21. Hukuk Dairesi 2018/356 E. , 2019/819 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ: Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
A)Davacı İstemi:
Davacı, davalı şirkete ait işyerinde 26/08/2001 ile 22/07/2007 tarihleri arasındaki çalışmalarının tespitini talep etmiştir.
B)Davalı Cevabı:
Davalı ve feri müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C)İlk Derece Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı:
İlk derece Mahkemesince,dava açma süresinin , hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başladığı,davacının kurumda bildirimi bulunmayan ve tespitini istediği sürenin 26/08/2001-22/07/2007 tarihleri arasında olduğu,davacı açısından hak düşürücü sürenin kesintisiz çalıştığını iddia ettiği çalışmanın sona erdiği yılın sonundan itibaren olduğu, söz konusu dönemde hak düşürücü süreyi kesen herhangi bir yazılı belge bulunmadığı, davacının bu davayı 29/08/2016 tarihinde açmış olması karşısında , 5 yıllık hak düşürücü süre aşıldıktan sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu;
Davacı,çalışmalarının bir kısmı Kuruma bildirildiği için davada hak düşürücü sürenin söz konusu olmayacağını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
D)Bölge Adliye Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı:
Bölge Adliye Mahkemesince ,davalı işyerinden 18/05/2005-15/08/2007 tarihleri arasında sigorta bildiriminin yapıldığı, bu tarihten sonra davalıya ait herhangi bir işyerinden çalışmasının bildirilmediği, davacının, davalı işyerinde iddia ettiği çalışmasının fiilen sona erdiği tarihin 15/08/2007 olması nedeniyle 2007 yılının sonundan itibaren beş yıl içinde, yani en geç 2012 yılı sonuna kadar sigortalılık süresinin tespiti davasını açması gerekirken, incelemeye konu davanın 29/08/2016 tarihinde açıldığı, davanın, 506 sayılı Yasa"nın 79. maddesi ile 5510 sayılı Yasa"nın 86. maddesinde düzenlenen beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçede belirtilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,karar verilmiştir.
E)Temyiz:
Davacı vekili; davacının bir kısım çalışmaları Kuruma bildirildiğinden hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:
506 sayılı Yasa"nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa"nın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasada yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanun"un 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği"nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun"un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği açıktır. Bir sigortalının askere gitmeden önce çalıştığı iş yerine askerliğe müteakip girmesi durumunda hizmet akdi mecburi hizmet nedeniyle kesilmiş olduğundan artık hak düşürücü sürenin oluştuğundan bahsedilemez. Davacıya ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurumun Yasa"dan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir. Davacının sigortalı çalışmalarının Kuruma kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyecektir. (Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve 2004/21-369 E, 2004/371 K. sayılı kararı ) Ayrıca çalışmanın blok çalışma niteliğinde olması yani kesintisiz devam etmesi halinde hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi, mevsimlik çalışmanın bulunması ve bu çalışmanın yıllar itibariyle kesintisiz sürdüğünün kabulü halinde de çalışılmayan dönemde hizmet akdi askıda olduğundan hükme esas alınan 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak, mevsimlik çalışmanın sona erdiği yılın sonu esas alınması gerekir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacı adına 18/05/2005 tarihinde davalı ... Nakliyat Ltd.Şti adına tescilli 126550 sicil numaralı işyerinde çalışmaya başladığına dair işe giriş bildirgesinin 17/05/2005 tarihinde Kuruma intikal ettiği ve davacının 18/05/2005- 15/08/2007 tarihleri arasındaki çalışmalarının davalı işyerinden Kuruma bildirildiği,davacının 26/08/2001 ile 22/07/2007 tarihleri arasında kesintisiz geçen çalışma süresinin tespitini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Davacının Kuruma bildirilen hizmetin öncesinde kesintisiz devam eden çalışma süresinin tespitini talep etmesi nedeniyle yukarıda açıklandığı şekilde hak düşürücü süreden bahsedilemez.
Yapılacak iş,işin esasına girilerek,ihtilaflı döneme ilişkin dönem bordrolarında kayıtlı ve tarafsız tanıklar saptanarak bunların bilgilerine başvurmak, bordolarda adı geçen kişilerin adreslerinin tespit edilememesi veya beyanları ile yetinilmediği takdirde, Sosyal Güvenlik Kurumu, zabıta, maliye, meslek odası aracılığı ve muhtarlık marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde uyuşmazlık konusu dönemde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanları; yoksa işyeri sahipleri araştırılıp tespit edilerek çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde ortaya koyduktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurulması gerekirken, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı kaldırılmasına ve ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
G)SONUÇ:
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK"nun 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,
11/02/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.