
Esas No: 2015/710
Karar No: 2018/269
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/710 Esas 2018/269 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sanık ... hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan açılan kamu davasında, sanığın eyleminin kasten yaralama suçuna teşebbüsü oluşturduğu kabul edilerek TCK"nun 86/2, 86/3-e, 35 ve 62. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezasıyla; hakaret suçundan açılan kamu davasında ise aynı Kanunun 125/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, her iki suçtan hükmedilen hapis cezalarının aynı Kanunun 51. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 01.03.2012 gün ve 282-207 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.02.2015 gün ve 21011-12628 sayı ile;
"Temyiz davasının açılabilmesi için süre ve istek koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Asıl olan tefhim üzerine süresinde verilen süre tutum dilekçesindeki istek olup, yasal süreden sonra talebin genişletilmesi, örneğin süre tutum dilekçesinde olmadığı hâlde, sonradan incelemenin duruşmalı yapılmasının istenmesi, kararda yer alan birden fazla hükümden temyiz edilmeyenin temyizi, sanık sıfatıyla temyizden sonra katılan sıfatıyla da talepte bulunulması olanaksızdır. Kararın aleyhe sonuç doğurmayacak şekilde bozulabileceği de gözetildiğinde, temyiz dilekçesi yorum gerektirmeyecek şekilde açık ve net olmalıdır.
Birden fazla mahkûmiyette suçlardan bir kısmı hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün isabetli olması nedeniyle temyiz edilmemesi, sadece işlenmediği savunulan suçtan kurulan hükmün temyizi mümkündür.
Sanık müdafiinin 06.03.2012 günlü temyiz dilekçesinde suç "kasten yaralamaya teşebbüs" olarak belirtilip, mahkûmiyet hükmü kurulduğu, bu hükmün usul ve yasalara uygun olmadığı belirtilerek kararın bozulması istenmiştir. Birden fazla mahkûmiyet hükmü ihtiva eden mahkeme kararında yer alan hangi hüküm veya hükümlerin temyiz edildiği ön sorun olarak ele alınmış olup, bozulması istenen karar, açıkça belirtilen yaralamaya teşebbüs suçuna ilişkin karar olup, hakaret suçundan verilen karar açıkça temyiz edilmediğinden suç vasfı nedeniyle sanık aleyhine bozma yapılabileceği de gözetildiğinde, yorum yoluyla temyizin sanık lehine olduğundan bahisle yapılacak incelemenin sanık aleyhine sonuç doğurabileceği de gözetildiğinde, hakaret suçundan kurulan hükme yönelik yasal süreden sonra yapılan temyiz isteminin CMUK"nun 317. maddesi uyarınca reddi ile yaralamaya teşebbüs suçundan verilen hükümle sınırlı olarak inceleme yapılmasına oyçokluğuyla karar verilerek" kasten yaralama suçuna teşebbüsten verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi A. Y. Bikirli ise; "Sanık ... hakkında, korku, kaygı veya panik yaratacak şekilde silahla ateş etmek ve hakaret suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 170/1-c, 125/1-4. maddeleri uyarınca cezalandırılması için dava açılmış, mahkemece yapılan yargılama sonucunda sanığın 5237 sayılı TCK"nun 86/2, 3-e, 35, 62, 51. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine, 2 yıl denetim süresine, yine TCK"nun 125/1, 62, 51. maddeleri uyarınca, 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine, 2 yıl denetim süresine karar verilmiştir.
Mahkemenin mahkûmiyete ilişkin kararı, süresi içerisinde sanık müdafii tarafından süre tutum dilekçesi verilmek suretiyle temyiz edilmiştir.
Süre tutum dilekçesinde, kararın esas ve karar numarası yazılmış, suç olarak sadece kasten yaralamaya teşebbüs belirtilmiş ise de; metin kısmında dilekçede belirtildiği şekliyle aynen "Mahkeme yukarıda sayısı verilen kararı ile müvekkil hakkında mahkûmiyet tesis etmiştir.
… Yerel Mahkemenin usul ve yasaya uygun olmayan kararının bozulması talebi ile temyiz ettiğimizi …" beyanının yazılması karşısında, sanık savunmanının iradesinin yaralamaya teşebbüs ve hakaret suçundan kurulan hükümleri temyiz etmek olduğunun kabulü gerektiği, kaldı ki gerekçeli temyiz dilekçesinde de her iki suçun ismi yazıldığı gibi resen görülecek sebeplerle de temyiz isteminde bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hüküm yönünden de suçun esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılması gerektiği" düşüncesiyle hakaret suçundan kurulan hükme ilişkin temyiz talebinin reddi kararına yönelik olarak karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 27.05.2015 gün ve 110257 sayı ile;
"...İtirazın konusu sanık hakkında hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz davasının süresinde olup olmadığına ilişkindir.
"Korku, Kaygı veya Panik Yaratabilecek Tarzda Ateş Etmek", "Kasten Yaralamaya Teşebbüs" ve "Hakaret" suçlarından sanık ... hakkında yapılan yargılama sonucunda sanığın "Kasten Yaralamaya Teşebbüs" ve "Hakaret" suçlarından mahkûmiyetine karar verildiği somut olayda; hüküm sanık ve müdafiinin yüzüne karşı tefhim edilmiştir. 01.03.2012 günü tefhim edilen hükmü sanık müdafii 06.03.2012 günü verdiği süre tutum dilekçesi ile temyiz ettiğini bildirmiştir. Dilekçenin başlığında temyiz edilen suç "Kasten Yaralamaya Teşebbüs" suçu olarak gösterilmiş, ancak temyiz nedenleri açıklanırken "Mahkeme yukarıda sayısı verilen kararı ile müvekkil hakkında mahkûmiyet hükmü tesis etmiştir.
İşbu hükmün usul ve yasalara uygun olmadığı düşüncesindeyiz. Mahkemenin gerekçeli kararının tarafımıza tebliğinden sonra ayrıntılı temyiz gerekçelerimizi sayın makamınıza sunacağız" denildiği, temyiz edilen hükmün mahkûmiyet hükmü olduğunun belirtildiği, 23.03.2012 günlü ayrıntılı temyiz dilekçesinde bu kez mahkûmiyet kararı verilen her iki suçun da temyiz dilekçesinde gösterildiği anlaşılmaktadır.
Sanık müdafiinin süre tutum dilekçesinin başlığında sadece "Kasten Yaralamaya Teşebbüs" suçunu göstermiş olmasına rağmen 23.03.2012 günlü temyiz dilekçesinde hem "Kasten Yaralamaya Teşebbüs" suçunu hem de "Hakaret" suçunu temyiz ettiğini bildirmiş olması karşısında, süre tutum dilekçesindeki "Mahkeme yukarıda sayısı verilen kararı ile müvekkil hakkında mahkûmiyet hükmü tesis etmiştir.
İşbu hükmün usul ve yasalara uygun olmadığı düşüncesindeyiz." şeklindeki açıklamanın her iki suçtan kurulan mahkûmiyet hükmünü de kapsadığı, bu nedenle süre tutum dilekçe başlığında gösterilmeyen "Hakaret" suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün de bu dilekçenin verildiği tarih olan 06.03.2012 günü temyiz edilmiş olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle sanık ... hakkında Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.03.2012 gün ve 282-207 sayılı kararı ile mahkûmiyet hükmü kurulan suçlardan "Hakaret" suçu hakkında da temyiz davasının esastan incelenmesi gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 02.07.2015 gün ve 10153-20881 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında kasten yaralama suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; temyiz kapsamının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.03.2012 gün ve 282-207 sayılı kararı ile sanık ..."nın kasten yaralama suçuna teşebbüs ve hakaret suçlarından 2"şer ay 15"er gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezalarının ertelenmesine karar verildiği,
Hükümlerin sanık ve müdafiinin de hazır bulundukları 01.03.2012 günlü oturumda tefhim edildiği,
Sanık müdafiinin 06.03.2012 havale tarihli temyiz talebini içeren dilekçesinde; konu kısmında "Süre tutum dilekçesidir”, suç adı kısmında, “Kasten Yaralamaya teşebbüs”, temyiz nedenleri kısmında ise “Mahkeme yukarıda sayısı verilen kararı ile müvekkil hakkında mahkûmiyet hükmü tesis etmiştir. İşbu hükmün usul ve yasalara uygun olmadığı düşüncesindeyiz. Mahkemenin gerekçeli kararının tarafımıza tebliğinden sonra ayrıntılı temyiz gerekçelerimizi sayın makamınıza sunacağız”, dilekçenin talep kısmında ise “Yerel mahkemenin usul ve yasaya uygun olmayan kararının bozulması talebiyle temyiz ettiğimizi bildirir, işbu süre tutum dilekçemizin kabulünü saygı ile arz ve talep ederim” ibarelerine yer verildiği,
Sanık müdafii tarafından sunulan 23.03.2012 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinde; başlık kısmında, temyiz edilen suç bölümünde “Hakaret ve basit yaralama” ibarelerine yer verildiği, istem kısmında ise “Yukarıda açıklanan ve ayrıca resen görülecek sebeplerle temyiz isteğimizin kabulüyle, usul ve yasaya aykırı olan yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederim” şeklinde açıklamaların yer aldığı,
Anlaşılmaktadır.
Yargılama makamlarının verdikleri kararlarda bir aykırılık veya yanılma olması durumunda bu hataları giderme yetkisi "kanun yolu" adı verilen denetim ile sadece yargılama makamları tarafından yapılabilir. Kanun yolu, aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından, sanık için olduğu kadar toplum için de büyük bir teminat olduğundan, bir insan hakkıdır. (Feridun Yenisey - Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2017, s. 859, 860)
Bu anlayışa paralel olarak, Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir",
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde ise;
“1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...”
Hükümlerine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere Anayasanın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu vurgulanmış, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yargılamada sanığa tanınması gereken asgari haklar belirtilerek adil yargılanma hakkının kapsamı belirlenmiştir.
Aynı şekilde, 25.03.2016 tarihi itibarıyla iç hukukumuzun bir parçası hâline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) Ek 7 numaralı Protokolünün "Cezai Konularda Temyiz Hakkı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında;
"Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı, kullanımın dayanakları dâhil kanunla düzenlenir" hükmüyle ilgili kişinin hakkında kurulan hükmü daha yüksek bir mahkemeye inceletme hakkının bulunduğunun belirtilmiştir.
Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310. maddesine göre iki koşulun varlığı gereklidir.
Bunlardan ilki süre koşuludur. CMUK’nun 310. maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süreyi hükmün tefhiminden, tefhim edilmemişse, tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlemiştir.
Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli olan ve uyuşmazlık konusunu da ilgilendiren ikinci koşul ise istek koşuludur. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan “Davasız yargılama olmaz” ilkesinin doğal sonucu olarak temyiz davası kendiliğinden açılamayacağından, bu konuda hak ve yetkisi olan kişilerce bir istekte bulunulması zorunlu olup, süre ve istek koşullarına uygun temyiz davasının açılmamış olması hâlinde hükmün Yargıtayca incelenmesi mümkün değildir.
Ancak bu kuralın istisnasına gereksinim duyan kanun koyucu, CMUK’nun 305. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenleme ile on beş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin mahkûmiyetlerde istek koşulundan sanık lehine vazgeçerek, temyiz incelemesinin kendiliğinden (resen) yapılmasını kabul etmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın kasten yaralama suçuna teşebbüs ve hakaret suçlarından 2"şer ay 15"er gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin mahkûmiyet hükümlerinin sanık müdafiinin de hazır bulunduğu oturumda tefhim edilmesi üzerine, sanık müdafii tarafından temyiz süresinin korunması maksadıyla sunulan 06.03.2012 tarihli temyiz dilekçesinde, her ne kadar suç adı kısmında “Kasten yaralama suçuna teşebbüs” ibaresi yazılmış ise de, temyiz nedenleri kısmında “Mahkemenin yukarıda belirtilen kararı ile müvekkil hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmiştir, mahkemenin usul ve yasaya uygun olmayan kararının bozulması talebiyle işbu süre tutum dilekçemizin kabulünü talep ederim” ifadelerine yer verilmesi, 23.03.2012 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinde ise açıkça, hakaret ve kasten yaralama suçuna teşebbüsten kurulan hükümlere yönelik olarak mahkeme kararının temyiz edildiğinin belirtilmesi ile Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.03.2012 gün ve 282-207 sayılı kararının, iki ayrı mahkûmiyet hükmünü içermesi karşısında; ceza muhakemesi sistemimizde hükümlerin temyiz edilebilmelerinin kural, temyiz edilememelerinin ise istisna oluşu, hukuk normlarının yorumlanmasında, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen "Hak arama hürriyeti" ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde hüküm altına alınan mahkemelere erişim hakkının gözetilmesi gerekliliği, Sözleşmeye ilişkin Ek 7 numaralı Protokolünün "Cezai Konularda Temyiz Hakkı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında; ilgili kişinin hakkında kurulan hükmü daha yüksek bir mahkemeye inceletme hakkının bulunduğuna ilişkin düzenleme ile temel hak ve özgürlüklerle ilgili konularda yapılacak yorumlamanın, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını daraltıcı değil, genişletici nitelikte olması gerektiği hususları da dikkate alındığında; sanık müdafiinin mahkeme kararına yönelik olduğunu belirttiği temyiz talebinin, kasten yaralama suçuna teşebbüsün yanı sıra hakaret suçunu da kapsadığının ve her iki mahkûmiyet hükmüne ilişkin olarak temyiz talebinde bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin, sanık müdafiinin hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz talebine ilişkin ret kararının kaldırılmasına, sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hüküm yönünden de temyiz incelenmesi için dosyanın Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, kasten yaralamaya teşebbüs ve hakaret suçlarından hakkında mahkûmiyet hükmü kurulan sanık hakkında müdafiince süresinde verilen temyiz istemli süre tutum dilekçesinin kapsamının belirlenmesine ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta sanık hakkında ilk derece mahkemesince kasten yaralamaya teşebbüs ve hakaret suçlarından 1 Mart 2012 tarihli celsede mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve hüküm aleni celsede hazır bulunan sanık müdafiine tefhim olunmuştur. Sanık müdafii ise hükmün tefhiminden altı gün sonra süre tutum dilekçesini vermiş, burada temyiz ettiği suçu "kasten yaralamaya teşebbüs" olarak hasretmiştir. Daha sonra 23 Mart 2012 tarihinde yedi günlük temyiz süresinden sonra sunduğu gerekçeli temyiz dilekçesinde ise suç adı olarak "hakaret ve basit yaralama" fiillerini dilekçesine konu etmiştir.
Bilindiği üzere hükümlere karşı başvurulabilecek olağan denetim muhakemesi yollarından olan temyiz davasının açılmış olduğundan söz edebilmek için süre ve talep şartlarına uyulmuş olması gereklidir.
1. Süre şartı: Temyiz davasının kabulü için ilk şart süresinde açılmış olmasıdır. Somut olayda temyizin süresinde yapılmış sayılabilmesi için hükmün tefhimi (öğrenilmesi) üzerine yedi gün içinde hükme karşı denetim muhakemesi başvurusunun yapılmış olması gereklidir. Süresinde yapılan bu başvuruyla temyiz davası açılmış kabul edilecektir.
Öte yandan, yasal temyiz süresi içinde "süre tutum" dilekçesi verilmek kaydıyla gerekçeli kararın taraflara tebliğinden sonra da "gerekçeli temyiz dilekçesi" verilebilecektir. Muhakeme süjelerine bu hakkın tanınmasının amacı gerekçeli kararı irdeleyip değerlendirerek mahkemece hükmün gerekçesinde dayanılan olgular, ulaşılan kanaat ve nitelendirmeyi öğrenip bunlara karşı itirazlarını ve karşı tezlerini ifade edebilmektir. İşlevsel bir denetim muhakemesinin sağlanmasının en önemli yollarından birisinin bu olduğu kuşkusuzdur.
2. Talep şartı: Temyiz davasının açılmış sayılabilmesi için gerekli olan ikinci şart talep şartıdır. Denetim muhakemesine başvuru ancak buna hakkı olan muhakeme süjelerinin talebiyle gerçekleştirilebilecek bir durumdur. Kısacası talep olmadan temyiz davası görülemez.
Somut uyuşmazlığa bu ilkeler çerçevesinde bakıldığında, öncelikle süresinde açılmış bir temyiz davası bulunduğu görülmektedir. İkinci olarak talep şartı anlamında bakıldığında, sanık müdafii açtığı temyiz davasında suç adı olarak sadece "kasten yaralamaya teşebbüs" fiilinden söz etmiştir. Söz edilen dilekçe içeriğinde ise "mahkûmiyet hükmü" ile "işbu hükmün" şeklindeki tekil ifadelere yer verilmiştir. Bu ifadeler de bir tek suçtan temyiz davası açıldığını göstermektedir. Diğer taraftan "yedi günlük temyiz süresinden sonra verilen" gerekçeli temyiz dilekçesinde ise suç adı olarak "hakaret ve basit yaralama" fiilleri temyiz davasına konu edilmiştir. Kısacası, süre tutum dilekçesinde bir suçtan temyiz talebi yer almakta iken gerekçeli temyiz dilekçesinde iki ayrı suçtan temyiz talebi bulunmaktadır. Bir başka deyişle süre tutum ve gerekçeli temyiz dilekçesi kapsam yönünden birbiriyle uyuşmamaktadır. Bu itibarla temyizin kapsamını belirlemekte hangi dilekçenin esas alınacağı noktasında bir karar verilmelidir.
Söz edilen dilekçeler arasındaki uyuşmazlığın sebebini belirlemeye girişecek olursak, eğer bir an için süre tutum dilekçesinin duruşma sonrası hemen, alelacele telaşla verildiğini ve hangi suçlardan mahkûmiyet hükmü kurulduğunu tefhim sırasında tam olarak kavrayamadığını varsayalım. Bu anlamda tefhimle bağlantılı ve doğrudan sanık müdafiine yüklenemeyecek beşeri bir yanılma durumu bulunduğunu söyleyecek olsak dahi bunun kabulü mümkün değildir. Çünkü bahse konu dilekçe hükmün tefhiminden altı gün sonra verilmiş olup, bu süre zarfında müdafiin duruşmada açıklanan kısa kararı (hüküm fıkrasını) kendisine verilen duruşma zaptı örneğinden veya UYAP sisteminden dikkatlice inceleyerek buna uygun ve mahkûmiyet hükmü kurulan her iki suçu da kapsayacak biçimde bir süre tutum dilekçesi yazabilme imkânı pek tabii ki bulunmaktadır. Kanaatimizce burada yeterli özeni gösterilmeksizin ve dikkatsizce yazılmış bir temyiz başvurusu söz konusudur. Bu hatalı ve/veya eksik başvuruyla sanığın bir hak kaybına uğraması gündeme gelmiştir. Bu bağlamda ya sanığın hak arama hürriyetine üstünlük tanımak ya da ceza muhakemesi hukuku kurallarıyla sıkı şekli şartlara bağlanan temyiz davasını açılmamış kabul ederek bir bakıma usul kurallarını bu durumda da uygulamak arasında bir tercih yapmak gerekmektedir.
Aksinin kabulü yani talep olmadan temyiz davasını açılmış kabul etmek birçok önemli problemlere yol açabilecektir. Gerçekten, sanık veya müdafii olası temyiz davası hâlinde suç vasfının değişme ihtimaline binaen -bilindiği üzere hükmolunacak ceza miktarı yönünden aleyhe tesir etmemek kaydıyla suç vasfı temyiz denetimi yapan merci tarafından öncelikle belirlenecektir - hükmü temyiz etmemiş olabilir. İşte bu gibi olası durumlarda -adeta niyet okuyarak- temyiz davasını var kabul etmek veya örneğimizde olduğu gibi kapsamını "kendimizce belirlemeye kalkışmak" istenmeyen, aleyhe durumlara yol açabilecektir. Örneğin, aynı şekilde tek suçtan süre tutum dilekçesini veren katılan vekili olsaydı daha sonra verilen gerekçeli temyiz dilekçesiyle iki suçtan -aleyhe temyizi var kabul etmek- çok daha ağır sonuçlara yol açabilecek idi. Bu anlamda, ceza muhakemesi hukukunun özgürlüklerin güvencesi olduğunu bir an olsun hatırdan çıkarmaksızın bu alana dair ilkeleri her uyuşmazlık için aynı şekilde ve ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalarak uygulamanın vazgeçilmez olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.
Ceza muhakemesi hukukunun tarihi gelişim süreci içinde savunma hakkının önemi ve yüklendiği işlev izahtan varestedir. Demokratik toplumlarda ve hukuk devletinde savunma hakkı tam anlamıyla yerine getirilmeden adil muhakeme amacına ulaşmak mümkün gözükmemektedir. Bu itibarla açıklanan gerekçelerimiz ve yasal dayanaklar da göz önünde bulundurulduğunda suç şüphesi altında bulunan bireyin savunma hakkının kapsamını dar yorumlamamak ve kısıtlamamak, bireysel anlamda özgürlüklerin teminatı olacağı gibi hem hukuk devletinin hem de demokratik toplumun gelişmesine hizmet edecektir. Bu bağlamda savunma hakkı çerçevesinde temyiz davasının kapsamını belirleyecek olan ise müdafiin iradesidir. Gerçekten CMK"nin 261. maddesiyle avukata sanığın veya mağdurun sadece beyanını değil, iradesini de temsil yetkisi verilmiştir (Centel, Nur/ Zafer, Hamide: Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2014, s. 758). Bu anlamda uyuşmazlık konusunun avukatın ödevlerinin neler olduğu sorunu çerçevesinde çözümlenmesi gereklidir.
Kuşkusuz hukuk devletinden söz edilince hem devletin, hem kurumların hukuk kurallarına göre işlemlerini yürüttüğü; bu anlamda kamu görevi olan avukatlık mesleğinin de ilgili kurallar çerçevesinde yürütüldüğü bir sistemin bütünü akla gelmek gerekir. Nitekim avukatlık görevinin mahiyeti 1136 sayılı Avukatlık Kanunu"nun 1. maddesinde "Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir" şeklinde tarif edilmiştir. Aynı Kanunun "Avukatın Hak ve Ödevleri" başlıklı 34. maddesi ise "Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler" ilkesini haizdir. Türkiye Barolar Birliğinin (TBB) 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Genel Kurulu"nda kabul edilen ve 26 Ocak 1971 tarihli TBB Bülteni"nde yayımlanarak yürürlüğe giren TBB Meslek Kuralları adlı ilkeler manzumesinin "Genel Kurallar" başlıklı 1/3. maddesinde ise "Avukat, mesleki çalışmasını kamunun inancını ve mesleğe güvenini sağlayacak biçimde ve işine tam bir sadakatle yürütür" ilkesi yer almaktadır.
Görüldüğü üzere hem Avukatlık Kanunu hem de TBB Meslek Kuralları avukatlık görevinin "özen, doğruluk, avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranış, kamunun inancını ve mesleğe güvenini sağlayacak biçimde ve işine tam bir sadakatle yürütme" ilkelerine özel bir önem yüklemektedir. Somut uyuşmazlıkta bu görevin tek kelimeyle "yeterli özen gösterilmeksizin" yerine getirilmiş olması yüzünden bir hak kaybı oluşsa dahi bunun çözüm şekli temyiz davasına ilişkin temel ve vazgeçilmez ceza muhakemesi hukuku ilkelerini adeta zorlayarak konuya çözüm bulmaya çalışmak değildir. Tarihi tecrübelerden süzülerek gelmiş ceza muhakemesi kuralları hâkime veya başka bir merciye asla böyle bir yetki tanımamaktadır. Sorunun çözümü; meslek ilkelerine ve yükümlülüklerine uymayan avukatın oluşan zararı gidermesi yollarını işletmekten geçmektedir. Öte yandan hak arama özgürlüğünün de böyle bir durumda sıkı usul kurallarını yok sayarak bir süjenin mevcut olmayan başvurusunu var saymak gibi bir yoruma izin vermeyeceği hatırdan çıkarılmamalıdır. İzah ettiğimiz gerekçelerle, hakaret suçundan usulünce açılmış bir temyiz davasının bulunmadığının kabulü gerektiği düşüncesindeyim.
Bu itibarla, Sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum." düşüncesiyle,
Diğer sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 26.02.2015 gün ve 21011-12628 sayılı sanık müdafiinin hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz talebinin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinin yapılması amacıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2018 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 05.06.2018 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.