Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları Halil İbrahim"in adına kayıtlı 2046 parsel sayılı taşınmazını, mirasçıdan mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak davalı torununa satış suretiyle devrettiğini ileri sürerek, kaydın iptali ile payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı, bedelin anne ve babası tarafından ödendiğini, davacıların iddiasının doğru olmadığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, işlemin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil istemli olarak açılmış, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya kapsamına, toplanan delillere göre murisin terekeden mal kaçırma amaçlı olarak nizalı taşınmazı davalıya tapuda satış göstermek suretiyle devrettiği anlaşıldığından aşağıda belirtilen husus dışında kalan davalının tüm temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; işlemin danışıklı olduğu amacın terekeden mal kaçırma için muris tarafından yapıldığı belirlenmiş olduğundan kural olarak tüm davacılar yönünden davanın kabul edilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ancak davacılardan S...davalı M...’un babasıdır. Tapuda devir işleminin yapıldığı 1997 tarihinde davacının velayeti altındadır.Bu nedenle tapuda davalı adına satış gösterilerek yapılan intikalde davalının velisi olarak (davalının dava dışı olan annesi ile birlikte) işleme taraf olmuş ve davalı adına tapuda devir işlemini gerçekleştirmiştir.
Dosya arasında bulunan resmi senette muris taşınmazı bedeli karşılığı sattığını belirtmiş, davacı baba da bedelini vererek taşınmazı davalı adına aldığını açıklamıştır. Diğer davacıların bu devrin danışıklı olduğuna dair kendi miras haklarına dayanarak açtıkları bu davanın her türlü delil ile ispatı mümkün ise de, davacı S... işlemde velayeten taraf olduğundan kendisinin bizzat yaptığı bu işlemin muvazaalı olduğunu iddia etmesi mümkün değildir. Burada bir hususu açıklamakda yarar vardır. Bir işlem ya muvazaalıdır ve bu nedenle davada taraf olanların tümü için geçersizdir veya değildir. İşlemin bazı davacılar için geçerli, bazıları için geçersiz olduğunu söyleme olanağı yoktur.Bu nedenle davacı Salih yönünden de geçersiz olduğu söylenebilir.Ancak burada bir ayrım söz konusudur.Davacı her ne kadar tapudaki muvazaalı işlemde velayeten bulunmuş ise de işlemin tarafıdır,taşınmazı bedel ödeyerek davalı adına aldığını resmi memur huzurunda beyan etmiştir.O halde kendisinin de bir muvazaası söz konusudur ve kural olarak hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemez.Kaldı ki böyle bir hak talebi herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu,bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağını belirten T.M.Y. ikinci maddesine de aykırıdır.
Bu durumda davacı S... kendi muvazaasının sonuçlarından yararlanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğundan bu kişi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru olmamıştır. Davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile açıklanan nedene hasren yerel mahkeme kararının HUMK."nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.02.2009 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
-KARŞI OY YAZISI-
Dava, Borçlar Yasasının 18. maddesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Çekişme konusu 2046 parsel sayılı taşınmazın miras bırakan H... İ... tarafından 22.8.1997 tarihinde davalı M...’a satış suretiyle temlik edildiği, işlem tarihinde ergin olmayan M... adına akde annesi F...ile babası S...’ın katıldıkları, baba S...’ın muris H... İ... ’in oğlu olup, eldeki davanın davacıları arasında yer aldığı kayden sabittir.
Bilindiği üzere, muvazaa tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ancak kendi gerçek iradelerine uygun düşmeyen, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları halidir. Bir başka anlatımla ve en sade haliyle muvazaa irade ile beyan arasındaki aykırılıktır. Muvazaa kanıtlandığı takdirde sözleşme batıl olacağından hiçbir hüküm ve hukuksal sonuç doğurmayacaktır.
Somut olayda lehine temlik yapılan davalı akit tarihinde 16 yaşında olup ergin değildir. 16 yaşındaki çocuğun parasının olması ve bedel ödemesi söz konusu olmadığı gibi, böyle bir durum hayatın olağan akışına da terstir. Bunun yanında davalı, bedelin ailesi tarafından ödendiği gibi bir savunma da getirmemiştir. Nitekim, akde veli sıfatı ile katılan baba Salih, temlikin bedelsiz yapıldığı iddiası ile eldeki davayı açmıştır. Tüm bu nedenlerle temlikin bedelsiz ve muvazaalı olduğu açıktır. Sayın çoğunluk ile bu noktada görüş aykırılığı bulunmamaktadır.
Ancak, davalı M...’un akit tarihinde ergin olmaması nedeniyle akitte velayeten anne ve babasının yer aldıkları hususuna yukarda değinilmişti.
Türk Medeni Kanununun 335.maddesine göre E...olmayan çocuk anne ve babasının velayeti altındadır. Yine Türk Medeni Kanununun 342/1. maddesine göre ana ve baba velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcileridir. Davanın davacılarından Salih’in, ergin olmayan çocuğunun yasal temsilcisi sıfatı ile miras bırakanın temlikinde yasal zorunluluk nedeniyle yer aldığı kuşkusuzdur. Ancak, bu akit hukuki sonuç doğurmuyorsa yasal zorunluluk gereği yer alan babanın akdin tarafı kabul edilip yasa hükümlerinin aleyhine uygulanmasının hukuk kuralları ile bağdaştığından söz edilemez. Öte yandan murisin yaptığı temlikin bir kısım mirasçılar bakımından muvazaalı bir kısmı bakımından da geçerli kabul edilmesi iradenin bölünemeyeceği kuralına da ters düşer.
Tüm bu açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında davanın kabulüne ilişkin hükmün onanması düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.