Ceza Genel Kurulu 2017/500 E. , 2018/277 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 18.01.2016
Sayısı : 394-17
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, eylemlerin dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesince 03.02.2011 tarih ve 536-66 sayı ile verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Üsküdar (Kapatılan) 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.11.2011 tarihli ve 122-647 sayılı sanıkların beraatlerine dair hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 23. Ceza Dairesince 01.10.2015 tarih ve 2466-4583 sayı ile;
“Sanıklardan Uğur"un katılan firmada hasar denetim bürosunda sorumlu müdür yardımcısı olarak çalıştığı sırada, katılan firmanın ihaleye çıkarttığı pert kayıtlı araçların satış ihalesi sürecinde ihale bedellerinde silme ve değişiklik yaparak diğer sanıkların söz konusu araçları düşük bedelle almalarını sağladığı, bu şekilde sanık ... ile diğer sanıkların iştirak halinde katılan kurumu 418.806 TL maddi zarara uğrattıkları iddia edilen somut olayda;
Dosya tanığı olan ve katılan şirketin yazılım programını yapan Uğur Takar"ın tanık olarak ifadesinde, sanığın kendisini zaman zaman arayarak ihale ekranlarında yanlışlıkla girilen ihale fiyatlarının olduğunu bunların silinmesini istediğini ayrıca ihale ekranında kendisinin de değiştirme işlemlerini yapabilmesi amacıyla yetki talep ettiğini, bu talep karşısında sanığa ihale ekranında bu tarz silme/değiştirme işlemlerini yapabilmesi amacıyla ekran açtıklarını beyan etmesi, yine sanık ..."un diğer sanıklarla aynı site de komşu olmalarının yanı sıra söz konusu ihaleye çıkan 127 aracın 28 tanesinin sanık ..., 65 tanesinin sanık ..., 24 tanesinin sanık ... tarafından satın alınmış olması ve bilgisayar mühendisi bilirkişisinin 13.05.2010 tarihli raporunda sanık ..."un bilgisayarından bazı ihalelerde 1 ila 5 arasında bir çok değişikliğin yapıldığının tespit edilmesi karşısında; sanıkların nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyeti yerine oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi
” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesi ise 18.01.2016 tarih ve 394-17 sayı ile bozma kararına direnerek sanıkların beraatlerine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.03.2016 tarihli ve 83691 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 373-1591 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.12.2016 tarihli ve 398 sayılı kararı ile kararına direnilen Yargıtay 23. Ceza Dairesinin kapatılması nedeniyle aynı karar uyarınca bu Daireye ait işlerin devredildiği Yargıtay 15. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 04.04.2017 tarih ve 3819-8576 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle aleyhe olan bozma kararına karşı sanıklar ... ve ..."nın beyanı alınmadan, hazır bulunan sanıklar ... ve ..."a da son söz verilmeden direnme kararı verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılamada sanıklar ve müdafileri ile katılan vekiline bozma kararı ve duruşma günü davetiyesinin tebliğ edildiği, sanıklar ... ve ..."nın tebliğe rağmen duruşmaya gelmemeleri üzerine yokluklarında yargılamaya devam edilerek, duruşmaya katılmayan sanıkların müdafiinin dinlenilmesi ile yetinilip bu sanıklardan aleyhe bozmaya karşı diyeceklerinin sorulmadığı; diğer sanıklar ... ve ..."ın hazır bulunduğu 18.01.2016 tarihli oturumda Cumhuriyet savcısının görüşünün alınmasından sonra bu sanıklara son sözleri sorulmadan duruşmaya son verilerek direnme kararına konu hükümlerin kurulduğu anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı CMK"nun 307/2. maddesinde de yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.
Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK"nun 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.
Öte yandan; 1412 sayılı CMUK"nun 251. maddesine benzer hükümler içeren 5271 sayılı CMK"nun "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin üçüncü fıkrasında; "hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca katılmış olduğu takdirde son söz mutlaka sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri de savunma hakkı olup hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik arz eden çok sayıdaki kararlarında açıkça belirtildiği üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili olan son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici nitelikte olup, bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır.
Temyiz merciince verilen bozma kararından sonra ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamaya devam olunduğunda, dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da "kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği" ilkesinin doğal bir sonucu olarak aynen geçerli olacaktır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken "son sözün sanığa verilmesi" kuralına uyulmaması hâli, gerek "savunma hakkının sınırlandırılamayacağı" ilkesine, gerekse CMK"nun 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir.
Öğretide; "Son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi, hukuka kesin aykırılık ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2014, s. 1484); "Hüküm safhasına geçmeden önce son söz hazır olan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin gereği olarak düzenlenmiş, uyulması zorunlu ve emredici bir hükümdür. Son sözün sanığa verilmesi bozmadan sonraki yargılamada da uyulması zorunlu bir usul kuralıdır." (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, cilt: 2, s. 146–149) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün tesis ve tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında ön sorunlara ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
Yerel mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılama aşamasında, aleyhe olan bozmaya karşı sanıklar ... ve ..."nın beyanının alınmaması; Cumhuriyet savcısının bozma ilamına ilişkin görüşü alındıktan sonra hazır bulunan sanıklar ... ve ..."a da son sözleri sorulmadan yargılama bitirilmek suretiyle hükmün tesis ve tefhim edilmesinin kanuna açıkça aykırılık oluşturması nedeniyle yerel mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
Bu itibarla, yerel mahkemece verilen direnme kararına konu hükümlerin, saptanan bu usuli nedenlerden dolayı tüm sanıklar yönünden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.01.2016 tarihli ve 394-17 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, aleyhe olan bozma kararına karşı sanıklar ... ve ..."nın beyanı alınmadan ve hazır bulunan sanıklar ... ve ..."a son sözleri sorulmadan yargılamaya devam edilerek hüküm tesis ve tefhim edilmesi isabetsizliklerinden, tüm sanıklar yönünden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.06.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.