
Esas No: 2014/2037
Karar No: 2014/2037
Karar Tarihi: 17/7/2018
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
RUŞEN MELİH NEBİGİL BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/2037) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2018 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan y. |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
Üyeler |
: |
Hicabi DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
Raportör Yrd. |
: |
Fatih ALKAN |
Başvurucu |
: |
Ruşen Melih
NEBİGİL |
|
|
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki
iddialara ayrı ve açık yanıt verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının
ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/2/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş
başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde
beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucu 26/4/2007 tarihinde görevlendirildiği Dr. Sami Ulus
Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kalp
ve damar cerrahisi uzmanı olarak çalışmaktadır.
9. Başvurucu hakkında ilgili klinik şefi tarafından hazırlanan
görüş yazısında görev yaptığı süre içerisinde başvurucunun çalışma düzenine
uyum sağlayamadığı ve hakkında sık sık şikâyetlerde bulunulduğu belirtilmiştir.
Söz konusu yazı 13/4/2010 tarihinde Ankara İl Sağlık Müdürlüğüne gönderilmiş ve
yazıda başvurucunun klinik hizmetlerinde yetersiz olduğu şeklinde
değerlendirmelere de yer verilmiştir. İl Sağlık Müdürlüğünün 6/4/2011 tarihli
yazısı doğrultusunda başvurucu hakkında muhakkik atanmış ve bu kapsamda
12/4/2011 tarihli bir bilirkişi raporu hazırlanmıştır.
10. Anılan bilirkişi raporunda, başvurucunun 9/9/2009 tarihinde
ameliyat ettiği bir yıl bir aylık H.B.A. isimli hasta hakkında Pediatrik
Kardiyoloji-Kardiyovasküler Cerrahi Konseyinde
(Konsey) 14/10/2009 tarihinde tekrar aynı ameliyatın yapılması kararı alındığı
belirtilmiştir. Ayrıca, başvurucunun 9/2/2010 tarihinde ameliyat ettiği bir yıl
dokuz aylık E.K. isimli hasta hakkında Konsey kararıyla tam düzeltme ameliyatı
yapılmasının kararlaştırıldığı ifade edilmiştir. Yine raporda, başvurucu
tarafından 27/3/2008 tarihinde ameliyat edilen on üç yaşındaki E.Y. isimli
hastanın başvurucu tarafından 31/8/2008 tarihinde tekrar ameliyata alındığının
tespit edildiği belirtilmiştir. Söz konusu raporun sonuç kısmında "...incelenen dosyada belirtilen hastalara
yapılan ameliyatlarda tıbbi gereklilik bulunduğu kanaatine varılmıştır." şeklinde
değerlendirmeye yer verilmiştir.
11. Başvurucu; klinik şefi tarafından 22/2/2010 tarihinde
yapılan bir ameliyatta hayatını kaybeden hasta hakkında hazırlanan ölüm
raporunu imzalamadığını, bu nedenle klinik şefinin kendisine yönelik kişisel
husumet beslediğini ve haksız şekilde ameliyat listelerine alınmadığını
belirterek ameliyat listelerine alınmama işleminin iptali ve uğradığı maddi ve
manevi zararların tazmini talebiyle 15/3/2011 tarihinde Ankara 17. İdare
Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu;
yirmi yıldır kalp ve damar cerrahı olarak görev yaptığını, kalp ve damar
cerrahisinde bir kliniği idare edecek bilgi, beceri ve tecrübeye sahip
olduğunu, yetersiz olduğuna dair gerçek dışı isnatlarla ve keyfî uygulamalarla
mesleğine ve kişiliğine saldırıda bulunulduğunu, görev yaptığı dönemde tıbbi
hatasının bulunmadığını, şahsi tutumlarla psikolojik tacize maruz kaldığını
ileri sürmüştür. Ayrıca, ameliyatlara alınmaması nedeniyle mesleğini kaybetme
tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını ifade etmiştir.
12. İdare Mahkemesinin 17/5/2012 tarihli kararıyla davanın
reddine hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde, başvuru hakkında hazırlanan
12/4/2011 tarihli bilirkişi raporunda bulunan tespitlere yer verilmiş ve hasta
güvenliği gözetilerek başvurucunun ameliyat listelerine alınmamasında hukuka
aykırılık bulunmadığı ve tazmini gerektiren bir zararın da bulunmadığı
belirtilmiştir.
13. Başvurucu, anılan karara karşı kanun yollarına başvurmuş ve
sunduğu dilekçelerde hakkında hazırlanan bilirkişi raporunda mesleki anlamda
yetersiz olduğu yönünde hiç bir belirleme olmadığını
ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu, yetkili makamlarca mesleki yönden yetersiz
olduğu konusunda bir tespitte bulunulmadığını ve İdare Mahkemesi tarafından da
bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını iddia etmiştir.
14. İdare Mahkemesinin 17/5/2012 tarihli kararı, Danıştay
Beşinci Dairesinin 12/6/2013 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme
talebi de aynı Dairenin 11/12/2013 tarihli sayılı kararı ile reddedilmiştir.
15. Nihai karar 16/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ
edilmiştir.
16. 17/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 17/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
18. Başvurucu;
i. Görev yaptığı hastanede gerçekleştirilen ve hastanın
vefatıyla sonuçlanan ancak kendisinin katılmadığı bir ameliyat sonrasında
hazırlanan ölüm raporunu imzalamaması nedeniyle 22/2/2010 tarihinden itibaren
ameliyatlar dâhil olmak üzere poliklinik, konsültasyon ve diğer klinik
çalışmalara katılmasına engel olunduğunu, İdare tarafından başka bir hastanede
görevlendirilmesi mümkün olmasına rağmen böyle bir tasarrufta bulunulmadığını,
haksız uygulamalar nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini ve mesleki
onurunun rencide edildiğini ileri sürmüştür.
ii. Hakkında yetersiz olduğu şeklinde gerçek dışı bir isnada
dayanıldığını, buna rağmen gerçekleştirdiği çok sayıda ameliyatın ve klinik
çalışmanın irdelenmediğini, tıbbi hatalar yaptığına ilişkin hakkındaki soyut
iddiaya yönelik olarak ileri sürdüğü bilgi ve belgelerin derece mahkemelerince
dikkate alınmadığını, idari soruşturma kapsamında düzenlenen rapora dayanılarak
davanın reddedildiğini ve mesleğini icra etmekten men etmeye yetkili kurullar
bulunmasına rağmen yetkisiz kişilerin tamamen keyfî uygulamaları nedeniyle
mesleğini icra edemediğini iddia etmiştir.
iii. Bu süreçte maddi yönden kayba uğradığını, belirtilen
işlemin iptali ve bu nedenle oluşan zararının tazmini talebiyle açtığı davanın
hukuka aykırı şekilde reddedildiğini, karar sonucu etkileyebilecek nitelikte
olmasına rağmen kendisine yönelik haksız tutumun nedenlerinin araştırılmadığını
ve özellikle mesleki yeterliliğinin bulunduğuna ilişkin esaslı iddialarının
derece mahkemeleri tarafından incelenmediğini belirtmiştir.
iv. Tüm bu nedenlerle hak arama özgürlüğünün, çalışma hakkının
ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
19. Bakanlık görüşünde; adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddiaların kanun yolu şikâyeti mahiyetinde olduğu ve çalışma
hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nde (Sözleşme) düzenlenmediği belirtilmiştir.
Görüşte, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ise başvurucu hakkında
düzenlenen bilirkişi raporlarına dayanılarak derece mahkemelerince incelendiği
ve bu kapsamda kararlar verildiği ifade edilmiştir.
20. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanında,
başvuru dilekçesindeki hususları tekrar etmiştir.
B. Değerlendirme
21. İddianın değerlendirilmesine dayanak alınacak Anayasa’nın
36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi
takdir eder (Tahir Canan, B. No:
2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun dile getirdiği şikâyetlerinin özünün,
derece mahkemelerine sunduğu bilgi ve belgelerin dikkate alınmaması ile yeterli
şekilde araştırma yapılmadan ve iddiaları hakkında yeterli gerekçe sunulmadan
karar verilmesi hususunda olduğu anlaşıldığından başvurunun bir bütün olarak
adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı çerçevesinde
incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan
gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
24. Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil
yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından
açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa"nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin
eklenmesine ilişkin düzenlemenin gerekçesinde Türkiye"nin taraf olduğu
uluslararası sözleşmelerce güvence altına alındığı hususuna atıfta bulunularak
adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) birçok kararında, gerekçeli karar
hakkının Sözleşme"nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun
yargılanma hakkı kapsamında yer aldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla gerekçeli
karar hakkının Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı
kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868,
19/4/2017, § 75).
25. Anayasa"nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak
yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma
yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa
kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde
bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,
§ 76).
26. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde
yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme
sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip
incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına
verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de
gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve
diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
27. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen
her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt
verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine
sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,
§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan
anlaşılmalıdır.
28. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği
davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut
bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,
başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde
davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile
yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve
diğerleri, § 35).
29. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili
olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili
ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren
usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden
olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri,
§ 39).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
30. Başvurucu 22/2/2010 tarihinde yapılan bir ameliyatta
hayatını kaybeden hasta hakkında hazırlanan ölüm raporunu ameliyata katılmadığı
gerekçesiyle imzalamadığını, bunun üzerine ilgili klinik şefi tarafından
ameliyatlara ve diğer klinik çalışmalara katılımının engellendiğini ileri
sürmüştür. Başvurucu, görev yaptığı dönemde gerçekleştirdiği ameliyatların ve
klinik çalışmalarının başarılı olduğunun açık olmasına rağmen kendisine husumet
besleyen klinik şefinin tutumu nedeniyle mesleğini icra edemediğini ileri
sürmüştür. Başvurucu, mesleki yetersizlik gibi bir gerekçeyle onurunu rencide
eden muamelelere maruz kalmasına rağmen idari yargıda açtığı davada ileri
sürdüğü hususların araştırılmadığını, idari soruşturma kapsamında düzenlenen
rapora dayanılarak davasının haksız yere reddedildiğini iddia etmiştir.
31. Bireysel başvuru dosyasına yansıyan bilgi ve belgelere göre;
görev yaptığı Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve
Araştırma Hastanesinde 2007-2010 yılları arasında çok sayıda ameliyat
gerçekleştiren ve poliklinik, konsültasyon ile diğer klinik çalışmalarına
katılan başvurucu hakkında ilgili klinik şefinin talebi üzerine İl Sağlık
Müdürlüğünün 6/4/2011 tarihli yazısı doğrultusunda muhakkik atanmış ve bu
kapsamda 12/4/2011 tarihli bir bilirkişi raporu hazırlanmıştır.
32. Başvurucu ise 22/2/2010 tarihinden itibaren ameliyat
listelerine alınmadığını belirterek ameliyat listelerine alınmama işleminin
iptali ile uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini talebiyle 15/3/2011
tarihinde İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Bu durumda dava sürecinde idari
soruşturmanın sürdüğü anlaşılmaktadır.
33. İdare Mahkemesi 17/5/2012 tarihli kararla davanın reddine
hükmetmiş ve karar gerekçesinde idari soruşturma kapsamında başvuru hakkında
hazırlanan 12/4/2011 tarihli bilirkişi raporunda bulunan tespitlere yer
vermiştir. Söz konusu raporda başvurucunun gerçekleştirdiği üç ameliyat
hakkında tıbbi değerlendirmelerde bulunulmuş, diğer ameliyatlardaki tıbbi
yeterliliğine, başvurucunun genel mesleki yeterliliğine veya başvurucunun iddia
ettiği hususlara ilişkin herhangi açıklamada bulunulmamıştır. Ayrıca raporda
başvurucunun mesleki anlamda yetersiz olduğuna ilişkin herhangi bir ifadeye de
yer verilmemiştir.
34. Kişisel ve keyfî bir tutumla mesleğini icra etmediğine ve
gerçekleştirdiği ameliyatların başarılı olmasına rağmen bu hususlarda
değerlendirme yapılmadan yetkisiz kişilerce mesleki anlamda yetersiz olarak
değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkin hususlar başvurucu
tarafından dava dilekçesinde ileri sürülmesine rağmen İdare Mahkemesi
tarafından bu hususlarda bir değerlendirmede bulunulmadığı görülmektedir. İdare
Mahkemesince başvurucu hakkında idari soruşturma kapsamında hazırlanan
12/4/2011 tarihli bilirkişi raporunda bulunan tespitlerle yetinilmiştir.
Dolayısıyla başvurucunun iddialarını karşılayacak nitelikte dava sürecinde bir
bilirkişi raporu alınmayarak yalnızca idari soruşturma kapsamında hazırlanan ve
başvurucunun yetersiz olduğuna ilişkin herhangi bir değerlendirme içermeyen
rapordaki ifadelere dayanılarak karar gerekçesi oluşturulması, başvurucunun
karar sonucunu etkileyebilecek nitelikteki mesleki yeterliliğine ilişkin
iddiaları hakkında makul, ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmaması ve bu
şekilde verilen kararın kanun yolu incelemesinden ek bir gerekçe sunulmadan
geçerek kesinleşmesi nedenleriyle somut başvuruda gerekçeli karar hakkının
ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa"nın 36.
maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli
karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un 50. Maddesi Yönünden
36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
37. Anayasa Mahkemesinin
Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna
varıldığında ihlalin ortadan nasıl kaldırılacağının belirlenmesi hususunda
genel ilkeler belirlenmiştir.
38. Mehmet Doğan
kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle
ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin
mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili
mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet
Doğan, §§ 57, 58).
39. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi
amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul
kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak
yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın
kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi
bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin
gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını
tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek
üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet
Doğan, § 59).
40. Başvurucu, ihlalin tespiti ile lehine 116.000 TL tazminata
hükmedilmesini talep etmiştir.
41. Anayasa Mahkemesi, kararın sonucunu değiştirebilecek
nitelikteki iddialara açıklayıcı bir cevap verilmemesi nedeniyle gerekçeli
karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
42. Bu durumda gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.
Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun"un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına
yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle
ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve gerekçeli karar
hakkının güvencelerine uygun şekilde başvurucunun ileri sürdüğü hususlara ayrı
ve açık olarak yanıt veren yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple
kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 17. İdare
Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
43. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu
sonucuna ulaşıldığından bu hakkın ihlali sebebiyle uğranıldığı ileri sürülen
maddi ve manevi zarara yönelik tazminat talebinin reddine karar verilmesi
gerekir.
44. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL yargılama
giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara
17. İdare Mahkemesine (E.2011/1606, K.2012/894) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.