21. Hukuk Dairesi 2015/15452 E. , 2015/19351 K.
"İçtihat Metni"1 Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Bakırköy 17. İş Mahkemesi
TARİHİ : 16/04/2015
NUMARASI : 2014/310-2015/122
Davacı, davalı Kurum tarafından gönderilen ödeme emirlerinin ve takiplerin iptaliyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava; dava dışı ’nin prim ve işsizlik sigortası primi borçları nedeniyle, davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali ile davacının borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, 7 günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığından, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, borçlu ’nin 11.05.2004 tarihinde kurulduğu, davacının 17.06.2005 tarihinde 3 yıllığına şirket müdürlüğüne seçildiği, davacının 09.08.2012 tarihinde dava açarak, .’de işçi olarak çalıştığını, hile ile şirket müdürü yapıldığını, bunu gelen borçlardan sonra öğrendiğini, bu nedenle şirket müdürlüğünün geçmişe yönelik olarak iptaline karar verilmesini” talep ettiği, İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2012/189 E. sayılı dosyası üzerinde görülen davada 18.07.2013 tarihinde, 2013/189 K. sayılı karar ile; “6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun 541. maddesi uyarınca, ortak olmayan kişilerin şirket müdürü olması için ana sözleşme değişikliği veya ana sözleşmede bu yönde hüküm gerektiğinden ve 3. kişiler yönünden hüküm ifade edebilmesi için aynı Kanunun 38. maddesi uyarınca ilanı gerektiğinden ve bu yönde alınmış ve ilan edilmiş karar olmadığından davanın kabulüne” karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, Şti.’nin 2005/5 ila 2007/10. ayları arasındaki dönemlere ait prim borçları ve işsizlik sigortası primi borçları nedeniyle 2009/10500, 2007/23197, 2007/19042, 2007/19041, 2005/23405, 2007/19041, 2007/23196 ve 2009/10499 no"lu takip dosyaları üzerinde davacı aleyhine takip yapıldığı, davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin 26.04.2012 tarihinde tebliğ edildiği, davacının 09.08.2012 tarihinde İdare Mahkemesi"ne ödeme emrinin iptali için dava açtığı, İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 15.08.2012 tarih, 2012/1504-1364 sayılı Kararı ile, “İş Mahkemesinin yetkili olduğu belirtilerek görev yönünden reddine” karar verildiği, bu kararın 07.09.2012 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, bunun üzerine 24.09.2012 tarihinde iş bu davanın açıldığı görülmüştür.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa"nın 80/5 ve 6183 sayılı Yasa"nın 58. maddeleri ile İİK"nun 72. maddesidir. 506 sayılı Yasa"nın 80/5. maddesine göre “Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Yasa"nın uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.” 6183 sayılı Yasa"nın 58/1. maddesine göre ise, “Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu (İş Mahkemesi) nezdinde itirazda bulunabilir.”
Ödeme emrinin iptali istemine ilişkin olarak anılan maddeye dayalı olarak açılacak dava “menfi tespit” niteliğinde olup,”böyle bir borcu olmadığı” veya “kısmen ödendiği” veya “zamanaşımına uğradığı” iddiaları dışında başka bir itiraz nedeni ileri sürülemeyecektir.
İtiraz davası için öngörülen 7 günlük sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.4.2001 gün ve 2002/21-201-297, 24.3.2004 gün ve 2004/10164-170 sayılı kararları). Hak düşürücü süre, niteliği itibariyle bir itiraz olup sonuçlarını kendiliğinden meydana getirir, resen gözönünde tutulmalıdır.
Kamu alacağına ilişkin olarak anılan madde kapsamında öngörülen menfi tespit davası dışında, yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılmasına anılan kanun hükümleri cevaz vermemektedir. Zira, tahsil edilmesi istenen alacak, kamu alacağı niteliğinde imtiyazlı olup sürüncemede kalması önlenerek, hızla tahsili sağlanmak istenmektedir. 6183 sayılı Kanunda, İcra ve İflas Kanununun 72. maddesine koşut bir hükme yer verilmemiş bulunması karşısında, Yasada öngörülen 7 günlük itiraz süresini geçiren kamu alacağı borçlusu, aynı konuda yeni bir menfi tespit, istirdat davası açamayacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 gün ve 2006/21-198 Esas, 249 Karar sayılı Kararı).
6183 sayılı Kanun ile menfi tespit davasına, “Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczini” düzenleyen 6183 sayılı Kanunun 5479 sayılı Kanun ile değişik 79. maddesinde üçüncü şahıslar yönünden yer verilmiş ise de, bu olanak, kamu alacağı borçluları yönünden tanınmamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.10.2007 gün ve 2007/21-623 Esas, 2007/717 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.
Asıl borçlu yönünden yukarıda açıklanan mevzuat uyarınca ödeme emrinin iptali istemine ilişkin olarak açılacak davaların 7 günlük hak düşürücü süre içinde açılması gerekir ise de 3. şahıslar yönünden dava açmanın aynı süre ile sınırlandırılması aksine bir kuralın gerek 6183 sayılı gerekse 506 sayılı Yasa"da yer almaması nedeniyle doğru değildir.
Öte yandan, 3. şahıslar yönünden dava açma süresinin 7 gün ile sınırlandırılması asıl borçlu olmayan, örneğin Kurumun asıl borçlusu olan şirketin yöneticisi olmadığı halde hakkında ödeme emri gönderilen 3. şahısların her nasılsa dava açma süresini geçirmesi durumunda gerçekten sorumlu olmadıkları bir borcu ödemek zorunda kalmalarına neden olacak ağır sonuçların doğmasına yol açabilecektir.
Gerçekten, öğretide ve uygulamada oluşan görüşe göre, ödeme emrine itiraz edilmediği ve takibin kesinleşmesi giderek borcun ödenmesinden sonra borçlunun ödeme emrine konu borç yönünden yargı yoluna gidebilmesi başka bir anlatımla, bu yönde menfi tespit davası açabilmesi mümkündür. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı İİK"nun 72. maddesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 19.11.1982 gün ve 1930/904 sayılı kararı da aynı yöndedir. Kaldı ki, Anayasanın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36. maddesinde öngörülen ilke de gözönünde tutulduğunda, borçlunun, yargı mercileri önünde haklarını ileri sürmesi, aksine bir kuralın da gerek 6183 sayılı gerekse 506 sayılı Yasa"da yer almaması karşısında ilke olarak kabul edilmelidir.
Somut olayda, davacının borçlu şirketin müdürü olmadığının İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 18.07.2013 tarih, 2012/189 E. - 2013/189 K. sayılı karar ile hüküm altına alındığı ve bu hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği, buna göre 3. şahıs konumunda olduğu sabittir.
Bu nedenle, davacı açısından dava açma süresinin 7 gün ile sınırlandırılması doğru değildir.
Yapılacak iş; 3. kişi durumunda olduğundan davacının açtığı davanın süresinde açıldığını kabul ederek işin esasına girmek ve menfi tespit davası ile ilgili tüm delilleri toplayarak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine
03.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.