
Esas No: 2017/17771
Karar No: 2017/17771
Karar Tarihi: 17/7/2018
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ÖMER ULUKAPI BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2017/17771) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2018 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
Üyeler |
: |
Hicabi DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
Raportör Yrd. |
: |
Murat GÜVEN |
Başvurucu |
: |
Ömer ULUKAPI |
Vekili |
: |
Av. Mehmet
Turgay BİLGE |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar ve
tutukluluk koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının, hukuka aykırı bir
şekilde meslekten çıkarma kararı verilmesi ve mal varlığına el konulması
nedeniyle mülkiyet hakkının, arama kararları ve yargılama sürecinde avukatla
yeterince görüşme imkânı tanınmaması ve itiraz haklarının kısıtlanması
nedeniyle adil yargılanma hakkının, yurt dışına çıkış tedbiri uygulandığı
gerekçesi ile seyahat hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/2/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle
karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü
hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl bugüne kadar birçok kez
uzatılmıştır. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve yargı organları -olgusal
temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye"de çok uzun yıllardır
faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı
Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen
bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (Aydın
Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde
Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da
doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY"nin
kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil
toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar
yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri
uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)
[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).
8. Anılan süreçte FETÖ/PDY"nin Üniversiteler alanındaki örgütlenmesine
yönelik olarak Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma
kapsamında Konya 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/8/2016 tarihli kararıyla
başvurucu hakkında da tutuklama tedbiri uygulanmıştır. Kararın ilgili bölümü
şöyledir:
"Şüpheliler...
Ömer Ulukapı,
... üzerlerine atılı Fetö
Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçunun vasıf ve mahiyeti, şüphelilerin üyesiyada mensubu olduğu iddia edilen FETÖörgütünün
milli güvenlik kurulu tarafından terör örgütü olarak tespit edilmesi, FETÖ
terör örgütünün mensubu olduğu belirtilen TSK da görevli bir kısım askeri
unsurların mevcut anayasal düzeni değiştirmeye ve TC. Hükümetini ortadan
kaldırmaya yönelik silahlı darbe girişimi, şüphelilerin üyesi olduğu iddia
edilen örgütün çok gizli ve sistematik bir şekilde bir çok kamu kurumunda
örgütlenmesi, şüpheliler ile ilgili olarak iddia edilen suçlamaya bağlı tüm
delillerin henüz tam olarak toplanmamış oluşu, olayla ilgili olarak düzenlenen tutanaklar,şüphelilerin beyanı, görgü tespit ,arama ve
yakalama tutanakları, mevcut dosya kapsamı gözönüne
alınarak kuvvetli suç şüphesinin varlığına ilişkin tutuklama sebebinin varlığı,
atılı suçun CMK.nun 100/ 11. maddelerde sayılmış katolog suçlardan olması ve iş bu suçun adı geçen maddenin
amir hükmü gereğince bir özel tutuklama sebebinin varlığına kanuni karine
olarak kabul etmesinden kaynaklanan özel tutuklama sebeplerininvarlığı,
Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde bulunan Fetullahçı
Terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen Türkiye Cumhuriyeti anayasal
düzenine cebren değiştirmeye teşebbüs etmek, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye
Cumhuriyeti hükümetini ve meclisini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçları
nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya başlanmış olupaynı örgüt yapılanması içerisinde şüphelinin de üye
olarak yer aldığının iddia edilmiş olması, adli kontrol tedbirinin uygulanması
suretiyle serbest bırakılması halinde haklarındaki delilleri karatma ihtmalinin görülmesi, ayrıca şüphelilerin tutuklama yerine
adli kontrol yükümlülüğü altına konulmasının bu kurumun şüphelilerin ihtiyarına
bağlı olarak işlemesi, şüphelilerin dilediğinde bu kurumun kurallarına riayet
etmeme iktidarının bulunupbu kurallara riayet edeceği
yönünde vicdani kanaatin oluşmaması nedeniyle şüpheliler hakkında adli kontrol
altına alınma tedbirinin yeterli görülmemesi, şüphelilerin üzerlerine atılı
silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun ihtiva ettiği cezanın alt ve üst
sınırları gözetilerek tutuklama tedbirine müracaat etmede ölçüsüzlük
görülmediğinden, şüpheliler ve şüpheliler müdafilerinin serbest bırakılma
taleplerinin reddi ile, şüphelilerin, silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan
dolayı, CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrıTUTUKLANMALARINA...
karar verildi."
9. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Konya 2. Sulh
Ceza Hâkimliği 27/9/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.
10. Başvurucu, anılan kararı ve tutukluluğa itiraz taleplerinin
reddedilmesine yönelik verilen kararların tebliğ tarihi ile ilgili herhangi bir
bildirimde bulunmamıştır.
11. Başvurucu 2/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 19/4/2017 tarihli
iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu
işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle hakkında aynı yer Ağır Ceza
Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
13. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY"nin
kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle
kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve
hangi tür hukuka aykırı eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir. Devamında ise
örgütün yargı yapılanmasına ilişkin unsurlara yer verilmiştir.
14. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekse
örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı
ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:
i. Müşteki İ.H.K.nın
beyanında, başvurucunun da aralarında bulunduğu hocaların örgüt mensubu
olmadığı ve örgüte sempati duymadığı için düşman gördükleri şahsını Memurluktan Çıkarma Cezası vermek
suretiyle usule ve yasaya aykırı olarak mağdur ettiğini ifade etmesi,
ii. Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan S.O.nun
müşteki sıfatıyla alınan beyanında; başvurucunun görev yaptığı okulda yazdığı
yüksek lisans tezinin bilinçli olarak reddedildiğini ve başvurucunun da
aralarında bulunduğu birçok hocanın kendi düşüncelerine yakın olmayan kişilerin
akademik kariyer yapmalarına engel olduğunu ifade etmesi,
iii. M.Ü.nün
müşteki sıfatıyla alınan beyanında, araştırma görevliliği için yapılan ve
başvurucunun da kurul üyesi olduğu sözlü sınavda kendisine çok düşük bir puan
verilerek sınavda başarısız gösterilmesine karşın daha sonra örgütle bağı
olduğu tespit edilen kişilerin sözlü sınavda başarılı sayıldıklarını ifade
etmesi,
iv. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev
yapan Ş.A.nın tanık
sıfatıyla alınan beyanında, başvurucunun da Yayın Kurulu üyesi olarak bulunduğu
fakülte dergisinde örgüt ile bağı olan kişiler dışında makale yayımlanmadığını
ifade etmesi,
v. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev
yapan H.M.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,
başvurucu ile birlikte örgüt üyeliği nedeniyle görevden alınan hocaların çok
yakın ilişkide olduğunu gözlemlediğini, bu kişilerin üniversitede hoca olan
eşleri vasıtasıyla örgütün üniversitedeki kadın yapılanmasını kurduğunu ifade
etmesi,
vi. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev
yapan C.B.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,
başvurucunun da aralarında bulunduğu öğretim üyelerinin sistamatik
bir biçimde örgüte yakın olan kişileri kendi kürsülerinde gözettiklerini ve
araştırma görevlisi olarak alınan birçok kişinin örgüte mensup olduğunun daha
sonra anlaşıldığını ifade etmesi,
vii. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev
yapan M.O.C.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,
başvurucunun örgüt mensubu olduğu sonradan anlaşılan birçok kişi ile kendi
alanında olmasa bile yurt dışı konferanslara katıldığını ifade etmesi,
viii. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev
yapan Ş.A.nın tanık
sıfatıyla alınan beyanında, başvurucunun genel sekreter olarak görev yaptığı
dönemde üniversiteye hâkim olabilmek için neredeyse bütün kurullarda örgüte
yakın kişilerin görev aldığını ifade etmesi,
ix. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev
yapan M.A.nın tanık
sıfatıyla alınan beyanında, başvurucunun yönetici olarak görev yaptığı dönemde alınan
birçok araştırma görevlisinin örgüt mensubu olduğunun daha sonra tespit
edildiğini ifade etmesi,
x. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev
yapan M.O.T.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,
başvurucunun dekan olduğu dönemde ders vermesinin engellendiğini ifade etmesi,
xi. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev
yapan B.B.S.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,
başvurucunun yönetici olduğu dönemde kendisine ders verilmediğini ve başka bir
üniversitede çalışmaya zorlandığını ifade etmesi,
xii. Başvurucu ile aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev
yapan Y.Y.nin tanık sıfatıyla alınan beyanında,
başvurucunun yönetici olduğu dönemde kendisine kadro verilmediğini ve kadro
verilen kişilerin daha sonra örgüt mensubu olduklarının ortaya çıktığını ifade
etmesi,
xiii. H.K.nın
tanık beyanında, başvurucunun yönetici olduğu dönemde kendisine kadro
verilmediği ve kadro verilenlerin daha sonra örgüt mensubu olduklarının ortaya
çıktığını ifade etmesi,
xiv. Başvurucunun daha sonra örgüte ait olması nedeniyle
kapatılan bir özel üniversitede ders verdiğinin tespit edilmesi,
xv. Başvurucunun Selçuk Üniversitesi eski rektörü olan ve
FETÖ/PDY yöneticisi olma suçundan şüpheli sıfatı bulunan H.G.nin
aday olduğu 2011 yılı rektörlük seçiminde onu destekleyerek seçim bürosunu
ziyaret etmek, fakülteye destek için geldiğinde ona bizzat eşlik edip onun
adına oy istemek, şüpheli H.G. tarafından düzenlenen iftar yemeği vs.
şeklindeki seçim çalışmalarına bizzat katılmak suretiyle örgüt adına seçim
faaliyetinde bulunduğunun tespit edilmesi,
xvi. Başvurucunun çocuklarını örgüt ile irtibatlı olan Meram
Abdullah Aymaz İlköğretim Okuluna göndermek ve FETÖ/PDY"nin
yayın organlarından olan Zaman gazetesine abone olmak suretiyle örgüte maddi
katkı sağladığı ve örgüt yayın organını takip ettiği, ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY"ce sohbet adı
verilen örgütsel toplantılara hiyerarşik çatı altında ve düzenli olarak
katıldığının tespit edildiği belirtilmiştir.
15. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin olarak
yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili bölümü şöyledir:
"...Şüphelinin FETÖ/PDY
silahlı terör örgütünün üniversite yapılanmasında birinci öncelikli olarak önem
ve değer atfettiği Hukuk Fakültesinde, örgütün üniversite kadrolaşmasının en
yoğun olduğu dönemler olan 2002 - 2009 yılları arasında "Üniversitesinde Genel
Sekreterliği" görevini; 2010 – 2016 yılları arasında da üst düzey yöneticiliklerden
olan “Dekanlık” görevini” üstlenmesi, örgüt üyelerinin akademik olarak
yükselebilmeleri için gerekli olan “akademik yayınların” yer aldığı fakülte
dergisinin yayın kurulunda uzun yıllar görev alması ve böylece örgüt üyesi
akademisyenlerin eserlerinin yayınlanmasını sağlaması, Hukuk Fakültesindeki
FETÖ/PDY kadrolaşmasını temin edebilmek adına M. D., İ. C., S.A. vs. gibi aynı
suçtan yargılanan örgüt üyelerine kadro açarak oluşturduğu hatırlı jürilerle
onları asistan yapıp fakülte kadrosuna alması, örgüt üyesi olmayan doktora
öğrencilerinin ise yine kurduğu hatırlı jüriler ve atadığı danışmanlar eliyle
mezun olmalarını ve akademik kadroya geçmelerini engellemesi, Konya ilindeki
örgüt yapılanmasının önde gelen isimlerinden olan Av. M.O. ve Eczacı A.A. gibi
örgüt üyeleriyle sıkı bir ilişki içinde olması, yöneticilik gücünü kullanarak
örgüt üyesi olmayan akademisyenler üzerinde baskı kurup mobbing
uygulayarak, gayri hukuki idari soruşturmalar açarak, fakülteden ayrılmalarına
dahi sebep olacak ölçüde akademik yükselmelerine ve çalışmalarına engel olması,
örgüt üyesi olan akademisyenleri ise kollayıp koruması, örgüt üyelerinin Konya
Adliyesinde görülmekte olan iflasın ertelenmesi davalarında örgüt üyesi Av. M.
O. ile işbirliği yaparak bilirkişilik kurumunu kullanmak suretiyle davaların
örgüt lehinde sonuçlanmasını sağlaması, örgütün yurtdışı faaliyetleri
kapsamında ülkemizde de faaliyet gösteren Raoul Wallenberg isimli enstitünün fakültedeki faaliyetlerini
bizzat organize etmesi ve katılması, ayrıca adı geçen enstitü tarafından sözde
örgüt liderinin bulunduğu ve örgütün yönetildiği yer olan Amerika Birleşik
Devletlerine gönderilmesi, örgüt evlerinde düzenlenen sohbet adı altındaki
örgüt toplantılarına katılması, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait eğitim kurumlarından
olup 667 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hümüde Kararnameyle kapatılan Mevlana Üniversitesinde
derslere girmesi, Rektörlük seçiminde aynı suçtan tutuklu H. G.yi aktif olarak desteklemesi, çocuklarını örgütün okullarına
göndermesi ve örgütün yayın organlarını takip etmesi hususları birlikte
değerlendirildiğinde şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Hukuk
Fakültesindeki örgüt faaliyetlerini bizzat yönetip düzenlemek suretiyle üzerine
atılı Silahlı Terör Örgütü Yönetme suçunu işlediği anlaşılmıştır."
16. Başvurucu; kovuşturma aşamasındaki savunmasında özetle görev
yaptığı dönemde usule ve yasaya uygun işlem yaptığını, örgüte üye olmadığını,
hakkındaki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve hakkında herhangi bir somut
delil olmadan tutulmasının hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir.
17. Başvurucu 25/10/2017 tarihinde tahliye edilmiş olup bireysel
başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dava ilk derece mahkemesinde
derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
18. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun "Tutuklama nedenleri" kenar
başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını
gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli
veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi
beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama
kararı verilemez.
(2)
Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması
veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya
değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı
yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)
Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı
halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine
Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
19. 5271 sayılı Kanun"un "Tutuklama
kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin
tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi
tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının
istemi üzerine veya re"sen mahkemece karar verilir.
Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz
kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2)
Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin
reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.
Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği
yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
20. 5271 sayılı Kanun"un "Tazminat
istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ilgili bölümü şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturması
sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında
yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,
koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması
için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri
amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlü
zararlarını, Devletten isteyebilirler."
21. 5271 sayılı Kanun"un "Tazminat
isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin
ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde
karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat
isteminde bulunulabilir."
22. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Silâhlı örgüt" kenar
başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci
bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya
yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(2)
Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis
cezası verilir."
23. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu"nun
"Cezaların artırılması"
kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"3 ve 4 üncü
maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin
edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak
hükmolunur."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 17/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu; suç şüphesi olmaksızın keyfî olarak
tutuklandığını, olayda tutuklama nedenlerinin bulunmadığını ve tutuklamanın
ölçüsüz bir tedbir olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
26. Başvurucu, isnat edilen suçla bir ilgisinin bulunmadığını ve
suç işlediğine dair hiçbir somut delil olmadan tutuklandığını iddia etmiştir.
Başvurucu; silahlı terör örgütü üyeliğine ilişkin ceza kanunlarındaki
hükümlerin keyfî olarak uygulanması veya öngörülemez biçimde yorumlanması
sonucunda suçun işlendiğine dair delil olduğunun kabul edildiği ve bunların
tutuklamaya dayanak yapıldığı, böylelikle keyfî olarak hürriyetinden yoksun
bırakıldığı düşüncesindedir.
27. Başvurucu; tutukluluğa yönelik itirazlarının da gerekçesiz
olarak reddedildiğini, tutukluluğun devamına dair kararların gerekçelerinin
matbu olduğunu, aynı gerekçelerin tekrarlanması suretiyle tutukluluğunundevam
ettirildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
28. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi
şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
29. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini
veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu
kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla
tutuklanabilir."
30. Başvurucunun iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü
fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi
gerekir.
31. Öte yandan başvurucu tutukluluğa ilişkin kararların
gerekçesiz olarak verildiğini belirtmişse de Anayasa Mahkemesince ilk tutuklama
kararına ilişkin olağan itiraz kanun yolu tüketildikten sonra yapılan bireysel
başvuruda Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında tutuklamanın
hukukiliği ile sınırlı bir inceleme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır
(Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Süleyman
Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,
16/11/2016, § 155).
a. Uygulanabilirlik
Yönünden
32. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar
başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya
olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl
edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin
kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen
ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne
dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz
ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu
mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
33. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları
incelerken Anayasa"nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere
ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan
suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu
belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan
suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu
değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir
[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
34. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi
kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun
tutuklanmasının başta Anayasa"nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer
maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,
aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa"nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı
meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın
Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
b. Genel İlkeler
35. Anayasa"nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra
ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla
kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak
sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
36. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale
olarak tutuklamanın Anayasa"nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama
tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa"nın
ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına
dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının
belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
37. Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama
ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti
bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla
tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin
bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı
delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa
Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
38. Öte yandan Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,
tutuklama kararının kaçmayı ya da
delillerin yok edilmesini veya
değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.
5271 sayılı Kanun"un 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması,
saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli
veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma
hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı
verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması
şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer
verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
39. Diğer taraftan Anayasa"nın 13. maddesinde temel hak ve
özgürlüklere yönelik sınırlamaların
ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate
alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve
uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
40. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun
işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin
bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle
anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflar ve
delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine
kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,
16/11/2017, § 123). Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki
takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa
Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak
özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri
üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can
Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).
c. İlkelerin Olaya
Uygulanması
41. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesi uyarınca
tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin
kanuni dayanağı bulunmaktadır.
42. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin
meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın
ön koşulu olan suçun işlendiğine dair
kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi
gerekir.
43. Somut olayda başvurucu hakkında verilen tutuklama ve
tutukluluğa itirazın reddi kararlarında suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak
dosyada somut delillerin olduğu ifade edilmiş (bkz. § 8) fakat buna ilişkin
herhangi bir bilgiye yer verilmemiştir.
44. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede; başvurucunun
FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair tanık anlatımlarına, görev
yaptığı dönemde örgütle irtibatlı olduğu tespit edilen rektör ve diğer
yöneticiler ile yakın ilişkide olduğunun tespit edildiğine, örgüte ait olduğu
tespit edilen bir üniversitede ders verdiğine, çocuklarını örgütle iltisaklı
bir okula gönderdiğine ve örgütün yayın organlarına abone olduğu olgularına
dayanılmıştır (bkz. § 14).
45. Öte yandan soruşturma kapsamında, başvurucunun yönetici
olarak görev yaptığı dönemde örgütün aktif olarak üniversitede faaliyet
gösterdiği ve başvurucunun da eylem ve işlemleri ile örgütün üniversitede hâkim
olabilmesi için görev yaptığı sonucuna varılmıştır.
46. Soruşturma mercilerince başvurucunun örgüt üyesi olduğuna
dair birçok tanık ve müşteki beyanının varlığı, başvurucunun görev yaptığı
dönemde örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda hareket ettiği hususunda kanaat
uyandırmıştır. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli
belirtilerin bulunduğu görülmektedir.
47. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu
değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı
edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile
bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde
toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için
tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir.
Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında
ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde
delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır
(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).
48. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör örgütüne üyelik suçu, Türk
hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup
isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma
şüphesine işaret eden durumlardan biridir (Aynı yöndeki değerlendirmeler için
bkz. Hüseyin Burçak, B. No:
2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran
[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı
Kanun"un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar
arasındadır.
49. Tutuklama kararına neden olarak suçun vasıf ve mahiyeti, şüphelilerin üyesi olduğu iddia edilen örgütün
çok gizli ve sistematik bir şekilde birçok kamu kurumunda örgütlenmesi, tüm
delillerin henüz tam olarak toplanmamış oluşu, delilleri karatma ihtmalinin görülmesi, atılı suçun 5271 sayılı Kanun"un
100/11. maddelerde sayılmış katolog suçlardan olması,
şüpheliler hakkında adli kontrol altına alınma tedbirinin yeterli görülmemesi,
suça ilişkin cezanın alt ve üst sınırları karşısında tutuklamanın ölçülü olması
olgularına dayanıldığı görülmüştür. Somut olayda Konya 1. Sulh Ceza
Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken somut olguların
varlığı nedeniyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve bu nedenle adli kontrol
kararının yetersiz kalabileceğine dikkat çekildiği görülmektedir. Dolayısıyla
tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda
belirtilen özel koşulları ile Konya 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen
kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan
tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
50. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup
olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın 13.
ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm
özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım
(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması, kamu
makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle
organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde
mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde
yorumlanmamalıdır (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe
teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği
ile FETÖ/PDY"nin özellikleri de dikkate alındığında
bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık
olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 350).
51. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate
alındığında Konya 1.Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen
yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde
tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli
kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz
olduğu söylenemez.
52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki
olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan
başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
53. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa"da (13. ve 19.
maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden
Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
B. Kötü Muamele Yasağının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden
1. Başvurucunun İddiaları
54. Başvurucu insani olmayan gözaltı koşullarında kasti bir
şekilde tutulduğunu ve tutuklu kaldığı ceza infaz kurumundaki şartların asgari
koşulları sağlamadığından kötü muamele yasağının ihlal edildiğiniiddia
etmiştir.
2. Değerlendirme
a. Gözaltında Kötü
Muameleye Maruz Kalındığına İlişkin İddia
55. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının
tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini
öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak
iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara
sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni
göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,
B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
56. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve
Anayasa"nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna
ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma
yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve
cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).
57. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü
kapsamında, işkence veya kötü muameleyi gösteren yeterli, kesin belirtiler
mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet
ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması gerektiği
açıktır (Tahir Canan, § 25).
58. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak insani olmayan
gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresince kamu görevlileri
tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir. İddialar bir
bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan itibaren kamu
görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi olduğu
görülmektedir. Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari
bir merciye ilettiğine dair bilgi veya belge
sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut başvuru yollarını
tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Ceza İnfaz Kurumunda
Kötü Muameleye Maruz Kalındığına İlişkin İddia
60. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının
anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak
ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle
temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece
mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve
bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,
26/3/2013, § 16).
61. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia
edilen hak ihlallerinin yetkili idari ve yargısal mercilerce düzeltilmemesi
hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru
yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda
bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu
ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini
öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak
iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara
sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli
özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
62. Somut olayda Anayasa Mahkemesinin benzer yöndeki bir başvuru
olan Mehmet Baransu
(B. No: 2015/8046, 19/11/2015 §§12-18) başvurusunda belirttiği üzere
başvurucunun şikâyetlerini iletebileceği ve yapıldığını iddia ettiği kötü
muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve yargısal mercilerin
bulunduğu görülmektedir. İlgili hükümler kapsamında başvurucu, şikâyetlerini
öncelikle yetkili bu idari ve yargısal mercilere iletip tutulma yeri ve
koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürebilecek ve bu
koşulların en kısa zamanda uygun hâle getirilmesini ve/veya kötü muamele
iddiasına konu işlemin infazının durdurulmasını ya da ertelenmesini
isteyebilecek iken bu yollara başvurmamıştır.
63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru
yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezliğine karar
verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiği İddiası Yönünden
1. Başvurucunun İddiası
64. Başvurucu, hukuka aykırı bir şekilde meslekten çıkarma
kararı verilmesi vemal varlığına el konulması
nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
a. Mal Varlığına Tedbir
Konulması Yönünden
65. Anayasa"nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına
sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye
bağlanmıştır. Anayasa"nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,
ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı
hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
66. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/7/2013 tarihli ve
E.2013/8830, K.2013/18335 sayılı; 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435,
K.2013/21106 sayılı ve 14/12/2015 tarihli ve E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı
ilamlarından da anlaşıldığı üzere 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde
düzenlenen yol, bir yandan başvurucunun maruz kaldığı el koyma işleminin hukuka
aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını
sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk
yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm
olanağı ile makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,
30/3/2016, § 28).
67. Somut olayda başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği
suçlamasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında başvurucunun taşınır ve
taşınmaz mal varlığına 23/8/2017 tarihindetedbir
konulmuş ve söz konusu tedbir işlemi 7/11/2017 tarihinde kaldırılmıştır. Bu
doğrultuda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını
5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunda ileri sürmeden
bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Meslekten Çıkarma
Kararı Verilmesi Yönünden
69. Başvurucu, mesleğinden ihraç edilmesi nedeniyle alamadığı
maaş ve ek gelirlerin mülkiyet hakkını ihlal ettiği gerekçesi ile tazminat
talebinde bulunmuştur.
70. Başvurucu, ihraç edilmesi işlemine karşı 30/9/2019 tarihinde
Anayasa Mahkemesine farklı bir başvuruda bulunmuş ve Anayasa Mahkemesi
2016/44218 başvuru numaralı ve 24/7/2017 tarihli Komisyon kararı ile başvuru
hakkında başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemezlik kararı vermiştir.
71. Başvurucu mevcut başvurusunda tazminat talebinde bulunduğu
gerekçesi ile her ne kadar farklı bir başvuru yaptığını iddia etse de ihlal
iddiası, ihraç kararının hukuka uygunluğunun tespiti ile mümkün olup mevcut
başvurunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik bu iddiasının 2016/44218
başvuru numaralı başvuru ile mükerrer nitelikte olduğu açıktır.
72. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının mükerrer başvuru niteliğinde olması
nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
D. Savunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
İddia
1. Başvurucunun İddiaları
73. Başvurucu; gözaltı sürecinde ve tutuklu bulunduğu sürede
avukatı ile yeterli ölçüde görüşemediğini, gözaltı ve tutukluluk kararlarına
zamanında itiraz edemediğini ve hukuki süreci ile ilgili tebligatların
zamanında kendisine iletilmemesinden dolayı hak düşürücü sürelere takılmasının
savunmasını olumsuz açıdan etkilemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
74. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı gösterilmediğinden
bu hakkın kapsam ve içeriği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.
maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (Güher
Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
75. Savunma hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş olup
ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması demokratik
toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple hakkaniyete uygun bir yargılamanın
gerçekleştirilebilmesi için savunma hakkının tam ve etkili bir biçimde
kullanılmasının sağlanması gerekir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32).
76. Adil yargılanma hakkı kapsamında dile getirilen ihlal
iddialarının bireysel başvuruya konu olabilmesi için yargılamanın
hakkaniyetinin zedelenecek olması ve bu ihlallerin yargılama sürecinin ileriki
aşamalarında telafi edilemeyecek nitelik taşıması gerekir. Belirtilen
koşulların oluşmaması hâlinde ikincillik ilkesi gereği adli süreç sonunda
verilecek nihai karardan sonra bireysel başvuruda bulunulmalıdır (Afitap Salman [GK], B. No: 2013/2105,
11/11/2015, § 22).
77. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak
ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek
ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği
gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle
olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun
Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili
idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip
olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu
süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması
gerekir (Ayşe Zıraman
ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
78. Somut olayda başvurucu, savunma hakkının kısıtlanması
nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu aşamada
başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin yargılamanın derece mahkemesinde devam
ettiği tespit edilmiştir. Bu kapsamda derece mahkemesinde yargılamada gelinen
aşamaya kadar geçen süre ve bu sürede soruşturma ile yargılama makamlarınca
yapılan işlemler dikkate alındığında yargılama tamamlanmadan iddiaların
bireysel başvuruda incelenmesini gerektirecek bir durumun varlığından söz
edilemez. Dolayısıyla başvuru konusu olayla ilgili yürütülen yargılamanın devam
ettiği ve yargılamanın etkisiz kabul edilmesine neden olacak belirtilerin
gösterilmediği dikkate alındığında somut başvuruya ilişkin başvuru yollarının
tüketilmediği anlaşılmaktadır.
79. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
E. Arama İşleminin Hukuka
Uygun Olarak İcra Edilmediğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
80. Başvurucu; evinde yapılan aramanın usule ve yasaya aykırı
bir biçimde gerçekleştiğini, kendisinin de baroya kayıtlı bir avukat olduğunu
ve arama işlemlerinin avukatlara yönelik uygulanan kurallara bağlı olarak yapılmadığı
gerekçesi ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
81. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının
tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini
öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak
iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara
sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni
göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, § 17).
82. Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturması veya kovuşturması
sırasında soruşturma mercilerince ya da yargı organlarınca şüphelilerle ilgili
olarak uygulanan arama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin
olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl
soruşturma/kovuşturma sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf
yaparak- 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma
imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis
Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017, §§
18-30).
83. Somut olayda Konya Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı
talimatı uyarınca başvurucunun konutunda, işyerinde ve aracında arama
yapılmıştır. Bu aramaların hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak
dava yoluyla söz konusu aramaların hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde
başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı
Kanun"un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun
telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu
tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı
sonucuna varılmıştır.
84. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
F. Seyahat Hakkının İhlal
Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
85. Başvurucu, hakkında yurt dışına çıkma yasağı verilmesi ve
pasaportunun iptal edilmesi nedeniyle seyahathakkının
ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
86. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel
başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia
edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve
Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme"ye ek protokoller
kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı
dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun
kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §
18).
87. Anayasa’nın 23. ve Sözleşme"ye ek
4 No.lu Protokol’ün 2. maddesinde, ülke içinde seyahat özgürlüğü bulunmakla
birlikte kişilerin bulunduğu ülkeden ayrılma özgürlüğü de bulunmaktadır. Ancak
anılan Protokol’e Türkiye taraf olmadığından Anayasa’nın 23. maddesinde yer
alan seyahat özgürlüğüne yönelik başvurular bireysel başvuru kapsamında
değildir (Sebahat Tuncel, B. No:
2012/1051, 20/2/2014, §§ 47, 53).
88. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da konu bakımından yetkisizlik nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddia
yönünden başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mal varlığına tedbir konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Meslekten çıkarma kararı verilmesi nedeniyle mülkiyet
hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
mükerrer başvuru olması nedeniyle REDDİNE,
5. Savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Arama işleminin hukuka uygun olarak icra edilmediğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Seyahat hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
17/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.