Ceza Genel Kurulu 2015/153 E. , 2018/357 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
Mahkemesi : İZMİR 2. Çocuk
Sayısı : 504-204
Kamu malına zarar verme suçundan sanık ..."nın, TCK"nın 152/1-a, 168/2, 31/2, 50/1-a ve 52/4. maddeleri uyarınca 3.600 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin İzmir 2. Çocuk Mahkemesince verilen 21.03.2012 tarihli ve 504-204 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 11.11.2014 tarih ve 28171-18579 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.12.2014 tarih ve 168816 sayı ile;
"...5237 Sayılı TCK"nun 152. maddesinin 6545 Sayılı Kanun ile değişiklikten önceki hâli şu şekilde idi;
"Mala zarar vermenin nitelikli hâlleri
Madde 152- (1) Mala zarar verme suçunun;
a) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında,
...
İşlenmesi halinde, fail hakkında bir yıldan altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur...",
18.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 65. maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan "altı" ibaresi "dört", ikinci fıkrasında yer alan "iki" ibaresi "bir" şeklinde değiştirilmiştir.
Somut olayda hâkim tarafından teşdit uygulanması ve hükümden sonraki değişiklikte cezanın üst haddinin suça sürüklenen çocuk lehine olması nedeniyle yasa bozması yapılması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 20.01.2015 tarih ve 24370-870 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında hakaret ve mağdur Gediz Elektrik A.Ş."ye yönelik kamu malına zarar verme suçlarından verilen beraat kararları temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında kamu malına zarar verme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 5237 sayılı TCK"nın 152/1-a maddesinde bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası gerektiren kamu malına zarar verme suçundan hüküm kurulduktan sonra 6545 sayılı Kanunun 65. maddesi ile atılı suça ilişkin ceza üst sınırının dört yıla indirilmesi karşısında, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında yeniden bir değerlendirme yapılmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Hakaret ve kamu malına zarar verme suçlarından ifadesi alınmak üzere karakola getirilen sanığın, karakol içerisinde bulunan bilgisayar kasası, masa, sandalye ve karakol kapı camını kırması nedeniyle kamu malına zarar verme suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, yerel mahkemece sanığın atılı suçtan alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın “Mala zarar verme” başlıklı 151. maddesinin birinci fıkrasında;
“Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hâle getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde mala zarar verme suçunun basit hâli düzenlenmiş,
Suç ve karar tarihi itibarıyla suçun nitelikli hâlleri ise aynı Kanun"un 152. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında;
"(1) Mala zarar verme suçunun;
a) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında,
b) Yangına, sel ve taşkına, kazaya ve diğer felaketlere karşı korunmaya tahsis edilmiş her türlü eşya veya tesis hakkında,
c) Devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında,
d) Sulamaya, içme sularının sağlanmasına veya afetlerden korumaya yarayan tesisler hakkında,
e) Grev veya lokavt hâllerinde işverenlerin veya işçilerin veya işveren veya işçi sendika veya konfederasyonlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında,
f) Siyasi partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında,
g) Sona ermiş olsa bile, görevinden ötürü öç almak amacıyla bir kamu görevlisinin zararına olarak,
İşlenmesi hâlinde, fail hakkında bir yıldan altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Mala zarar verme suçunun;
a) Yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak,
b) Toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak suretiyle,
c) Radyasyona maruz bırakarak, nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanarak,
İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza iki katına kadar artırılır..." şeklinde iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 65. maddesiyle 5237 sayılı TCK"nın 152. maddesinin birinci fıkrasındaki “bir yıldan altı yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “bir yıldan dört yıla kadar hapis” olarak, ikinci fıkrasındaki “iki katına kadar” şeklindeki artırım oranı ise “bir katına kadar” olarak değiştirilmiştir.
Görüldüğü gibi 6545 sayılı Kanun ile 5237 sayılı TCK"nın 152. maddesinin uyuşmazlık konusuyla ilgili birinci fıkrasındaki mala zarar verme suçunun nitelikli hâli bakımından ceza süresinin alt sınırı korunmuş, üst sınırı ise dört yıla indirilerek bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise 5237 sayılı TCK"nın 61. maddesinin birinci fıkrasında;
“(1) Hâkim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler...” şeklinde düzenlenerek kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir.
Türk Ceza Kanununda suçlar için çoğunlukla sabit cezalar öngörülmemiş, alt ve üst sınırlar gösterilerek, bu sınırlar arasından hâkime temel cezayı belirleme yetkisi verilmiştir. Basamaklı ceza öngören suçlarda, iki sınır arasında cezayı belirleme konusundaki takdir yetkisi her somut olayın özelliğine göre kanunun genel amacı ve felsefesi gözetilerek 5237 sayılı TCK"nın 61. maddesinde sıralanan ölçütlere göre kullanılır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, s.530)
Öte yandan, 5237 sayılı TCK"nın “zaman bakımından uygulama” başlıklı yedinci maddesinde; ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, "failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması", “geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren yasa, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır.
Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda; “adli para cezasını öngören yasanın, hapis cezasını kabul eden yasaya göre”, aynı nev’i ceza içeren yasalardan; “üst sınırların aynı olması hâlinde alt sınırı az olan yasanın”, “alt sınırları aynı olması hâlinde üst sınırı az olan yasanın” “alt ve üst sınırlarının farklı olması durumunda ise üst sınırı az olan yasanın” lehe olduğu kabul edilmektedir.
Lehe yasanın tespiti açısından bu ölçütlere yeni kriterler eklenmesi yönündeki görüş ve uygulamalar, öğreti ve yargısal kararlara da konu olmuş, değişen ceza mevzuatı karşısında dahi hâlen geçerliliğini koruyan 23.02.1938 tarihli ve 23–9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da, “Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin farklı olması hâlinde, her iki yasanın birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde, lehe yasanın tespitinde başvurulacak yöntem belirtilmiştir.
Öğretide de anılan İçtihadı Birleştirme Kararındaki ilke benimsenerek, uygulanma olanağı bulunan tüm yasaların leh ve aleyhteki hükümleri birlikte ayrı ayrı ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren yasanın belirlenip hükmün buna göre verileceği görüşleri ileri sürülmüştür. (S. Dönmezer–S. Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, c. 1, 11. Bası, s. 167; S. Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, s. 64; M. E. Artuk- A. Gökçen– A. C. Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, c. 1, s. 221)
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 13.03.2018 tarihli ve 154-100 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yerel mahkemece, sanık hakkında suç ve karar tarihi itibarıyla “bir yıldan altı yıla kadar” hapis cezası öngörülen kamu malına zarar verme suçundan temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak 2 yıl hapis cezası olarak belirlendiği, yaş küçüklüğü ve etkin pişmanlık maddeleri uygulandıktan sonra ulaşılan 6 ay hapis cezasının günlüğü 20 TL"den paraya çevrilip, sonuç olarak sanığın 3.600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği olayda; hapis cezasının üst sınırı “altı yıl” iken alt sınırdan ayrılmak suretiyle temel cezanın 2 yıl olarak belirlenmesi ve karar tarihinden sonra yürürlüğe giren kanun uyarınca atılı suç için öngörülen hapis cezasının üst sınırının “dört yıla” indirilmesi karşısında, hâkimin, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen alt ve üst sınırlar arasında temel cezayı belirlemesi gerektiği hususu da dikkate alındığında, hakkında daha az ceza belirlenme olasılığı bulunan sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirmesinde zorunluluk bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 11.11.2014 tarihli ve 28171-18579 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- İzmir 2. Çocuk Mahkemesinin 21.03.2012 tarihli ve 504-204 sayılı hükmünün, karar tarihinden sonra yürürlüğe giren kanun uyarınca sanığa atılı kamu malına zarar verme suçunun cezasının üst sınırının dört yıla indirilmesi nedeniyle sanık hakkında yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması nedeniyle BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.09.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.