkındaki soruşturma ve yargılama süreçlerinde yapılan
uygulamalar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına
ilişkin şikâyetlerini kanun yollarında ileri sürebilme ve ileri sürmüş ise
şikâyetlerinin bu aşamalarda incelenme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede
başvurucu tarafından istinaf/temyiz süreçlerinin sonuçlanması beklenmeden ileri
sürülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerin bireysel
başvuruya konu edildiği görülmüştür.
69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Gözaltında Kötü
Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
70. Başvurucu, ifade verme aşamasında yorma fiiline maruz
bırakıldığını ve bu nedenle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
2. Değerlendirme
71. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve Anayasa"nın
17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin
savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturmanın
yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve
cezalandırılmasını da sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).
72. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü
kapsamında, işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin
belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa
dahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının
sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan,
§ 25).
73. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak kamu
görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.
Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari merciye ilettiğine dair bir bilgi veya belge sunmadığı da
gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel
başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin
İddia
1. Başvurucunun İddiaları
75. Başvurucu, dinî bir grupla bağlantılı olma iddiasına dayalı
olarak kendisine terör örgütü üyesi olma isnadı yöneltildiğini ve bu nedenle
eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
76. Anayasa"nın "Kanun
önünde eşitlik" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi
düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
…
Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar."
77. Ayrımcılık iddiasının ciddi olduğunun kabul edilebilmesi
için başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele
ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılık bulunduğunu, bu
farklılığın meşru olmayan ve salt ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcı
temellere dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013,
§ 50).
78. Somut olayda başvurucu, ayrımcılığa tabi tutulduğunu dile
getirmekle birlikte dini bir gruba bağlı olduğuna ilişkin iddia dışında
kendisiyle aynı durumdaki kişilere farklı muamelede bulunulduğuna dair herhangi
bir açıklama sunmamıştır. İhlal iddiası ve bu iddianın temelindeki olguların
ispatına yönelik yeterli açıklamalarda bulunmayan başvurucunun iddiasını
kanıtlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
79. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması
nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
3. Yasak delil elde edilmesi ve savunma hakkının kısıtlanması
nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 17/7/2018
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.