Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/1108
Karar No: 2018/284

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1108 Esas 2018/284 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/1108 E.  ,  2018/284 K.

    "İçtihat Metni"

    Mahkemesi :Ağır Ceza

    Sanıklar ... ve ... hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Büyükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesince 02.11.2007 gün ve 1269-1069 sayı ile, sanıkların eylemlerinin olası kastla öldürme suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesince 18.03.2010 gün ve 85-55 sayı ile, sanıkların olası kastla öldürme suçundan TCK"nun 81, 21/2, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir.
    Hükümlerin, sanıklar müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.10.2012 gün ve 2228-7661 sayı ile;
    "...Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
    Ancak;
    Oluşa ve dosya kapsamına göre;
    A) Minibüsü ile yolcu taşımacılığı yapan sanık ..."ın yanında muavini olan sanık ... ile birlikte seyir ettikleri sırada yol üstünde bulunan maktulün el hareketi ile hakaret etmesi üzerine, sanık ..."ın araçtan aşağı inerek maktulle tartıştığı ve maktulün kafa atması ile sanık ..."ın burnunun kanadığı, bunun üzerine sanık ..."ın aracına döndüğü, eline levye alarak diğer sanık ..."la birlikte maktulün peşinden gittikleri, maktulün, sanıklar Kenan ve Volkan"ın kendisine doğru levye ile geldiklerini görmesinden dolayı yayaya kapalı olan ve trafiğin işlek ve yoğun olduğu karayolunun orta refüjüne ve sonra da yolun karşı tarafına kaçtığı anda, karşı şeritten gelen ..."in kullandığı aracın çarpması sonucu öldüğü olayda; sanıklar Kenan ve Volkan"ın, maktule karşı saldırıları nedeniyle trafiğin işlek olduğu karayolunda, ölümlü neticenin meydana geleceğini öngörmelerine rağmen sonucu istemedikleri ancak neticenin gerçekleştiği olayda, sanıklar Kenan ve Volkan"ın eylemlerinin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi,
    B) Maktulün, sanıklara yönelik haksız fiil niteliğindeki eylemleri nedeniyle, 1/4"ten 3/4 oranına kadar indirim öngören TCK"nun 29. maddesi ile yapılan uygulama sırasında, asgari oranda indirim yapılması yerine, yazılı şekilde 1/2 oranında indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi ise 08.05.2013 gün ve 392-177 sayı ile;
    "...Her iki sanığın, olayda ölen Aykut Karakurt"un haksız ve tahrik edici eylemine bağlı olarak var olan eylemlerinin TCK"nun 21/2. maddesinde tanımlanan unsurları taşıdığı, mahkememizin değerlendirilmesinin bu yönü ile yerinde olduğu gibi maktulün haksız tahrik niteliğindeki hareketleri ile oluşa ilişkin kabul edilen sanıklar Kenan ve Volkan"ın hareket tarzları karşısında TCK"nun 29. maddesince takdire dayalı olarak yapılan indirim oranının da bu nedenlerle yerinde olduğu" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
    Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanıklar müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.12.2014 gün ve 1826 sayılı "onama" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 820-1184 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 25.10.2017 gün ve 1386-3538 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık ... Banlı hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında olası kastla öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların eylemlerinin olası kastla öldürme suçunu mu, yoksa bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, yüklenen suçun alt sınırı itibarıyla, yerel mahkemece sanıklar müdafii hazır bulundurulmaksızın hüküm kurulmasının, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanıklar ... ve ...’ın, 29.03.2007 tarihli ortak vekâletnameyle Avukat ... Yolcu’yu müdafii olarak tayin ettikleri, Avukat ... Yolcu"nun bozma öncesi duruşmayı takip ederek sanıklar hakkındaki ilk hükümleri temyiz ettiği, bozma sonrası 04.04.2013 tarihli ilk oturuma her iki sanık açısından da yetki belgesi aldığını beyan eden Avukat ...’ın gelerek bozma ilamına karşı beyanda bulunmak ve yetki belgesi ibraz etmek için süre verilmesi talebinde bulunduğu,
    Yerel mahkemece 04.04.2013 tarihinde yapılan oturum sonunda, sanıklar müdafisine yetki belgesini ibraz etmesi ve bozma ilamına karşı beyanlarını bildirmesi için süre verilmesine ve bozmaya uyulup uyulmayacağı yönünde değerlendirmenin ara kararların ikmalinden sonra yapılmasına karar verilerek oturumun 08.05.2013 tarihine ertelendiği,
    Celse arasında, sanıklar müdafiinin bozmaya karşı beyanlarına ilişkin 06.05.2013 havale tarihli dilekçe ile yetki belgesini ibraz ettiği,
    Sanıkların hazır bulunduğu 08.05.2013 tarihli duruşmada, yerel mahkemece sanıklar müdafisinin yokluğunda direnme kararına konu hükümlerin tesis ve tefhim edildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Oldukça geniş bir kavram olan savunma hakkı, şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar, bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla da toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti ilgilendirmektedir. Çünkü ceza yargılamasında savunma, yargılamanın sonucunda verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan, hükmün doğru olmasını sağlar. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, susma, soru sorma, kendi aleyhine işlemlere katılmama, tercümandan yararlanma, kanıtların toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma… gibi hakların yanında müdafiden yararlanma hakkını da içerir.
    Savunma, Anayasamızın 36. maddesiyle anayasal güvence altına alınan meşru bir yol, müdafii de savunmanın meşru bir aracıdır. Dolayısıyla söz konusu hüküm, müdafii aracılığı ile savunulmayı da anayasal güvence altına almaktadır.
    Savunma hakkı, uluslararası belgelerde de değerine uygun yerini almıştır. Bunlardan, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 11/I., Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşmanın 14/3-b-d, Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 6/3-b-c maddeleri sanığın müdafiden yararlanması konusunda açık düzenlemeler getirmiştir.
    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nun 150/3. maddesinde, üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanığın müdafiinin bulunmaması hâlinde talebi aranmaksızın kendisine müdafi atanacağı hüküm altına alınmış iken, 19.12.2006 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 21. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nun 150. maddesinde değişiklik yapılarak bu zorunluluk, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara şamil kılınmış, bu şekilde daha önce üst sınırı en az 5 yıl hapis cezası gerektiren suçlarda sanıklar için zorunlu müdafi atanması sistemi, alt sınırı 5 yıldan daha fazla hapis cezası gerektiren suçlardan yargılanan sanıklarla sınırlandırılmıştır.
    5271 sayılı CMK"nun “Müdafi görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik görevinden yasaklanma” başlıklı 151. maddesinin birinci fıkrasında “(1) 150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir” düzenlemesi yer almaktadır.
    5271 sayılı CMK savunma hakkı konusunda oldukça hassas davranmış, bunun bir sonucu olarak da isteğe bağlı müdafiliğin yanında, bazı hâllerde zorunlu müdafiliği benimsemiştir. Aynı Kanunun 2. maddesindeki tanıma bakıldığında, Ceza Muhakemesi Kanunu anlamında zorunlu (veya istek üzerine atanan) müdafii ile vekaletnameli müdafi arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.
    “Duruşmada hazır bulunacaklar” başlıklı 188. maddesinin birinci fıkrası;
    “Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin karar oturumu dâhil tüm oturumlarda hazır bulunması şart koşulmuş; 29.10.2016 gün ve 29872 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5. maddesi ile bu fıkraya "Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi hâlinde duruşmaya devam edilebilir" cümlesi eklenmiştir.
    5271 sayılı CMK"nun "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesi ise;
    "(1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.
    (2) Cumhuriyet savcısı, katılan ... vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
    (3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" şeklinde düzenlenmiş iken, 25.08.2017 gün ve 30165 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararnamenin 148. maddesi ile üçüncü fıkraya "Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez" cümlesi eklenmiştir.
    1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308. maddesinin 5. fıkrası ile 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nun hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması durumunda da hukuka kesin aykırılık hâli bulunduğu kabul edilmiştir.
    Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
    Yüklenen suçun alt sınırı itibarıyla Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği olası kastla öldürme suçundan yapılan yargılamada, CMK’nun 289/1-e maddesindeki emredici hüküm uyarınca duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken sanıklar müdafisinin yokluğunda direnme kararına konu hükümlerin tesis ve tefhim edilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
    Bu itibarla, yerel mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin, saptanan bu usuli nedenden dolayı diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.05.2013 gün ve 392-177 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken sanıklar müdafiinin yokluğunda hükmün tesis ve tefhim edilmesi isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
    2- Dosyanın mahalline gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.06.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi