
Esas No: 2015/159
Karar No: 2018/268
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/159 Esas 2018/268 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 25-541
Görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanık ..."nin TCK’nun 265/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.09.2010 tarihli ve 25-541 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 15.09.2014 tarih ve 4082-8338 sayı ile;
"...Direnme fiili birden fazla kamu görevlisine karşı gerçekleştirildiği halde TCK"nın 43/2. maddesinin uygulanmaması,
Sanığın adli sicil kaydında yer alan ilamların silinme koşullarının oluştuğu dikkate alınarak, kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanaate göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken, CMK"nın 231/6. maddesindeki objektif ve subjektif koşullar değerlendirilmeksizin, "sanığın geçmişteki haline, suç işleme konusundaki eğilimlerine göre ileride bir daha suç işlemeyeceği yolunda önemli kanaat oluşmadığından" şeklinde yasal olmayan gerekçeyle hakkında aynı Kanunun 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.10.2014 tarih ve 99827 sayı ile;
"...İtirazın konusu, sanık hakkında etkin direnme suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına ilişkin gerekçesinin yasal ve yeterli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun, 5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Yasalar ile gerçekleştirilen değişiklikler sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
a) Suça ilişkin;
1- Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmeli ve hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olmalıdır.
2- Suç, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp yasalarında yer alan suçlardan bulunmamalıdır.
3- 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlarda ise, suçun ayrıca 3713 sayılı Yasa ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması gerekmektedir.
b) Sanığa ilişkin;
1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
2- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi,
3- Mahkemece, sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
4- Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın uygulanmasını kabul etmesi,
Koşullarının varlığı gerekmektedir.
Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
Görüldüğü gibi, objektif ve sübjektif koşulların oluşması halinde mahkeme sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilecektir.
Sanıklar hakkında C.M.K."nun 231/5 maddesinin uygulanabilmesi için kasıtlı suçtan mahkum olmamak ve suçun işlenmesiyle mağdurun ve kamunun zararının karşılanmasına ilişkin objektif şartların varlığının yanında, sübjektif nitelikte bulunan "sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması" gerekmektedir.
5560 sayılı Kanunla yetişkinler bakımından getirilen ve 5728 sayılı Kanunla şartları genişletilen CMK"nun 231. maddesinin uygulanma şartlarından birisi olan bu sübjektif şartın, yerel mahkemece; "sanığın geçmişteki haline, suç işleme hususundaki eğilimine göre ileride bir daha suç işlemeyeceği yolunda önemli bir kanaat oluşmadığından, cezasının TCK 51/1 maddesince ertelenmesi ve CMK"nun 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına" ilişkin gösterilen gerekçede, bir isabetsizlik bulunmamaktadır. sanığın yeniden suç işlemeyeceği yönünde kanaatini açıklayan yerel mahkemece, hükmün bozulmasından sonra bu konunun tekrar değerlendirilme yapmasının sanık yönünden bir yarar sağlamayacağı açıktır.
Nitekim CGK’nun 07.05.2013 gün ve 1367-239 ile 30.04.2013 gün ve 1446-154 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Maddi olayda, görevli trafik polisi olduğu anlaşılan müştekilerin alkol kontrolü yaptıkları o esnada sanığın bariyerlere çarparak maddi hasarlı trafik kazası yaptığı olay yerine müştekilerin geldiği ve sanığın ehliyetinin de olmadığının anlaşıldığı sanık hakkında işlem yapmak isteyen müştekilere sanığın tehdit ederek mukavemette bulunduğu bu şekilde görevli memura direnme suçunu işlediği kabul edildiği ve sanık hakkında TCK 265/1, 62 maddesince 5 ay hapis ve TCK 53/1 maddesince mahkumiyetine karar verildiği sanığın sabıka kaydında silinme koşulları gerçekleşmiş olmakla birlikte, gasp suçundan ve uyuşturucu madde kullanmak suçundan erteli cezasının bulunduğu, bu durumun sanığın geçmişteki halini yansıttığı, ayrıca suçun işlenmesiyle müştekilerin ve kamunun maddi bir zararının söz konusu olmadığı, objektif koşulların sanık lehine uygulama yapılmasına yasal engel teşkil etmediği;
Yerel mahkemece sanığın kişiliğiyle ilgili olarak yapmış olduğu değerlendirmede, "sanığın geçmişteki haline, suç işleme konusundaki eğilimlerine göre ileride bir daha suç işlemeyeceği yolunda önemli kanaat oluşmadığından sanık hakkında CMK 231 ve TCK 51 maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına" şeklindeki gerekçesinde sanığın, kişilik özelliklerinin değerlendirildiği ve sanık hakkında bir daha suç işlemeyeceği konusunda kanaatinin açıklandığı nedenle, yerel mahkemece sanık hakkında C.M.K"nun 231/5 maddesinin uygulanmamasında gösterilen gerekçede bir isabetsizlik bulunmadığı..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 15.12.2014 tarih ve 10381-12692 sayı ile, itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin yerel mahkemece gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
03.12.2009 tarihli tutanağa göre; olay günü saat 02.15 sıralarında görevli polis memurlarınca Atatürk Bulvarı üzerinde alkol uygulaması yapılırken hangi istikametten geldiği belirlenemeyen 34 ... plakalı aracın orta refüje çıktığının görüldüğü, polis memurlarının araç sürücüsünün sağlık durumunu öğrenmek amacıyla olayın gerçekleştiği yere gittikleri, ancak aracın sürücüsü olan sanığın fiili mukavemette bulunduğu, kendisini yasal işlem yapmak üzere polis merkezine götürmek isteyen görevlilere direndiği, alkolmetreye üflememek için polis memurlarına cebir uyguladığı, olay yerinde bulunan ve kimlik bilgileri belirlenemeyen dört kişinin de sanığın kaçması için polis memurlarına yönelik taşlı saldırıda bulunduğu, anılan şahısların kaçmasının ardından sanığın Beyazıt Polis Merkezine getirildiği,
Adli sicil kaydına göre; incelemeye konu dosyanın suç tarihi olan 03.12.2009 itibarıyla sanığın adli sicil kaydında iki adet ilamın bulunduğu, ilk ilamın, sanığın işlemiş olduğu hırsızlık suçu nedeniyle İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesince 19.04.1993 tarih ve 113-469 sayı ile 765 sayılı TCK’nun 492/7, 61/1, 523, 55/3 ve 647 sayılı Kanunun 4. maddeleri uyarınca 265.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin olduğu, anılan cezanın 19.04.1994 tarihinde infaz edildiği, 3682 sayılı Kanunun 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde hırsızlık gibi yüz kızartıcı fiiller ile beş yıldan fazla hapis cezasına mahkûmiyetler hâlinde sabıkadan silinme için öngörülen on yıllık sürenin dolduğu, sanığın anılan on yıllık süre dolmadan ikinci ilama konu kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu işlediği, bu suç nedeniyle İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesince 12.09.2002 tarih ve 1366-1054 sayı ile; sanığın 765 sayılı TCK’nun 404/2, 59 ve 647 sayılı Kanunun 6. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine karar verilmiş ise de inceleme konusu suçun 765 sayılı TCK’nun 95. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen beş yıllık süre geçtikten sonra işlendiği, cezası tecil edilmiş olan mahkûmiyetin esasen vaki olmamış sayılması nedeniyle bu ilamın adli sicilden silinme yönünden ilk bahsi geçen ilama bir etkisinin bulunmadığı, açıklanan nedenlerle her iki ilamın da adli sicilden silinme koşullarının gerçekleştiği,
Sanığın kovuşturma evresinde yapılan iki oturumdan ilkine katıldığı,
Şikâyetçi ... ve mağdur ...; olay günü saat 02.15 sıralarında alkol uygulaması yaptıkları sırada bir gürültü duyduklarını, olay yerine gittiklerinde 34 ... plakalı aracı, yolun sol tarafındaki demir bariyerlere çarpmış hâlde gördüklerini, sürücü olan sanık haricinde araçta iki kişinin daha bulunduğunu, kendi imkânlarıyla araçtan inen sanığa sağlık durumunu sorduklarını, ancak ayakta zor durabildiği gözlenen sanığın kendilerine yönelik "O...pu çocukları, burada uygulama mı atılır?, Sizin kralınızı si.rim, üniformanızı si...im, ben Siverekliyim ulan, Siverek Narlıkayadanım, ben Bucak aşiretindenim, sizin evinizin önünde kafanıza sıkarım ulan" şeklinde hakaret ve tehdit içerikli sözler söylediğini, sanığın davranışlarından aşırı derecede alkollü olduğunu anladıklarını, sonrasında sanık ile yanındaki iki kişinin, kendilerini itmeye başladıklarını, nereden geldiklerini görmedikleri iki kişinin daha olaya dahil olduğunu, asayiş ekibinin sanığı kelepçeleyerek polis merkezine götürdüğünü, sanığın, kendisini kelepçelemeye çalışan polis memurlarına direndiğini, sanık haricindeki dört kişinin de kaldırımdan aldıkları beton parçalarını kendilerine doğru attıklarını beyan etmiştir.
Sanık ... soruşturma evresinde; olay günü saat 02.00 sıralarında kullandığı aracıyla Taksim istikametine giderken trafik ekibince uygulama yapıldığını gördüğünü, uygulama noktasını son anda fark ettiği için frene bastığını, ancak direksiyon hâkimiyetini kaybettiği için orta refüjde bulunan demir bariyerlere çarptığını, bulunduğu yere gelen polis memurlarına, uygulama noktasına herhangi bir uyarı işareti konulmadığını anlatmaya çalıştığını, bu sırada tartışma ve arbede yaşandığını, ancak polis memurlarına hakaret içerikli bir söz söylemediğini, mukavemette bulunmadığını, kovuşturma evresinde ise; olay tarihinde kaza yaptığını, bulunduğu yere gelen polis memurlarıyla tartıştığını, bu sırada polis memurlarının kendisine vurduğunu, alkollü olduğu için ne dediğini tam olarak hatırlayamadığını savunmuştur.
Yerel mahkemece, sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan temel ceza alt sınırdan belirlenirken herhangi bir gerekçeye yer verilmediği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gerekçesinin; “…Sanığın geçmişteki haline, suç işleme konusundaki eğilimlerine göre ileride bir daha suç işlemeyeceği yolunda önemli kanaat oluşmadığından…” biçiminde gösterildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesi ile uygulanma şartlarının üzerinde durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 gün ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkrayla büyükler içinde uygulamaya konulmuş, aynı Kanunun 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 25.07.2010 tarihli ve 27650 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 22.07.2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanunun 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez" cümlesi, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir.
5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK"nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1) Suça ilişkin olarak;
a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2) Sanığa ilişkin olarak;
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
c- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
d- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunması şart değildir. Maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hâkim tarafından her olayda resen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime imkân verecek biçimde kararda gösterilmelidir.
5271 sayılı CMK’nun 231/6-b maddesindeki “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip, hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır. Ancak, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki değerlendirmenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli gerekçe içermesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yerel mahkemece; sanığın geçmişteki haline, suç işleme konusundaki eğilimlerine göre ileride bir daha suç işlemeyeceği yolunda önemli kanaat oluşmadığı şeklindeki gerekçeyle sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinin uygulanmadığı anlaşılmaktadır.
Sanığın adli sicil kaydında bulunan ve silinme koşulları oluşan ilamların, yargılamaya konu suç tarihi itibarıyla sanık hakkında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yasal engel oluşturmayacağı açıktır. Ancak bu husus, sanığın suç işleme eğilimini belirleme yönünden mahkemece değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346-25 sayılı kararında da, adli sicilden silinme koşulları oluşmuş mahkûmiyetin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal engel oluşturmayacağı, ancak bu hususun, sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden yargı makamlarınca değerlendirmeye tabi tutulabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkemece, sanığın adli sicil kaydında bulunan ilamlar dikkate alınarak, geçmişteki hâli ve suç işleme eğilimi ile bu bağlamda kişilik özelliklerinin değerlendirmeye tabi tutulduğu ve tekrar suç işlemeyeceği konusunda kanaat oluşmaması nedeniyle hakkında CMK’nun 231. maddesinin uygulanmadığı anlaşıldığından, bu konuda gösterilen gerekçenin dosya muhtevasına uygun, denetime elverişli, yasal ve yeterli olduğunun kabulü gerekmektedir.
Öte yandan, yerel mahkemece herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin temel cezanın alt sınırdan belirlenmesi, aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle bozma sebebi yapılmamıştır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin yerel mahkemece gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığının belirlenmesi hususuna ilişkindir.
Muhakeme sürecini bu anlamda kısaca özetlemek gerekirse;
1. Somut uyuşmazlıkta Yerel Mahkemece sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan TCK"nin 265/1, 62. maddeleri gereğince neticeten 5 ay hapis cezasına hükmolunmuştur. İlaveten Mahkemece "sanığın geçmişteki haline, suç işleme konusundaki eğilimlerine göre ileride bir daha suç işlemeyeceği yolunda önemli kanaat oluşmadığından sanık hakkında CMK 231 ve TCK 51 maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına" şeklinde karar verilmiştir.
2. Yerel mahkemenin bu kararı Yargıtay 5. Ceza Dairesince "Sanığın adli sicil kaydında yer alan ilamların silinme koşullarının oluştuğu dikkate alınarak, kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanaate göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken, CMK"nın 231/6. maddesindeki objektif ve sübjektif koşullar değerlendirilmeksizin, "sanığın geçmişteki haline, suç işleme konusundaki eğilimlerine göre ileride bir daha suç işlemeyeceği yolunda önemli kanaat oluşmadığından" şeklinde yasal olmayan gerekçeyle hakkında aynı Kanunun 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi, Kanuna aykırı..." bulunarak bozma kararı verilmiştir.
Somut uyuşmazlığın çözümlenmesinde başvurulacak ilkelerin belirlenmesi ve irdelenmesine gelince;
I. Hükmün açıklanmasının ertelenmesine liyakat kriterlerinin belirlenmesi ve uygulanması
Ertelemeye liyakat kriterinin CMK"nin 231/6. maddesinde "sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması" biçiminde ifade edildiği görülmektedir. Mahkemenin, bu kriteri değerlendirmeye yani belirtilen kanaate ulaşmaya çalışırken yararlanacağı unsurlar ise yine aynı düzenlemenin içinde yer almaktadır. Bir diğer anlatımla liyakat kriterinin değerlendirilmesine ilişkin olarak CMK"nin yer verdiği unsurlar şunlardır:
"sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları."
Kanun koyucu liyakat kriterinin değerlendirilmesinde göz önünde tutulacak unsurları sınırlı olarak ve birlikte kullanılmasına imkân tanıyacak şekilde "ile" bağlacı kullanarak ifade etmiştir. Dolayısıyla, CMK"nin 231/6. maddesinde benimsenensistem sebebiyle ertelemeye liyakat konusunda sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları dışında başkaca unsurlara başvurmak hukuka aykırı olacaktır (Baştürk, İhsan: Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesi, Ankara 2014, s. 362).
Somut uyuşmazlıkta Yerel Mahkemece aynı kanaate ulaşmaya çalışılırken yararlanılan unsurlar ise;
"sanığın geçmişteki hali, suç işleme konusundaki eğilimleri" şeklinde ifade edilmiştir.
Ara Sonuç - I: Hükmün açıklanmasının ertelenmesine liyakat kriterinin belirlenmesinde mahkemenin kullandığı kriterler kanundaki iki kritere de (sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları) uymamaktadır ve bu sebeple açıkça hukuka aykırıdır.
II. Hükmün açıklanmasının ertelenmesine liyakat kriterinin belirlenmesinde vicdani kanaat ve "şüphenin yenilmesi" gereği
Hâkim, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarını değerlendirerek sonucuna göre liyakat şartının bulunup bulunmadığı konusunda bir karar verecektir. Hâkim, hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı vermeden önce şu soruyu vicdani kanaatine göre cevaplandırmalıdır: Cezanın çektirilmesi yerine, hükmün açıklanmasının ertelenmesi, faili yeniden bir suç işlemekten geri döndürebilir mi? Belirtilen soru ile hâkimin yürüttüğü bir anlamda geleceği teşhis faaliyetidir (Erem, Faruk: Ceza Usulü Hukuku, Genişletilmiş İkinci Bası, Ankara 1968, s. 364). Hâkim, hükmün açıklanmasının ertelenmesi hususunda karar verebilmek için; failin gelecekteki hâlini takdir edecek, tekrar suç işlemeyeceğine dair kanaat edinecektir. Gerçekten, bu hususta oluşacak kanaat, kurumun failin toplumla bütünleştirilerek iyileştirilmesi amacıyla da örtüşmektedir.
Sanığın kişiliğinin tespiti hususu, cezanın bireyselleştirilmesi açısından gösterdiği önem sebebiyle hukuki uyuşmazlığa (meseleye) değil; maddi uyuşmazlığa (meseleye) dâhildir (FEYZİOĞLU, Metin: Ceza Muhakemesi Hukukunda Tanıklık, Ankara 1996, s. 7). Failin kişiliğinin belirlenmesinde hâkim vicdani kanaati ile hareket edecek ve şüpheyi yenmeye çalışacaktır (FEYZİOĞLU, Metin: Vicdani Kanaat, s. 187-188). Sanığın kişiliğini belirlemek hususunda şüpheyi yenmeye çalışan hâkimin yararlanabileceği hâl ve bulgular oldukça çeşitlidir. Hâkim, gözlemleriyle ve objektif bulgularla sanığın kişiliğinin tespiti konusunda vicdani kanaate ulaşmaya çalışacaktır.
Fail hakkında erteleme hükümlerinin uygulanması durumunda denetim süresi içinde ve ileride suç işlemekten çekineceği hususunda mahkemede kesin bir kanaatin belirmemesi hâlinde şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususu doktrinde tartışmalıdır. Kanaatimizce, sanığın kişiliği hususunda şüphenin yenilemediği durumlarda sanık lehine düşünerek ona iyileşme yolunda bir şans daha tanımak ceza ve ceza muhakemesi hukukunun insancıl amaçlarıyla uyumlu bir anlayıştır. Bu bağlamda, suç işlemiş bir bireyin daha fazladan iyileştirilebilmesi ve toplumla bütünleştirilebilmesi uğruna hükmün açıklanmasının ertelenmesi kurumunun uygulanması yönünde sanık lehine yorum yapmak gerektiğine inanıyoruz. Anayasa"nın 19. ve AİHS"nin 5. maddesinde temellerini bulan şüpheden sanık yararlanır ilkesi, kuşkusuz maddi meseleyle ilgili bir ilkedir. Bu itibarla, cezanın sanığın kişiliğine uydurulması açısından sanığın kişiliğinin taşıdığı önem karşısında, kişiliğin takdir edilmesine yarayacak maddi olaylara dair şüphe de sanık lehine yorumlanmalıdır (FEYZİOĞLU, Vicdani Kanaat, s. 195).
Açıklanan ilkeler bağlamında somut uyuşmazlık konusu fiile bakıldığında hakim şu kanaate ulaştığını hükümde ifade etmiştir:
"... ileride bir daha suç işlemeyeceği yolunda önemli kanaat oluşmadığından..."
Bu ifade hakimde vicdani kanaatin oluşması konusunda kesin bir kanaatin oluşmadığının açık şekilde ifadesinden başka bir şey değildir. Bu durumda vicdani kanaate ulaşma konusunda şüphesini yenemeyen hakim bu şüphesini -yukarıda açıkladığımız ilkeler çerçevesinde- sanık lehine yorumlayarak lehe uygulama yapılmasına karar vermeliyken bu hususa uyulmamıştır.
Öte yandan vicdani kanaate ulaşılması anlamında ceza muhakemesi hukukumuzda "kanaatin düzeyinin tespiti" biçiminde bir sistem bulunmadığı kuşkudan uzaktır. Muhakeme sonucunda hakim vicdani kanaate ya ulaşmıştır ya da ulaşmamıştır. Önemli kanaate ulaşamadığını ifade eden hakim "bir düzeyde vicdani kanaate ulaştığını" kendisi aslında ikrar etmekte, ancak bunu o normu uygulamak için yeterli görmemektedir. Anılan hüküm bu yönüyle de esaslı nitelikte bir tutarsızlık taşımaktadır. Bu itibarla,
Ara Sonuç -II: Yerel Mahkemece liyakat kriterini değerlendirmede ulaşılan sonucu ifade eden "önemli derecede kanaate ulaşılmaması" şeklindeki vicdani kanaat hukuka aykırıdır. Öte yandan bu şekildeki vicdani kanaat şüphe içermekte olup bu şüpheyi de sanık lehine yorumlamamakta olup bu yönüyle de açıkça hukuka aykırıdır.
III. Hükmün açıklanmasının ertelenmesine liyakat kriterinin belirlenmesinde vicdani kanaatin gerekçeleriyle birlikte ortaya konulması gerekliliği
Failin kişiliğinin belirlenmesinde vicdani kanaati ile hareket ederek şüpheyi yenmeye çalışan hâkim, bu kanaatini bir gerekçeye bağlamak zorundadır. Hükmün açıklanmasının ertelenmesi kurumunun uygulanmasında getirilen sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları unsurlarının içeriği CMK"de açıkça gösterilmemiştir. Kanun koyucunun bu şekildeki bilinçli tercihinin amacı, belirtilen unsurların belirlenmesinde hakimi tamamen serbest bırakmaktır. Ceza muhakemesinin doğrudan doğruyalık ilkesinin gereği de budur. Duruşmada sanığı gözlemleyen, onun kişisel hallerine vakıf olan hakim bu belirlemeyi en iyi yapabilecek kişidir. Ancak, hâkim bu takdir yetkisinin kullanılmasını tutarlı ve kurumun amacına uygun bir gerekçeye dayandırmak zorundadır. Bu anlamda, AİHM"nin 3 Temmuz 2012 tarihli Taylan/ Türkiye kararı ile "işkence ve kötü muamele suçlarının failleri hakkında hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı verilmesi suretiyle bu tür cezaların ertelenmesinin mahkûmiyet hükümlerinin etkisiz kalmasına yol açtığından, kabul edilemez tedbirler kategorisine girdiği" düşüncesini vurguladığını hatırlatmalıyız. Kısacası, vicdani kanaatini liyakat kriterinin belirlenmesinde kullanan hakim bunun gerekçelerini de somut olgulara dayanarak hükümde açıkça ortaya koymak zorundadır.
Somut uyuşmazlıkta bu çerçevede hükmün açıklanmasının ertelenmesine liyakat kriterinin belirlenmesinde vicdani kanaatine başvuran hakim bu kanaate hangi olgulara dayanarak ulaştığını hiçbir şekilde ortaya koymamıştır. Hükmün bu yönüyle gerekçesiz olduğu tartışmasızdır. Hüküm bu itibarla hem muhakeme süjelerini ikna etmekten yoksun hem de denetim muhakemesine imkan tanıyacak zorunlu bir öğeyi içermemektedir.
Bilindiği üzere mahkeme kararlarının yeterli gerekçeyi taşıması AIHS, Anayasamız ve CMK ile zorunluluk altına alınmıştır. Bu yönüyle de hükmün hukuka aykırı olduğu kuşkusuzdur.
IV: Hükmün açıklanmasının ertelenmesi ve hapis cezasının ertelenmesi kurumlarının uygulanmasının farklı kriterlere dayandığı hususu
CMK"nın 231/6. maddesinde yer verilen "sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması" kriterinin, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların ertelenmesi bakımından TCK"nın 51/1-b maddesinde yer verilen "sanığın tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması" kriteri ile aynı olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, hâkim hem kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların ertelenmesi hem de hükmün açıklanmasının ertelenmesi kurumunda liyakat şartını değerlendirirken aynı kriterlere dayanmaktadır. TCK"nın 51. ve CMK"nın 231. maddesinde yer verilen kriterler aynı olmakla birlikte, bu kriterlere ulaşılmasında başvurulacak unsurların farklı olduğunu hatırlatmak isteriz. Şöyle ki, TCK"nın 51. maddesindeki kriter yönünden "sanığın suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık" dikkate alınırken CMK"nın 231. maddesindeki kriter yönünden ise "sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları" değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Diğer taraftan, sanık hakkında belirtilen kurumların hangisinin uygulanacağı konusunda ise, öncelikle hükmün açıklanmasının ertelenmesi kurumunun uygulanma imkânı yönünden değerlendirmeye girişileceği kuşkusuzdur.
Görüldüğü üzere, hem hükmün açıklanmasının ertelenmesi hem de hapis cezasının infazının ertelenmesi bakımından kanun koyucu erteleme hâlinde sanığın gelecekte suç işleyip işlemeyeceği konusuyla ilgilenmekte; hâkimin sanığın geçmişteki hâlini dikkate almaksızın önyargılardan bağımsız hareket etmesini istemektedir. Bir başka anlatımla, (mülga) 647 sayılı Kanun"un 6. maddesinde cezanın ertelenebilmesi için başvurulan "sanığın geçmişteki hâli ve suç işleme hususundaki eğilimi" kriterinin hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı verilmesi yönünden dikkate alınamayacağı kuşkusuzdur.
Somut uyuşmazlıkta Yerel Mahkeme hem CMK"nin 231. maddesindeki hem de TCK"nin 51. maddesindeki kurumların uygulanmasını aynı kritere tabi tutmuş olup, böyle bir metoda ve gerekçeye başvurularak bireyselleştirme yapılması hukuka aykırıdır.
Sonuç olarak, yukarıda (4) ayrı madde halinde ifade ettiğimiz sebeplerle Yerel Mahkeme kararının hukuka aykırı olması sebebiyle Özel Daire bozma ilamının isabetli olduğu kanaatindeyim. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği" görüşüyle,
Diğer iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 5. Ceza Dairesince 15.09.2014 tarihli ve 4082-8338 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.09.2010 tarihli ve 25-541 sayılı hükmünün; “Görevi yaptırmamak için direnme suçundan temel ceza belirlenirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilmemesi ve anılan suçu birden fazla kamu görevlisine karşı işleyen sanık hakkında TCK"nun 43. maddesinin 2. fıkrasının uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır” eleştirileriyle ONANMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.06.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.