
Esas No: 2014/6357
Karar No: 2014/6357
Karar Tarihi: 4/7/2018
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ARSLAN İLHAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/6357) |
|
Karar Tarihi: 4/7/2018 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Mustafa
Eyyub DEMİRBAŞ |
Başvurucular |
: |
1. Arslan
İLHAN |
|
|
2. Davut
ÖNDER |
|
|
3. Engin
OKUDUCU |
|
|
4. Erdal
TUNCEL |
|
|
5. Erol
DEMİRHAN |
|
|
6. Filiz
DEMİRCİ |
|
|
7. İsmail
KIRMIZIDAL |
|
|
8. Kenan
KARAVİL |
|
|
9. Mehdi
ATİLLA |
|
|
10. Mehmet
ÖZTÜRK |
|
|
11. Mehmet
Zeki KARATAŞ |
|
|
12. Mesut
DAŞ |
|
|
13. Seyithan
AKYÜZ |
|
|
14. Sıddık
OGUN |
|
|
15. Şeyhmus
BİLGİÇ |
|
|
16. Vasfiye
AKGÜL |
|
|
17. Yusuf
ORAK |
Vekili |
: |
Av. Vedat
ÖZKAN |
Başvurucu |
: |
18. Engin
AYAYDIN |
Vekilleri |
: |
Av. Rehşan
BATARAY SAMAN |
|
|
Av. Vedat
ÖZKAN |
Başvurucular |
: |
19.
Abdurrahim BALİCAK |
|
|
20. Ahmet
Sadık SANER |
|
|
21. Eşref
BOLAT |
|
|
22. Haci
AYDIN |
|
|
23. Hakan
İRAZ |
|
|
24. İlyas
TOPTAMUR |
|
|
25. Mazlum
KAPAN |
|
|
26. Ürfi
AKSU |
|
|
27. Yılmaz
KAHRAMAN |
Vekili |
: |
Av. Sevil
ARACI BEK |
|
|
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında aleyhe beyanda bulunan gizli
tanıkların duruşmada dinlenmemesi ve soruşturma evresindeki beyanlarının hükme
esas alınması, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması, yargılamanın özel
statülü mahkemede yapılması, Yargıtay ilamının gerekçesiz olması ve ana dilde
savunma hakkı tanınmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/5/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. 2014/10347 ve 2014/12544 sayılı başvuruların hukuki irtibat
nedeniyle 2014/6357 sayılı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmelerine ve
incelemenin 2014/6357 sayılı başvuru üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formundaki ilgili olaylar ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim
Sistemi"ndeki (UYAP) dosyadan ulaşılan bilgiler özetle şöyledir:
A. PKK/KCK ve YDGH/YDGM
Yapılanmaları
7. Başvurucular hakkındaki soruşturma ve kovuşturmanın
değerlendirilmesi bakımından ülkemizde uzun yıllardır süregelen teröre, terörle
mücadeleye ve son dönemde yoğunlaşan terör saldırılarına ilişkin bazı bilgilere
yer verilmesi uygun görülmüştür.
8. Türkiye"de uzun yıllardır devam eden bir terör sorunu
bulunmaktadır. Cumhuriyet tarihinin önemli bir bölümü, devletin örgütlü ve
silahlı şiddet hareketlerini bastırma çabalarıyla geçmiştir. Son otuz beş yılda
ağırlıklı olarak PKK ile mücadele edilmekle birlikte diğer bir kısım terör
örgütünün (DHKP/C, TKP/ML, El Kaide, DAEŞ, Hizbullah gibi) de saldırılarına
maruz kalınmış ve bu örgütlere yönelik olarak da mücadelede bulunulmuştur. Türk
yargısı, PKK"nın silahlı bir terör örgütü olduğuna dair çok sayıda karar
vermiştir (Selahattin Demirtaş [GK],
B. No: 2016/25189, 21/12/2017, §§ 11, 12).
9. Anayasa Mahkemesi bir kararında PKK"yı Türkiye Cumhuriyeti
devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı,
toplumu Türk ve Kürt ulusları biçiminde
ikiye bölmeyi amaçlayan ve ezilen halk olarak nitelediği Kürt kökenli
vatandaşları ayrı bir ulus olarak kendi devletini kurma yolunda kanlı şiddet
eylemlerine yönelten bir terör örgütü olarak tanımlamıştır (AYM (SPK),
E.2007/1, K.2009/4, 11/12/2009).
10. Uluslararası alanda birçok devlet ve kuruluş da PKK"yı
silahlı bir terör örgütü olarak kabul etmektedir. Dışişleri Bakanlığı
verilerine göre PKK, Avrupa ülkelerinin çoğunun ve Amerika Birleşik Devletleri
(ABD), Kanada ve Avustralya gibi diğer birçok ülkenin terör örgütleri
listesinde yer almakta; Avrupa Birliği (AB) de PKK"yı terör örgütü olarak kabul
etmekte; NATO"nun çeşitli belge ve açıklamalarında PKK"ya terör örgütü olarak
atıfta bulunulmaktadır. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Zana/Türkiye [BD] (B. No: 18954/91,
25/11/1997, § 58) kararında, PKK"yı amaçlarına ulaşmak için şiddet kullanan bir
terör örgütü olarak nitelendirmiş; ABD Yüksek Mahkemesi de Holder v. Humanitarian Law Project (561 U.S. 1 [2010]) davasında
PKK"nın cinayet işleyen bir örgüt olduğunu kabul ederek Amerikan Kongresince de
belirtildiği üzere onun şiddet eylemlerinin ne denli kirli/ağır olduğuna işaret
etmiş ve bu örgütle iş birliği içinde olmanın terör
yöntem ve araçlarını meşrulaştırma ve geliştirme anlamına geleceğini
vurgulamıştır (Selahattin Demirtaş, §
15).
11. PKK, kuruluşundan itibaren örgütlenmesinde birçok kez
değişiklik yapmış; bu bağlamda farklı isimlerle (KADEK, KONGRA/GEL, TÜDEK, KKK,
KCK (Koma Civaken Kürdistan) (Kürdistan Demokratik Topluluğu), PJAK, PÇDK, PYD,
ARGK, ERNK, HPG, HRK, TAK, YPG gibi) gerek Türkiye"de gerekse yurt dışında
silahlı/silahsız eylem ve faaliyetlerine devam etmiştir (Selahattin Demirtaş , § 19).
12. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28/12/2011 tarihli ve
E.2011/10371, K.2011/30790 sayılı kararının söz konusu yapılanmalarla ilgili
belirlemeleri şöyledir:
"PKK/KONGRA-GEL terör örgütünü bir devlet
sistemi gibi yapılandırmayı hedefleyip birimlerini ve üyelerini sistematik bir
yapıya kavuşturmaya amaçlayan, örgütün yasama meclisi KONGRA-GEL tarafından
kabul edilip sistemin anayasası olarak nitelendirilen KCK (Koma Civaken Kürdistan) sözleşmesinde, KCK ile PKK"nın
ideolojik, ahlaki, felsefi ve örgütsel bağlantısının açıkça vurgulandığı ve KCK
yapılanması bakımından PKK"nın amaç ve stratejisinin benimsendiği, silahlı
terör örgütü PKK"nın gençlik yapılanmaları olup Dairemizce de terör örgütü
oldukları kabul edilen YDG (Yurtsever
Demokratik Gençlik) ve YDGM
(Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi) yi de içinde barındıran bir
üst yapılanma olarak öngörülen KCK"nın, PKK ile organik bağlantısı, açıklanan
amaç ve stratejisi, hiyerarşik yapısı, üye sayısı, sahip olduğu silahlı ve
zorlayıcı gücü itibariyle Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir
kısmını Devlet idaresinden cebren ayırmaya yönelik amaç suçu gerçekleştirmeye
elverişli silahlı terör örgütü niteliğinde bulunduğu sonucuna
varılmıştır."
B. Başvurucular
Hakkındaki Adli Süreç
13. 21/10/2008 tarihinde babayorgun238@hotmail.com
adresinden Adana İl Emniyet Müdürlüğü haber merkezinde kurulu bulunan 155@adana.pol.tr adresine gönderilen
e-mail ile yapılan ihbar üzerine Adana Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. madde
ile görevli) (Başsavcılık) soruşturmaya başlamıştır.
14. Başsavcılık, e-mail ihbarı ve terör örgütünün yayın
organlarına düşen haberlerden hareketle şüphelilerin teknik takipleri devam
etmekte iken 1/2/2009 tarihinde Adana Ç... mağazası
karşısında bulunan bir siyasi partinin il başkanlığı binasının önündeki dolmuş
duraklarında şüpheli bir paketin olduğunun bildirilmesi üzerine paket içinde
iki adet hafıza kartı ele geçirmiştir. Bu hafıza kartlarının içindeki
dokümanlar arasında kent meclisi ile buna
bağlı alanların oluşumu ve üyelerinin kimler olduğunu gösterir bir
sayfadan ibaret word belgesine ulaşılmıştır. Söz konusu örgütsel dokümanın
içinde bulunduğu hafıza kartının ve çantanın belirtilen yerde unutulmasına
ilişkin olarak bir kısım süpheliler arasında iletişimin tespiti tutanaklarına
yansıyan görüşmeler de olmuştur.
15. Yapılan soruşturmada ele geçen fotoğraflar üzerinde inceleme
yaptırılmıştır. Ayrıca ev arama kararları verilerek elde edilen deliller
hakkında ekspertiz raporları alınmıştır. İletişim tespiti kararları alınarak
şüphelilerin telefonlarının dinlenmesi sağlanmıştır. İletişimin tespiti sonucu
elde edilen bilgiler ile uygunluk oluşturan fiziki takiplerin öncesinde teknik
izleme kararları alınarak eylemler delillendirilmiştir. Bunlar dışında
şüphelilerin yurt dışı giriş-çıkış kayıtları ile banka kayıtları alınmıştır.
Soruşturma evresinde dinlenen gizli tanıkların verdiği bilgilerin bir kısmı ile
dinleme kayıtlarının da örtüştüğü belirlenmiştir.
16. Başsavcılık, soruşturma safhasında X-1 ve X-2 kod adı ile
gizli tanıkları dinlemiş ve bu tanıklara fotoğraf teşhisi yaptırmıştır. Gizli
tanıklar; başvuruculardan İlyas Toptamur, Filiz Demirci, Sıddık Ogun, Haci
Aydın, Davut Önder, Eşref Bolat, Hakan İraz ve Engin Ayaydın"ın anılan terör
örgütünün gençlik yapılanması olan YDGM içinde yer aldıklarını fotoğraflarını
da teşhis ederek bildirmişlerdir. Ayrıca bu kişilerin Adana"da terör örgütü
lehine meydana gelen korsan gösteri, toplu taşıma araçlarına taşlı ve molotoflu
saldırıda bulunulması, lastik yakma, cadde ve sokağın trafiğe kapatılması,
kırsal alana silahlı faaliyette bulunmak üzere eleman temin edilip gönderilmesi
olaylarını da organize ettiklerini beyan etmişlerdir.
17. Başsavcılık, yaptığı soruşturma sonucunda başvurucular ile
birlikte toplam kırk yedi şüpheli hakkında PKK
şehir yapılanması KCK"nın oluşumunda ve bir kısım şüphelilerin
anılan terör örgütünün gençlik yapılanması olan YDGM içinde yer aldıkları
yönünde delillere ulaşmıştır. Bunun sonucunda 12/7/2010 tarihli iddianame ile
başvurucuların 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 314.,
12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu"nun 5. ve 7. maddeleri
uyarınca cezalandırılmaları istemiyle silahlı terör örgütüne üye olma, terör
örgütü propagandası yapma, bıçak veya diğer aletleri izinsiz olarak satma satın
alma taşıma veya bulundurma, kamu malına zarar verme, korku, kaygı veya panik
yaratabilecek tarzda silahla ateş etme, izinsiz patlayıcı madde bulundurma suçlarından kamu davası açılmıştır.
18. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli)
(Mahkeme) 16/10/2012 tarihli kararıyla başvurucuların üzerlerine atılı
suçlardan silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetlerine karar
vermiş, diğer suçlardan ise beraat ve mahkûmiyet hükümleri kurmuştur.
19. Mahkeme; Başsavcılığın yukarıda dayandığı delilleri her bir
sanık yönünden ayrı ayrı değerlendirerek irdelemiş, sanıklar hakkındaki
suçlamaları ve ulaştığı kaanati belirterek mahkûmiyet sonucuna nasıl ulaştığını
gerekçesine işlemiştir. Gizli tanıkların aleyhlerine beyanda bulunduğu
başvurucular yönünden de gizli tanık beyanları dışındaki delililer de
değerlendirilerek hüküm kurulmuştur. Mahkemenin genel gerekçesi şu şekildedir:
"...sanıklardan Adana iline ait KCK
şemasında yer alan isimlerin hepsinin KCK yapılanması ile organik bağlarının
oluştuğu, belirtilen örgüt ile hiyerarşik bağ kurdukları, örgüt tarafından
gerçekleştirilen vazifelendirme ve görevlendirmeler istikametinde faaliyet
yürüttükleri neticesine ulaşılmıştır...."
20. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi
(Daire) 24/2/2014 tarihli kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan
kurulan mahkûmiyet hükümlerini yaptığı duruşmada incelemiştir. Daire, daha önce
verdiği 28/12/2011 tarihli ve 2011/10371-130790 sayılı kararına da atıfla (bkz.
§ 12 ) kovuşturma konusu örgütü silahlı terör örgütü
sayarak sanıkların bu örgüte üye oldukları yönündeki Mahkeme kararını
başvurucular yönünden onamıştır.
21. Başvuruculardan İlyas Toptamur hakkındaki ilamın infazı
aşamasında aynı suçtan daha önce yargılandığının ve cezalandırıldığının
anlaşılması üzerine Başsavcılık 9/9/2014 tarihinde karar düzeltme yoluna
gidilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına talepte bulunmuştur. Bunun
üzerine Daire 23/1/2015 tarihli kararı ile Mahkeme kararını, başvurucu İlyas
Toptamur yönünden bozmuştur. Bozma üzerine Mahkeme 29/6/2015 tarihli kararıyla
başvurucu İlyas Toptamur hakkında kesinleşmiş hüküm bulunması nedeniyle davanın
reddine hükmetmiş ve karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
22. UYAP üzerinden yapılan Merkezî Nüfus İdare Sistemi (MERNİS)
sorgulamasına göre başvuruculardan Haci Aydın"ın 27/2/2018 tarihinde vefat
ettiği tespit edilmiştir.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 4/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucu İlyas
TOPTAMUR Yönünden
24. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün (İçtüzük) 83. maddesi ile
30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun"un 51. maddesi gereği başvurucunun istismar edici,
yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını
açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde başvuru reddedilir ve
yargılama giderleri dışında ilgilinin 2.000 Türk lirasından fazla olmamak üzere
disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilir.
25. Genel olarak bir hakkın açıkça öngörüldüğü amaç dışında ve
başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye
edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının bireysel başvuru
alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu bağlamda bireysel başvuru
usulünün amacına açıkça aykırı olan ve mahkemenin başvuruyu gereği gibi
değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru hakkının kötüye kullanılması
olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö.,
B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28).
26. Bu kapsamda başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku
bulan ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli
gelişmeler hakkında mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında
doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi durumunda başvuru hakkının kötüye
kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö.,
§ 29, benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet
Güven Ulusoy [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015; Osman Sandıkçı, B. No: 2013/6297,
10/3/2016; Selman Kapan ve diğerleri,
B. No: 2013/7302, 20/4/2016).
27. Somut olayda Anayasa Mahkemesinin incelemesi tamamlanmadan
önce Yargıtay 9. Ceza Dairesi, başvuruya konu kararın bozulmasına karar
vermiştir (bkz. § 21). Bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde başvurucu ve
müdafiinin yüzlerine karşı başvurucu hakkında kesinleşmiş hüküm bulunması
nedeniyle ret kararı verilmiştir. Dolayısıyla anılan karardan başvurucunun
haberdar olduğu görülmektedir. Başvurucu, bununla birlikte İçtüzük"ün 59.
maddesinin (5) numaralı fıkrasında belirtilen yükümlülüğe açıkça aykırı olarak
bozma ve beraat kararlarına dair herhangi bir bildirimde bulunmamıştır.
28. Bu itibarla başvuru sonrasında gerçekleşen ve başvurunun
değerlendirilmesini etkileyecek nitelikteki bir konuda bilgi verilmeyerek
Anayasa Mahkemesini yanıltıcı, öte yandan yeniden yargılamayla ilgili
işlemlerin başlatılmasına yol açabilecek bir davranışın ortaya konduğu
anlaşılmaktadır (Benzer yönde kararlar için bkz. Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 38; S.Ö., § 29).
29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle reddine ve
6216 sayılı Kanun’un 51. maddesi uyarınca başvurucu İlyas TOPTAMUR aleyhine
takdiren 500 TL disiplin para cezası hükmedilmesine karar verilmesi gerekir.
B. Başvurucu Haci AYDIN
Yönünden
30. Başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir
sebebin olmadığı kanaatine varılması hâlinde başvurunun düşmesine karar
verilebilir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün 80. maddesinin (2)
numaralı fıkrası gereği Anayasa"nın uygulanması ve yorumlanması veya temel
hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının
gerekli kıldığı hâllerde başvurunun incelenmesine devam edilebileceği
öngörülmüştür (Bayram Şahin, B.
No: 2013/463, 16/5/2013,§ 16).
31. Somut olayda, başvurucunun başvuru yaptıktan sonra vefat
ettiği ve incelemenin sürdürülmesini haklı kılan bir neden de bulunmadığı
anlaşılmaktadır.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin düşmesine karar verilmesi gerekir.
C. Diğer Başvurucular
Yönünden
33. Başvuru, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan
Mahkeme kararına yönelik olduğundan diğer hükümler yönünden bir inceleme
yapılmamıştır.
1. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
34. Başvurucular, tutukluluklarının makul süreyi aştığını
belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüşlerdir.
35. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklulukla ilgili
şikâyetleri içeren bireysel başvurunun -ilk derece mahkemesince hüküm ile
birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz edilmemiş ise- kararın
verildiği tarihten itibaren, itiraz edilmiş ise itiraz merciince verilen
kararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Muhammet Ömeroğlu, B. No: 2014/657,
17/5/2016, § 40).
36. Somut olayda ilk derece mahkemesince hüküm ile birlikte
verilen tutukluluğun devamı kararına başvurucular tarafından itiraz edildiğine
yönelik bir bilgi ve/veya belge bulunmamaktadır. Bu nedenle başvuruların ilk
derece mahkemesinin nihai kararını verdiği 16/10/2012 tarihinden itibaren otuz
gün içinde yapılması gerekirken 6/5/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda
süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
2. Adil Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
a. Tanık Sorgulama
Hakkının İhlal Edildiği İddiası
38. Başvuruculardan Filiz Demirci, Sıddık Ogun, Davut Önder,
Eşref Bolat, Hakan İraz ve Engin Ayaydın; soruşturma aşamasında aleyhlerinde
beyanda bulunan gizli tanıkların duruşmada dinlenmediğini ve soruşturma
evresindeki beyanların hükme esas alındığını belirterek tanık sorgulama
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
39. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın
yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında,
taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır.
Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme
noktasında uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin
dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında
değerlendirilmesi gerekir (Muhittin Kaya ve
Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret
Limited Şirketi, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).
40. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü
başvurulara ilişkin olarak birçok kararında tanık
sorgulama hakkıyla ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre bir ceza
yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme,
lehine olan tanıkların da aleyhine olan tanıklarla aynı koşullar altında davet
edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı vardır. Sanığın
hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru
yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu
sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın yapılabilmesi için
gereklidir. Ancak başvurucuların tanıklara soru sorabilmesi, onlarla
yüzleşebilmeleri mutlak bir hak değildir. Makul gerekçelerle getirilen
kısıtlamalar, kimi zaman başvurucunun iddia tanıklarına soru sorabilme ve
onlarla yüzleşme imkânını da ortadan kaldırabilmektedir. Diğer yandan bir
mahkûmiyet -sadece veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma veya yargılama
aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından
verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa"nın 36.
maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99,
20/3/2014, §§ 34-56; Az. M., B.
No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 46-67; Levent
Yanlık, B. No: 2013/1189, 18/11/2015, §§ 67-77; İsmet Özkorul, B. No: 2013/7582,
11/12/2014, §§ 44, 45).
41. Bazı olaylarda tanığın kim olduğunun sanıklar tarafından
bilinmesi, tanığın kendisi veya yakınları için tehlike doğurabilir. Tanıklık
yapacak olanların misillemeye uğramaktan korkmak için haklı sebepleri
bulunabilir. Ayrıca örgütlü suçla mücadelede tanığın kimliğinin gizli tutulması
hafife alınamaz. Örgütlü suçlardaki artış, bazı tedbirlerin alınmasını
gerektirebilir. Bu nedenle bir tanığın kimliği saklı tutulmuşsa savunma
tarafının ceza yargılamalarında normal koşullarda bulunmayan zorluklarla karşı
karşıya kalabileceği de gözönünde bulundurulmalıdır (Baran Karadağ, B. No: 2014/12906, 7/5/2015, § 57).
42. Bu durumda ilk olarak tanığın kimliğini gizlemek için makul
gerekçelerin olup olmadığının ve ikinci olarak gizli tanık ifadesinin verilecek
hükmün dayandığı tek veya belirleyici temel olup olmadığının değerlendirilmesi
gerekir. Üçüncü olarak hükmün büyük ölçüde veya yalnızca gizli tanığın ifadesine
dayanması durumunda yargılama detaylı incelemelere tabi tutulmalıdır. Eğer
sanık veya müdafii tarafından güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması
amacıyla sorgulanmamış tanık delili, mahkeme kararının dayandığı esas veya
belirleyici delil ise ve dengeleyici güvenceler sağlayan bir usul öngörülmemiş
ise adil yargılanma hakkının ihlali söz konusu olabilecektir (Baran Karadağ, § 68).
43. Somut olayda Mahkeme, soruşturma aşamasında dinlenen gizli
tanıkların beyanları dışında elde edilen diğer delilleri değerlendirmiştir.
Mahkeme, her bir sanık yönünden yaptığı değerlendirmede kayıt altına alınan
konuşmaları diğer delillerle ilişkilendirerek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Gizli
tanıklar, başvurucuların karıştıkları bir kısım olaylardan ve YDGM içinde
bulunduklarından söz etmişlerdir. Gizli tanık beyanları diğer delillerle
desteklenmiştir. Dolayısıyla gizli tanık anlatımlarının Mahkemenin dayanak
aldığı olgulardan sınırlı bir parçaya işaret ettiği görülmektedir. Mahkûmiyet
hükmü, esas olarak duruşmada başvurucuların ve müdafilerinin huzurunda
tartışılmış; iletişimin dinlenmesi, gizli izleme, arama ve yakalama
tutanaklarına, ekspertiz raporuna, CD izleme tutanağına ve bilirkişi raporuna
dayandırılmıştır. Dolayısıyla başvurucular hakkındaki mahkûmiyet hükmünün sadece
duruşmada sorgulanma imkânı bulunamayan tanık beyanlarına dayandırıldığı
söylenemez. Gizli tanık beyanlarının tek ve belirleyici delil olmadığı
gözetildiğinde tanık sorgulama hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık
olduğu anlaşılmaktadır.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
45. Başvurucular, yargılamanın makul sürede
sonuçlandırılmadığını belirterek makul sürede yargılanma haklarının ihlal
edildiğini ileri sürmüşlerdir.
46. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin
başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar
tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı
gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak
ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar
yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34).
47. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı
değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların
ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın
süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate
alınır (B.E., § 29).
48. Anılan ilkeler, taraf sayısı, davanın karmaşıklığı, delil
toplanmasındaki güçlük ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği
kararlar dikkate alındığında suç isnadının 7/12/2009 tarihinde gözaltına alınma
ile başladığı ve 24/2/2014 tarihinde Daire tarafından mahkûmiyetin onanması ile
bittiği belirlenmiştir. Somut olayda 4 yıl 2 ay 17 gün sürdüğü anlaşılan
yargılamanın süresinin makul olduğu ve makul sürede yargılanma hakkına yönelik
bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Kanuni Hâkim
Güvencesinin İhlal Edildiği İddiası
50. Başvurucular 4/12/2004 tarihli ve5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu"nun 250. maddesi ile görevli mahkemede yargılanmaları nedeniyle kanuni
hâkim güvencesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
51. Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda daha önce verdiği
kararlarında 5271 sayılı Kanun"un 250. maddesi uyarınca yargılama yapan ağır
ceza mahkemelerinin doğal hâkim ilkesine aykırılık oluşturmayacağına karar
verilmiştir (Deniz Seki, B. No:
2014/5170, 25/6/2015, §§ 51-57; Ersin
Ekmekçi ve Sinan Ekmekçi, B. No: 2013/6068, 18/11/2015, §§ 47-52).
Başvurucuların iddiası bakımından farklı bir sonuca ulaşılmasını gerektirecek
bir husus bulunmamadığı ve kanuni hâkim güvencesine yönelik bir ihlalin
olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Gerekçeli Karar
Hakkının İhlal Edildiği İddiası
53. Başvurucular, Mahkeme kararının Yargıtay tarafından değerlendirilmediğini
belirterek gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
54. Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil
yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından
açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa"nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine
ilişkin gerekçede, Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de
güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği
vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının
kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu AİHM"in birçok kararında
vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil
yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul
edilmesi gerekir (Abdullah Topçu,
B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).
55. Anayasa"nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli
olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma
yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa
kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde
bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,
§ 76).
56. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm
iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu
nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre
değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:
2013/2995, 20/2/2014, § 51). Kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı
yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya
atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından
yeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No:
2013/5486, 4/12/2013, § 57).
57. Somut olayda kanun yolu incelemesi sonucunda verilen
kararda, değerlendirme konusu Mahkemenin hüküm ve gerekçesinin uygun bulunduğu
dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık
olduğu anlaşılmaktadır.
58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
e. Tercüman Yardımından
Yararlanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
59. Kovuşturma evresinde Türkçe savunma yapan Engin Ayaydın,
Engin Okuducu ve Mehmet Öztürk dışındaki başvurucular, tüm yargılama boyunca
Kürtçe savunma yapmak istemişler; taleplerinin reddedilmesi üzerine de savunma
yapmamışlardır. Başvurucular kendilerine ana dilde savunma hakkı tanınmaması
nedeniyle tercüman yardımından yararlanma haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüşlerdir.
60. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya
davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı belirlenmediğinden
bu hakkın kapsam ve içeriği, Sözleşme"nin 6. maddesi çerçevesinde
belirlenmelidir (Güher Ergun ve diğerleri,
B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
61. Sözleşme"nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (e)
bendi, hakkında suç isnadı bulunan kişinin mahkemede kullanılan dili anlamadığı
veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak
yararlanma hakkını güvence altına almaktadır. Bu hak yalnızca hakkında suç
isnadında bulunulan kişilere tanınmış bir haktır ve bu haktan faydalanabilmek
için sanığın ödeme gücü olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır (Ali İlhan Bayar, B. No: 2013/725,
19/11/2014, § 51).
62. Somut olayda Mahkeme; başvurucuların meramlarını anlatacak
ölçüde Türkçe bildiklerini, Türkiye’de öğrenim hayatını sürdürdüklerini veya
belli seviyede eğitimlerinin olduğunu belirtmiştir. Mahkeme; başvuruculara
Türkçe savunma yapmadıkları takdirde susma hakkını kullanmış sayılacaklarının
ihtarına karar verildiğine, buna rağmen başvurucuların Kürtçe savunma
taleplerinde ısrar ettiklerine işaret ederek ve Anayasa"nın 90. maddesinin
beşinci fıkrası uyarınca AİHM’nin kararlarının da gözetilmesi gerektiği
değerlendirilmesi ile bu taleplerini susma hakkı olarak değerlendirmiştir.
Mahkeme kararının gerekçesi şöyledir:
"...Mahkememizce savunması alınmak
istenen diğer sanıkların ise tüm yargılama boyunca ana dilleri olan Kürtçe
savunma yapmak istedikleri, müdafiilerinin de bu taleplerinin kabulü ile
sanıklara tercüman atanmasını talep ettikleri görülmüş, ancak sanıkların
meramlarını anlatacak ölçüde Türkçe bildikleri, Türkiye’de öğrenim hayatını
sürdürdükleri veya belli seviyede eğitimlerinin olduğu, ... buna rağmen
sanıkların Kürtçe savunma taleplerinde ısrar ettikleri görülmekle, bu talepleri
susma hakkı olarak değerlendirilmiştir...."
63. Başvurucuların yargılamanın hiçbir aşamasında Türkçeyi
anlamadıkları ve konuşamadıklarını ileri sürmedikleri gibi Mahkemenin gerekçesi
de gözetildiğinde tercüman yardımından yararlanma hakkına yönelik bir ihlal
olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
64. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
f. Diğer İhlal İddiaları
65. Başvurucular, kendilerine haksız olarak ve çok yüksek ceza
verildiğini ayrıca telefon görüşme kayıtlarının suç unsuru taşımadığını
belirterek hakkaniyete uygun yargılanma haklarının; temyiz yolunun etkili
olmadığını belirterek etkili başvuru haklarının ayrıca soyut ve gizli tanık
beyanına dayanılarak hüküm kurulması sebebiyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini
ileri sürmüşlerdir.
66. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddiaları, yargılamanın
sonucunun adil olmadığı şikâyetine ilişkin olduğundan bu kapsamda
değerlendirilmiştir.
67. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun
yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda
incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava
konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin
değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile
uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu
olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil
eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve
sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,
§ 42).
68. Başvurucular tarafından ileri sürülen iddialar, Mahkemelerce
delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup
Mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir
hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu
şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun,
1. Başvurucu İlyas TOPMAMUR yönünden,
a. Başvuru hakkının kötüye
kullanılması nedeniyle REDDİNE,
b. 6216 sayılı Kanun"un 51. maddesi uyarınca başvurucunun 500 TL
disiplin para cezası ile CEZALANDIRILMASINA,
2. Başvurucu Haci AYDIN yönünden başvurunun DÜŞMESİNE,
3. Diğer başvurucular yönünden,
a. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın süre aşımı nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
b. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
c. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
d. Kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
e. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
f. Tercüman yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
g. Dğer ihlal iddiaların açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
4/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.