
Esas No: 2014/1026
Karar No: 2014/1026
Karar Tarihi: 20/5/2015
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
FARİS ARSLAN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/1026) |
|
Karar Tarihi: 20/5/2015 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Alparslan ALTAN |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Muammer TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
Raportör Yrd. |
: |
Leyla Nur ODUNCU |
Başvurucu |
: |
Faris
ARSLAN |
Vekili |
: |
Av. Abdurrahman BAYAR |
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvurucu, 17/7/2004 tarihli
ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması
Hakkında Kanun kapsamında yaptığı başvuruda talebinin kısmen kabul edildiğini
ve idare ile sulhname imzaladığını, talebinin kabul
edilmeyen kısmı için açmış olduğu davanın hukuka aykırı olarak reddedildiğini
ve mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığını belirterek, Anayasa’nın 10., 20.,
21., 23., 35., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini
ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini
talep etmiştir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru, 21/1/2014 tarihinde
Van Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari
yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı
tespit edilmiştir.
3. Başvurucu, bireysel başvuru
harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım
isteminde bulunmuş, İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde, adli
yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm İkinci
Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere
dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından
20/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına
gönderilmesine karar verilmiştir.
6. Başvuru konusu olay ve
olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
Adalet Bakanlığının 19/3/2015 tarihli yazısı ile benzer şikâyetlere ilişkin
başvurularda sunulan görüşlere atıf yapılarak, ayrıca görüş sunulmayacağı
bildirilmiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi ile
başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 30/5/2008
tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle
Van Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvurmuştur.
9. 4/3/2010 tarihli ve
2010/1-30178 sayılı Zarar Tespit Komisyonu kararında,
"... Zarar Tespit Komisyonu Alt Çalışma
Grubu, Köy muhtarı ve köy ihtiyar heyetinin katılımıyla 26.09.2009 tarihinde
yapılan keşif sonucu düzenlenen tutanakta Beşocak
köyü Çitgeliş mevkiinin yerleşim yeri olmadığı ancak
tarım arazilerinin bulunduğu beyan edilmiştir. Ayrıca Başkale İlçesi Akçalı
Jandarma Karakol Komutanlığınca 21.06.2008 tarihinde düzenlenen tutanakta Beşocak köyünün 1988 yılında meydana gelen kan davası
nedeniyle boşaltıldığı, … Çitgeliş mevkisinde herhangi bir yerleşimin olmadığı belirtilmiştir.
Mevcut bilgi ve
belgelerden Beşocak köy merkezinin 1988 yılında kan
davası (sosyal sebeplerden dolayı) sonucu terkedildiği, söz konusu bölgede
terör olaylarının 1997 tarihinde başladığı ve bu tarihten itibaren komşu köy ve
mezralarda yaşayan vatandaşların yerleşim birimlerini terk ettikleri
anlaşılmaktadır. Beşocak köy merkezinin 1988 yılında
kan davası sonucu tamamen boşalması; köy merkezinde mevcut yapıların yığma kargir olması; teknik yönden incelendiğinde binaların 1-2
yıl boş kalması sonucu enkaza dönüştüğü; köyün terk edilme sebebinin kan davası
olması (5233 sayılı kanunda geçen terör ve terörle mücadeleden doğan
zararlardan olmaması) nedeniyle bina zararının ödenmemesine; ancak civar köy ve
mezralarının 1997 tarihinden itibaren güvenlik endişesi ile yerleşim
birimlerini ter ettikleri ve sahip oldukları tarım arazilerini kullanamadıkları
dikkate alınarak Beşocak köyü merkez ve Çitgeliş mevkiinde bulunan tarım arazilerinin
kullanılamadığı 1997 (dahil) - 1999 (dahil) arasında geçen 3 yıllık süreçte
oluşan tarım zararının ödenmesine;
...
Kanun ve bağlı
Yönetmeliğin ilgili hükümleri uyarınca müracaatçı, yasal mirasçı veya
temsilcisinin ağaçlara, ürünlere, arazi, ev, ahır, ağıl ve tandır evi ile ve
diğer taşınır ve taşınmazlara verilen zararlar için yapmış olduğu müracaat
üzerine Van Valiliğinin 31/10/2005-11/02/2008 tarih ve 727-940 sayılı yazıları
ile görevlendirilmesi istenen, Başkale Kaymakamlığı Komisyon Alt Çalışma
Grubunun görevlendirilmesi üzerine söz konusu heyet tarafından keşif mahalli
olan Van İli Başkale İlçesi Beşocak Köyüne 11/07/2009
tarihinde gidilmiş, hazır bulunan müracaatçı, vekili, mahalli bilirkişiler, köy
muhtarı ve köy ihtiyar heyetinin katılımıyla taşınır ve taşınmazlara ilişkin
tespitler yapılmış olup, adı geçenin uğradığı zarar miktarlarını gösterir
bilgiler dosya içinde bulunan EK-1 Zarar Tablosunda (kişi hesap kartı,
taahhütname) mevcuttur.
Yapılan tespitler
sonucu; Van İli Başkale İlçesi Beşocak Köyü’ne sınır
köy ve mezra sakinlerinin yerleşim birimlerini 1997-1999 yılları arasında terör
ve terörle mücadele kapsamında güvenlik endişesi ile terk ettikleri tespit
edildiğinden, Beşocak köyünden müracaat eden
başvurucuların sahip oldukları tarım arazilerini 1997 yılı (dahil) ile 1999
yılı (dahil) arasında geçen 3 yıllık süreç içerisinde terör ve terörle mücadele
kapsamında güvenlik endişesi ile kullanamadıkları kanaatine varılmıştır.
Mevcut bilgi ve
belgeler ışığında; İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından
22-24 Kasım 2006 ve 11-14 Şubat 2007 tarihlerinde Ankara ilinde Standardizasyon
Oluşturulması’na yönelik toplantı sonucunda tarım ve
hayvancılık zararları ile taşınmazlarla ilgili zararların hesaplanmasında
kullanılacak değer aralıklarına ilişkin tavsiye niteliğindeki tablolarda
belirtilen rakamların dikkate alınmak kaydıyla ilimiz ürün desenine uygun
olarak hazırlanan Van Valiliği Zarar Tespit Komisyonlarının 26/03/2007 tarih,
2007/128 sayılı kararlarıyla ilimizde kullanılacak değer aralıkları
belirlenmişti. 2009 yılında uygulanan değer aralıklarına İçişleri Bakanlığı
İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 22/03/2010 tarih ve 1802 sayılı yazısında
belirtilen ortalama enflasyon rakamı olan (%6.53) oranında artırılması uygun
görüldüğünden, 2010 yılında karara bağlanacak dosyalar için Van Valiliği Zarar
Tespit Komisyonları’nın 07/07/2010 tarih ve 5031
sayılı kararında belirtilen değerlerin esas alınmasına karar verilmiştir. Söz
konusu müracaat sahibinin ortaya çıkan zararlarının yapılan hesaplamalarını
gösterir rakamlar dosya içinde bulunan EK-1 Zarar Tablosunda (kişi hesap
kartı-taahhütname) mevcuttur. ..."
gerekçesi ile malvarlığına ulaşamama
nedeniyle başvurucuya, 26 dönüm biçenek cinsi arazi için birim fiyatı 40,81 TL
üzerinden ve 33 dönüm sulak cinsi arazi için birim fiyatı 95,64 TL üzerinden
toplam 12.651,54 TL tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
10. Zarar Tespit Komisyonu
kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ile
birlikte sulhname örneği başvurucu vekiline
gönderilmiştir.
11. “Yukarıda
ayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarak
uğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim” beyanını içeren sulhname, 27/9/2010 tarihinde başvurucu vekili tarafından
imzalanmıştır.
12. Başvurucu tarafından, Zarar
Tespit Komisyonu kararında hükmedilen miktarın gerçek zararını karşılamadığından
bahisle Van 2. İdare Mahkemesinde iptal ve tam yargı davası açılmıştır.
13. Van 2. İdare Mahkemesinin
27/3/2012 tarihli ve E.2011/60, K.2012/160 sayılı kararı ile,
“… 5233 sayılı Terör
ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 12.
maddesinde, …
Aktarılan hükme göre,
ortaya doğan zarara ilişkin taraflar arasında anlaşmaya varılması halinde sulhnamenin imzalanması; böyle bir uzlaşma olmadığında ise
ilgilinin yasal süresi içinde yargı yoluna başvurarak hakkını araması
gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta da; davacı tarafından komisyona yapılan başvuru üzerine
talep değerlendirilmiş ve belirli bir meblağın davacıya ödenmesine karar
verilmiştir. Bu kapsamda hazırlanan sulhname de
davacı vekili tarafından imzalanmıştır.
Bu itibarla,
uyuşmazlık her iki tarafın anlaşmaya varmasıyla sona ermiş; Kanun"da da ancak sulhname tasarısının süresi içinde imzalanmaması halinde
ilgilisine yargıya başvurma hakkı tanınmıştır. Kaldı ki, sulh yoluyla
çözümlenmiş bir konunun yargı mercilerince incelenmesi de esas olarak hukuki
işleyişe aykırı olacaktır.
Dolayısıyla, içeriği
ve sonuçları koşulsuz şekilde sulhname ile kabul
edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık; davacının maddi tazmin isteminde
de hukuka uygunluk bulunmamaktadır. …”
gerekçesine
dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.
14. Kararın temyiz edilmesi
üzerine, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 1/10/2013
tarihli ve E.2012/10124, K.2013/6583 sayılı kararı ile temyiz isteminin reddine
karar verilmiştir.
15. Ret kararı 17/1/2014
tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş ve 21/1/2014 tarihinde süresi
içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
16. Belirlenen tazminat miktarı
30/12/2010 tarihinde başvurucu vekilinin hesap numarasına aktarılmıştır.
B. İlgili
Hukuk
17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2.,
4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, § 15-21, 23).
18. 5233 sayılı Kanun’un “Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname”
kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon, doğrudan
doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye
göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle
gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa
tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak,
uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca,
bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının
örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak
sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz
gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi
takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı
ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının
saklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelen
hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname
tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve
komisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhname
tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması
hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.
Sulh yoluyla
çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları
saklıdır.”
19. 5233 sayılı Kanun’un “Zararın karşılanması” kenar başlıklı 13.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Sulhnamede
belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından
sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla
konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”
20. Terör ve Terörle Mücadeleden
Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in “Komisyonca keşif yapılması” kenar başlıklı 11. maddesi
şöyledir:
“Komisyon gerek
görmesi halinde keşif yapabilir.
Komisyon başkanı
belirlemiş olduğu keşif yeri ile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya
bilirkişi ile başvuru sahibine veya yetkili temsilcisine yazılı olarak
bildirir.
Başvuru sahibinin
kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi ve varsa şahitleri keşif
mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yer mahallinden iki kişinin de
keşifte hazır bulunması temin edilir.
…
Başvuru sahibi veya
yetkili temsilcisinin keşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta
belirtilir.”
21. Aynı Yönetmeliğin “Zararın tespiti” kenar başlıklı 16.
maddesinin 1. fıkrası şöyledir:
“15 inci maddede
belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki
bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin
aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde
bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun
biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile
belirlenir.”
22. Aynı Yönetmeliğin “Nakdî ödemenin şekli ve tutarı” kenar
başlıklı 27. maddesi şöyledir:
“Sulhname
tasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından
imzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.
Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate
alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına
yapılır.”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
23. Mahkemenin 20/5/2015
tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 21/1/2014 tarihli ve 2014/1026
numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun
İddiaları
24. Başvurucu, Van ili, Başkale
ilçesi, Beşocak köyü, Çitgeliş
mezrasında ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk
etmek zorunda kaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatın
kısmen kabul, kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhname imzalandığını, sulhnamenin
kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabul
edilmeyen kısım için malvarlığına ulaşamamaktan kaynaklı olarak dava açma
hakkının saklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışında
kalan zararları için açtığı iptal ve tam yargı davasında zararlarının tazmini
konusunda derece mahkemelerinin etkisiz olduklarını, dolayısıyla hukuk
yollarının sonuçsuz kaldığını, yaptığı başvuruya ilişkin idari aşamada ve
yargılama aşamasında talebi hakkında makul gerekçelerle karar verilmediğini,
gerçek zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların
göz önünde bulundurulmaması, bu zarar kalemlerinin keşif ile tespit edilmemesi
ve zararının 23 yıl üzerinden hesaplanması gerekirken 3 yıl üzerinden
hesaplanması nedenleriyle zararının eksik tazmin edildiğini, bu şekilde
mülkiyet hakkından yoksun kaldığını, kendi isteği dışında yerleşim yerinden
ayrılmak zorunda kalması nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesine riayet
edilmediğini ve terk nedeni ile konutunun kullanılamaz hale gelmesi sonucunda
konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini, köyde meskun kişiler için köylerinde
yaşama arzusuna uygun yaşam koşullarının devlet tarafından oluşturulamaması
nedeniyle serbest dolaşım özgürlüğüne riayet edilmediğini belirterek,
Anayasa’nın 10., 20., 21., 23., 35., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan
haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş, yargılamanın yenilenmesi talebinde
bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası
25. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun
kapsamında yaptığı giderim talebinin, kısmen kabul edilmesi sonucunda idare ile
sulhname imzalanmakla birlikte kabul edilmeyen kısım
için açmış olduğu davanın derece mahkemeleri tarafından reddedildiğini
belirterek, Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal
edildiğini iddia etmiştir.
26. Anayasa’nın 148. maddesinin
üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı
fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun
esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen
hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin
kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak
koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18). Bu nedenle,
bireysel başvuru kapsamındaki hakların içeriğinin tespit edilmesinde Anayasa ve
Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi ve ortak koruma alanının
tespit edilmesi gerekir.
27. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.
maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir.
…
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
28. Sözleşme’nin “Ayrımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.
maddesi şöyledir:
“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,
cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya
toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere
herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin
sağlanmalıdır.”
29. Yukarıda yer verilen
hükümler göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun ayrımcılık yasağı
kapsamında incelenmesi gereken iddiasının, soyut olarak değerlendirilmesi
mümkün olmayıp, Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak ve
özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).
30. Bununla birlikte, bireysel
başvuru incelemesinde ayrımcılık yasağının bağımsız bir koruma işlevinin
olmaması, bu yasağın genişletici bir yoruma tabi tutulmasına engel teşkil
etmemektedir. Anayasal bir hakkın ihlal edildiği iddiası tek başına
incelendiğinde o hakkın ihlal edilmediği kanaatine varılabilirse de bu durum, o
hakka ilişkin ayrımcı bir uygulamanın incelenmesine engel değildir. Bu
çerçevede, ilgili temel hak ve özgürlük ihlal edilmemiş olsa da o hakla ilgili
bir konuda sergilenen ayrımcı tutumun, Anayasa’nın 10. maddesini ihlal ettiği
sonucuna ulaşılabilir (İhsan Asutay,
B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 48).
31. Ayrımcılık yasağının ihlal
edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, kural olarak kişinin hangi temel
hak ve özgürlüğü konusunda, ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz
kaldığının tespiti gerekir. Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için
başvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile
kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi
yeterli olmayıp, ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk,
cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle
ortaya koyması gerekir (Şahin Karaman,
B. No: 2012/1205, 8/5/2014, § 41). Somut olayda başvurucu tarafından, 5233
sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatta sulhname
ile kabul edilmeyen zararları için açtığı davanın reddine hükmedildiğinden
bahisle kendisinin ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilmiş olmakla beraber,
kendisine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangi bir
beyanda bulunulmadığı gibi, belirtilen iddiayı temellendirecek herhangi bir
somut bulgu ve kanıt da sunulmamış olduğu anlaşılmakla, başvurunun bu kısmının
“açıkça dayanaktan yoksun olması”
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Özel Hayatın Gizliliği
İlkesinin İhlal Edildiği İddiası
32. Başvurucu, kendi isteği
dışında yerleşim yerinden ayrılmak zorunda kalması nedeniyle Anayasa’nın 20.
maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia
etmiştir.
33. 6216 sayılı Kanun"un, “Bireysel
başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar
başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel
hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve
başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan
yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."
34. Başvuruya konu ihlal
iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa
hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki
iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucu
tarafından soyut şekilde Anayasa’nın 20. maddesi hükmüne atıfta bulunulduğu, ancak
belirtilen hükmün nasıl ihlal edildiğine ilişkin bir açıklama ve özellikle
ihlal iddiasına konu terör olayları nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesinin
ihlal edildiğine dair kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu
kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması”
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir (Benzer karar için
bkz. S.S.A., B. No: 2013/2355,
7/11/2013, § 38).
3. Yerleşme ve Seyahat Hürriyetinin İhlal Edildiği İddiası
35. Başvurucu, köyde meskun kişilerin köylerinde yaşama arzusuna uygun olarak
hayatlarına devam edebilmelerinin terör olayları nedeniyle devlet tarafından
sağlanmadığını belirterek, yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
36. Anayasa"nın "Yerleşme ve seyahat hürriyeti" başlıklı
23. maddesi şöyledir:
"Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti,
suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve
düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle
ve suç işlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla
sınırlanabilir.
Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç
soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak
sınırlanabilir.
Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun
bırakılamaz."
37. AİHS ile bu Sözleşme"ye Ek 4 No"lu Protokol"ün
"Serbest dolaşım özgürlüğü"
başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"1. Bir devletin ülkesi içinde usulüne uygun olarak
bulunan herkes, orada serbestçe dolaşma ve ikametgahını seçebilme hakkına
sahiptir.
2. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeyi terk
etmekte serbesttir.
3. Bu haklar, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, kamu
düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlık ve ahlakın veya
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda
zorunlu tedbirler olarak ve yasayla öngörülmüş sınırlamalara tabi tutulabilir.
4. Bu maddenin 1. fıkrasında sayılan haklar, belli yerlerde,
yasayla konmuş ve demokratik bir toplumda kamu yararının gerektirdiği
sınırlamalara tabi tutulabilir."
38. Anayasa"nın 148. maddesinin
üçüncü fıkrası şöyledir:
"Herkes,
Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal
edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek
için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
39. 6216 sayılı Kanun"un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin
(1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Herkes,
Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye"nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki
herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine başvurabilir."
40. 6216 sayılı Kanun"un "Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar"
kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bireysel
başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal
nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından
yapılabilir."
41. Anılan Anayasa ve Kanun
hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının
incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın
Anayasa"da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra AİHS ve Türkiye"nin taraf
olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle,
Anayasa ve AİHS"nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını
içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §
18).
42. AİHS’e Ek 4 No.lu Protokol’e
ülkemiz taraf değildir. Bu nedenle, anılan Protokol kapsamında kalan ve
Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan seyahat özgürlüğüne yönelik şikâyetle
ilgili olarak bireysel başvuruda bulunulamaz (bkz. Nicolatos ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 45663/99…(dec.),
1/6/2010; Fathi/Türkiye, B. No: 32598/06, 30/6/2009, Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,
20/2/2014, § 53).
43. Açıklanan nedenlerle,
başvurucunun Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan seyahat özgürlüğüne ilişkin
iddiasının, Anayasa’da yer almakla birlikte Türkiye’nin taraf olmadığı bir
Protokole dayandığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik
şartları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından
yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
4. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası
44. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun
kapsamında yapmış olduğu başvurunun kısmen kabul, kısmen reddedildiğini,
zararının kabul edilen kısmı için idare ile sulhname
imzalanmakla birlikte kabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davası
açtığını, gerçek zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnamenin kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı
olduğunu, dolayısıyla kabul edilmeyen kısım için malvarlığına ulaşamamaktan
kaynaklı olarak dava açma hakkının saklı bulunduğunu, fakat açtığı davanın
reddedildiğini, gerçek zararının hesabında zarar kalemlerinin çokluğuna, bu
zarar kalemlerinin keşif yoluyla tespit edilmesi ve zararının 23 yıl üzerinden
hesaplanması gerekmesine rağmen, söz konusu tespitler yapılmadan ve bu
zararları göz önünde bulundurulmadan gerçekleştirilen eksik tazmin nedeniyle
mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
45. Ayrıca başvurucu, yerleşim
yerini terk etmek zorunda kalması nedeniyle konutunun bakımsızlıktan
kullanılamaz hale gelmesi sonucunda konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini
beyan etmiş ise de, anılan şikâyetinin malvarlığının
zarar görmesi ve bu zararların tazmin edilmemesi neticesinde mülkiyet hakkına
ilişkin olduğu anlaşıldığından başvurucunun iddiasının Anayasa’nın 35. maddesi
kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
46. Anayasa"nın 148. maddesinin
üçüncü fıkrasında (§ 38) ve 6216 sayılı Kanun"un 45. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında (§ 39) yer alan hükümlerden hareketle herkesin, Anayasada güvence
altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, AİHS ve buna ek Türkiye"nin taraf
olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal
edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabileceği
söylenebilir.
47. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”
başlıklı 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup,
anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre (§ 40); bir kişinin Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için iki temel ön koşul
bulunmaktadır. Bunlardan birincisi başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı
ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı, “güncel bir hakkının ihlal edilmesi” ve
bunun sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur”
olduğunu ileri sürmesi, ikincisi ise bu ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak ve doğrudan” etkilenmiş
olmasıdır (Onur Doğanay, B. No:
2013/1977, 9/1/2014, § 42).
48. Bu iki temel koşula ilave
olarak 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel
başvuru hakkı” başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre
Anayasa Mahkemesine ancak Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve
özgürlüklerden, AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller
kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasıyla başvurulabilir. Buradan
çıkan sonuca göre Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden,
AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında bir hakkı
doğrudan etkilenmeyen kişi “mağdur”
statüsü kazanamaz (Onur Doğanay,
B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 43).
49. Bireysel başvuruda “mağdur” kavramı, davada menfaat veya dava
ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanır (Benzer
yöndeki AİHM kararı için bkz. Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri/İspanya, No: 62543/00,
10/11/2004, § 35). Ayrıca “mağdur”
kavramının yorumu, günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup, bu
kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri/İspanya, §
38, Onur Doğanay, B. No:
2013/1977, 9/1/2014, § 44).
50. Öte yandan bir başvurunun
kabul edilebilmesi için başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi
yeterli olmayıp, ihlalden doğrudan etkilendiğini yani mağdur olduğunu
göstermesi veya mağdur olduğu konusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesi
gerekir. Bu itibarla, mağdur olduğu zannı veya şüphesi de mağdurluk statüsünün
varlığı için yeterli değildir (Onur Doğanay,
B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 45).
51. Bireysel başvuruda bir
hakkın ihlaline karar verilebilmesi için mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya
konu olan kamu gücü kullanımına dayalı temel nedenlerin başvurunun yapıldığı
anda mevcut olması ve başvuru hakkında karar verileceği zamana kadar devam
etmesi gerekir. Mağdurluk statüsünün varlığı konusunda değerlendirme yapılırken
başvurucunun şikâyet ettiği hususların gerçekleşip gerçekleşmediği, hâlâ mevcut
olup olmadığı ve muhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip giderilmediği
incelenmelidir.
52. Bunun yanında tazminat ya da
başvurucunun taleplerinin anlaşma ile karşılanması da,
mağdurluk statüsünün belirlenmesine etki eder. Zira kamu idaresinin
başvurucuyla yaptığı anlaşma ile borcun tamamını faiziyle birlikte ödemesi
durumunda başvurucunun önceki borçtan olumsuz etkilenme olasılığı kalmamaktadır
(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kemal
Kol ve Ünal Kol/Türkiye, B. No: 3816/04, 30/9/2008, Arman Mazman, B.
No: 2013/1752, 26/6/2014, § 43).
53. 5233 sayılı Kanun’un 2.
maddesinde, bu Kanun’un, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele
Kanunu’nun 1., 3., ve 4. maddeleri kapsamına giren eylem veya terörle mücadele
kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel
hukuk tüzel kişilerinin maddi zararlarının sulhen
karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı ifade
edilmiş; “Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname” başlıklı 12. maddesinde ise komisyonun
doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra uğranılan
zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirleyeceği ve belirtilen
esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının bir
örneğini davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edeceği, davet üzerine
gelen hak sahibinin veya yetkili temsilcisinin sulhname
tasarısını kabul etmesi durumunda bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisi
ve komisyon başkanı tarafından imzalanacağı, sulhname
tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması
hallerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneğinin ilgiliye
gönderileceği, sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı
yoluna başvurma haklarının saklı olduğu; 13. maddesinin ilk fıkrasında da sulhnamede belirlenen zararların sulhnamenin
imzalanmasından sonra Valilik onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine
bu amaçla konulan ödenekten üç ay içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır.
54. Somut başvuruda mülkiyet
hakkına ilişkin şikâyet temel olarak idare ile sulhname
imzalanması nedeniyle, bakiye zarar iddiasına ilişkin davanın reddedilmesine
dayanmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi başvurucu terör ve terörle mücadele
kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması
amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş, Komisyon tarafından
başvurucu, vekili, mahalli bilirkişiler, köy muhtarı ve köy ihtiyar heyetinin
katılımıyla 11/7/2009 tarihinde yapılan keşif (§ 9) ile gerçekleştirilen
araştırma ve inceleme sonucunda başvurucunun tespit edilen zararları öngörülen
birim fiyatlarına tabi tutularak 12.651,54 TL’lik tazminat miktarı belirlenmiş
ve başvurucu vekiline, kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhname örneği ile birlikte sulha davet yazısı
gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucu tarafından kabul edilmiştir. Başvurucu,
idarenin hazırladığı sulhnameyi 27/9/2010 tarihinde
imzalayarak kendisine 12.651,54 TL ödenmesi ile Komisyonun bu zarar tespitine
esas olay ile ilgili uğradığı zararlarının tamamının karşılanmış olduğunu kabul
ve taahhüt ettiğini beyan etmiş ve 30/12/2010 tarihinde bahsedilen bedel
başvurucu vekilinin hesabına aktarılmıştır.
55. Buna karşılık başvurucu,
5233 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukuk yolunun AİHM kararlarında (bkz. Akdıvar ve Diğerleri/Türkiye [Madde 50], B. No:
21893/93, 16/9/1996; Doğan ve
Diğerleri/Türkiye, B. No: 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02,
13/7/2006) belirtilen nitelikleri taşımadığı yahut Komisyon tarafından
ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği ya da eksik
ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.
56. İdari ve yargısal süreci
müteakip, ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesi ile etkili bir
giderim yolu bulunmakta olup başvurucu ayrıca sulhname
konusu olayla ilgili tüm zararlarının Komisyon tarafından tespit edilenle
sınırlı olduğunu beyan ettiğinden başvurucunun mağdur sıfatı ortadan
kalkmıştır.
57. Bu durumda başvurucunun
idareyle anlaşma sağlayarak ve 27/9/2010 tarihli sulhnameyi
imzalayarak Komisyonun tespitine esas olan olay ile ilgili maddi mağduriyeti
açıkça orantısız olmayacak şekilde giderilmiştir. Zararlarının tamamını
karşıladığını beyan ettiği alacağını tümüyle davalı idareden tahsil etmekle,
mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti 30/12/2010 tarihinde giderildiğinden, bu
hak yönünden başvurucunun mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona ermiştir.
58. Açıklanan nedenlerle,
başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden mağdurluk statüsünü
kaybettiği anlaşıldığından başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları
yönünden incelenmeksizin "kişi
bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
5. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
59. Başvurucu tarafından,
Komisyon kararında karşılanmaması nedeniyle sulhname
kapsamına dahil olmayan zarar kalemleri için açtığı iptal ve tam yargı
davasında tazminata hükmedilmesi gerekirken, davasının reddine karar verildiği,
dolayısıyla zararlarının tazmini konusunda derece mahkemelerinin etkisiz olması
sebebiyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddia edilmiştir. Anayasa
Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı
olmayıp, başvurucunun iddialarının incelenmesi neticesinde, etkili başvuru
hakkına yönelik iddialarının özünün yargılama sürecinde yapılan incelemeler ve
lehlerine olmayan yargı kararı temelli olduğu anlaşıldığından, etkili başvuru
hakkının ihlal edildiği şikâyetlerinin Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında
değerlendirmeye tabi tutulması uygun görülmüştür.
60. Anayasa"nın 148. maddesinin
dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun"un 49. maddesinin (6) numaralı
fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda
gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı
Kanun"un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun
başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği
belirtilmiştir.
61. Bir anayasal hakkın ihlali
iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden
incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve
Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin
olduğu açıktır. Bu kapsamda, bireysel başvuruya konu davadaki olayların
kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında
delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir
uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil
olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.
Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve bariz takdir
hatası içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar
bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece
mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası bulunmadıkça
Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:
2012/1027, 12/2/2013, § 25-26).
62. Başvurucunun belirtilen
iddiasının özünün derece mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve
hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet bulunmadığına ve esas itibarıyla
yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince,
başvurucu tarafından koşulsuz şekilde sulhname
tasarısının kabul edildiği tespitinden ve terör eylemleri veya terörle mücadele
kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle başvurucunun uğramış olduğu aynî/
nakdî tüm zararlarının karşılandığı kabul edildiğinden (§ 11) ve 5233 sayılı
Kanun’un sulh yoluyla çözülmeyen uyuşmazlıklar için yargı yolunun saklı olduğu
kuralını içerir 12. maddesinin (§ 18) açık hükmünden hareketle başvurucunun
davasının reddiyle sonuçlanan yargılama prosedüründe, Mahkemece bariz bir
takdir hatası yapıldığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır.
63. Başvurucu ayrıca, mahkeme
kararlarında talep sonucuna etki eden hususlara dair yeterli gerekçeye yer
verilmediğini iddia etmiştir.
64. Gerekçeli karar hakkı adil
yargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir (Muhittin KAYA ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm
Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B.No.
2013/1213, 4/12/2013, § 25).
65. Mahkeme kararlarının
gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve
mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların
hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi
sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale
getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık
bir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir Gökatalay, B.No.
2013/1780, 20/3/2014, § 67).
66. Mahkeme kararlarının
gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,
bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde
yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme
zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte
başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair
iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun
yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı
olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu
mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer
verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, bu
durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin
benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin
KAYA ve Muhittin Kaya Ltd. Şti, B.No.
2013/1213, 4/12/2013, § 26).
67. Başvuru konusu olayda,
başvurucunun talebinin sulhname kapsamı dışında
kaldığını iddia ettiği zararları için açmış olduğu davanın kabul edilip
edilmeyeceği noktasında derece mahkemelerinin 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesinin
son fıkrasında yer alan, sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin
yargı yoluna başvurma haklarını saklı tutan açık hükümden hareket ettikleri,
hazırlanan sulhname tasarısının koşulsuz şekilde
başvurucu vekili tarafından imzalanması ile uyuşmazlığın her iki tarafın
anlaşmaya varması sonucunda ortadan kalmış olduğu belirtilmek suretiyle
başvurucu tarafından ileri sürülen taleplerin derece mahkemeleri kararlarında
denetlenerek reddedildiği, ilk derece mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi
hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek
kesinleştiği, bu kapsamda yerel mahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanun
yolu merciince kararlarda ayrıntılı gerekçeye yer verilmediği anlaşılmaktadır.
68. Yukarıda açıklanan
nedenlerle (§ 59-67), başvurucunun belirtilen iddialarının kanun yolunda
gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi kararlarının
bariz bir takdir hatası da içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının
diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan
gerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın 10. maddesinde
güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
2. Anayasa’nın 20. maddesinde
güvence altına alınan özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiği yönündeki
iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
3. Anayasa’nın 23. maddesinde
güvence altına alınan yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiği yönündeki
iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,
4. Anayasa’nın 35. maddesinde
güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “kişi bakımından yetkisizlik”,
5. Anayasa’nın 36. maddesinde
güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki
iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun
olması”, nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun bireysel başvurusunun kabul edilemez bulunması
nedeniyle, adli yardım talebinin kabulü ile muaf tutulan yargılama giderlerinin
tahsilinin, başvurucunun mağduriyetine neden olmayacağı anlaşılmakla, 12/1/2011
tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesi uyarınca
tamamen muafiyetin koşulları oluşmadığından 206,10 TL harçtan ibaret yargılama
giderinin başvurucudan TAHSİLİNE,
20/5/2015
tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar
verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.