Abaküs Yazılım
1. Hukuk Dairesi
Esas No: 2013/15286
Karar No: 2014/19649
Karar Tarihi: 16.12.2014

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2013/15286 Esas 2014/19649 Karar Sayılı İlamı

1. Hukuk Dairesi         2013/15286 E.  ,  2014/19649 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ


    Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 16.12.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat ... geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat gelmedi yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

    -KARAR-

    Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
    Davacı, mirasbırakını annesi ... ile anneannesi ...."ın dava konusu 165 ve 823 parsel sayılı taşınmazlarda ki paylarının vekâleten davalılara devredildiğini yeni öğrendiğini, mirasbırakanı ..."ın ölümünden kısa süre önce tüm taşınmazlardaki paylarının vekâleten devredilmesinin işlemlerin muvazalı olduğunu gösterdiğini ileri sürerek, dava konusu 165 ve 823 parsel sayılı taşınmazların davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile mirasbırakanı ... ile ... adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
    Davalılar, dava konusu taşınmazları babaları ... adına kayıtlı iken haricen satın aldıklarını, onun ölümüyle mirasçılar arasındaki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilerek mirasçılar adına tapuya tescilinden sonra gerçekten hak sahibi oldukları bu taşınmazları tüm mirasçılardan satın aldıklarını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
    Mahkemece, davacının, mirasbırakan annesi ..." ın yasal mirasçısı olup, sağ anaannesi ..." ın ise mevcut durumu itibariyle yasal mirasçısı olabilecek konumda bulunduğu, dava konusu taşınmazlarda ... ve ..."ın paylarının davalılara devrinin muvazalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu 823 sayılı parselin davalı ... adına tapu kaydının iptali ile 4/16 payının ...; 1/16 payının ... adına tesciline; 165 sayılı parselin davalı ... adına tapu kaydının iptali ile 4/48 payının ..., 1/48 payının ... adına tesciline karar verilmiştir.
    Dosya içeriği ve toplanan delillerden mirasbırakan ..."ın 25.10.2007 tarihinde ölümü ile geriye mirasçıları olarak davacı oğlu ..., dava dışı eşi ... ve çocukları ..."in kaldıkları, mirasbırakan ..."nin annesi ..."ın ise sağ olduğu; dava konusu 165 ve 823 parsel sayılı taşınmazlar ... adına kayıtlı iken ölümü ile mirasçılarına intikal ettiği, mirasçılarından ... ve..."ye vekâleten dava dışı vekilleri ... ve ... tarafından dava konusu 165 parsel sayılı taşınmazki miras paylarının davalı ..."a; 823 parsel sayılı taşınmazdaki miras paylarının ise davalı ..."e satış yoluyla temlik edildiği anlaşılmaktadır.
    Hemen belirtilmelidir ki, ..."ın sağ olduğu, vesayet altına alındığı veya alınması yönünde derdest davanın bulunduğuna dair iddianın da olmadığı, davacının, ..."ın yaptığı temlik bakımından dava açma sıfatı bulunmadığı açıktır.
    Mirasbırakan ..."ın dava konusu taşınmazlardaki payının temlikine gelince; 6100 sayılı HMK 33. (1086 sayılı HUMK 76.) maddesi hükmü uyarınca, olayları bildirmek taraflara hukuki nitelendirmeyi yapmak ve ona uygun yasal düzenlemeyi tayin ve tespit ederek uygulamak hâkime aittir.
    Somut olayda, iddianın ileri sürülüş biçimi, dava dilekçesinin içeriği ve dosyadaki mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde; davada vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayanıldığı kuşkusuzdur.
    Ne var ki; mahkemece, davanın muvazaa hukuksal nedenine dayalı olduğu benimsenmek suretiyle hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülmüştür.
    Ayrıca, davada istek terekeye iadeye ilişkin olup, mirasbırakanı ..."ın dava dışı mirasçıları da olduğu, öncelikle iştirakın sağlanması gerektiği halde, bu hususunda yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
    Bilindiği üzere, elbirliği (İştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 701.-703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, TMK"nin 701. maddesinde (... Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (İştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
    TMK"nin 702/2 maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne varki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. (ll.l0.982 tarihli l982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
    Bu durumda, öncelikle taraf teşkili sağlanması, ondan sonra vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedeni yönünden araştırma yapılması gerektiği açıktır.
    Bilindiği gibi, Türk Borçlar Kanunu"nun temsil ve vekâlet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
    6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. (818 s. Borçlar Kanunu"nun(BK) 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
    Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
    Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK"nin 504/1.maddesi). Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dışı tescil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK"de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK"de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
    Vekil ile sözleşme yapan kişi TMK"nin 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
    Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK"nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
    Mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde hükme yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
    O halde; davacı tarafından, ..."ın temliki yönünden davanın sıfat yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken kabul kararı verilmesi doğru olmadığı gibi; mirasbırakan ... yönünden açılan davanın ise terekeye iade istemli olduğu gözetilerek davaya katılmayan mirasçıların olurunun alınması ya da miras şirketine TMK"nun 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi, ondan sonra davacının, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından yukarıda açıklanan ilke ve olgular uyarınca araştırma ve inceleme yapılması, taraf delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek, hukuki nitelemede yanılgıya düşülüp noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsizdir.
    Kabüle göre de, TMK"nin 28. maddesi hükmü uyarınca ölümle kişiliğin son bulduğu ve tapu sicillerinin tutulması kamu düzeni ile ilgili olup ölü kişi adına tescil kararı verilemeyeceği ilkesi gözardı edilerek yazılı olduğu üzere mirasbırakan ... adına tescil kararı verilmiş olmasıda doğru değildir.
    Davalılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, 16.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

















    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi